İlgili metin şöyle geçmektedir:
Hem bazen olur ki, haber-i vâhid, bazı şerâit dâhilinde tevâtür gibi kat‘iyeti ifade eder. Hem bazen olur ki, haber-i vâhid, hâricî emârelerle kat‘iyeti ifade eder.1
İslâm ilimlerinde haberler, rivayet eden kişi sayısına göre değerlendirilir. Genelde çok kişi tarafından aktarılan mütevâtir haberler kesin bilgi verirken, az kişi tarafından aktarılan haber-i vâhidler kesin sayılmaz. Ancak bu durum her zaman böyle değildir. Bazen bir haber-i vâhid, ümmet tarafından kabul edilip asırlar boyunca onunla amel edilmesi, sahâbenin itiraz etmemesi ve İslâm âlimlerinin ittifakla benimsemesi gibi bazı şartlar altında, mütevâtir haber gibi kesinlik kazanır. Ayrıca bazen de haber-i vâhid, Kur’ân’a uygun olması, akla ve fıtrata ters düşmemesi, sahih hadis kaynaklarında yer alması ve başka delillerle desteklenmesi gibi başka işaretler sayesinde doğruluğu konusunda güçlü bir güven oluşturur ve bu da onun kat‘î, yani kesin bilgi ifade etmesine yol açar. Bu duruma örnek verecek olursak;
Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.2
Bu rivayet haber-i vâhid hükmündedir. Ancak: Kur’ân’daki şu âyetle örtüşür:
(O kötü azab) ateştir! (Onlar) sabah akşam ona arz olunurlar. Kıyâmet kopacağı gün ise: “Fir'avun âilesini azâbın en şiddetlisine sokun!” (denilecektir).3
Bununla beraber çok sayıda sahih hadisle desteklenir. Sahâbe döneminden bu hadise bir itiraz gelmemiş, bu yüzden ehl-i sünnet âlimleri kabir azabını temel bir mesele, bir hakikat olarak kabul etmişlerdir.
Yine konu ile alakalı Bediüzzaman Hazretlerinin aktardığı şu hadis bu bağlamda değerlendirilebilir:
Hazret-i Ömer Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dan yağmur duâsını niyâz etti. Çünkü ordu suya muhtaç idi. Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini kaldırdı. Birden bulut toplandı. Yağmur geldi. Ordunun ihtiyacı kadar su verdi, gitti. Âdetâ yalnız orduya su vermek için me’mur idi. Geldi, ihtiyaca göre verdi, gitti. Şu hâdise nasıl ki, sekizinci misâli te’yîd ve kat‘î isbat eder. Öyle de, şu hâdisede meşhur allâmelerden ve tashîhde çok müşkilpesend, hatta çok sahîhlere mevzu‘ deyip kabul etmeyen İbn-i Cevzî gibi bir muhakkik der ki: “Şu hâdise, Gazve-i Meşhûre-i Bedir’de vukū‘ bulmuş. وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ âyet-i kerîmesi, o hâdiseyi beyân edip ifade eder.” Madem âyet o hâdiseyi gösterir. Kat‘iyetinde şübhe kalmaz. Hem duâ-yı Nebevî ile birden ve sür‘atle ve daha elini indirmeden yağmurun gelmesi, çok tekerrür etmiş. Tek başıyla bir mu‘cize-i mütevâtiredir.4
Bu olay ilk bakışta tek bir rivayet gibi görünse de, Kur’ân âyetiyle açıkça desteklenmektedir. Ayrıca benzer şekilde Resûl-i Ekrem’in (sav) duasıyla yağmurun defalarca süratle ve gözle görülür biçimde gelmesinin tarih boyunca tekrarlanması, bu rivayeti kesinlik seviyesine yükseltmektedir. Özellikle Enfâl Sûresi’nde geçen “Sizin üzerinize gökten su indirdi”5 meâlindeki âyetin Bedir’deki bu olaya işaret etmesi, rivayetin doğruluğunu İlâhî bir onayla desteklediğinden, burada haber-i vâhid başka belirtilerle (hadis dışı) kat‘î bilgi ifade etmiş, hatta fiilen mütevâtir hükmüne yaklaşmıştır.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 231.
Tirmizî, Kıyâmet, 26.
Mü'min, 40 / 46.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 257.
Enfâl, 8 / 11.

