İlgili yerde şöyle geçmektedir:
Birinci kısım olan ehl-i îmân ve ehl-i takvânın en büyük menfaati, frenk-meşrebâne bir medeniyette midir? Yoksa hakāik-i îmâniyenin nûrlarıyla saâdet-i ebediyeyi düşünüp, müştâk ve âşık oldukları tarîk-i hakta sülûk etmek ve hakîkî teselli bulmakta mıdır? Senin gibi dalâlet-pîşe hamiyetfurûşların tuttuğu meslek, müttakî ehl-i îmânın ma‘nevî nûrlarını söndürüyor. Ve hakîkî tesellilerini bozuyor. Ve ölümü i‘dâm-ı ebedî ve kabri dâimî bir firâk-ı lâyezâlî kapısı olduğunu gösteriyor.1
Bediüzzaman Hazretleri, bahsi geçen konuda, dinsizlerin milliyetçilik damarını kullanarak etrafındaki insanları dağıtmaya çalıştıklarından bahseder. Şeytanın bu vesvesesine karşı Bediüzzaman Hazretleri, insanları altı tabakaya ayırarak meseleyi izah eder:
1-Ehl-i iman ve ehl-i takva
2-Musibetzede ve hastalar
3-İhtiyarlar
4-Çocuklar
5-Fakirler ve zayıflar
6-Gençlerdir.
Bu tabakaların ilki olan Ehl-i iman ve ehl-i takva; Allah’ın, ahiretin ve cennetin var olduğunu bilirler. Bu insanlar bütün gayretleri Allah’ın rızasını elde etmeye çalışmaktır. Bunların tek tesellileri ibadetle ve haramlardan sakınmakla mümkündür. Bu insanlara Allah’ı ve ahireti bir tarafa bırakın, cennetten vazgeçin, ebedi hayatınızın mahvına sebep olacak günah ve haramların peşinde koşun diyerek bu insanları ebedi cehenneme sürüklemeye sebep olacak bir tavsiye onların hakiki tesellilerini bozar. Dolayısıyla, sefih medeniyetin sunduğu geçici zevkler, müminin dünyasında teselli değil ancak derin bir azap meydana getirir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s.305

