Soru

Fıtrat Yalan Söylemez

"Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüv der: “Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim.” Doğru söyler. Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: “Piliç olacağım.” Biiznillâh olur. Doğru söyler. Bir avuç su meyelân-ı incimâd ile der: “Fazla yer tutacağım.” Metîn demir, onu yalan çıkaramaz. Sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar, irâdeden gelen evâmir-i tekvîniyenin tecellîleridir, cilveleridir." İfadelerini izah eder misiniz?

Tarih: 5.03.2021 14:01:04
Okunma: 487

Cevap

Fıtrat kelimesi “yarmak, ikiye ayırmak; yaratmak, icat etmek” mânalarına gelen fatr kökünden isim olup “yaratılış, belli yetenek ve yatkınlığa sahip oluş” anlamında kullanılır. İlk yaratılış, bir bakıma mutlak yokluğun yarılarak içinden varlığın çıkması şeklinde telakki edildiğinden fıtrat kelimesiyle ifade edilmiştir. Buna göre fıtrat ilk yaratılış anında varlık türlerinin temel yapısını, karakterini ve henüz dış tesirlerden etkilenmemiş olan ilk durumlarını belirtir (İbn Abdülber, XVIII, 57 vd.; Lisânü’l-ʿArab, “fṭr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “fṭr” md.). Bütün varlığın yaratılışı sırasında Allah’ın türlere kazandırdığı bu temel yapıdan dolayı aynı kökten gelen fâtır kelimesi Kur’an’da Allah’ın isimlerinden biri olarak zikredilmiştir (meselâ bk. el-En‘âm 6/14; Fâtır 35/1; ez-Zümer 39/46).[1]

Cenab-ı Hakkın yaratmış olduğu bütün mevcudata dikkat ettiğimiz zaman yaratılışlarının gereği olarak vazifeleri icra etmektedirler. Bunun da öncesinde kendilerinde bu işlere karşı büyük bir meyil görünüyor. Bir çekirdekte fıtraten sümbüllenme, meyve verme meyli vardır. Uygun bir zaman ve zemin olması durumunda fıtratında var olan hakikatler onu doğrular ve sümbüllenip meyve verir. Yumurtada fıtraten hayata gelmek piliç olmak gibi bir meyil var. Fıtratı onu doğrular Biiznillâh hayat gelir ve piliç olur. Bir avuç su, kendisinin fıtratında var olan donmak fazla yer tutmak meyli ile zamanı ggeldiğinde çok sert olan demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu izah ettiğimiz fıtratta var olan meyelânlar, Cenab-ı Hakkın irade sıfatından gelen yaratılışa ait olan emirlerdir. İşte aynen bunlar gibi Cenab-ı Hak insanı da birçok duygular ile yaratmıştır. Bu duygulara farklı farklı meyiller vermiştir. Örnek olarak insanda duyguların sultanı olarak tarif edilen, ebedden ve ebedi zattan başka hiçbir şey ile tatmin olmayan bir duygu vardır. Fıtraten bu duygu insana devamlı surette ebediyeti ihtar etmektedir.

 İnsanın dünyada ebedi yaşamak isteği, ölmek istememesi gibi meyiller ebed için yaratıldığını telkin etmektedir. Yine insanda şuurlu bir mahiyete sahip vicdan denilen başka bir duygusu daha vardır ki insanın bu arzusunu, ihtiyacını tasdik etmektedir. Ayrıca insanın fıtratında var olan ve varlığını her daim gösteren acizlik, zayıflık, fakirlik gibi duygular da insanın bu ihtiyaçlarını giderecek bir zatı bulmasına insanı meylettirerek bu vesileler ile  Allah Teala'nın kudretine, gınasına yani zenginliğine yapışmaya güçlü bir bağ hükmüne geçer. Yani bu duygular kendi lisanlarıyla Cenab-ı Hakkın varlığını ilan etmektedirler. Bunun gibi sair duyguları da bu misallere kıyas ettiğimizde fıtratımıza yerleştirilen bütün duygularımız doğru söyleyerek hakkı ve hakikati  ifade etmiş olurlar.

Netice itibariyle insanın yaratılışı yani fıtratı yalan söylemez. Kendisinde bulunan duygular, latifeler birer çekirdek gibidirler. Bu duygular fıtraten her zaman doğruyu söylerler. Her daim insanın Allah'a kulluk için yaratıldığını, ebedi bir hayata namzet ve müştak olduğunu ifade ederler. Ebedi bir saadete veya ebedi bir şekavete yönelik olarak vücuda geldiğini, dünyada da geçici olarak kalacağını hatırlatırlar.  

 

 

 


[1] Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, Hayati Hökelekli


Yorum Yap

Yorumlar