Bediüzzaman Hazretleri, Fetih Suresi’nin başındaki bu âyetin manasını şöyle açıklamıştır:
Şu ihbârda hafî bir îmâ daha var ki: Sahâbeyi tavsîfât-ı mühimme ile senâ ederken, makamca en büyük bir mükâfâtın va‘di lâzım geldiği halde, مَغْفِرَةً kelimesiyle işaret ediyor ki, istikbâlde Sahâbeler içinde fitneler vâsıtasıyla mühim kusurlar olacak. Çünkü mağfiret, kusurun vukūuna delâlet eder. Ve o zamanda Sahâbeler nazarında en mühim matlûb ve en yüksek ihsân, mağfiret olacak ve en büyük mükâfât ise, af ile mücâzât etmemektir. مَغْفِرَةً kelimesi, nasıl latîf bir îmâyı gösteriyor. Öyle de bu مَغْفِرَةً kelimesi sûrenin başındaki لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ cümlesi ile münâsebetdârdır. Sûrenin başı, hakîkî günahlardan mağfiret değil; Çünkü ismet var, günah yok. Belki makam-ı nübüvvete lâyık bir ma‘nâ ile mağfirettir; ve âhirinde Sahâbelere mağfiret ile müjde etmekle, o îmâya bir letâfet daha katar.1
Sorunuzdaki ayet-i kerime hakkında müfessirler farklı görüşler beyan etmişlerdir. Bir kaçını buraya alıyoruz.:
1- Peygamber Efendimiz'in (sav) ‘geçmiş günahları’ tabiriyle kastedilen, hakiki günahlar değil; peygamberlik makamına ters düşmeyen ve ‘zelle’ olarak adlandırılan beşerî, küçük kusurlardır. Bunların hiçbiri dinen günah sayılan şeyler değildir.
2- Gelecek günahlar’ tabiri ise aslında Peygamberimize (sav) değil; sahabelerinin ileride çıkacak fitneler sebebiyle istemeden de olsa bazı günahlara gireceklerine ve bu günahlarının bağışlanacağına işaret etmektedir. Çünkü bağışlanma varsa kusur da vardır. Bundan dolayı Fetih Suresi’nin sonundaki sahabeleri öven ayetler, “Allah onlara bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat va‘d etmiştir.” diyerek onlara bağışlanma vaadinde bulunmaktadır. Sahabe faziletine sahip oldukları için Allah onların kusurlarını bağışlayacağını ifade etmektedir. Hakikaten ehl-i sünnet görüşüne göre, sahabelerin aralarında çıkan Cemel ve Sıffin harbi gibi savaşlarda asıl maksatlarının Allah rızası olduğu, bunu ararken hata işleyenlerin bu kusurlarının affedildiği vurgulanmıştır.
3- İman edip Allah ve Resûlünü tasdik eyleyip de Allah’ın emrettiği güzel işleri işleyen kimselere bağışlanma ve büyük sevap vaad etti demek olur ki bunlar İslâm’a girenlerdir.2
4-Allah Teâlâ, Resulünün yanındaki ashâbı ile kâfirlere hiddet vermek için onlardan; o kâfirler içinden imana gelip de iyi ameller yapan kimseler bağışlanma ve büyük sevap vaad buyurdu, şüphe yok ki bu şekilde imana davet, cahiliyye taassublarına dokunur, onları kızdırır. Nitekim oğlu Ebû Cendel’in imana gelmesi babası Süheyl’i ne kadar kızdırmıştı. Bu sebepten burada hem ashaba hiddet gösterenlerin kâfirler olduğu anlatılmış, hem Ebû Cendel ve Ebu Nasîr vak’aları gibi kâfirleri kızdıran olaylara işaret edilmiş olduğu gibi geleceğin fetihleriyle İslâm’a girip güzel hizmet edeceklerin bağışlanması, mükafat ve sevapları da ayrıca anlatılmış oluyor.3
Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.24
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku’ran Dili, Azim Yayın-Dağıtım, İstanbul ts, c.7
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku’ran Dili, Azim Yayın-Dağıtım, İstanbul ts, c.7

