Öncelikle sorduğunuz isimlerin anlamlarını ve daha sonra da sorunuzla bağlantısını açıklayalım: Evvel ismi, varlığının başlangıcı olmayan demektir. Âhir ismi ise, varlığının sonu bulunmayan anlamındadır. Zâhir ismi, varlığını ve birliğini belgeleyen birçok delilin bulunmasından dolayı belirgin olan manasına gelir. Bâtın ismi ise, Allahu Teâlâ’nın sınırsız olduğunu ve varlığının kullarının onu idrak etmekten aciz olduğunu ifade eder.
Sorunuzla alakalı kısım şu şekilde geçmektedir:
İsm-i Evvel ile işaret edildiği gibi: Her bir meyvedar ağacın menşe-i aslîsi olan çekirdek öyle bir sandukçadır ki o ağacın programını ve fihristesini ve planını ve öyle bir tezgâhtır ki onun cihazatını ve levazımatını ve teşkilatını ve öyle bir makinedir ki onun iptidadaki incecik vâridatını ve latîfane masarifini ve tanzimatını taşıyor.Ve ism-i Âhir’le işaret edildiği gibi: Her bir ağacın neticesi ve meyvesi öyle bir tarifenamedir ki o ağacın eşkâlini ve ahvalini ve evsafını ve öyle bir beyannamedir ki onun vazifelerini ve menfaatlerini ve hâssalarını ve öyle bir fezlekedir ki o ağacın emsalini ve ensalini ve nesl-i âtisini o meyvenin kalbinde bulunan çekirdekler ile beyan ediyor, ders veriyor.Ve ism-i Zahir’le işaret edildiği gibi: Her ağacın giydiği suret ve şekil öyle musanna ve münakkaş bir hulledir, bir libastır ki o ağacın dal ve budak ve aza ve eczasıyla tam kametine göre biçilmiş, kesilmiş, süslendirilmiş. Ve öyle hassas ve mizanlı ve manidardır ki o ağacı bir kitap, bir mektup, bir kaside suretine çevirmiştir.Ve ism-i Bâtın ile işaret edildiği gibi: Her ağacın içinde işleyen tezgâh öyle bir fabrikadır ki o ağacın bütün ecza ve azasını teşkil ve tedvir ve tedbirini gayet hassas mizanla ölçtüğü gibi, bütün ayrı ayrı azalarına lâzım olan maddeleri ve rızıkları, gayet mükemmel bir intizam altında sevk ve taksim ve tevzi ile beraber akılları hayret içinde bırakan şimşek çakmak gibi bir sürat ve saati kurmak gibi bir suhulet ve bir orduya “Arş!” demek gibi bir birlik ve beraberlik ile o hârika fabrika işliyor.1
Buradaki ana konu, haşrin/ahiretin ispatıdır. Bediüzzaman Hazretleri bu bölümde hafîziyet, yani tohumlarda, çekirdeklerde, hafızalarda ve daha pek çok maddi manevi ortamlarda, her şeyin muhafaza ve kaydedilmesi hakikati üzerinden haşri anlatır. Hafîziyetin en üst seviyede anlaşılması ise, Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın isimlerinin bahar mevsiminde bitkiler üzerinde görünmesiyle olur.
Mesela bir ağacın meydana gelmesine sebep olan çekirdek, o ağacın programını ve oluşma kanunlarını içerdiği için Evvel ismine mazhardır ve ne kadar büyük bir hafîziyet hakikati var olduğunu ispat eder.
O ağacın meyvesi ise, içerdiği çekirdek ile, gerek parçası olduğu ağacın gerekse yeni meydana gelecek olan ağacın programını ve oluşum kanunlarını kapsadığı için Âhir ismine mazhar olarak yine hafîziyet hakikatine şahitlik eder.
İntizamlı, renkli, sanatlı ve süslü bir ağaç, çekirdekte kayıtlı olan o programdan ortaya çıkarak, Zâhir ismine mazhardır ve hafîziyet hakikati içinde kudretin büyüklüğünü, hikmetin mükemmelliğini ve rahmetin cemalini gösterir.
Yine o çekirdekte kayıtlı olan programdan ortaya çıkan ağacın içinde işleyen ve hiçbir dalı, yaprağı, çiçeği, meyveyi gıdasız bırakmayan düzen ve sistem ise, Bâtın ismine aynadır ve hafîziyet hakikati içinde kudretin mükemmelliğini, rahmeti ve hikmeti ispat eder.
Bu dört ismi, tek bir ağaç üzerinde gördüğümüz gibi, bütün yeryüzü üzerinde de görebiliyoruz. Mesela sonbahar mevsiminde hafîziyete emanet edilen bütün çekirdek ve tohumlardaki program ve oluşum kanunlarından, Evvel isminin tecellisiyle (görünmesiyle), ilkbaharda yer yüzündeki bütün ağaçların ve bitkilerin ortaya çıkması, Hafîz-i Zülcelâl’in (her şeyi muhafaza eden ve yücelik sahibi olan Rabbimizin) sonsuz bir kudret, adâlet, hikmet ve rahmet ile iş gördüğünü gösterir.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.28

