Evlilik, eşlerin birbirine karşı sadakat, sevgi ve karşılıklı sorumluluklarını içeren hukuki ve manevi bir bağdır. Bir erkeğin eşcinsel eğilimleri veya geçmişte bu yönde ilişkileri olması, onun cinsel kimliğinin sadece tek bir yöne odaklı olduğu anlamına gelmeyebilir. Sizin de belirttiğiniz gibi, bir erkeğin kendi eşiyle cinsel birliktelik kurmak istemesi ve bu yönde bir arzu duyması, o kişinin tamamen eşcinsel olmadığını, en azından eşine karşı bir çekim hissettiğini göstermektedir. Nitekim evliliğini sürdüren ve eşiyle birlikte olmak isteyen birinin bu isteği, evliliğin doğal bir parçası olarak kabul edilir.
İslami kaynaklara ve genel aile hukukuna baktığımızda, evliliğin temel amaçlarından biri de eşlerin birbirinin iffetini koruması ve cinsel ihtiyaçlarını helal dairesinde karşılamasıdır. İslam fıkhına göre, geçerli bir mazeret (hastalık, hayız durumu veya eşe zarar verecek bir durum) olmadıkça eşlerin birbirinin cinsel davetine icabet etmesi beklenir.1 Ancak burada zorunluluk kavramı, eşlerin birbirine olan sevgisi ve rızasıyla şekillenmelidir. Eğer bir kadın, eşinin başka bir ilişkisi olduğunu biliyorsa, bu durum İslam hukukunda "sadakatsizlik" ve "eşine karşı dürüst olmama" kapsamına girmektedir. Bu gibi durumlarda kadının, yaşadığı güven kaybı ve psikolojik sarsıntı nedeniyle kendini hazır hissetmemesi insani bir haktır.2
Netice itibarıyla, evlilik devam ettiği sürece cinsel hayat bu kurumun bir parçasıdır ve eşlerin birbirine yönelmesi normaldir. Ancak sadakatsizlik (aldatma) gibi bir durum söz konusuysa, İslam dini kadına zarar görmeme hakkını tanır. Kadın, bu durumu bir boşanma gerekçesi yapabileceği gibi, evliliğini sürdürmek istiyorsa eşiyle iletişim kurarak bu güven sorununu aşmaya çalışabilir.
Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 125/131.
Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 528-529.

