İslâm fıkhında erkeklerin avret mahalli asgarî ölçüde belirlenmiş olmakla birlikte, Müslüman toplumlarda erkeklerin bu sınırla yetinmeyip daha geniş bir örtünme anlayışını benimsemeleri dikkat çekicidir. Fıkhen erkeklerin avreti diz ile göbek arası olarak tespit edilmiş olsa da, tarih boyunca İslâm toplumlarında erkeklerin el, ayak ve yüz haricinde vücutlarını örtmeleri ahlâkî, örfî ve edebî bir zorunluluk olarak görülmüştür. Bu durum, fıkhî hüküm ile ahlâkî sorumluluk arasındaki farkın doğru anlaşılmasını gerekli kılmaktadır. Zira İslâm’da giyim meselesi yalnızca “caiz–haram” sınırıyla değil; haya, vakar, iffet ve toplumsal ahlâk ilkeleriyle birlikte değerlendirilir.
Hanefî Mezhebine göre erkeklerin avreti göbek altı ile diz kapağı arası olup diz kapağı da avrettendir.1 Şâfiî Mezhebinde ise göbek ile diz arası avret kabul edilir; diz kapağı avret değildir.2 Bu tanım, asgarî çıplaklık yasağını ifade eder ve zaruret, ibadet veya mahremiyet gibi durumlar için belirlenmiş minimum sınırı temsil eder. Nitekim fıkıh âlimleri bu sınırın, sosyal hayatta ideal bir giyim ölçüsü olmadığını açıkça ifade etmişlerdir. İslâm’da haya, yalnızca avret yerlerinin örtülmesiyle sınırlı değildir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Haya imandandır3
Hayayı imanın ayrılmaz bir parçası olarak tanımlamıştır. Bir başka hadiste ise şöyle buyurmuştur:
Hayır, gerçek haya; başı ve başta bulunanı, karnı ve onun içindekileri korumaktır4
Bu ifadeler, giyimin sadece bedenle değil, ahlâk ve şahsiyetle de ilgili olduğunu ortaya koymaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de giyim meselesi yalnızca fizikî örtünme olarak ele alınmaz. “Takvâ elbisesi” kavramı, birçok müfessire göre haya, vakar, tevazu ve edep ölçülerini kapsayan ahlâkî bir örtünmeye işaret eder. Fahreddin er-Râzî bu kavramı “haya elbisesi”, İbn Kesîr “tevazu ve vakar”, Said Havva ise “aşırılıktan uzak, dikkatli ve edepli giyim” şeklinde açıklamıştır. İmam Gazâlî’ye göre elbisenin tanımı şöyledir:
Elbise, sadece avretin görünmesini engellemek için değil; kişinin toplum içindeki duruşunu, ciddiyetini ve ahlâkını yansıtmak içindir.5
Bu nedenle avret dışındaki bölgelerin açılması her zaman “caiz” olarak değerlendirilmez. El-Kâsânî ve İbn Hacer el-Heytemî gibi âlimler, avret dışında kalan bölgelerin açılmasının fitneye, edep zedelenmesine ve teşhircilik algısına yol açması hâlinde harama yaklaşabileceğini hatta haram olabileceğini belirtmişlerdir.
İslâm ahlâkında birey sadece kendi nefsinden değil, toplumun iffetinden de sorumludur. Kur’ân’ı Kerim'de mü’min erkeklere hem bakışlarını sakınmaları hem de iffetlerini korumaları emredilmiştir
Müfessirler bu ayeti, gözün korunmasının iffetin ilk basamağı olduğu şeklinde yorumlamışlardır. Gözü haramdan sakınmak emredildiğine göre, başkalarının gözünü harama sevk edecek şekilde giyinmek de ahlâken kabul edilemez.
İmam Kurtubî, erkeklerin de kadınlar gibi giyim yoluyla fitneye sebep olabileceğini; dar, şeffaf veya vücut hatlarını belirginleştiren kıyafetlerin bir tür teşhir anlamına geldiğini ifade eder. İmam Nevevî ise hayayı, insanı çirkin ve iffetsiz gösterecek her şeyden sakınmak olarak tanımlar. Resûlullah Efendimiz’in (sav) hayatı da bu anlayışın pratik örneğidir. Efendimiz (sav) hiçbir zaman vücut hatlarını belli eden veya dikkat çekici bir giyim tarzı benimsememiştir.
Sonuç olarak; erkeklerin avret mahallinin diz ile göbek arası olarak belirlenmiş olması, İslâm’ın giyim anlayışının nihai hedefi değildir. Bu sınır, asgarî bir fıkhî yükümlülüğü ifade eder. İslâm toplumlarında erkeklerin el, ayak ve yüz haricinde vücutlarını örtmelerinin temelinde; haya, takvâ, vakar, toplumsal ahlâk ve fitneden sakınma ilkeleri bulunmaktadır. “Takvâ elbisesi”, yalnızca bedenin değil, niyetin, duruşun ve ahlâkın da örtülmesidir. Bu sebeple Müslüman erkek için ideal giyim; sadece avreti kapatan değil, teşhirden uzak, vakarlı ve toplumun iffetini koruyan bir giyim tarzıdır.
İbn Abidin, Reddü’l-Muhtâr, c. 1, s. 405
Nevevî, el-Mecmûʿ, c. 3, s. 167
Müslim, İman, 1; Buhârî, İman, 16
Tirmizî, Kıyamet, 25
İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, c. 3, Kitâbü Âdâbi’l-Muâşeret

