Öncelikle ahiret, İslam inancına göre bir hizmet ve imtihan yeri değildir. Daha çok ücret, mükâfat ve karşılık yeridir. Yani dünyadaki gibi zahmet, yorgunluk ve sorumluluk yükü yoktur. Aksine tam bir huzur, rahat ve mutluluk hâkimdir. Ancak bu durum, ahirette hiçbir faaliyet olmayacağı anlamına da gelmez. Çünkü külfetsiz şekilde bir şey yapmak akla aykırı değildir. Nitekim meleklerin vazifeleri vardır ama onlar bu vazifelerden yorulmaz, bilakis lezzet alırlar. Aynı şekilde hayvanların ve bitkilerin de kendilerine has görevleri vardır ve bu onların fıtratına uygun olduğu için bir yük değil, bir tür tatmin ve lezzettir. Bu açıdan bakıldığında insan da ahirette isterse bazı faaliyetlerde bulunabilir. Fakat bu faaliyetler bir zorunluluk değil, tamamen bir nimet ve zevk olur.
Bu çerçevede dünyada ilimde, sanatta veya bir meslekte usta olan bir kişinin bu özelliğinin ahirette tamamen yok olması beklenmez. Nitekim insana verilen kabiliyetler ve sanatlara yatkınlıklar da boşuna verilmiş değildir. Bir insanın ilimde, sanatta veya meslekte mahir olması, onun fıtratına konulan bir istidadın açığa çıkmasıdır. İnsanın büyük emekle kazandığı ilim ve sanat maharetlerinin tamamen neticesiz kalması hikmete uygun olmaz. Cenabı- Hak bir ayette şöyle buyurmaktadır:
Artık kim zerre kadar bir hayır yapıyorsa, onu görecek!1
Bir insan dünyada sahip olduğu yeteneği Allah rızası için kullanmışsa, bu hem sevap olarak karşılık bulur hem de o kabiliyetin ahirette daha mükemmel ve lezzetli bir şekilde devam etmesi akla uygundur. Mesela: Mimar Sinan gibi bir sanatkâr, dünyada yaptığı sanat eserlerinden zevk alıyorsa, cennette bu kabiliyeti çok daha ileri ve kusursuz şekilde kullanabilir, ama bu bir zorunluluk değil, tamamen isteğe bağlı bir mutluluk olur.
Rivayetlerde Hz. İdris’in (as) terzilikle, Hz. Nuh’un (as) gemi yapımıyla (marangozlukla) ilişkilendirilmesi, onların bu alanlardaki maharetlerinin bir yönünü göstermektedir. Bu tür özelliklerin ahirette tamamen silinmesi yerine, daha güzel ve mükemmel bir şekilde yansıması akla uygun ve gayet hikmetlidir. Cennettin özelliklerinden bahsedilen ayetlerde şöyle denilmektedir:
Ve orada canların kendisini çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır.2
Artık, yapmakta olduklarına bir karşılık olarak onlar için göz aydınlığı olacak olan (ni'metler)den nelerin saklandığını kimse bilmez.3
Bu da gösterir ki insanın güzel gördüğü, sevdiği şeyler ahirette eksiksiz ve kusursuz bir şekilde devam etmektedir. Ve orada o kadar çeşitli nimetler ikramlar olacak ki kimse onları tahmin bile edemez. Örneğin dünyada hitabeti güçlü olan bir insan, cennette dilerse insanlara güzel sözler söylemekten lezzet alabilir. Bir aşçı yemek yapmaktan hoşlanıyorsa, bunu zahmetsiz bir zevk olarak yaşayabilir. Ama bunların hiçbiri mecburiyet değildir. Kişi istemezse hiçbir şey yapmak zorunda değildir.
Sonuç olarak, dünyada kazanılan ilim, sanat ve maharetler ahirette doğrudan bir "meslek icrası" şeklinde zorunlu olarak devam etmese de, onların karşılığı hem sevap olarak verilir hem de o kabiliyetler cennette daha mükemmel ve lezzetli bir şekilde ortaya çıkabilir. Çünkü ahiret yokluk değil, bilakis güzelliklerin en ileri derecede devam ettiği bir âlemdir.
Zilzâl, 99/7.
Zuhruf, 43/71.
Secde, 32/17.

