İlgili ayetin meali şu şekildedir:
Dîn(e girme)de zorlama yoktur; îman küfürden şüphesiz iyice ayrılmıştır. Artık kim tâğûtu (Allah'ın yerine tuttukları her şeyi) inkâr edip Allah'a îmân ederse, böylece şüphesiz kopmayan çok sağlam kulpa tutunmuştur! Allah ise, Semî' (hakkıyla işiten)dir, Alîm (her şeyi bilen)dir. 1
Bu ayetin tefsirini Muhammed Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen ve Muhammed Ali es-Sâbûnî hazretleri şu şekilde yapmışlardır:
İslâm dinine girmesi için hiç kimse zorlanamaz. Şüphesiz hak, batıldan, hidâyet sapıklıktan ayrılmış ve açıkça ortaya çıkmıştır. Kim Allah'tan başka, şeytan ve putlar gibi kendilerine ibadet edilen şeyleri inkâr eder ve Allah'a inanırsa en sağlam, kopmayan ve yok olmayan kulpa, yani dine sarılmış olur. Allah, kullarının sözlerini işitir, fiillerini bilir. 2
Bir İslâm memleketinde yaşayan müşrik, îmân etmek veya cizye vermek hususunda seçim hakkına sahiptir. Böyle bir kimseye İslâm'ı kabul etmek için zorlama yapılamaz. Ancak mü’min olan kimseler dinden çıktıkları takdirde, ahitlerini bozduklarından dolayı tevbe etmezlerse cezâlandırılırlar.3
Peygamberlerin açıklamalarından, ilâhî kitapların içeriklerinden dolayı ve Cenâb-ı Hakk'ın varlığına bütün kâinatın şehadet edip durmasından ötürü hakikat ortaya çıkmıştır. Her akıllı insan, bunu düşünüp tasdik edebilir. Artık zorlamaya lüzum yoktur. Herkes geleceğini düşünmeli, dinsizlik yüzünden uğrayacağı uhrevî cezayı nazara almalı, zorlamaya hacet kalmaksızın kendi rızasıyla, temiz kanaatiyle İslâm dinini kabul eylemelidir. Aksi takdirde akıbetini kendisi düşünsün. İslâmiyeti kabul etmesi için hiç kimse zorlanamaz ve İslâm dini, hiçbir şey, hiçbir muamele hakkında zor kullanmayı caiz görmemiştir. Gerek din hususunda gerek başka hususlarda zorlama cihetine gidilemez. Malûm olduğu üzere ikrah, bir şahsa hoşlanmadığı, rızası ile kabul etmediği bir şeyi tehdit ile kabul ettirmektir. Binaenaleyh zorlama yoluyla olup gönül rızasıyla kabul edilmeyen İslâmiyet, kabul edilmiş, sahibini mesuliyetten kurtarmış olamaz. Nitekim zorlama neticesi yapılan ibâdetler de Allah katında makbul değildir. Zorlama sonucu İslâmiyeti kabul eden bir kimse, bilâhare inancını düzelterek bu kutsî dini samimiyetle benimsemedikçe münafık olmuş olur. Maamafih böyle bir kimseye kâfir de diyemeyiz. Olabilir ki, kalpleri çeviren Allah Teâlâ onun kalbini imân yönüne çevirmiş, zorlama buna bir vesile olmuştur. 4
Bu tefsirlere bakıldığı zaman ayette yer alan "dinde zorlama yoktur" ibaresi, Müslüman olmayan bir kişinin İslâmiyeti seçip Müslüman olması için zorlanamaması anlamındadır.
Bir kişinin iman etmesi için kalp ile tasdik, dil ile ikrar gereklidir. Ancak bir kişi Müslüman olmaya zorlandığında dil ile ikrar etse bile kalp ile tasdik etmeyeceği için tam manasıyla iman etmiş sayılmayacaktır.
Ayetin Nüzul Sebebi
Rivayete göre Ensar'dan bir zatın iki oğlu varmış, her iki oğlu da Hristiyanlık dinini seçmişlerdi. Babası bunlara baskı yaparak İslâm'ı seçmelerini ve onda kalmalarını ister ve: "Siz Müslüman olmadıkça sizi bırakmam." der. Ancak her iki oğlu da buna yanaşmazlar ve nihayet durum Rasûlullah'a (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iletilir. Hz. Peygamber'in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) huzurunda şikâyetlerini dile getirirler. Ensar'dan zat der ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir kısmım (ailemden bazısı) cehenneme girecek mi? İşte ben onu bekliyorum." Bunun üzerine bu âyet iner ve adam da çocuklarının peşlerini bırakır. 5
Ebu Bişr şöyle rivayet etmiştir: Saîd ibn Cübeyr'e: "Dinde zorlama yoktur..." âyetini sormuştum. "Âyet Ansar hakkında nazil oldu." dedi. Ben: "Onlara mı mahsus?" diye sordum. "Evet, onlara mahsus." deyip şöyle anlattı: Câhiliye devrinde bazı kadınlar çocuklarının uzun ömürlü olmasını dileyerek: "Eğer bir çocuğum olursa onu Yahudiler içinde bırakacağım." diye adakta bulunurlardı. İslâm geldikten sonra da Yahudiler içinde Ansar'dan bazılarının çocukları bu şekilde Yahudiler arasında idiler. Nadîroğulları sürgün edilirken bu çocukların aileleri Hz. Peygamber'e (sa) geldiler ve: "Ey Allah'ın elçisi, onları çıkarıyorsun ama onların içinde bizim çocuklarımız ve kardeşlerimiz var. Onlar ne olacak?" diye sordular. Hz. Peygamber (sa) cevap vermedi de "Dinde zorlama yoktur. Gerçekten iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tâğûtu tanımayıp da Allah'a iman ederse o, muhakkak ki kopması olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır." âyeti nazil oldu. Efendimiz (sa): "Arkadaşlarınız muhayyer bırakıldılar: Eğer sizi seçerlerse sizdendirler. Yok onları (Yahudileri) seçerlerse o zaman da onlardandırlar." buyurdu ve Yahudilerle kalmayı tercih edenleri Yahudilerle birlikte sürgün etti. 6
İbn Cerîr, Said ve İkrime kanalıyla ibn Abbas'tan (ra) nakleder: "Dinde zorlama yoktur" âyeti, Husayn adında Sâlimoğulları'na mensup ensardan bir kişi hakkında nâzil oldu. Kendisi müslüman olduğu halde iki oğlu hıristiyandı. Resülullah'a (sav) "Ben bunları İslâm'a girmek üzere zorlayayım mı? Çünkü bunlar Hıristiyanlık'tan başka bir dine bağlanmayı kabul etmiyorlar" dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti indirdi. 7
Ayetin nüzul sebepleri birbirlerinden farklı gibi görünseler de aslında hepsi bir tek şeye delalet ediyorlar.
Dinde zorlama yoktur ayetinden çıkarılacak hüküm, bir gayr-ı müslim'in İslâm'a girmeye mecbur edilmemesi gerektiği hükmüdür. Zaten tarih boyunca bu ayetin mensuh olmadığını söyleyen İslâm âlimleri, bu ayet-i kerîmeyi bu şekilde anlamış ve uygulamışlardır. Mensuh olduğunu söyleyenlerse hiç nazar-ı itibara almamışlar, "ya kılıç, ya cizye" demişlerdir. 8
Bakara, 2/256.
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat, c.1, s. 301-302.
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku’ran Dili, Azim Yayın-Dağıtım, İstanbul ts, c.2, s.163-172.
Ömer Nasuhi Bilmen, Kuranı Kerimin Meali Alisi ve Tefsiri, Kitap Kalbi Yay. İstanbul 2020, c.1, s. 274.
İmam Nesefi, Nesefi Tefsiri, Ravza Yayınları, İstanbul 2003, c.2 , s. 255-128.
Ebu Cafer Taberi, Câmiu'i-Beyân, Hisar Yayınları, İstanbul 1996, c. 2, s. 113.
Celaleddin es-Suyuti, Esbabün Nüzul, Semerkand Yay, İstanbul 2016, s. 114.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları, İstanbul 2010, c. 1, s. 110-112.

