Bu hadisin konumuzla ilgili kısmı şöyledir;
“Ukl veya Ureyne kabilesinden bir grup Medine'ye gelmişlerdi. Tutuldukları hastalıktan dolayı Medîne’de kalmak istemediler. Hz. Peygamber (s.a.v) onlara, beytülmale ait develerin bulunduğu yere gidip orada kalmalarını, bu develerin idrarından ve sütünden (karıştırarak) içmelerini emretti. Onlar da bunu yapınca sağlıkları yerine geldi…
Bu hadis 7 sahabeden naklediliyor, hadisin geçtiği başlıca en sahih kaynaklar ise şöyledir;
Buhârî, Vudû, 66, Zekât, 68, Meğâzî, 36, Hudûd, 17, Tıb, 6, 29, Diyât, 22, Cihâd ve’s-Siyer, 152, Tefsîr, 5.
Müslim, Kasâme, 9-11; Ebu Dâvud, 2015, Hudûd, 3.
Tirmizî, Tahâret, 55, Et‘ime, 38, Tıb, 6; Nesâî, 2010, Tahâret, 191, Muhârebe, 7, 8.
İbn Mâce, Hudûd, 20, Tıb, 30.
Ahmed b. Hanbel, ss. 19: 97, 20: 151, 387, 21: 448, 462.
Görüldüğü gibi bu hadis sıhhat açısından çok sağlamdır. Sadece Buhârî'yi inceleyecek olsak o bu hadisi sekiz bölümde yirmi beş tarikle incelemiştir. Buhârî’deki rivayetler özelinde yapılan bir çalışmada bu rivayetlerin isnadının hadis ilmi kriterlerine göre sahih olduğu sonucuna ulaşılmıştır.1
İnsanlar ilk görüşte böyle bir tedaviyi anlamlandıramasa da geçmişte ve günümüzde birçok hastalıklara karşı bu tarz tedavilerin uygulandığı bir gerçektir. Üstelik günümüzde çeşitli hayvanların zehirleri dahi ilaç yapımında kullanılmaktadır. Dolayısıyla, konu tamamen kimya ve eczacılık ilmiyle alakalı teknik bir meseledir. Peygamberimizin (sav) o dönemde faydası tecrübe edilmiş olan çeşitli tedavileri tavsiye etmesinde bu bakımdan yadırganacak bir taraf olmadığı gibi bu durumun hadisi kabul etmemek için haklı bir gerekçe oluşturması da doğru değildir.2
Ayrıca bu hadise yapılan itiraz bağlamında şunları söyleyebiliriz: Hadis metnini okuyan küçük bir çocuğun dahi kolaylıkla anlayabileceği üzere hadiste verilen tavsiye herkese yönelik değildir. Medine'de yaşayan herkese deve idrarı için denilmemiştir. Tedavi olarak Medine'deki herhangi bir deveye de yönlendirilmemişlerdir. Peygamber Efendimizin (sav) kendisinin de deve idrarı içtiği nakledilmemiştir. Konunun "Madem hadisler sahih, hadi iç." gibi bir düzlemde ele alınması için hadiste hasta/sağlıklı ayrımı yapılmadan Medine'deki herkese böyle bir tavsiye verilmesi gerekirdi. Gerçekten bu farkı anlamak için yoğun araştırmalar yapmak gerekmiyor.
Ayrıca "Deve idrarı içmek bugün de tedavidir" demiyoruz. Dönem tıbbında kullanılan bir şeydi. Çağının tıbbına uymak neden hadisleri çürütsün?" diyoruz. Belirli bir hastalığa yakalanmış bir grup, belirli bir yere yönlendirilerek, süt ve idrar karışımı bir tedaviye yönlendirilmiştir. O halde hastalar için verilen bir tedavinin sağlıklı insana tavsiye edilmiş gibi ele alınması elbette abestir. Örneğin kadim tıpta dağlamanın (yaranın yakılması) bir tedavi olarak kullanıldığı hemen herkesçe malumdur. Dağlamanın kadim tıptaki varlığını reddetmeyen sağlıklı birinin illa vücudunu dağlaması gerekmez. Veya "Madem bilim doğru, hadi o halde kemoterapi kullanalım. Hastalığın yokken kemoterapi kullanamıyorsan bilim yalandır." Bu iki iddia arasında tuhaflık ne kadar açıksa madem hadis sahih "hadi deve idrarı iç o halde" sözü de o kadar tuhaftır.3
Bunlarla beraber Hz. Peygamber’in (sav) tavsiye ettiği deve sütünün idrarı ile karıştırılarak içilmesi o günkü Arapların kendi aralarında uyguladıkları tedavi yöntemlerinden biriydi.4 İbn Abbâs’dan gelen başka bir rivayette de deve sütü ve idrarın mide iltihabına ilaç olarak tavsiye edildiği görülmektedir.5 Nitekim Anadolu’nun bazı bölgelerde idrarla tedavi uygulaması geleneğimiz bulunmaktadır.6
İçerdiği amonyak oranından dolayı yaraya idrar sürülerek tedavi edilmesi şeklindeki bir ilk yardım yönteminin kullanıldığı bilinmektedir. Bu yöntem eskiden beri halk arasında bilinen bir hadisedir. Buna göre zamanımızdan 1400 yıl kadar önce Hz. Peygamber (sav) zamanında “استسقاء البطن İstiskâ” adlı mide iltihabı hastalığının tedavisi için alınan deve sütü ve idrarının birlikte içilmesi yöntemini modern tıbbın imkânları altında değerlendirmek gerekmektedir. Zira şimdilerde bile ilaç yapımında birçok kimyasal madde kullanılmaktadır. Bu ilacı günümüzde dahi Suudi Arabistan’da özellikle bedevilerin kullandıkları bilinmektedir. Bedevîler ¾’ü süt, ¼’ü ise deve idrarının bileşkesinden oluşturdukları bu ilaca “el-Abes” adını vermektedirler.7
Mesela Avrupa’da “Avicenna” olarak tanınan, yaşadığı devirde bütün dünyayı etkisine almış ve eserleri yıllarca Avrupa’da ders olarak okutulan ünlü tıp âlimi olan İbn Sina, hayvan idrarında sağlığa faydalı unsurların bulunduğunu kabul etmekte ve bunlar arasında idrarı en faydalı olanın, havası enfes olan Arap çöllerinde otlayan develer olduğunu söylemektedir.8
Harald W. Tietze’nin ilk baskısı 1996’da yapılan ve “International Bestseller” olan yani Dünya çapında en çok satan kitaplar arasına giren “Urine The Holy Water” yani “Kutsal Su İdrar” başlıklı kitabında “Deve idrarının kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına iyi geldiği ifade etmektedir. 9
Birçok makalenin yer aldığı “Holistic Health Healing & Astrosciences” adlı kitabın ikinci cildinde "İdrar Terapisinin Mucizeleri" başlıklı makalede, İdrar terapisinin soğuk algınlığından kansere ve eklem iltihabından AIDS’e kadar birçok hastalığı tedavi etme potansiyeline sahip olduğu ifade edilmektedir.10
Kanser tedavisinde kullanılan ve “deve idrarından üretilmiş” kapsüller mevcuttur. Bu kapsülü üreten firma, 2009 yılında ABD’de bulunan “Amerika Patent Ofisi’nden” ilacın patentini almış ve kanser tedavilerinde deve idrarını kullanmaktadır.11
Bunun dışında el-Yehûdî, Antakî ve Kemâlüddîn Demîrî gibi doktorlar da deve idrarının belli terkipler içerisinde bazı hastalıklara iyi geldiğini ifade etmişlerdir.12
Sonuç olarak bu hadis, metin kriterleri bağlamında çok sahihtir. Deve idrarı ile ilgili mesele ise o zamanın âdetlerinde kullanılan bir tedavi yöntemidir. Tüm insanlara her koşulda tavsiye edilen bir durum söz konusu değildir. Bu tedavi daha sonraki bilimsel gelişmelerle iyice anlaşılmış olup, birçok hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bu konu teknik ve bilimsel bir konu olup üzerinde tartışılması da gayet anlamsızdır. Nitekim günümüzde kullandığımız bir çok ilaçta bu tür hayvan idrarları, derileri ve dışkıları kullanılmaktadır. Bu açılardan bakıldığında hadisin sıhhatine dair şüpheler ortadan kalkmakta ve meselenin itiraz edildiği gibi olmadığı, dönemin tıp imkânları çerçevesinde sunulmuş özel bir çözüm olduğu açıkça görülmektedir.
Abdullah Açık, "Buhârî’nin Hadisleri Değerlendirme Metodu Açısından Uraniler Hadisi" (Yüksek Lisans Tezi). Marmara Üniversitesi, 2002, s. 51- 53.
Mehmet Ali Çalgan, "Sosyal Medyada Hadis Tahrifatının Oluşturduğu Olumsuz Sünnet Algısı" Uluslararası Günümüzde İslami İlimler Algısı Sempozyumu, Bayburt 2021, s. 220
Altay Cem Meriç "İslam'a İtirazlar ve Cevapları Muhteli-2" Tin Yayınları, İstanbul, 2025, s. 18-19.
Ahmed Naim, "Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi", Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1980, c. 1, s. 187.
Naim, a.g.e., c. 4, s. 416.
Yavuz Köktaş, "Günümüz Hadis Tartışmaları," M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 2015, s. 552
Veysel ÖZDEMİR, "Aceleci Hadis Yorumu ve Bunun Doğurduğu Sakıncalar", Academic Knowledge, 2 (1), s. 1-15.
Ibn Kayyım, Zadu’l-Mead, c. 4, s.47, 48.
Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition (3. baskı. 1. baskı: 1996), P/L, Australia, s. 44.
Dr. B.D. Sharma, "Holistic Health Healing & Astrosciences (An International Sourcebook)", Holistic Health & Healing in 21st Century, c. 2, 2003, s. 279.
İlacın patent bilgisi: “United States, Patent Application Publication Khorsid. Patent No: US 2009/0297622 A1. 3 Aralık 2009”
Ebû Bekr Muhammed er-Râzî, "Kitâbü’l-Hâvî fi’t-tıb" (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, 1422/2002), 2/529-531; Dâvûd b. Ömer el-Antâkî, "Tezkiretü üli’l-elbâb ve’l-câmiʿ li’l-ʿacebi’l-ʿucâb" (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, ts.), 1/88; Ebü’l-Bekâ Kemâlüddîn Muhammed eş-Şâfiî, "Hayâtü’l-hayevâni’l-kübrâ" (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’lİlmiyye,1424/2003), 1/31.

