Cünûn sözlükte “örtünmek, gizlenmek; aklını kaybetmek” anlamına gelir. Bu durumdaki kişiye mecnun (deli) denir. Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin et-Taʿrîfât’ında yer alan, “söz ve fiillerin nâdir haller dışında normal cereyan etmesini engelleyen akıl bozukluğu” şeklindeki tanımdır.1
Cünûn, bulûğ çağı öncesinde mevcut olup olmaması açısından ikiye ayrılmıştır. Akıl hastası olarak ergenlik çağına ulaşma haline “cünûn-ı aslî”, ergenlik çağına zihnen sağlıklı şekilde ulaştıktan sonra akıl hastalığına duçar olma haline “cünûn-ı ârızî” adı verilmiştir.2
Cünûn uzun süre devam edip etmemesi bakımından da ikiye ayrılmış, uzun süreli akıl hastalığına “cünûn-ı mutbik”, bu durumdaki hastaya “mecnûn-ı mutbak aleyh” (veya “mecnûn-ı mutbak”), kısa süreli akıl hastalığına “cünûn-ı gayr-i mutbik” ve bu durumdaki hastaya “mecnûn-ı gayr-i mutbak” adı verilmiştir.3
Edâ ehliyetinin (fiil ehliyeti) temelini temyiz gücü teşkil ettiği, cünûn ise temyiz gücünü ortadan kaldırdığı için akıl hastası edâ ehliyeti bakımından yapılan ayırımda ehliyetsizler grubunda yer alır. Buna göre akıl hastası ibadetlerin edâsı ile yükümlü olmadığı gibi cezaî sorumluluğu da yoktur.4 Bunun delili olarak âlimler şu hadisi göstermişlerdir:
Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Bulûğ çağına kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve şifa buluncaya kadar akıl hastasından. 5
Buna göre mecnun kimseler (deliler) aklı yerinde olduğu zamanlar varsa o zamanlar için hesaba çekilir. Aklı başında olmadığı zamanlar için hesap yoktur. Çünkü İslâm'a göre mesuliyet için akıl şarttır. Bu noktada doğuştan aklı olmaması ile sonradan aklını kaybetmesi noktasında bir fark yoktur. Bundan dolayı aklı olmayana hesap olmadığı için inşaallah cennete giderler.
Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Kitâbü’t-Taʿrîfât, İstanbul 1327; Beyrut 1403/1983
İbrahim Kafi Dönmez, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1993, c.8, s. 125-129
Ali Haydar Efendi (Küçük), Dürerü’l-Hükkâm Şerhu Mecelleti’l-Ahkâm, İstanbul 1330, c.3, s. 10-11
İbrahim Kafi Dönmez, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1993, c.8, s. 125-129
Buhârî “Ḥudûd”, 22, “Ṭalâḳ”, 11

