Soru

Cenab-ı Hakk'ın Ahdi

"Sanki Cenab-ı Hakk'ın ahdi; meşiet, hikmet, inayetin ipleriyle örülmüş nuranî bir şerittir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nuranî şerit, kâinatta nizam-ı umumî şeklinde tecelli ederek silsilelerini kâinatın enva'ına dağıtır iken, en acib silsilesini nev'-i beşere uzatmıştır ve ruh-u beşerde pek çok istidad ve kabiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o istidadların terbiyesini ve neticesini cüz'-i ihtiyarînin eline vermiştir. O cüz'i ihtiyarînin yuları da şeriatın ve delail-i nakliyenin eline verilmiştir." (İşarat-ül İ'caz)

Bu kısmı açıklar mısınız?

Tarih: 24.12.2020 22:55:41
Okunma: 640

Cevap

"Sanki Cenab-ı Hakk'ın ahdi; meşiet, hikmet, inayetin ipleriyle örülmüş nuranî bir şerittir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nuranî şerit, kâinatta nizam-ı umumî şeklinde tecelli ederek silsilelerini kâinatın enva'ına dağıtır iken, en acib silsilesini nev'-i beşere uzatmıştır ve ruh-u beşerde pek çok istidad ve kabiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o istidadların terbiyesini ve neticesini cüz'-i ihtiyarînin eline vermiştir. O cüz'i ihtiyarînin yuları da şeriatın ve delail-i nakliyenin eline verilmiştir. "(Bakara suresi 26-27. Ayetler)

Cenab-ı Hak (c.c)ın ahdi ,kullarının uymasını istediği sözleşmesi, razı olduğu hal ve hareketler veya onu hoşnut edecek kurallardır. İnsanlar bu kurallara, ahde ve sözleşmeye bağlı kalacaklarına dair ya “elestü birabbiküm” (Ben sizin rabbiniz değil miyim?) şeklindeki ilâhî suale ruhların, o manevi mecliste “evet!” diyerek verdikleri (A‘râf 7/172) sözdür. Veya günlük hayatta münafıkların diğer insanlarla olan münasebetlerinde iyi, dürüst ve yardımsever gözükmeye çalışıp güzel sözler söyleyerek güya Allah’a iman ettiklerini onun emir ve yasaklarına uyacaklarına dair verdikleri sözdür.

İşte Cenâb-ı Hakk’ın insanların uymasını arzu ettiği ve ortaya koyduğu bu kanunlarda, kurallarda ve ahidlerde onun dilemesi, hikmeti, yardımı ve merhameti vardır. İnsanların uyacağı bu kurallar ve ahidler tüm dünyayı etkisine alacak şekilde onlara huzur ve refah verecek ilahi bir tebliğdir. Bu tebliğ İslam’dır, imandır. Böyle bir tebliğ ancak, ilmi tüm zamanları kuşatacak biri tarafından verilebilir. Geçmişi, hazır anı ve geleceği bilmeyen, tüm zamanlara hitap edip onları etkisine alacak onlara nizam ve yön verecek bir kurallar manzumesi oluşturamaz. Bakınız 1400 yıldır Kur’an’ın hükümleri halen taptaze ve canlıdır. Zaman yaşlandıkça Kur’an gençleşiyor. Kur’an’ın hükümleri kıyamete kadar da güncelliğini koruyacaktır. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri bile bir kanun oluştururken çoğu zaman hata yaptıklarını görüp tam binlerce yıldan beri binlerce madde üzerinde deneme yanılma yolu ile ancak kuralları oluşturmaya çalışmışlardır. Buna rağmen halen kurallar gittikçe değişmeye düzenlenmeye veya kaldırılmaya kadar gidiyor. Çünkü insanlığın nazarı geleceği kuşatamadığı için geleceğe ait doğru kararlar da verememektedirler. Geleceğe ait ve tüm zamanları kuşatacak kurallar elbetteki yarattığı kullarını en iyi bilen Allah(c.c) tarafından verilir.

“Şeriat-ı İlâhiye ikidir:

Biri: Sıfat-ı kelâmdan gelen bir şeriattır ki, beşerin ef’âl-i ihtiyariyesini tanzim eder.

İkincisi: Sıfat-ı iradeden gelen ve “evâmir-i tekviniye” tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyedir ki, bütün kâinatta câri olan kavânin-i âdâtullahın muhassalasından ibarettir.”

Kâinatta iki çeşit nizam ve intizam alanı vardır ki bunlardan biri insanlığın hal ve hareketlerini belli bir düzen ve sisteme koyan onları başı boşluktan kurtarıp hakiki bir kul yapan “din”dir.

Diğeri ise, gördüğümüz şu muhteşem kâinatta Allah’ın yaratması ile bir düzen ve sistemin oluşturulmasıdır. Allah(c.c.) koyduğu adet, kanun ve kurallarla kâinatın mükemmel bir düzen içinde devamlılığını sağlamaktadır.

Allah kâinatta nizam ve intizam için kullandığı bu şeridin bir ucunu insana uzatarak yani insanı kendisine muhatap kılıp onu imtihan ile mükellef kılmıştır. Kainattaki bu umumi intizam ve nizamın içinde tüm varlıklar vazife alırken bu vazifenin içinde en acibi en önemlisi en değerlisi elbette insana bu şeridin bir ucunun verilmesidir. Çünkü tüm kainattaki bu intizam şeridinin kemale ulaşması için insanın eline ulaşması gerekiyordu. (İnsanlığı temsilen o şeridin ucu alemlere rahmet olan Peygamber Efendimizin(sav) eline verilmiştir.)

İnsan bu şeridin silsilesi ile kendisinde bulunan yetenekler ve kabiliyetleri ortaya çıkarmıştır. Çünkü bu şerit ona verilen emanettir. Bu emanet ile insanın önüne a'lâ-yı illiyyîne yükselecek veya esfel-i safiline düşecek bir yol açılmıştır. Bu yolda ilerlerken kendisinde bulunan yetenek ve kabiliyetleri yönlendirecek terbiye edecek veya onları sırat-ı müstakimde tutacak bir irade, ihtiyar ve bir güç verilmiştir. İnsan elindeki bu ihtiyarla yani özgür irade ile ya saadet-i ebediyye’ye veya şakavet-i ebediyeye namzet olur. Cüz-i ihtiyarı veya özgür iradesi ise İslam’ın İman’ın ve Kur’an’ın gözetiminde olduğu müddetçe selamettedir. Eğer yularını gemini onların eline verirse elbette kurtuluşa erecektir.


Yorum Yap

Yorumlar