RİSALE-İ NUR

24.12.2020

1489

Cenâb-ı Hakk’ın Ahdi, Ezelde Koyduğu İlâhî Yasa ve Düzen

"Sanki Cenâb-ı Hakk’ın ahdi, meşîet, hikmet, inâyetin ipleriyle örülmüş nûrânî bir şerîttir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nûrânî şerît, kâinâtta nizâm-ı umûmî şeklinde tecellî ederek, silsilelerini kâinâtın envâına dağıtmış ve en acîb silsilesini nev‘-i mahlûkāt beşere uzatmıştır." Bu cümleyi izah eder misiniz?

29.12.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Sanki Cenâb-ı Hakk’ın ahdi, meşîet, hikmet, inâyetin ipleriyle örülmüş nûrânî bir şerîttir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nûrânî şerît, kâinâtta nizâm-ı umûmî şeklinde tecellî ederek, silsilelerini kâinâtın envâına dağıtmış ve en acîb silsilesini nev‘-i mahlûkāt beşere uzatmıştır. Ve rûh-u beşerde pek çok isti‘dâd ve kābiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o isti‘dâdların terbiyesini ve neticesini cüz’-i ihtiyârînin eline vermiş, o cüz’-i ihtiyârînin yularını da, şerîatın ve delâil-i nakliyenin eline vermiştir.1

Allah’ın koyduğu düzen ve plan, ezelden ebede kadar devam eden nurlu bir bağ gibidir. Bu bağ; Allah’ın dilemesi, hikmeti ve kullarına olan yardımıyla örülmüştür. Bu İlâhî düzen, kâinatta genel bir sistem olarak görünür. Yani her şey belli bir ölçü, denge ve kurala göre yaratılmıştır. Bu düzenin en dikkat çekici yansıması ise insanda görülür. Çünkü insanın ruhuna pek çok yetenek, eğilim ve kabiliyet yerleştirilmiştir. İnsan öğrenebilir, düşünebilir, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilir.

Ancak bu yeteneklerin nasıl kullanılacağı tamamen insanın kendi seçimine bırakılmıştır. Buna “cüz’î irade” denir. Allah, insana özgürlük vermiş ama bu özgürlüğü başıboş bırakmamıştır. Doğru yolu göstermek için dinin kurallarını ve vahyi rehber yapmıştır. Mesela bir öğrenciye çalışma yeteneği verilmiştir; ister dersine çalışır ve başarılı olur, ister tembellik eder ve başarısız olur. Öğretmenin verdiği kurallar ve kitaplar ise yol göstericidir. İşte şeriat da insanın iradesini doğru yönde kullanması için verilen ilahî rehberdir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:

Şerîat-ı İlâhiye ikidir: Birisi: Sıfat-ı kelâmdan gelen bir şerîattır ki, beşerin ef‘âl-i ihtiyâriyesini tanzîm eder.
İkincisi: Sıfat-ı irâdeden gelen ve evâmir-i tekvîniye >tesmiye edilen şerîat-ı fıtriyedir ki, bütün kâinâtta cârî olan kavânîn-i âdetullâhın muhassalasından ibârettir. Evvelki şerîat, nasıl kavânîn-i akliyeden ibârettir. Tabiat denilen ikinci şerîat dahi, mecmû‘-u kavânîn-i i‘tibâriyeden ibârettir. Sıfat-ı kudretin hâssası olan te’sîr ve îcâda mâlik değillerdir.2

Yani birincisi, Allah’ın kelâm sıfatından gelen ve insanın kendi isteğiyle yaptığı davranışları düzenleyen şeriattır. Bu şeriat; namaz, oruç, adalet, doğruluk gibi emir ve yasakları kapsar. Amaç, insanın doğru ile yanlışı ayırt etmesini ve hayatını belli ölçülere göre yaşamasını sağlamaktır. Yani bu şeriat, insanın aklını ve iradesini doğru kullanmasına rehberlik eden kurallar bütünüdür.

İkincisi ise Allah’ın irade sıfatından gelen ve “fıtrî şeriat” denilen yaratılış kanunlarıdır. Bu, kâinatta geçerli olan fizik, biyoloji ve tabiat kanunları gibidir. Güneşin doğup batması, yerçekimi, bir tohumun ağaç olması bu şeriata örnektir. Ancak bu kanunlar kendi başına güç sahibi değildir; yaratma ve etki etme gücü Allah’a aittir. Tabiat sadece bir perde gibidir. Nasıl ki trafik kuralları arabayı kendi başına yürütmez, sadece düzen sağlar; tabiat kanunları da yaratmaz, Allah’ın kudretinin düzenli şekilde işlemesini gösterir.

Metinde geçen, Cenâb-ı Hakk’ın ahdinden kasıt, Allah’ın ezelde koyduğu İlâhî söz, yasa ve düzendir. Yani Allah’ın, kâinatı ve insanı belli bir hikmet, ölçü ve gaye üzere yaratmayı dilemesi ve buna göre kanunlar koymasıdır. Bu ahid, sadece sözlü bir vaat gibi değil, yaratılışa yerleştirilen değişmez ilahî prensipler anlamındadır.
Özellikle insan açısından bu ahid, insana irade verilmesi, ona doğruyu yanlışı ayırt edebilecek kabiliyetlerin yüklenmesi ve buna karşılık sorumlu tutulmasıdır.

Sonuç olarak, Allah kâinatı ve insanı başıboş yaratmamış, her şey için bir düzen ve ölçü koymuştur. İnsan için gönderilen şerîat, onun iradesini doğru kullanmasını ve hayatını anlamlı bir şekilde yaşamasını sağlar. Kâinatta geçerli olan fıtrî şerîat ise Allah’ın kudretinin düzenli ve hikmetli tecellisidir. Bu iki şerîat birlikte düşünüldüğünde, hem insanın sorumluluğu hem de kâinattaki İlâhî düzen açıkça anlaşılır. Böylece insan, hem davranışlarında hem de evrene bakışında bilinçli ve dengeli bir hayat sürmeye yönlendirilir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 224.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 238.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız