Ahiret

19.03.2024

4290

Cehennem Nasıl Bir Yer? Âyet ve Hadislerde Cehennem Azabı

Cehennem Nedir? Cehennem azabının dehşeti ve çeşitliliği hakkında bilgi verir misiniz? Günahlar kalbi nasıl karartır ve insanı inkâr tehlikesine nasıl sürükler?

26.03.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Cehennem Nedir?

Cehennem kelimesi sözlükte “derin kuyu, hayırsız, uğursuz” anlamına gelir. İslami bir kavram olarak cehennem; Yüce Allah’ın kızıştırılmış ateşinin bir adıdır. Kur’an’da cehennem kelimesi elli biri Mekkî, yirmi altısı Medenî sûrelerde olmak üzere yetmiş yedi ayette geçmektedir. Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde inkârcıların azab göreceği yerlerin isimleri; Hutame, Cahim, Nâr, Sekar, Haviye, Saîr, Lezâ şeklinde zikredilir. Müfessirler mezkur bu isimlerin cehennemin katlarının isimleri olduğunu söylemişlerdir. Rabbimiz Cehennemin yedi kat oluşunu şu şekilde haber verir:

Onun (birbirinden aşağı yedi tabaka için, ayrı ayrı) yedi kapısı vardır. Her bir kapı için, onlardan (o tabakanın ehli olacak azgınlardan) ayrılmış bir mikdar vardır. 1

Cehennem, başıboş bir şiddet yeri değil; kâinattaki nizamı idare eden Allah’ın, adaletini icra ettiği bir ülke hükmündedir. Cehennem bu yönüyle suçun karşılığını gören bir ceza yeridir. Nasıl dünyada adalet için hapishane bulunur; ahirette de inkâr, zulüm ve büyük günahların cezasız kalmaması için cehennem bir ilahi hapishane vazifesini görür. Cehennem sadece bu yönle sınırlı değil, başka pek çok vazifeleri vardır. Ahiret âleminin düzeni içinde daha geniş hikmetlere ve hizmetlere sahiptir.

Cehennem, küfür ve büyük günahlarla Allah’a isyanın neticesi olarak ahirette kâfirler için ebedi, bazı günahkar mü’minler için ise günahı nisbetinde azabı çok şiddetli ve çeşit çeşit olan geçici bir azap yurdudur.

Cehennem Azabının Çeşitliliği

Ayet-i kerimede de ifade edildiği gibi cehennemin tabakaları vardır. Tabakaların varlığı azapların da çeşitli olduğunu ortaya koyar. Bazı ayetlere göre Cehennemdeki azapların bazıları şunlardır. Mesela şu ayet-i kerimede azabın derileri eriteceğini akabinde o kişiye yeniden başka bir derinin verileceği bildirilir:

Şübhesiz ki âyetlerimizi inkâr edenler yok mu, onları ileride bir ateşe atacağız! Ne zaman derileri (yanıp) pişse, azâbı (iyice) tatsınlar diye onları, ondan başka derilerle değiştireceğiz. Muhakkak ki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır. 2

Diğer bir ayet-i kerimede ise derilerle birlikte karınlarındaki organların da eriyeceği söylenmiş, demir kamçılarla da azap edileceği şöyle vurgulanmıştır:

İşte bu ikisi (mü'min ve kâfir), Rableri hakkında mücâdele eden iki hasımdır. İnkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden (de) kaynar su dökülür. Bununla karınlarında bulunan (organ)lar ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için demir kamçılar vardır. Çektikleri ızdırabdan dolayı oradan ne zaman çıkmak isteseler, yine oraya iâde olunurlar ve (kendilerine): “Yakıcı azâbı tadın!” (denilir).” 3

Yine bir ayet-i kerimede ateş azabıyla birlikte içilecek olan sıcak suyun ve yenilecek olan dikenin varlığından ve dehşetinden şöyle bahsedilmiştir:

Ey Resûlüm!) Ğāşiye’nin (dehşetiyle insanları kaplayıcı olan kıyâmet ânının) haberi sana geldi mi? Birtakım yüzler vardır ki o gün zelildir! (Meşakkat içinde) çalışmış, yorgun! Kızgın bir ateşe girer! Son derece sıcak bir kaynaktan içirilir! Onlar için kuru bir dikenden başka bir yiyecek yoktur! (O) ne besler, ne de açlıktan yana fayda verir!” 4

Ayet-i kerimelerin en büyük tefsirleri olan hadis-i şeriflerde de detaylı olarak cehennem azabından bahsedilmiştir. Bu hadislerden bazıları şunlardır:   

Nu’mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim demiştir:

Şüphesiz kıyamet gününde cehennemliklerin azâbı en hafif olanı, ayaklarının altına iki kor konulup da bu sebeple beyni kaynayan kişidir. Oysa o, hiç kimsenin kendisinden daha şiddetli azâb gördüğünü zannetmez. Halbuki kendisi, cehennemliklerin azâbı en hafif olanıdır.5

Semüre İbni Cündeb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da köprücük kemiklerine kadar çıkar.6

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Cehennemde azap gören bazı günahkârların hâllerini ise şöyle haber vermişlerdir:

Mîrac gecesi, bir kısım insanlara uğradım ki, karınları evler gibi iri idi. Karınlarının içi yılanlarla doluydu ve bunlar dışarıdan görünüyordu.

Ben:

–Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir? diye sordum.

–Bunlar fâiz yiyenlerdir! cevâbını verdi.”7

Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

Mîrâc’a çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve sadırlarını tırmalayan bir topluluğa rastladım.

–Ey Cebrâil! Bunlar kimlerdir? diye sordum.

–Bunlar, (gıybet ederek) insanların etlerini yiyen ve onların ırzlarına (şeref ve haysiyetlerine) dil uzatan kimselerdir. cevâbını verdi.8

Yukarıdaki ayet ve hadislerde de görüldüğü gibi insan; Cehennem azabını sadece derilerinde değil bütün uzuvlarında hissedecektir. Zira kişi her uzvu ile ayrı ayrı günahlar işler. Dolayısıyla günaha merkez olan hangi uzuv ise o uzuv azapta da merkez olur.

İşte günahların çeşitliliği cehennem azabının da çeşitlenmesine sebep olmaktadır. Mesela faiz yiyerek karınlarını dolduranlar için; azabın karınlarına yılanların konulması şeklinde olduğu gibi…

Günahların Kalbi Karatması ve Kişiyi İnkâra Sürüklemesi

Günah, sadece bedende kalan bir fiil değildir; kalbe işlendiğinde kalbi karartır, vicdani hassasiyeti zayıflatır ve ısrar edilirse şüpheleri büyütüp insanı inkâr tehlikesine yaklaştırır. Bu sebeple günahın en mühim ilacı, geciktirmeden tevbe ve istiğfar ile onu imha etmektir. Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde açıklar:

Evet, günah kalbe işleyip, kalbi siyahlandıra siyahlandıra, tâ nûr-u îmânı kalbden çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfâr ile çabuk imhâ edilmezse, kurt değil, belki küçük ma‘nevî bir yılan olarak ısırır. 9

Günah işlendiğinde vicdanda bir rahatsızlık oluşur. İşlenilen her bir günah tövbe ile temizlenmezse, kalp üzerinde siyah bir leke bırakır. Bu durum, kalbin tamamen duyarsızlaşmasına ve katılaşmasına kadar gider. Son aşamada ise kalp, iman nurunu barındıramayacak kadar kararır.

İşlenilen her bir günahın kişiyi küfre sokma potansiyeli vardır. Mesela, cehennem azabını netice veren büyük bir günahı işleyen bir kişi, cehennem azabını düşünmemek, hissetmemek için cehennemin olmamasını arzu eder. Bununla ilgili küçük bir emare ve belirti karşısına çıksa bu küçük emareye bağlanıp cehennemin varlığını inkâr eder. Yine utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının işlemiş olduğu günahından haberdar olmasından çok utandığı için, melek ve ruhani varlıkların vücudu o kişiye çok ağır gelir. Küçük bir emare ile meleklerin ve ruhani varlıkları inkâr etmeye başlar.

Kişi günahların azabından korunmak, kararmış olan kalbini temizlemek için Allah'a tövbe etmelidir. Nitekim Rabbimiz bir çok ayetinde bizlere şöyle buyurur:

Ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz, sonra O'na tevbe edesiniz ki, sizi (dünyada) belirli bir vakte kadar güzel bir ni'metle faydalandırsın ve (âhirette) her fazîlet sâhibine mükâfâtını versin! 10

Ey îmân edenler! (Samîmî bir tevbe olan) Tevbe-i Nasûh ile Allah'a tevbe edin! Olur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve Allah, peygamberi ve onunla beraber îmân edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar! 11

Peygamber Efendimiz de (sav) bir çok hadisinde bu konuda şunları buyurmuştur:

Ey insanlar! allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz. zira ben ona günde yüz defa istiğfar ederim. 12

Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:
- Allah'ım! Sen benim kulumsun; ben de senin Rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.13

Bir mü’min için önemli olan, Rabbinin hoşnutluğunu kazanıp huzuruna tertemiz varmaya gayret etmektir. Tövbe, dönmek demektir. İşlenen günahtan vazgeçmek manasına gelir. Yapılan bir günahı, suç olduğunu bilerek ve onu yaptığından dolayı pişmanlık duyarak terketmektir. Kişi bir günah işleyince önce Allah’tan korkmalı, yaptığına pişman olmalı ve kendini bağışlaması için Allah'a yalvarmalıdır.

Kaynakçalar
  1. Hicr, 15/44.

  2. Nisa, 4/56.

  3. Hacc, 22/19-22.

  4. Ğaşiye, 88/1-7.

  5. Buhari, Enbiya, 1.

  6. Müslim, Cennet, 33.

  7. İbn-i Mâce, Ticarat, 58.

  8. Ebû Dâvûd, Edeb, 35.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4-5.

  10. Hud, 11/3.

  11. Tahrim, 66/8.

  12. Müslim, Zikir, 42.

  13. Müslim, Tevbe, 1.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız