Soru

Çarşafın Hükmü

Hanımların çarşaf giymeleri farz mıdır? Çarşaf hakkında ayet ya da hadis var mıdır? Peygamber (sav)'in hanımları çarşaf giymiş midir?

Tarih: 19.02.2010 00:00:00
Okunma: 78637

Cevap

Kadınların çarşaf giyerek örtünmeleri, Kur’an’ın bu konudaki açık bir emrinin gereğidir.

“Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.”
[1]

Ayet doğrudan peygamberin zevcelerine, kızlarına ve arkasından bütün mümin kadınlara cilbab giymelerini emretmiştir. Cilbab ise, kadını tepeden tırnağa örten ve elbisenin üzerine giyilen dış örtü olarak tarif edilmiştir. Bunun anlamı çarşaf ya da çarşaf benzeri bir dış örtüyü elbiselerinin üzerine giymeleri bütün mümin hanımlar için bir farzdır.

Ayetin bu açık emri gereği, başta peygamber hanımları olmak üzere, bütün hanım sahabeler siyah örtülere bürünmüşlerdir.

Peygamberimizin pâk zevcelerinden, müminlerin annesi, Hz. Aişe validemiz (r.a) bunu şöyle anlatmıştır: “Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Cilbab ayeti indiği zaman mırtılarını (mırtı bir çeşit kumaştır) yardılar, onunla başlarını sardılar da Resûlullah (a.s.m.) arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi idi.
[2]

Aynı mana da yine Peygamber (a.s.m.)’ın zevcelerinden Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir:

“Bu ayetin nüzulünden sonra Ensari kadınları siyah çarşaflara büründüler. Sanki hepsinin başına birer karga konmuştu.”
[3]

Muhammed Ali Es-Sabunî Hazretleri, Ahkâm Tefsirinde bu ayetten çıkarılacak hükümler hakkında ve bu vesileyle örtünmenin İslam’daki yeri hakkında çok tafsilatlı ve tatminkâr izahlarda bulunmuştur. Bu güzel ve uzun makaleyi sabırla bitirmeniz tavsiyesiyle buraya alıyoruz:

“… Allâhü Teala sevgili Peygamberine şöyle hitap etmektedir: Ey peygamber, Allah (cc)'ın emirlerini mümin kullarına ilet ve evvela bu emirleri kendin de uygula. Müminlerin anneleri olan temiz zevcelerine, faziletli kızlarına, İslam’ın getirmiş olduğu örtünme şekliyle örtünmelerini, erkeklerin bakışlarından korunmalarını emret.

Evvela bunlar Örtünsünler ki diğer kadınlara iffet ve örtünmede örnek olsunlar. Hiçbir fâsık ve fâcir (günahkâr ve haktan sapanlar) da onları görmesin.

Örtünmeyi bütün mümin kadınlara da emret. Onlar da güzelliklerini, ziynetlerini örtecek bir dış elbise giysinler. Bu elbise ile bütün İnsanların dillerinden, gözlerinden uzaklaşsınlar, kendilerini korusunlar. Bu örtüleriyle yüzlerini ve diğer vücut azalarının tamamını kapatsınlar. Böylece cariyelerden ve ahlaksız kadınlardan seçilsinler, garazkâr kimselere hedef olmasınlar, fâcir kadınlardan da uzak olsunlar. Hiç kimse onlara kötülük ve fenalık düşünemesin.

Mümin kadınların örtüleri, iffet ve namuslarını korumaya en büyük sebeptir. Artık onlardan kalbi bozuk kimseler de bir şey umamazlar. Allâhü Teâlâ emirlerini yerine getirene mağfiret eder. O, bütün kullarına da en çok merhamet edendir. Onlara ancak dünyada selamete, ahirette saadete vesile olacak şeyleri emreder.

Ayetin Tefsirindeki İncelikler:

Birinci İncelik: Allâhü Teâlâ örtünme emrine evvela Resûlullah (a.s.m.)’ın zevceleri ve kızları ile başlamıştır. Bu, onların diğer kadınların önderi ve uyma numunesi olduklarını göstermektedir. Diğer kadınlar onlara uyacakları için uygun olan da şer'î emirlere, hükümlere önce onların sarılmaları, aynen yerine getirmeleridir. Zira bir davetin etkili olabilmesi için davetçi, tezlerini önce kendinde ve aile efradında tatbik etmelidir.

İşte bu hususta da Resûlullah (a.s.m.)'ın zevceleri ve kızlarının önder ve öncü olmaları gerekir. Bunun için Allâhü Teala peygamberine kadınların örtünmesini vahyederken ayetin başında evvela kendi zevce ve kızlarını zikretmiştir.

İkinci incelik: Hicab ayeti, kadınların avret mahallerini örtmeleri yerleştikten sonra nazil olmuştur. Öyleyse bu ayette emredilen tesettür, daha önce farz kılınan Setr-i avretten başka ve fazla bir örtünmedir.

Bunun İçindir ki, bütün müfessirler, tabirleri değişik de olsa manada birleşerek ayetteki “cilbabdan” maksadın kadının elbiseleri üzerine giyilen ve bütün vücudu örten (çarşaf gibi) bir örtü, elbise olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zamanımızda kadınların çarşaf denilen bir örtü veya onun benzeri bir örtü ile örtünmeleri gerekmektedir. Ayetteki «cilbab» tan maksat, bazı cahillerin sandıkları gibi Setr-i avret değildir (yalnız avret yerlerinin örtülmesi değildir).

Üçüncü İncelik: Ayetteki «Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına...» ifadesindeki tafsilat, hicabın yalnız Resûlullah (a.s.m.)'ın zevcelerine farz olduğunu iddia edenlerin iddialarını açıkça reddetmektedir. Çünkü ayetteki «müminlerin kadınlarına» ifadesi, örtünmenin bütün mümin kadınlara emredildiğine, onların da bu umumi hitaba dâhil olduklarına kesin bir şekilde delalet etmektedir. Bu sarih emir karşısında nasıl olur da Müslüman kadınların örtünmesinin farz olmadığı İddia edilebilir?!

Dördüncü incelik: «Bu onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.» ayetinde hicabın farziyetinin hikmeti beyan edilmektedir. Şer'î hükümlerin hepsinde meşru hikmetler vardır. İşte kadınların örtünmelerindeki hikmet de hem onların namuslarının hem de cemiyetin korunmasıdır.

Müfessirlerin cumhuruna göre, ayetteki «tanınıp» kelimesinden maksat, hür kadın olduklarının anlaşılması, köle ve cariyelerden temyiz edilmeleridir.

Ebu Hayyân, bu hususta cumhurun görüşünden başka bir görüşü tercih etmiştir. Ona göre ayetteki örtünme emri ister hür ister cariye olsun bütün Müslüman kadınlaradır. “Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.” âyetini de “Namus ve iffetle tanınsınlar ki, fasit kimseler onlardan bir şey beklemesinler.” şeklinde tefsir etmektedir.

Ebu Hayyan'ın görüşünü Bahr-i Muhit’ teki ifadeleriyle aynen aktarıyoruz:
“Ayetteki «müminlerin kadınları» ifadesinin zahiri, hür kadınları da cariyeleri de içine almaktadır. Cariyeler için fitne tehlikesi daha çoktur. Çünkü onlar hür kadınlara nisbetle dışarıda daha çok bulunurlar. Cariyeler “müminlerin kadınları” ifadesinin kapsamından çıkarabilmek için çok açık bir delil lazımdır. Böyle bir delil olmadığına göre onların da örtünmeleri lazımdır.

“Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.” ayetinden maksat, “Onlar Örtüleri sebebiyle iffetli olarak tanınırlar. Bu sebeple hiç kimse onlara dokunamaz.” demektir. Çünkü hiç kimse mütesettir bir kadına bakamaz, kendisinde böyle bir cesaret bulamaz.

Ama kadın açık olursa, ona herkes bakar, çıtlatma yoluyla da olsa arzularını duyurmaya çalışır. Çünkü o, açıklığı ile kendisini teşhir etmektedir.
[4]

Bu görüş Ebu Hayyan’ın çok keskin ve isabetli bir görüşe sahip olduğunu göstermektedir. Biz de Ebu Hayyan'ın görüşünü tercih ediyoruz. Zira tesettürden maksat budur. Ayrım yapılmadan hür ev cariye olan bütün mümine kadınların kapanmasıdır.

Ayetteki Şer’i Hükümler:

Birinci Hüküm: Örtünmek Bütün Kadınlara Farz Mıdır?

Âyet-i kerimenin zahiri, hicabın (örtünmenin) mükellef olan Müslüman, hür ve baliğ bütün kadınlara farz olduğuna delalet eder. Çünkü Allâhü Teâlâ, “Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.” Buyurmuştur.
Öyleyse kâfir kadınlara Hicab farz değildir. Çünkü onlar İslâm’ın Fer’i hükümleriyle mükellef değildirler. Üstelik bize onları kendi başlarına bırakmamız emredilmiştir. Hicab (örtünme) bir ibadettir. Çünkü bunda Allah (cc)'ın emrine uyma vardır.
Örtünmek, Müslüman bir kadına namaz ve oruç gibi farzdır. Bu yüzden Müslüman bir kadın örtüyü inkâr ederek terk ederse mürted olur, İslâm’dan çıkar. Fakat inkâr etmeden sırf bozuk bir cemiyete uyarak terk ederse mürted değil, asi olur. Bu hareketiyle Kur’an’ın ayetlerine muhalefet etmiş olur. Zira Allâhü Teâlâ, “Evvelki cahiliyet (devri kadınlarının kırıtarak, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin.”
[5] Buyurmuştur.
Şu var ki, her ne kadar örtünmekle mükellef olmasa da gayri Müslim bir kadının cemiyeti bozacak bir şekilde ortalıkta dolaşmasına izin verilemez. Şimdi gördüğümüz gibi öyle İçtimaî edepler vardır ki, onlara uymak herkes için farzdır. Cemiyeti fenalıklardan korumak bakımından bu İçtimaî edeplerde Müslümanlar ile gayri müslimler eşittirler. Bu içtimaî edepler İslam’ın şer'i siyasetidir ki bunları uygulamak Müslüman hâkimin vazifesidir.

Müslümanların vazifesi, daha sonra örtünmede zorluk çekmemeleri için on yaşına giren kız çocuklarını örtünmeye alıştırmak olmalıdır. Bu örtünme teklif emri değil, fakat terbiye bakımından gereklidir. Namazda da durum böyledir. Nitekim Resûlullah (a.s.m.), “Çocuklarınız yedi yaşına girdikleri zaman onlara namazı emredin. On yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa onları dövün.” buyurmuştur.
[6]


İkinci Hüküm: Örtünmenin Şekli Nedir?

Allâhü Teala mümin kadınlara, iffet ve haysiyetlerinin korunması için yabancı erkekler karşısında uzun bir örtü ile elbiselerinin üzerinden örtünmelerini emretmiştir. Alimler bu tesettürün nasıl olacağı hususunda ihtilaf ederek birkaç görüşe ayrılmışlardır:
1- Taberî İbn-i Sirin'den şöyle rivayet eder: «Abide es-Selman (ra)'ye «...dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» ayetinin manasını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece ayeti fiilî olarak tefsir etti.»
[7]
2- Taberî ve Ebu Hayyan, İbn-i Abbas (ra)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: «Kadın cilbabını alnının üzerine İndirir ve oradan sıkar. Alttan da burnunun üzerine kadar kapatır. Yalnız gözleri dışarıda kalmalıdır.   Yüzünün kalan kısmı ile göğsünü tamamen kapatmalıdır.» [8]

3- Yüzü örtmenin keyfiyeti hakkında Süddî'den şöyle rivayet edilmiştir: «Örtü, kadının sol gözü hariç bütün yüzünü kapatmalıdır.» Ebu Hayyân şöyle der: «Endülüs'teki adet de Süddi’nin tarif ettiği gibi idi. Kadın bütün vücudunu örter, yalnız tek gözü açıkta kalırdı.» [9]
4- Abdürrezzak ve bir cemaatin rivayetine göre müminlerin annesi Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir: «Bu ayetin nüzulünden sonra Ensari kadınları siyah çarşaflara büründüler. Sanki hepsinin başına birer karga konmuştu.»[10]
Üçüncü Hüküm: Kadına Yüzünü Örtmesi Farz Mıdır?   
Nur Suresinin tefsirinde geçtiği gibi, kadının ziynetlerini mahremlerinden başkasına göstermesi haramdır. Zira Allâhü Teâlâ, “Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! Ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları (Müslüman kadınlar) veya sahip oldukları cariyeleri veya (pek yaşlı olmakla) kadınlara karşı şehvetleri olmayan erkek hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler! Gizlemekte oldukları ziynetleri bilinsin diye ayaklarını (yere) vurmasınlar! Ey Mü’minler! Hep birlikte Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz.”
[11] buyurmuştur.

Yüz, ziynetin ve güzelliğin aslı, fitnenin kaynağı olduğu için onun da yabancılara karşı örtülmesi zaruridir.

Yüzün avret olmadığını söyleyenler ise, bunu iki şarta bağlamışlardır.

Bu şartlardan birisi, yüzün tabii durumunda bulunması (yani makyajsız olması), ikincisi, fitneden emin olunmasıdır. Şayet yüzün açılması fitneye sebeb oluyorsa açılması haramdır. Şüphesiz asrımızda fitneden emin olunamaz.

Bunun için Müslüman bir kadının şerefini korumak için yüzünü örtmesi farzdır. Bu husustaki şer'i delilleri Nur Suresinin tefsirinde beyan ettik. Ancak buraya bazı müfessirlerin yüzün örtülmesinin farz olduğu hususundaki görüşlerini ilave edeceğiz.

Müfessirlerden bir zümre yüzün örtülmesinin farz olduğuna söylerler:

1- İbn-i Cevzî, «...Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» ayetinin tefsirinde İbn-i Kuteybe'den naklen şöyle der: «Başlarını ve yüzlerini örtünmelerini söyle ki onların hür oldukları bilinsin. Ayetteki «celabib» kelimesinden maksat da normal elbiselerin üzerini kapatacak ve vücut hatlarını göstermeyecek bir örtüdür.»
[12]

2- Ebussuud Efendi: «Cilbabdan maksat, çok geniş ve uzun bir örtüdür. Kadın bununla başını örttüğü gibi yüzünü ve göğsünü de örterek ayaklarına kadar salar. Buna göre ayetin manası, «Kadınlar dışarıya veya yabancı bir erkeğin karşısına çıkacakları zaman bu örtüyle yüzlerini ve bütün vücutlarını örtsünler.» olur. Süddî de ayetin tefsirinde, «Kadın alnını ve yüzünü örter. Yalnız bir tek gözü açık kalır.» demiştir.»

3- Ebu Hayyan: «...Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» ayeti tepeden tırnağa kadar bütün vücudun örtülmesini emreder. Veya ayetteki «üstleri» kelimesinden maksat yalnız yüzlerdir. Yani âyet yüzlerin örtülmesini emretmektedir.  Çünkü cahiliyet devrinde hür kadınlar zaten yüzleri hariç bütün vücutlarını (saçları dâhil) örtmekteydiler.»

4- Cessas
[13]: «...Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» ayeti, genç kadınları yabancı erkeklere karşı yüzlerini örtmeleri gerektiğine delalet ediyor. Kadınlar dış örtülerine bürünmelidirler ki kötü niyetli kimseler onlardan bir şey umarak eziyet etmesinler.»[14]

5- Celaleyn: «Celabib», cilbab ‘ın çoğuludur. Cilbab İse, kadının bütün vücudunu kapatan örtüdür. İbn-i Abbas (ra), «Hür olduklarının bilinmesi ve iffetlerinin korunması için mümin kadınlara bir gözleri hariç bütün baş ve yüzlerini örtmeleri emredilmiştir.» demiştir.»[15]

6- Taberî, İbn-i Sirin’den şöyle nakleder: «Abide es-Selmanî (ra)'den, «...Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle» ayetinin manasını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece ayeti fiili olarak tefsir etti. Bunun benzeri İbn-i Abbas (ra)'tan da nakledilmiştir» [16]

Bu ve bunların emsali nakiller ile meşhur müfessirlerin kavilleri, kadınların yabancı erkekler karşısında ve dışarıda yüzlerini örtmelerinin farz olduğuna açıkça delalet etmektedir.

Ancak birkaç istisnaî durumda yüz açılabilir. Bunlardan birisi, sünnet veçhi ile evlenmek isteyen bir erkek talip olduğu kadının yüzüne bakabilir.

Bir de kadın, hac ihramına girdiği zaman yüzünü örtmez. Çünkü bu İbadet zamanıdır ve fitne söz konusu olamaz. Kadının hacda yüzünü açması başka hallerle kıyas edilemez. Günümüzde bazı cahiller, «Mademki kadın ihramlı iken yüzünü kapatmıyor, öyleyse diğer zamanlarda da yüzünü açabilir. Çünkü yüz avret değildir.» diyorlar. Bu İddia İslâm fıkhını bilmeyenlerin sözüdür. Selef-i Salihin’in hayatını, sahabe ve tabiinin kadınlarının yaşayışlarını ve İslam’ın altın devrindeki kadınların örtünmelerini, korunmalarını inceleyen, araştıran herkes, yüzün avret olmadığını açılmasının mubah olduğunu söyleyenlerin hata ettiklerini kesin olarak anlar.

Bu İddiacılar, yüzün avret olmadığını söyleyerek Müslüman kadına yüzünü açmasını tavsiye ederler. Kendi zanlarına göre böylece ilmi ketm etmenin günahından da kurtulmuş olmaktadırlar. Hâlbuki yüzün avret olmadığını ilk defa ortaya atanlar din düşmanları olmuştur. Bu din düşmanları tedrici olarak Müslüman kadınları şer'î hicabından çıkararak İslam’ın içine fitne salmaya ve dini yıkmaya çalışmışlardır.


Dördüncü Hüküm: Şer’i Örtünmenin Şartları?

Şer'î örtünmenin zaruri şartları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Örtü, bütün vücudu örtmelidir. Zira Allâhü Teâlâ, “...Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.” buyurmuştur. Cilbab, bütün vücudu örten bir elbise, bir Örtüdür. «Yüdnine», dena kökünden gelen bir fiildir. İdna elbiseyi, örtüyü aşağıya doğru salıvermektir. Buna göre şer'î Örtünme, vücudun tamamını örtmektir.

2- Örtü, alttaki elbiseyi gösterecek kadar İnce olmamalıdır. Zira hicaptan maksat gizlemektir. İnce örtü, alttaki elbisenin görünmesini önleyemez. Bakışlara da mâni olamaz. Nitekim Hz. Ayşe, «Ebubekir Sıddık'ın kızı Esma üzerinde İnce bir elbise ile Resûlullah (a.s.m.)'ın yanına gelince Resûlullah ondan yüzünü çevirdi.»
[17]

3- Örtünün kendisi bir ziynet olmamalı ve cazip renkli kumaşlar kullanılmamalıdır. Zira Allâhü Teala, «Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesna.» buyurmuştur. Ayetteki «görünen kısımdan maksat, kasıtsız olarak görünen kısımdır. Eğer üstten örtülecek örtünün kendisi ziynet sayılabilecek renk ve görünüşte olursa ona Hicab denilemez. Böyle bir örtüyle Örtünme de caiz değildir. Zira Örtünmekten maksat, ziynetlerin yabancılar tarafından görülmesini önlemektir.
4- Örtü, vücut hatlarını belli edecek ve fitneye sebeb olacak kadar dar olmamalıdır. Zira Resûlullah (a.s.m.) “İki sınıf insan vardır ki onlar cehennem ehlidirler. Sığırların kuyruğuna benzer sopalarla halkı dövenler ve vücut hatlarını tamamıyla belli edecek elbise giyen kadınlar. Ki bunlar bu elbiselerle erkeklerin kalplerini çelmek için gezerken kırıtarak yürürler. Saçlarını da deve hörgüçlerine benzetirler. Onlar cennete giremeyecekleri gibi çok uzaklardan duyulabilen cennet kokusunu bile duyamazlar. Buyurmuştur. Hadisin diğer bir rivayetinde de “Cennetin kokusu beş-yüz yıllık yoldan geldiği halde onlar koklayamazlar.”
[18] Buyrulmuştur.

Hadisteki “kâsiyatün âriyat”ın manası, «sureta giyinik, fakat hakikatte çıplaktırlar» demektir. Çünkü onlar öyle ince ve dar giyiniyorlar ki, elbiseleri ne avretlerini ne de vücutlarını örtmektedir. Bu hadis de Resûlullah (sav)'in mucizelerinden birisidir. Çünkü kendisinden bin dört yüz sene sonraki geleceği tasvir etmiştir.

5- Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri etkiler. Zira Resûlullah (a.s.m.), “Harama bakan göz zânîdir. Güzel koku sürünerek erkeklerin arasına çıkan kadın da.» buyurmuştur. Diğer bir rivayette de «Bir kadın güzel koku sürünerek erkeklerin arasından geçer ve erkekler o kokuyu alırlarsa o kadın zânîdir.” buyrulmuştur.

Musa bin Yesar'dan şöyle rivayet edilmiştir: «Güzel koku sürünmüş bir kadın geçiyordu. Ebu Hüreyre (ra) ona, «Ey cebbarın annesi nereye gidiyorsun?» dedi. Kadın, «Mescide» cevabını verdi. Ebu Hüreyre (ra), «Sen koku süründün mü?» diye sordu. Kadın, «Evet» dedi. O zaman Ebu Hüreyre (ra), «Evine dön. Koku gidinceye kadar yıkan. Zira ben Resûlullah (sav)'den, «Allâhü Teala süründüğü kokuyu etrafa saçan bir kadının namazını, dönüp yıkanıncaya kadar kabul etmez.» dediğini işittim.» dedi.»
[19]
6- Kadın ne erkek elbisesi giymeli ne de giydiği elbise erkek elbisesine benzemelidir. Zira Ebu Hüreyre (ra), “Resûlullah kadın elbisesi giyen erkek ile erkek elbisesi giyen kadını lanetlemiştir.” demiştir.[20] Diğer bir hadiste de Resûlullah (a.s.m.), “Allâhü Teâlâ kendilerini kadınlara benzeten erkeklerle erkeklere benzeten  kadınları lanetler.” buyurmuştur.

Ayetten alınacak dersler:

1- Örtünmek bütün mümin kadınlara kesin bir farzdır.

2- Resûlullah (sav)'in zevce ve kızları bütün mümin kadınlara örnek ve önderdir.

3- Örtünün vücudun ziynetlerini ve elbisesini kapatması farzdır.

4- Örtünme Müslüman kadına zorluk değil bilakis onun şeref ve haysiyetini korumaktır.

5- Hicab kadınların iffetini koruduğu gibi toplumu da fitne ve fuhşun yapılmasından korur.

6- Müslüman kadın Allah (cc)'ın emirlerine sımsıkı sarıldığı gibi, İslâm’ın farz ettiği içtimaî edeplerle de edeplenmelidir.

7- Allâhü Teala kullarını çok esirgediği için onlara dünya ve ahirette çok hayırlı olan hükümleri emretmiştir.

Kadınların örtünmesi hususundaki ayetleri aşağıya alıyoruz:

1- Vakar ile evlerinizde oturun. Evvelki cahiliyet devri kadınlarının kırıtarak, süslerini göstere göstere yürüyüşü gibi yürümeyin.
[21]

2- Birde onun zevcelerinden lüzumlu bir şey istediğiniz vakit perde ardından isteyin. Bu hem sizin kalpleriniz hem de onların kalbleri için daha temizdir.[22]

3- Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp da bilinmemelerine daha uygundur. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.[23]


4- Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; el, yüz gibi görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! Ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları (Müslüman kadınlar) veya sahip oldukları cariyeleri veya (pek yaşlı olmakla) kadınlara karşı şehvetleri olmayan erkek hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler! Gizlemekte oldukları ziynetleri bilinsin diye ayaklarını (yere) vurmasınlar! Ey Mü’minler! Hep birlikte Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz. [24]

Bu ayetler kesin biçimde Müslüman kadınların örtünmesinin farz olduğunu ve tesettürün Abbasiler devrinde ortaya çıktığı iddiasının asılsızlığını ortaya koymaktadır. Zira yalanın ipi çok kısadır. Bu ayetlerin ışığında anlıyoruz ki kadınların örtünmesinden maksat, bütün şüpheli yolları kesmek, erkek ve kadınların kalplerinde dolaşan vesveseyi bertaraf etmektir. Allâhü Teâlâ bu hususta, “Bu hem sizin kalpleriniz hem onların kalbleri için daha temizdir.”[25] Buyurmuştur.

İslam’ın birinci hedefi kadının şerefini, iffetini korumaktır. Şunu unutmamak gerekir ki, imanları zayıf, kalbleri hasta olan kimseler kadınlar hakkında kötü düşünürler. Bunlar kadınların haysiyet ve şereflerini ortadan kaldırdıktan sonra gizli emellerine ulaşmayı tasarlarlar.

Hiç şüphe götürmeyecek şekilde açıktır ki, kadınlar tesettürden uzaklaştıkça evlenmeler azalmış, genç çiftler arasında geçimsizlik ve boşanmalar çoğalmıştır. Birçok genç erkek ve kadın evlenmekten imtina etmektedir. Çünkü beşerî arzularını hiç yorulmadan, çalışmadan, fazla bir para harcamadan istedikleri an tatmin yollarını buluyorlar. Şüphesiz bunların artık evlenmeye ihtiyaçları kalmıyor. Bu da toplumları çöküş tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Zira açıktır ki ailelerin yıkılması, çiftlerin birbirine hıyaneti, kadınların süslenip püslenerek sokaklarda açık saçık gezmelerinden kaynaklanmaktadır.

Cenâb-ı Hakk “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile (giyinip süsleneceğiniz) bir süs elbisesi indirdik. Bir de takvâ elbisesi ki, bu (hepsinden) daha hayırlıdır. Bu (maddî ve manevî elbiseler), Allah’ın ayetlerindendir; tâ ki ibret alsınlar.
[26] Buyurarak bizler için en güzel elbisenin takvâ elbisesi olduğuna dikkat çekmek istemiştir.

Kadın Hürriyetine Dair:
Amerikalı kadın yazar Elisyan Stanbori, Mısır'da bir ay kaldıktan sonra Kahire'de yayınlanan El-Cumhuriye gazetesinde şunları yazmıştır:

«Arap toplumu kâmil ve salim bir toplumdur. Bu toplumun gençlerini makul ölçüler içerisinde geleneklerine bağlı tutması lazımdır. Çünkü bu toplum Avrupa ve Amerika toplumuna benzememektedir.

Zira Müslümanlarda atalardan devralınan birtakım gelenekler kadının hayatını sınırlamakta, anne babaya karşı saygı icap ettirmektedir. Bundan daha önemlisi de Avrupa ve Amerika'da aile ve toplum hayatını tehdit eden kadın-erkek İlişkilerini yasaklamaktadır. Arap toplumunun bilhassa gene kızlar için vazettiği kayıt ve nizamlar son derece faydalıdır. Bunun için ben size ahlak ve geleneklerinize sımsıkı sarılmanızı öğütlerim. Kadınlarla erkeklerin karışmalarına mâni olun. Bilhassa genç kızlarınızı tarihten devraldığınız terbiye kuralları ile yetiştirin. Bu, Avrupa ve Amerika'da olduğu gibi kadınların her yere serbestçe girip çıkmasından daha hayırlıdır. Hem sizin için hem İnsanlık için daha hayırlıdır. Amerika'nın son derece büyük bir toplum olması, birbirine yabancı kadın ve erkeklerin hiçbir evlilik bağı olmadan münasebet kurmalarına sebeb olmuştur. Bu başıboşluk, bir yandan hapishanelerin ve akıl hastanelerinin dolmasına, bir yandan da yirmi yaşın altındaki kızların barlarda, pavyonlarda, randevu evlerinde erkeklere satılmalarına yol açmıştır. İşte bu bizim gençlere verdiğimiz hürriyetten doğmaktadır. Avrupa ve Amerika toplumlarında kadınlarla erkeklerin iç içe yaşaması, kadınlara verilen aşırı hürriyet aile düzenini tehdit ettiği gibi ahlak ve fazileti de sarsmaktadır. Çünkü daha yirmisine basmamış bir genç kız hürriyet, medeniyet ve her şeyin serbestliği adına içki içiyor, uyuşturucu maddeler kullanıyor, hatta annesinin bilgisi altında istediği erkekle flört ediyor. Öyle ki, birkaç dakikada evleniyor, birkaç saat sonra da ayrılıyor.[27]
 


[1] Ahzâb, 59. Ayet

[2] Elmalı: c.6-s.338

[3] Cessas, C. 3. S. 372.

[4] Ebu Hayyân age C. 7. S. 250. 326

[5] Ahzâb, 33. Ayet

[6] “Ebû Davut, Salât, 26, h.no: 495; İbn Ebî Şeybe, I/304, h.no:3482; Darakutnî, I/230; Hâkim, Müstedrek, I/311, h.no: 708; Beyhakî, Şuabu‘l-İman, VI/398, h.no: 8650

[7] Taberi, Hazin, el-Cemel, Celaleyn Haşiyesi.

[8] Ebu Hayyan, age. C. 7, S. 250.

[9] Ebu Hayyan, age, C. 7, S. 250.

[10] Cessas. Age. C. 3. S. 372.

[11] Nur: 31. Ayet

[12] İbn-i Cevzi, age. C. 6. S. 422.

[14] Cessas, age. C. 3, S. 372.

[15] Celaleyn. C. 2.

[16] Taberî Tefsiri. C. 22.

[17] Ebu Davud

[18] Müslim.

[19] Tergîb ve Terhîb. C. 3. S. 65.

[20] Ebu Davud, Nesai. Tahricüs-Sünen, C. 6. S. 57.

[21] Ahzâb, 33. Ayet

[22] Ahzâb, 53. Ayet

[23] Ahzâb, 59. Ayet

[24] Nur, 31. Ayet

[25] Ahzâb, 53. Ayet

[26] A’raf, 26 Ayet

[27] El-Cumhuriye, 8 Ocak 1962. 334


Etiketler

Alâkalı Sorular

Yorum Yap

Yorumlar

BÖYLE ÖNEMLİ VE GÜZEL BİLGİLERİ BİZE AKTARDIĞINIZ İÇİN ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN...
Gönderen: SAİD FİDAN
Tarih: 31.08.2011 16:35:26