RİSALE-İ NUR

02.12.2018

2484

İman Tek Bir Delile mi Dayanır? Risale-i Nur'a Göre Delillere Yapılan İtirazlar İmanı Sarsar mı?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Sual: Bürhanınıza şekk-i itiraz geldikçe imanınız sarsılmaz mı? Bu ma’reke-i evham olan istidlaliyatla taharri zarar vermez mi? Bu suali cevabıyla birlikte izah edebilir misiniz?

07.12.2018 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer şöyledir:

İkinci Sual: Ki cevabı yarısı beyaz, yarısı siyahtır. Dediler: Burhanınıza şek itirazı geldikçe, imanınız sarsılmaz mı? Bu ma'reke-i evham olan istidlaliyatla taharri zarar vermez mi?

Elcevap: Eğer neticeyi burhan ile bağlı, onunla ikame ve ispat suretiyle olsa ve tahakkuk-u hakaike ayar tutmakla adem-i delilden adem-i medlulü tevehhüm etse zarar olur. Halbuki iman incecik bir burhana yüklenmez. Belki öyle bir hadse bina ve istinad eder ki, o hads öyle menabiden kuvvet ve öyle meadinden ışık alır ki, söndürülmesi, kainatın söndürülmesidir. 1

Soruda anlatılmak istenen şey şudur: İman hakikatlerini ispat etmek için ortaya konulan delillere zaman zaman itirazlar gelebilir, şüpheler ileri sürülebilir. Acaba bu durumda iman sarsılır mı? Deliller üzerinde düşünmek, araştırmak ve akli yolla hakikati aramak insana zarar verir mi?

Bir insan, ulaştığı hakikati yalnız bir delilin üzerine kurarsa ve o hakikatin varlığının sadece o delille ayakta durduğunu zannederse bundan zarar görür. Çünkü böyle bir durumda, delilde meydana gelen bir zayıflığı veya o delile yöneltilen bir itirazı, doğrudan doğruya hakikatin kendisine zarar gelmiş gibi değerlendirmeye başlar.

Buradaki yanlış düşünce, hakikatin varlığını delilin varlığına bağlamaktır. Yani bir şeyi gösteren işaret zayıflayınca, gösterdiği şeyin de zayıfladığını sanmaktır. Halbuki bu doğru değildir. Bir hakikatin ispatı için kullanılan delil başka şeydir, o delilin gösterdiği hakikatin kendisi başka şeydir. Delil, hakikati tanıtır; fakat hakikati meydana getiren o delil değildir.

İşte zarar da burada ortaya çıkar. İnsan, elindeki delilleri hakikatin tek dayanağı gibi görürse, o delillerden birine itiraz gelince sarsılır. Çünkü zanneder ki delil sarsıldıysa hakikat de sarsılmıştır. Oysa hakikat, delilden daha kuvvetlidir. Delilin zayıf görünmesi veya bir yerde görülmemesi, hakikatin yokluğunu göstermez.

Mesela bir varlığın bulunduğunu gösteren bir işaret bazen görünür, bazen görünmez. Fakat işaretin görünmemesi, o varlığın gerçekten yok olduğu manasına gelmez. Çünkü işaret sadece haber verir; varlığı oluşturan şey değildir. Bu sebeple delilin yokluğundan, delilin gösterdiği şeyin de yok olduğu sonucunu çıkarmak yanlıştır.

İman, tek bir zayıf delile bağlı değildir. Yani insanın inandığı hakikatler, bir tek ispat yoluna dayanmaz ki o delil sarsılınca iman da sarsılsın. Bilakis iman, çok derin ve çok kuvvetli dayanaklardan gelen sağlam bir kanaat üzerine kuruludur.

Buradaki “hads” kelimesi, basit bir tahmin veya zayıf bir sezgi manasında değildir. Aksine, çok sayıda kuvvetli işaretin, delilin, şehadetin ve tecrübenin birleşmesiyle kalpte ve akılda meydana gelen sarsılmaz bir yakīn, bilgi manasındadır. Yani insan, hakikati yalnız bir akıl yürütme zinciriyle değil; pek çok yönden gelen kuvvetli şahitlerle tanır ve kabul eder.

Bu bilginin kuvveti de tek bir kaynaktan gelmez. İnsanın vicdan ve fıtratı, kâinatın delaleti, Kur’an’ın beyanı, peygamberlerin haber vermesi, evliya ve asfiyanın ittifakı, ehl-i tahkikin delilleri hep birlikte bu imanı besler. Bu kadar çok ve kuvvetli kaynaktan gelen bir iman, artık ince ve kolay kopacak bir delile bağlı kalmaz.

Bu sebeple bir kimsenin elindeki tek bir delile itiraz edilse bile, bu Allah'ın olmadığı anlamına gelmez. Çünkü iman, yalnız o delilden ibaret değildir. Arkasında sayısız destek vardır. Adeta birçok nehirden beslenen büyük bir deniz gibidir. Bir tek su yolunun kapanması, o denizi kurutmaz.

Söndürülmesi, kâinatın söndürülmesidir” ifadesi de bu durumu anlatır. Yani iman öyle geniş ve kuvvetli kaynaklardan nurlanıp beslenir ki, onu tamamen ortadan kaldırmak için yalnız bir iki delili çürütmek yetmez. O imanı besleyen bütün şahitleri, bütün delilleri, bütün hakikatleri susturmak gerekir. Bu ise kâinatın tamamındaki şehadeti söndürmek gibi imkânsız bir şeydir.


Bunu basit bir misalle anlamak mümkündür. Bir şehri gösteren tabelalar vardır. O tabelalar, size şehrin yönünü gösterir. Fakat o şehrin varlığı, tabelalara bağlı değildir. Tabelalar olmasa da şehir yerindedir. Hatta bir tabela kırılsa veya yanlış anlaşılırsa, bu durum şehri ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde, bir delilde zayıflık görülmesi de hakikatin kendisini yok etmez.

Aynı şekilde, bir yerde duman görmek, orada ateş bulunduğunu gösterir. Fakat bir vakit duman görünmemesi, ateşin hiç bulunmadığını ispat etmez. Delilin görünmemesi, medlulün yani delilin gösterdiğinin yokluğunu göstermez. Nitekim âlem yaratılmadan önce de Cenab-ı Hak vardı. Demek ki delil sonradan bulunsa bile, medlulün yani delille gösterilenin varlığı delile bağlı değildir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Rumuz, Hayrat Neşriyat, s. 5-6.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız