RİSALE-İ NUR

19.11.2009

4356

Batı Medeniyet ve İslam Medeniyeti Mukayesesi

Batı medeniyetiyle islam medeniyetinin farklarını izah eder misiniz?

20.11.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İnsanlık tarihi boyunca; Mısır, Çin, Hint, Sümer, Maya, Babil gibi birçok medeniyet dünya üzerinde tesirini göstermiş ve bunlardan birçoğu etkisini kaybetmiştir. Bu gün dünya üzerinde etkisini hala kuvvetli bir şekilde gösteren iki medeniyet vardır: Bunlar İslam Medeniyeti ve Batı Medeniyetidir.

Bediüzzaman Hazretleri, Batı Medeniyetini eleştirirken bu medeniyetin her şeyini bütünüyle reddetme yoluna gitmez. Medeniyeti iki kısma ayırarak ele alır. Tabiat felsefesinin zulmetiyle insanları dalalete ve haramlara sevk eden kısmını eleştirir. Toplum hayatına faydalı sanatları, adalet ve hakkaniyete hizmet eden fenleri takib eden kısmını eleştirmez.1

1- İKİ MEDENİYETİN DAYANAK NOKTALARI

Batı Medeniyetinde Dayanak Noktası Kuvvettir.

Şirke düşen ve seyyiatı (fenalıkları) hasenatına (güzelliklerine) galip gelen şu medeniyet-i avrupaiyenin2 toplum hayatında hak ihlallerini netice veren bozuk bir esası, ‘kuvvetli olan üstündür’ anlayışıdır. Bu esasın Batı medeniyetinde yerleşmesinin en büyük sebebi hastalıklı ve dalaletli felsefesinde tevhîd inancının olmamasıdır.
İslam Medeniyetinde Dayanak Noktası Hak’tır

İslam medeniyetinde kuvvetli olanın üstün olduğu bir anlayış yoktur. Bu medeniyette kuvvet haktadır. Haklı olan kuvvetlidir. Hüküm haklı olana göre verilir. Bu esas ile toplumda zulüm kesilir, adalet temin edilir. Bu esasın temelinde tevhîd inancı vardır. Bu esasın tezahürü ile İslam medeniyetinin hâkim olduğu coğrafyalar bütün insanlar için huzur, barış ve adaletin adresi olmuştur. Bu medeniyette devletin başındaki sultan ile bir gayr-ı müslimin beraber yargılandığı mahkemelerde adliyeler adalet dağıtmıştır. Âdil hâkimler, melek gibi melikler halkın hizmetine koşturmuştur. İslam medeniyetini temsil eden devletler kuvvet kazandığında, insanlığın vicdanı ve mazlumların sığınağı olmuştur.

2- İKİ MEDENİYETİN HAYATTA YERLEŞTİRDİĞİ DÜSTUR

Batı Medeniyetinin Hayatta Düsturu Mücadeledir

Batı medeniyeti, fıtratı yanlış yorumlayan felsefesi ile tabiatta bir mücadelenin var olduğunu ileri sürer. Güçlünün zayıfı elediğini kabul eder. Tabiatta doğal bir seleksiyon olduğunu iddia eder. Zulmü netice veren yanlış bir varlık tasavvuru oluşturur. Bu yanlış anlayışını insanların, milletlerin ve devletlerin hayatına da tatbik ederek hayatın bir çarpışma olduğunu ve güçlü olanın zayıfı elemesi gerektiğini ifade eder.

İslam Medeniyetinin Hayatta Düsturu Yardımlaşmadır

İslam medeniyeti kainata tevhîd nuru ile baktığından, her şeyin Cenab-ı Hakk’ın idaresinde yardımlaşma düsturu ile birbirinin imdadına koştuğunu görür. Hayatta düsturu yardımlaşma olarak kabul eden Müslümanlar, komşusu aç iken tok yatamayacak bir hassasiyetle yaşadılar. Yardımlaşma esasının zaman ve mekan boyutunda bir tezahürü olarak toplumun her kesimine fayda sağlayacak vakıfları kurdular.

3- İKİ MEDENİYETİN İNSANLAR ARASINDA YERLEŞTİRDİĞİ BAĞ

Batı Medeniyetinin Kitleler Arasına Yerleştirdiği Bağ “Irkçılık ve Menfî Milliyet”tir.

Bediüzzaman Hazretleri, batı medeniyetinin toplumda insanlar arasına yerleştirdiği bağın ırkçılık olduğunu ifade eder. Batı medeniyetinde başkasını yutmakla beslenen menfi milliyetçilik3  yunan döneminden Hristiyanlığa, Hristiyanlıktan şimdiki düzene geçiş sürecinde devam etmiş bir esas olarak varlığını sürdürmüştür.

İslam Medeniyeti Toplumda İnsanlar Arasına Din ve Vatan Bağını Yerleştirir

İslam Medeniyeti, toplumu bir arada tutmak için ırkçılığı değil; dini duyguları ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirir. Dinin gereği ise din kardeşine muhabbet ve yakınlık göstermektir.

Bu konuda İbrahim Kalın şunları demektedir:

Bu esasın en güzel tezahürlerinden birisi Avrupa’nın en büyük üstadı olan Endülüs İslam devletidir. Endülüslü Arap ve Arap olmayan Müslümanlarla Avrupalılar arasında tarihte eşine az rastlanır bir etkileşim yaşanmıştır. Yaklaşık dört yüzyıl boyunca Müslüman, Yahudi ve Hristiyanlar özgür fakat rekabetçi bir ortamda ortak bir kültürün inşasına katkıda bulunmuş ve birbirlerinden çeşitli şekillerde etkilenmişlerdir. Bu dönede Müslüman bilim ve araştırma kurumları Avrupa’nın en önde gelen kuruluşları olarak bir cazibe merkezi haline gelmiş ve Kuzey Afrika ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinden en aydın ve yetenekli bilim, düşünce ve sanat adamlarını Müslüman şehirlerine çekmiştir. Kurtuba, Gırnata ve Sevilla gibi şehirlerin temizliği, bahçe düzenlemeleri, gece lambaları, sokakları, altın-kiremit renkli surları, havuzları, hamamları Avrupa’da dillere destan olmuştur. Müslüman Endülüs, ortaçağın karanlığında bir gece lambası gibi Güney Avrupa’yı aydınlatmıştır.4

4- İKİ MEDENİYETİN İNSANA OLAN HİZMETİ

Batı Medeniyetinin Cazip Görünen Yönü, İnsanın Heveslerini ve Arzularını Teşvik Edip Tatmin Etmesidir.

Batı medeniyeti, insanın nefsi ve geçici isteklerini ön plana çıkarır. İnsanı sürekli yeni şeyler istemeye ve eğlenceye teşvik ederek onu mutlu etmeye çalışır. Kısacası bu anlayış; insanın anlık zevklerini ve dünyevi arzularını tatmin etmeyi merkeze koyar.

İslam Medeniyetinin Heva Yerine Hüdadır.

İslamiyet bir medeniyet tesis ederken insanların fikir dünyasını imar etti. Bu medeniyet, Kur’ân’ın tezgahında insanın cevherini işledi. İnsanlara iman hakikatlerini ders vererek hayatın anlam ve gayesini gösterdi. İnsanın tesadüf oyuncağı, başıboş, gayesiz bir varlık olmadığını, yeryüzünün en aziz bir misafiri, Âlemlerin Rabbi’ne muhatap, ebedî saadete aday, kulluğu içinde bir sultan olduğunu gösterdi. Bu sebeple diyebiliriz ki; İslam medeniyetinin en güzel meyveleri, yetiştirdiği insanlar olmuştur. Bu medeniyetin yetiştirdiği Ebu Hanife’ler, Şafiî’ler, Bâyezid-i Bestâmî’ler, Şah-ı Geylânî’ler, Şah-ı Nakşibend’ler, İmam-ı Gazalî’ler, İmam-ı Rabbanî’ler gibi milyonlarca emsalsiz zatlar bulundukları asırları nurlandırmışlar, hakiki medeniyet yolunda insanlığa rehberlik etmişlerdir.

İslamiyet insanı değersizleştiren nefsanî heveslerin arzularına bir kısım yasaklamalar ile set çekip, insanı layık olduğu yüksek kemâlâta ulaştıran akıl, kalp, ruh gibi ulvî duygu ve hislerini tatmin etmiştir. Batı medeniyeti ise bunun aksine olarak özgürlük adı altında insanın nefsanî heveslerinin önünü açarak her türlü rezaleti yaşatmıştır.

5- İKİ MEDENİYETİN HEDEFİ

Batı Medeniyetinin Hedefi ve Kastı Menfaattir.

Hedefi menfaat olan bir medeniyet, elbette menfaatine zarar geldiği zaman kargaşa ve karışıklık noktasına sürüklenmesi kaçınılmazdır.

İslam Medeniyetinin Hedefi ve Kastı Fazilettir.

İslam Medeniyeti, insanların hedefine fazileti ve Allah’ın rızasını kazanmayı hedef olarak yerleştirir.

Tarihte ve bugün bu esas Müslümanların İslamiyet’i yaşadığı nispette kendisini göstermiştir. Bugün ülkemizin Suriye’den gelen milyonlarca muhacire açtığı kucak bu esasın en güzel tezahürlerinden birisidir. Devletimizin ve insanımızın maddi olarak hiçbir fayda sağlamadığı halde sırf Allah rızası için memleketini, muhabbetini, yiyeceğini ve yüreğini Suriyeli kardeşlerimiz paylaşması fazilet esasının bir göstergesidir. Maalesef Batılı devletlerin birkaç yüz mülteciyi almamak için yasaklar getirmesi, sınır kapılarını kapatması Avrupa Medeniyetinin menfaat esasının bir yansımasıdır.

Sonuç olarak:

Medeniyeti tesis ettiren en önemli etken bir topluluğun sahip olduğu dünya görüşü ve varlık tasavvurudur. İnsanlığa huzur ve barış getirecek bir medeniyeti tesis ettirecek tutarlı bir varlık tasavvuru ise ancak tevhid ile, iman esasları ile şekillenebilir. Bugün yeniden insanın cevherine layık bir medeniyeti tesis edebilmek için yapılacak en birinci ve öncelikli vazife imanın esaslarını toplumda tahkîkî bir surette yerleştirmektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.118

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.16

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 117

  4. İbrahim Kalın, İslam ve Batı, İsam Yayınları, s. 90


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız