Asabe İslâm’dan önce, “baba tarafından gelen erkek akraba ve erkek çocuklar” anlamında kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de asabe sınıfına giren mirasçılara ait hükümler vardır; ancak bu mirasçıları ifade etmek üzere asabe kelimesi kullanılmamış, baba, çocuk, kardeş gibi ifadelerle asabeye temas edilmiştir. Hz. Peygamber zamanından itibaren ise diyet ve miras alan muayyen yakınlar için kullanılmıştır.1
Fıkıh ve ferâiz kitaplarında asabe, “tek başına bulunduğu zaman mirasın tamamını, belli hisseli mirasçılarla beraber bulunduğu zaman onlardan arta kalanı alan mirasçı” şeklinde tarif edilmiştir.
Asabe olma vasfı verasetin en kuvvetli sebebi olarak telakki edilmiştir; çünkü bu vasfı taşıyan mirasçı tek başına kaldığı zaman bütün mirası alabilmektedir. Halbuki derece itibariyle başta bulunan ashab'ul feraiz mirasçıları bu vasıflarıyla mirasın tamamını alamamaktadır. Asabenin mirasçı olması nassın2 işaret ve delâleti yanında icmâ ile de sabittir.
bk. Buhârî, “Ferâʾiż”, 15; Müslim, “Ferâʾiż”, 15; Dârimî, “Ferâʾiż”, 28
bk. en-Nisâ 4/11, 176

