Kur’ân’da şöyle buyrulur:
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.1
Bir hadis-i kudside de şöyle buyrulmuştur:
Ben gizli bir hazineydim, bilinip tanınmak için bu mahlukatı yarattım.2
Bu âyet ve hadis ışığında baktığımızda, insanın asıl yaratılış gayesinin marifetullah (Allah’ı tanımak) ve ibadet olduğunu anlamaktayız.
Bu konuda Bedîüzzamân Hazretleri de şöyle demektedir:
Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister.3
Cenâb-ı Hak da kendi isim ve sıfatlarındaki, sanat ve eserlerindeki güzellik ve mükemmelliği hem görmek hem de insanlar gibi şuurlu varlıklara göstermek için bu âlemi ve insanları yaratmıştır.
Sonuç olarak; Allah insanı, kendisini tanıyacak, sevecek ve ibadetle şükredecek bir varlık olarak yaratmıştır. Yaratılışın gayesi, dünya menfaatleri değil; marifetullah, muhabbetullah ve ubûdiyettir/kulluktur. Gerçek mutluluk da, insanın bu İlâhî gayeye yönelmesiyle mümkündür.
Zâriyât 51 / 56.
Keşfu’l-Hafâ, II/132
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 12.

