Muhtelif Meseleler

28.02.2012

7961

Aklın Ölçüsü Nedir?

Dini meseleler için akıl tek başıyla yeterli midir?

28.02.2012 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Akıl, Allah’ın insanlara verdiği nimetlerin en büyüklerindendir. Çünkü insan birçok şeyi akılla anlayıp farkına varıyor ve mana veriyor. Doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini akılla tartarak birbirinden ayırt edebiliyor. Hatta buna binaen Allah, aklı olanı sorumlu tutuyor. Aklı olmayan çocukları ve delileri sorumlu tutmuyor. Ayet sonlarında düşünmez misiniz? gibi ifadelerle akla atıflar yapıyor. Fakat akıl tek başına yeterli olmayıp vahiyle birlikte olursa yani, akıl vahye tabi olursa insan doğru yolu bulabiliyor. Sadece aklı esas tutup vahyi dinlemediği zaman doğru yoldan uzaklaşıyor.

Eğer sadece akıl yeterli olsa idi, her şeyi hikmetle yapan Cenab-ı Hakk kitap ve peygamber göndermezdi. Demek, her şeyi en iyi bilen ve hikmetle yapan Cenab-ı Hakk, tek başıyla akıl yeterli olmadığı için akla ölçü olarak kitap ve peygamber göndermiştir.

İslam'ın akılla birlikte nakil denilen Kur’an ve sünnet ölçüsüyle anlaşılması gerektiğine latif bir misal hazreti Ali (r.a) efendimizin şu sözüdür.

Eğer din reyle olsaydı mestlerin altına mesh etmek, üstüne mesh etmekten daha iyi olurdu. Ama ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i mestleri üzerine mesh ederken gördüm. 1

İslam âleminde bazı kimseler, vahyi dinlemeyen batı felsefesinin etkisiyle aklı yeterli görüp her şeyi akıl ölçüsüne göre tartmaya çalışıyorlar. Aklı Kur’an ve sünnet ölçüsüne göre çalıştırmak yerine “İslam akıl dinidir” diyerek Kur’anı ve sünneti akıl ölçüsüne göre yorumluyorlar. O zaman herkesin anlayışı ve akıl ölçüsü farklı olduğu için herkese göre farklı bir din anlayışı ortaya çıkmaz mı? Evet, İslam akıl dinidir. Fakat akla ölçü nedir? Akla ölçü vahiydir. Kur’an ve sünnet ölçüsüdür. İslam, akıl, hikmet ve mantık üzerine tesis edilmiş ve selim olan akla uygundur. Bir ayette Rabbimiz selim akla şöyle işaret eder:

(Habîbim, yâ Muhammed!) O hâlde Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (îmân hakikatlerine gözleri kapalı) o kör kimse gibi olur mu? (Bundan) ancak(istikametli) akıl sâhibleri ibret alırlar. 2

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle der:

لَا يَعْلَمُونَ gibi âyetlerin sonunda zikredilen اَفَلَا يَعْقِلُونَ ٭ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٭ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ gibi cümleleriyle, İslâmiyet’in akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir ki, İslâmiyet’i her bir akl-ı selîmin kabul etmesi, İslâmiyet’in şânındandır. 3

Kur’ân-ı Kerîm’de birçok âyetin sonunda geçen "Hiç akıl erdirmiyorlar mı?, Hiç düşünmüyorlar mı?, Hiç ibret almaz mısınız?" gibi ifadeler, İslâmiyet’in aklı dışlayan değil; bilakis akla, hikmete önem veren bir din olduğunu açıkça göstermektedir. Bu tekrarlar, imanın körü körüne taklide değil, düşünmeye, tefekküre ve idrake dayandığını ortaya koyar. İslâm’ın hükümleri keyfî ve hikmetsiz olmayıp her biri aklen kavranabilir bir maksat ve faydaya dayanır. Ancak burada kastedilen akıl, hevâ ve hevesin, ön yargıların ve menfaatlerin bozmadığı akl-ı selîmdir. Böyle bir akıl, Kur’ân’ın hakikatlerini değerlendirdiğinde onları kabul eder.
Zaman zaman dinde aklın almadığı şeyler olduğunu söyleyenler çıkmaktadır. Her şeyden önce bu sözü "aklın almadığı" değil, "aklın anlayamadığı şeyler" olarak düzeltmek gerekir. Buradaki ölçü aklın anlayamadığı şeyleri hemen reddetmek değildir. Cenabı Hakk’ın bize bildirdiklerini anlamaya çalışmak; anlayamadıklarımızı bilenlerden ve anlayanlardan sormak ve öğrenmektir. Hem akıl her şeyi anlayacak bir kabiliyette değildir. Çünkü insan yaratılışı gereği belli sınırları vardır. Sınırsız ve mutlak bir varlık değildir.  Nasıl ki, insanın kulağı belli frekanstaki sesleri işitebiliyor; diğer sesleri işitemiyor ve belli şeyleri görebiliyor; diğerlerini göremiyor ise aklı da belli şeyleri anlayabilir. Mesela 50 tonluk bir kantara 60 tonluk bir tır çıksa o kantar çekmez. Bunun gibi insanın aklı da her şeyi kavrayamaz. Buna bir işaret olarak meşhur Ziya Paşa şöyle demiş:

İdrak-i meali bu akla gerekmez. Zira bu kadar sıkleti bu terazi çekmez.

Kaynakçalar
  1. Ebû Dâvûd, Taharet, 63/162

  2. Rad, 13/19

  3. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.94


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız