İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka hücumu karşısında, her şeyini fedâ edecek hakîkî fedâkârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur’ân-ı Hakîm’in hakîkatine, değil dünya saadetimi, belki lüzûm olsa âhiret saadetimi dahi fedâ etmeye karar verdim. Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on hûri de bana verilse idi, bırakmaya mecbûrdum ki, ihlâs-ı hakîkî ile hakîkat-i Kur’âniyeye hizmet edebileyim. Çünkü bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücumları ve desîseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için a‘zamî fedâkârlık yapmak ve harekât-ı dîniyesini rızâ-yı İlâhîden başka hiçbir şeye âlet yapmamak lâzım geliyordu.1
Bediüzzaman Hazretleri bu metinde genel olarak; çok şiddetli bir inançsızlık ve din karşıtı fikirlerin bulunduğu bir dönemde, Kur’ân hakikatlerini savunmanın büyük bir fedakarlık gerektirdiğini nazara vermektedir. Kendisi, bu mücadelede samimi ve ihlaslı olabilmek için dünya ile ilgili hiçbir çıkarı gözetmemeye karar verdiğini söylemektedir. Hatta gerekirse hem dünya mutluluğunu hem de en değerli şey olan ahiret saadetini bile feda etmeye hazır olduğunu söyleyerek, davasına olan bağlılığını dile getirmektedir. Bediüzzaman Hazretlerinin önemle üzerine durduğu diğer bir husus ise, yapılan hizmetin yalnızca Allah rızası için yapılması gerektiğidir. Çünkü böyle zor zamanlarda en küçük bir menfaat düşüncesi bile ihlasa zarar verebilir.
"Kur’ân-ı Hakîm’in hakîkatine, değil dünya saadetimi, belki lüzûm olsa âhiret saadetimi dahi fedâ etmeye karar verdim" cümlesinde geçen "ahiretimi feda etmek" ifadesinden maksat "lüzum olsa" ve farz-ı muhal (varsayma) manasındadır. Yani mecazi bir anlatımdır. Burada gerçekten ahiretini kaybetmeyi istemek gibi bir anlam yoktur. Asıl kastedilen, Kur’ân hakikatine hizmet ederken cennet arzusu veya sevap beklentisi gibi şahsi kazançları bile düşünmemektir. Yani hizmeti, "ben cennete gideyim" düşüncesiyle değil, sadece Allah rızası için yapma niyetidir. Bu söz ise samimiyetin, ihlasın en yüksek derecesini göstermektedir. Ayrıca bu cümleden hiç bir şekilde "bu uğurda gerekirse cehenneme götürecek yanlışları bile yaparım" manası çıkmamaktadır. Allah'ın rızası, haram yolla kazanılamayacağı ve bu metinde bunun kastedilmediği açıktır. Bediüzzaman Hazretlerin bu tarz ifadeleri Risale-i Nur'un farklı yerlerinde şöyle geçmektedir:
Umum âlem-i İslâmı alâkadar eden bir hakikatın hatırı için değil yalnız dünya hayatını, belki lüzum olsa uhrevî hayatımı ve saadetimi dahi ehl-i imanın Risale-i Nur ile saadetleri için feda etmeyi nefsim de kabul ediyor.2
Uzun seneler ihtiyarım haricinde olarak hizmet-i imaniyemi maddî ve manevî kemalât ve terakkiyatıma ve azabdan ve Cehennem'den kurtulmama ve hattâ saadet-i ebediyeme vesile yapmaklığıma, yahut herhangi bir maksada âlet yapmaklığıma manevî gayet kuvvetli manialar beni men' ediyordu. Bu derunî hisler ve ilhamlar beni hayretler içinde bırakıyordu. Herkesin hoşlandığı manevî makamatı ve uhrevî saadetleri, a'mal-i sâliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiç bir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men' ediliyordum. Rıza-yı İlahîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi.3
Ben cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu.... Kur'ân'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.4
Bediüzzaman Hazretlerinin bu sözlerinde de anlaşıldığı üzere asıl gayesi kendi şahsi kurtuluşu değil, toplumun imanının selametidir.
Sonuç olarak, Bediüzzaman Hazretleri iman hizmetini hiçbir dünyevi veya uhrevi menfaate âlet etmemek gerektiğini nazara vermektedir. Normalde insan yaptığı ibadetlerle cenneti kazanmak, cehennemden kurtulmak ister ki bu hem meşru hem de dinen teşvik edilen bir arzudur. Fakat o, içinde bulunduğu şartlarda imana yapılan hücumların büyüklüğünü gördüğü için, bütün dikkatini ve niyetini sadece Allah rızasına yöneltmiştir. Hatta manevi makamlar kazanma isteğinin bile ihlasa zarar verebileceğini düşünerek bundan bile uzak tutulduğunu ifade etmektedir. Bu bağlamda baktığımızda "ahiretini feda etmek" ifadesi mecazidir, burada kastedilen, şahsi sevap ve cennet beklentisini dahi düşünmeden, tamamen ihlas ve Allah rızası için hizmet etmektir.
Ayrıca metinde geçen evlenmeme meselesine de kısaca değinecek olursak; burada evlilik kötü bir şey olarak gösterilmez. Aksine evlilik sünnettir ve İslâm’da teşvik edilir. Fakat Bediüzzaman Hazretleri, kendi özel şartlarında evliliğin ve aile hayatının kendisini hizmetten alıkoyabileceğini düşünmüştür. Daha fazla vakit, enerji ve dikkat gerektiren bir mücadele içinde olduğu için, bütün gücünü Kur’ân hizmetine ayırmak istemiştir. Ayrıca hayatı hep hapislerde, sürgünlerde geçmiştir. Bu yüzden şahsi bir tercih olarak evlenmemeyi seçmiştir. Bu, herkes için geçerli bir kural değil, kendi şartlarına göre yaptığı bir fedakarlıktır.
Bediüzzaman Said Nursi, Hanımlar Rehberi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 20-21.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 394.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c. 4, s. 293
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 979-980.

