Onu tanıyan ve ona itâat eden, zindanda dahi olsa >bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa, zindandadır, bedbahttır. Hatta bir bahtiyar mazlum, i‘dâm olunurken bedbaht zâlimlere demiş: “Ben i‘dâm olmuyorum. Belki terhîs ile saadete gidiyorum. Fakat ben de sizi i‘dâm-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden, sizden tam intikamımı alıyorum.” لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ diyerek sürûr ile teslîm-i rûh eder.[1]
Bu ifadeler de bahsedilen mazlum bahtiyarın kim olduğunu kesin bir surette söylemek mümkün değildir. Zira İstaklâl mahkelerinde binlerce âlim suçsuz ve masum oldukları halde şehadete yürümüşlerdir. İskilipli Atıf Hoca, Erbilî Hazretleri vb. bir çok mübarek isim bu cümlelerin masadakı olabilir.
[1] Bediüzzaman Said Nursi, Asay-ı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.19

