Soru

3. Reşha

19. Sözdeki 3. Reşhayı izah eder misiniz?

Tarih: 28.10.2020 13:23:02
Okunma: 114

Cevap

“Eğer istersen gel, asr-ı saadete, Cezîretü’l-Arab’a gidelim. Hayâlen olsun Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı vazîfe başında görüp ziyaret edelim:”

Bu cümleyi daha rahat anlaşılır hale getirecek olursak; Eğer istersen gel, mutluluk  asrı olan Peygamber SAV’in asrına, Arap Yarımadasına gidelim. Sevgili Peygamberimiz sav’i Peygamberlik vazifesinin yerine getirdiği halde ziyaret edelim.

Yapılan bir işin veya icraatın tesirini hakkıyla anlamak için o dönemin kendi şartlarını, mevcut sosyolojik durumunun iyi bilmek gerekir. Dönemin şartları iyi idrak edilirse yapılmış olan icraatın ne denli büyük olduğu daha iyi anlaşılır. Bediüzzaman Hazretleri bu cümlesiyle hayalen o asra bizleri götürerek Peygamber sav’in nedenli büyük sıkıntıları hallettiğini, dini ve davetinin ne kadar büyük olduğunu göstermek istemiştir.

“Hüsn-ü sîret ve cemâl-i sûret ile mümtâz bir zâtı görüyoruz:”

İşte bak ahlakının ve yüzünün güzelliği ile seçilmiş bir zatı görüyoruz.

Hüsn-ü siret: Peygamber sav’in en ahlakı en üstün ahlaktır.  Onun ahlakı Kuranın “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”  Gibi pek çok ayetiyle övülmüştür. Yine onun ahlakı (s.a.v) sahabe-i güzin tarafından “hulukuhu’l-Kur'an"  (Kuran ahlakı) olarak övülmüştür. Güzel ahlakın en üstünü düşmanların bile tasdik etmek zorunda kaldıkları ahlaktır. Mekke müşrikleri Sevgili Peygamberimiz’e sav her türlü sıkıntıyı verecek, öldürmeye kalkışacak derecede düşmanlık besledikleri halde yine de güzel ahlakını inkâr edememişler, Muhammedü’l emin (güvenilir Muhammed ) demişlerdir.

Cemal-i suret; Peygamber efendimiz gerek ahlak gerekse beden ve yüz güzelliği itibariyle insanlar arasında müstesnadır.

Sevgili Peygamberimiz’in Beden ve yüz güzelliği de ahlakının güzelliğine uyumlu olarak en güzeldi. Sahabe-i kiram “Resullullah Efendimiz'den daha güzel birini görmediklerini” ifade etmişlerdir.

“Elinde mu‘ciznümâ bir kitap; (elinde mucizeler gösteren bir kitap (Kuran):

Kuran kırk yönden mucize olan bir kitaptır. Bediüzzaman hazretleri 25. Söz isimli eserinde bu mucize yönlerini izah etmiştir.”

Bütün bu mucize yönleri de 7 temel başlık altında toplanır.

 Bunlar:

1. Lâfzındaki fesahat-i harikası (Sözün açık ve hatasız olmasının harikalığı)

2. Nazmındaki cezalet-i harikası (Sözdeki sağlamlık, heybet, düzgün söyleyişin harikalığı)

3. İhbârât-ı gaybiyesi (Gaybla ilgili verdiği doğru haberler)

4. Üslûp ve îcâzındaki câmiiyeti (Üslup ve az sözle çok şey anlatma noktasında toplayıcı bir merkez olması)

 5. Derece-i i’cazda belâğat-i Kur’âniye (Kuran’ın belagatte yani yerinde ve güzel söz söylemede mucize olması)

6.  Câmiiyet-i harikulâdesi (Sözün manaca hârikulâde zenginliği)

7. Fezlekesi ve meseleleri özetlemesidir. (Özeti güzel yapmasıdır)

 

“lisânında hakāik-âşinâ bir hitâb” (Dilinde hakikatleri bilen bir hitap):

Peygamber sav’in dilinden sadece Kuran’ın Hakikatleri dökülmüştür. Ona (sav) Kuran’ı bize aktarma (tebliğ) ve Kuranı izah etme (tebyin) vazifesi verilmiştir. Onun bütün hayatı kuranı aktarmak ve izah etmek olmuş. Peygamber sav dudaklarını işaret ederek “Buradan Allah’ın razı olduğu şeyden başka bir şey çıkmaz” buyurmuştur.

“Bütün benî-Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcûdâta karşı bir hutbe-i ezeliyeyi teblîğ ediyor:”

 Bütün insanlara, belki cinlere insanlara ve meleklere, belki bütün varlıklara ezeli bir hutbeyi (Kuran’ı) ulaştırıyor: Peygamber sav’in dini ve daveti umumidir. Bütün cinlere, insanlara, meleklere ve bütün mahlukata bakar.

“Sırr-ı hilkat-i âlem olan muammâ-yı acîbânesini hall ve şerh edip ve sırr-ı kâinât olan tılsım-ı muğlakını fetih ve keşfederek;”

 Peygamber sav getirdiği din ile âlemin yaratılış sebebiyle ilgili bütün bilinmezlikleri ve kâinattaki bütün gizlilikleri açmıştır.

“Bütün mevcûdâttan sorulan ve bütün ukūlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş suâl-i azîm olan, “Necisin? Nereden geliyorsun? Ve nereye gidiyorsun?” suâllerine mukni‘, makbûl cevab veriryor;”

Felsefe sözde hakikati aramak için uğraşır. Fakat hakikate ‘doğmatik şeyleri kabul etmem’ diyerek gözünü kapadığından hakikati bulamaz. İnsanlık, kendini en çok meşgul eden necisin, nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun gibi soruların cevabını bulamamıştır. Fakat Sevgili Peygamberimiz getirdiği din ve davet ile bu bilinmezlikleri çözmüştür.                                                                                                                                                                                                Necisin, Nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun suallerine “Bu gördüğün insanlar, Sultân-ı Ezelî’nin kudretiyle, yokluk karanlıklarından varlık ve ziyâ âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultân-ı Ezelî, bütün mevcûdâtı içinde biz insanları seçmiş ve emânet-i kübrâyı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını te’mîn etmekle, re’sülmâlımız olan isti‘dâdlarımızı nemâlandırmaktır. Bundan sonra şu azîm insan kervanına Sultân-ı Ezelî’den risâlet vazîfesiyle gelip riyâset eden benim. İşte o Sultân-ı Ezelî’nin risâlet beratı olarak bana verdiği Kur’ân-ı Azîmüşşân elimdedir. Şübhen varsa al, oku!” (İşaratü’l-İcaz, 10)


Yorum Yap

Yorumlar