İlgili yeri cümle cümle izah edeceğiz:
Eğer istersen gel, asr-ı saadete, Ceziretü’l-Arab’a gidelim. Hayalen olsun Resul-ü Ekrem Aleyhissalatü Vesselam’ı vazife başında görüp ziyaret edelim:
Bu cümleyi daha rahat anlaşılır hale getirecek olursak; eğer istersen gel, mutluluk ve huzur asrı olan Peygamber Efendimiz’in (sav) asrına, Arap Yarımadası’na gidelim. Sevgili Peygamberimiz'i (sav) peygamberlik vazifesini yerine getirirken ziyaret edelim.
Yapılan bir işin veya icraatın tesirini hakkıyla anlamak için o dönemin kendi şartlarını, mevcut sosyolojik durumunu iyi bilmek gerekir. Dönemin şartları iyi idrak edilirse yapılmış olan icraatın ne denli büyük olduğu daha iyi anlaşılır. Bediüzzaman Hazretleri bu cümlesiyle hayalen o asra bizleri götürerek Peygamber Efendimiz’in (sav) ne denli büyük sıkıntıları halettiğini, dininin ve davetinin ne kadar büyük olduğunu göstermek istemiştir.
Hüsn-ü siret ve cemal-i suret ile mümtaz bir zatı görüyoruz:
İşte karşımızda, ahlâkının güzelliğiyle ve güzel yüzüyle seçkin kılınmış bir zatı görüyoruz.
Hüsn-ü sîret: Sevgili Peygamberimiz’in (sav) ahlâkı, en üstün ve en güzel ahlâktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm, onun yüce ahlâkını şöyle övmektedir:
Ve sen elbette pek yüce bir ahlak üzeresin. 1
Yine onun ahlakı sahabe-i güzin tarafından “hulukuhu’l-Kur'an” (Kur’an ahlakı) olarak övülmüştür. Güzel ahlakın en üstünü, düşmanların bile tasdik etmek zorunda kaldıkları ahlaktır. Mekke müşrikleri, Sevgili Peygamberimiz’e (sav) her türlü sıkıntıyı verecek, öldürmeye kalkışacak derecede düşmanlık besledikleri halde yine de güzel ahlakını inkar edememişler, Muhammedü’l-Emin (güvenilir Muhammed) demişlerdir.
Peygamber Efendimiz (sav), gerek ahlak gerekse beden ve yüz güzelliği itibarıyla insanlar arasında müstesnadır.
Sevgili Peygamberimiz’in (sav) beden ve yüz güzelliği de ahlakının güzelliğine uyumlu olarak en güzeldi. Sahabe-i kiram, “Resulullah Efendimiz'den daha güzel birini görmediklerini” ifade etmişlerdir.
Elinde mu‘ciznüma bir kitap;
Kur’an, kırk yönden mucize olan bir kitaptır. Bediüzzaman Hazretleri, 25. Söz isimli eserinde bu mucize yönlerini izah etmiştir. Bütün bu mucize yönleri de 7 temel başlık altında toplanır. Bunlar:
1. Lafzındaki fesahat-i harikası (Sözün açık ve hatasız olmasının harikalığı)
2. Nazmındaki cezalet-i harikası (Sözdeki sağlamlık, heybet, düzgün söyleyişin harikalığı)
3. İhbarat-ı gaybiyesi (Gaybla ilgili verdiği doğru haberler)
4. Üslup ve icazındaki camiiyeti (Üslup ve az sözle çok şey anlatma noktasında toplayıcı bir merkez olması)
5. Derece-i i’cazda belağat-i Kur’aniye (Kur’an’ın belagatte yani yerinde ve güzel söz söylemede mucize olması)
6. Camiiyet-i harikuladesi (Sözün manaca harikulade zenginliği)
7. Fezlekesi ve meseleleri özetlemesidir. (Özeti güzel yapmasıdır)
lisanında hakāik-aşina bir hitab
Peygamber Efendimiz’in (sav) dilinden sadece Kur’an’ın hakikatleri dökülmüştür. Ona, Kur’an’ı bize aktarma (tebliğ) ve Kur’an’ı izah etme (tebyin) vazifesi verilmiştir. Onun bütün hayatı Kur’an’ı aktarmak ve izah etmek olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav), dudaklarını işaret ederek “Buradan Allah’ın razı olduğu şeyden başka bir şey çıkmaz” buyurmuştur.
Bütün beni-Ademe, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcudata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor:
Bütün insanlara, belki cinlere, insanlara ve meleklere, belki bütün varlıklara ezeli bir hutbeyi (Kur’an’ı) ulaştırıyor. Peygamber Efendimiz’in (sav) dini ve daveti umumidir. Bütün cinlere, insanlara, meleklere ve bütün varlıklara bakar.
Sırr-ı hilkat-i alem olan muamma-yı acibanesini hall ve şerh edip ve sırr-ı kainat olan tılsım-ı muğlakını fetih ve keşfederek;
Peygamberimiz'in (sav), getirdiği din ile alemin yaratılış sebebiyle ilgili bütün bilinmezliklerini ve kâinattaki bütün gizliliklerini açıklamıştır.
Bütün mevcudattan sorulan ve bütün ukūlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müdhiş sual-i azim olan, “Necisin? Nereden geliyorsun? Ve nereye gidiyorsun?” suallerine mukni‘, makbul cevab veriryor; 2
Felsefe, sözde hakikati aramak için uğraşır. Fakat hakikate, ‘Doğmatik şeyleri kabul etmem.’ diyerek gözünü kapadığından hakikati bulamaz. İnsanlık, kendini en çok meşgul eden “Necisin, nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun?” gibi soruların cevabını bulamamıştır. Fakat Sevgili Peygamberimiz (sav), getirdiği din ve davet ile bu bilinmezlikleri çözmüştür. “Necisin, nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun?” suallerine gayet anlaşılır; aklı, vicdanı, kalbi, ruhu ve bütün duyguları tatmin eden cevaplar vermiştir.
Kalem, 68/4
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.322

