“İmanın zedelenmesi” tabiriyle kast edilen mana; işlenen günahların insanın maneviyatına zarar vermesi, diğer günahlara girmeyi alışkanlık hâline getirmeye sebep olmasıdır. İnandığı imanî değerlerin kişi üzerindeki etkisinin zayıflamasıdır. İbadetlerden lezzet almasına engel olmasıdır. Bu hususla ilgili Peygamberimiz (s.a.v.) şu şekilde buyurmuştur::
Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tövbe ve istiğfar ettiği zaman kalbi parlar. Günahtan dönmez ve bunu yapmaya devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah’ın (Kitabında) ‘Hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır,1 diye anlattığı pas işte budur.2
Bu hadis-i şerifle bağlantılı bir açıklama yapan Bediüzzaman Hazretleri şu ifadeyi kullanmaktadır:
Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.3
Bu paragrafta, sürekli işlenen günahların insanları imandan uzaklaştırdığı, iman ettiği değerlerin artık hayatından çıkmaya başladığı ve etkisini kişi üzerinde gösterememesine sebep olduğu anlatılmaktadır. Onun için işlenen her bir günahın ardından hemen tevbe edilmeli, ve manen temizlenilmelidir. Konuyla alakalı başka bir ifadesinde Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemektedir:
Meselâ: Utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının ıttılaından çok hicab ettiği zaman, melaike ve ruhaniyatın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emare ile onları inkâr etmek arzu ediyor.
Hem meselâ: Cehennem azabını intaç eden büyük bir günahı işleyen bir adam, Cehennem'in tehdidatını işittikçe istiğfar ile ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennem'in ademini arzu ettiğinden, küçük bir emare ve bir şübhe, Cehennem'in inkârına cesaret veriyor.4
Bu paragrafta anlatılan ise; günah işleyen kişi, her hâlinin melekler tarafından kayıt altına alındığını bildiği için meleklerin varlığı ona ağır gelir. Hatta küçük bir delil bulsa, melekleri inkâra kadar gitme meyli onda başlar. Oysa meleklere iman, imanın şartlarındandır; inkâr edilemez. İnkâr eden dinden çıkar.
Yine bir günah işleyen kişi, günahından dolayı cehennemle cezalandırılacağını bilir. Bundan dolayı cehennemin var olması ona ağır gelir. “Cehennem olmasaydı” diye düşünmeye başlayabilir. Cehennemi yaratan Allah’a bir nevi gizli düşman vaziyeti alır. Örnekler çoğaltılabilir. Demek ki günahlar insanın imanını zedeler ve maneviyatına zarar verir. Başka bir ifadede ise Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemektedir:
Bizde biri fâsık olsa galiben ahlâksız ve vicdansız olur. Zira arzu-yu masiyet, vicdandaki imanın sadâsını susturmakla inkişaf edebilir. Demek vicdanını ve maneviyatını sarsmadan, istihfaf etmeden tam ihtiyar ile şerri işlemez.5
Bu metin ise kısaca şu nalatılmaktadır: Günah arzusu oluştuğu vakit, kişi vicdanından gelen mânevî sesi ve imânî değerleri sarsıp hatta hiçe sayarak günahı işleyebilir. Bundan dolayı imanı zedelenir, imanın kişi üzerindeki etkisi zayıflar. Onun için günah işlenildiği vakit tevbe edilmelidir. Manevi olarak temizlenilmelidir. Bir daha yapmamaya gayret edilmelidir.
Mutaffifin, 83/14
Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83.
Bediüzzaman, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta, 2016, s.4
Bediüzzaman, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta, 2016, s.4
Bediüzzaman, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta, 2016, s.513

