Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’nın telif tarzını birçok yerde açıkça beyan etmiştir. Bu eserlerin klasik manada planlı, sistematik ve iradi bir telif çalışmasının ürünü olmadığını, aksine sünuhat ve kalbe gelen ilham neticesinde vücuda geldiğini ifade etmiştir. Onun bu vurgusu, Risale-i Nur’un mahiyetini anlamak açısından son derece mühimdir.
Üstad Bediüzzaman Hazretlerine göre Risale-i Nur, şahsi kanaatlerin veya zihni ve akli üretimin bir neticesi değildir. Aksine, Kur’an'ı Kerim’in hakikatlerinden süzülen, imani meseleleri doğrudan doğruya asrın idrakine, anlayışına hitap edecek şekilde açan bir ilham ve feyiz ürünüdür. Bu sebeple eserler yazılırken çoğu zaman önceden tasarlanmış bir çerçeveye bağlı kalınmamış, Üstad Hazretlerine gelen manalar geciktirilmeden kaleme alınmıştır.
Nitekim Üstad Hazretleri, bazı dönemlerde ilmi meselelerle meşgul olamadığını, buna rağmen kalbine doğan sünuhat-ı kalbiyeyi yazmaktan kendini alıkoyamadığını belirtir. Bu durum, Risale-i Nur’un telif sürecinin beşeri planlamadan ziyade bir yönlendirme ile ilerlediğini göstermektedir. Üstad Hazretlerinin kendi ifadeleriyle, ancak sünuhata tevafuk eden sualler cevap bulabilmiş, tevafuk etmeyenler ise o an için cevapsız kalmıştır. Bu da Risale-i Nur’un telifinde zamanlama, tertip ve kapsamın büyük ölçüde sünuhat ve ilhamın inkişafına bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Üstad Hazretlerinin, Risale-i Nur’u kendi eseri olmak cihetiyle övmekten özellikle kaçınması da bu hakikatin bir başka delilidir. O, Risale-i Nur’u, Kur’an'ın açık bir delili, kuvvetli bir tefsiri, manevi mucizesinin bir parıltısı, sızıntısı, ışığı ve Kur'an'ın ilminden kalbe ilham edilmesi olarak tarif eder. Böylece, Risale-i Nur külliyatının kaynağını doğrudan Kur’an’a bağlamakta, kendisini ise sadece bu hakikatlerin bir tercümanı ve dellalı ve ilancısı olarak görmektedir.
Bu izahlarda geçen sünuhat ve ilham kavramlarını da kısaca izah edelim.
Sünuhat; düşüncede, kalpte, akılda bir mananın bir anda doğması veya gelmesidir. Kelime olarak, ortaya çıkma şekli itibariyle ilham ile aynıdır. İkisi de bir anda doğmak anlamına gelmektedir. Yalnız sünuhat, kalbe mananın doğmasını ifade ettiği gibi, düşünceye de doğmasını ifade eder. Sünuhattaki bir fark da alt yapısında bir tefekkürün olmasıdır. Uzun zaman araştırmalarına çalışan bilim adamlarının aklıma geldi, buldum demeleri gibi.
İlham ise; Yüce Allah tarafından bir mananın bir anda kalpte doğmasıdır. Burada özne kalptir. Tefekkür şart değildir. Evliyanın ilham eseri olarak yazdıkları kitaplar bu kabildendir. Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Fütuh'ul-Gayb ve Mevlana Hazretlerinin Mesnevisi gibi. İlhamda genellikle irade ve ihtiyar söz konusu değildir. Allah istediği kuluna, istediği varlığa ilham gönderebilir. Tek fark var ki ilham kişinin istidat ve kabiliyetine göre şekillenebilir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Risalelerin sünuhat ve ilham olarak yazdırıldığını bir çok yerde ifade eder. Bunlardan bazıları şöyledir:
Maatteessüf şimdilik sünûhâttan başka ilmî mesâil ile iştigālime mâni‘ bazı hâller var. Onun için suâlinize göre cevab veremiyorum. Eğer sünûhât-ı kalbiye olsa, bilmecbûriye meşgul oluyorum. Bazı suâller, sünûhâta tevâfuk ettiği için cevab verilir, gücenmeyiniz. Onun için herbir suâlinize lâyıkınca cevab veremiyorum.1
Risâle-i Nûr doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir burhânı; ve kuvvetli bir tefsîri; ve parlak bir lem‘a-i i‘câz-ı ma‘nevîsi; ve o bahrin bir reşhası; ve o güneşin bir şuâı; ve o ma‘den-i ilm-i hakîkatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i ma‘neviyesidir. 2
Hem Risâle-i Nûr’u zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur’ân’ın bir tefsîri ve Kur’ân’dan mülhem ve Kur’ân’ın bir tercümân-ı hakîkîsi ve îmânın huccetleri ve dellâlı olması haysiyetiyle meziyetlerini beyân ediyorum. Hatta bir kısım risâleleri ihtiyârım hâricinde yazdığım gibi, Risâle-i Nûr’un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyârsız hükmündeyim. 3
Bundan dolayı Hz. Üstad İhtiyarlar Risalesi'ni başta 26 Reca olarak düşündüğünü ancak sünuhat ve ilhamın kesilmesi ile 16 Reca'da kaldığını söyleyebiliriz.
26. Lem'anın 15. Recası'nın haşiyesinde yer alan; "Bu Onbeşinci Recâ, ileride bir nûrcu tarafından İhtiyârlar Lem‘ası’nın tekmîline ve te’lîfine me’haz olmak üzere yazılmıştır" ifadesinde ise Üstad Hazretleri bunun nasıl ve ne şekilde olacağına dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin buna benzer çok ifadelerde bulunmuş, telif edilmemiş risalelerin ilerleyen zamanlarda telif edileceğini beyan etmiştir. Bu konudaki bazı ifadeleri şöyledir:
Nûr’un te’lîf zamanı üç sene evvel bitmiş olduğundan bu Onbeşinci Recâ, ileride bir nûrcu tarafından İhtiyârlar Lem‘ası’nın tekmîline ve te’lîfine me’haz olmak üzere yazılmıştır.4
Belki inşâallâh bir vakit Risâle-i Nûr’un bir şâkirdi, Sûre-i Rahmân’ı tefsîr edip bu mes’eleyi de halleder.5
Ben tahmîn ederim, bu sehiv, beşinci âyetin işaretindeki sehiv gibi ehemmiyetli bir kısım işârât-ı gaybiyenin anahtarı olacak. Ve bu muazzam âyet, otuz üçüncü âyet olmasına bir işaret idi. İnşâallâh istikbâlde bir kardeşimiz o hazineyi açacak. Umumunuza birer birer selâm ederiz.6
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 92
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 1
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 99
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 271
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 408
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 79

