RİSALE-İ NUR

21.12.2020

3061

İkinci Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin İkinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?

21.12.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şöyle izah edelim:

O nurani burhan-ı tevhid, nasıl ki iki cenahın icma‘ ve tevatürüyle te’yid ediliyor.

Rabbimizi bize tarif etmekte konuşan bir delil olan Peygamber Efendimiz (sav), tevhid inancının nurlu bir delili olmuştur. Çünkü 23 senelik peygamberliğinde لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ hakikatini dava edip ispat etmiştir. Her sözü, her fiili, hatta her tavrıyla hep tevhid inancını ders vermiş ve bizzat yaşantısıyla biz ümmetine model olmuştur.

Son Peygamber olarak gönderilen Resul-i Ekrem Efendimizin iddia edip ispat ettiği tevhid inancını, kendisinden önce gelen 124 bin peygamber sayısız mucizeleriyle doğrulayıp tasdik etmişler. Yine 124 milyon evliyanın her birisi ve milyarlarca İslam alimi لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ hakikatinin hak ve doğruluğunu gösterdikleri sayısız kerametleriyle ve akli delillerle imzalayıp tasdik etmişler.

İnsanlığın güneşleri, ayları ve yıldızları mesabesindeki bu nurani seçkin topluluğun hiçbirisinin ne sözlerinde ne de yaşantılarında en ufak bir yalan, kandırmaca ve hile görülmemiştir. İşte tevatürle (yalan üzerine birleşmesi imkansız olan bir topluluğun aynı hadiseyi haber vermesi) bu nurani cemaatin ortaya koydukları tüm delil ve ispatlar (mucizeler, kerametler, akli deliller), aynı zamanda Resul-i Ekrem Efendimizin peygamberliğinin ve tevhid davasının dahi tasdiki anlamında olduğundan çok büyük bir te’yid ve imzadır.

Öyle de, Tevrat ve İncil gibi kütüb-ü semaviyenin yüzler işaratı

Kur’an’ın açık ve kesin hükmüyle Tevrat, İncil, Zebur ve Suhuf-u Enbiya’nın (peygamberlere gönderilen sahifeler) yüzlerce ayetinde Peygamber Efendimizin geleceği haber verilip insanlara müjdelenmiştir. Bu işaretlerden yirmiden fazlası ve pek zahir bir kısmı On Dokuzuncu Mektub’da güzelce beyan ve ispat edilmiştir.

Bu hususta detaylı bilgi için lütfen bakınız:

Tevrat, Zebur ve İncil'de Peygamberimiz'e (sav) Bakan Deliller

ve irhasatın binler rumuzatı

İrhasat; Sevgili Peygamberimizin (sav) peygamberliğinden evvel meydana gelen ve peygamber olacağına işaret eden harika haller, belirtiler demektir. Semavi kitaplardaki işaretleri, kahin ve arif-i billah kimselerin haberleri, doğumunda ve peygamberliğine kadarki ömründe meydana gelen olağanüstü hallerin hepsi asıl itibarıyla irhasatla alakalıdır. Dünyayı şereflendirdiği gece Kabe’deki putların devrilmesi, Mecusilerin bin yıldır yanan ateşlerinin sönmesi, bulutların gölgelik etmesi ve oturduğu sofraların bereketlenmesi gibi pek çok hadise O’nun (sav) hak peygamber olduğunun delillerindendir.

ve hatiflerin meşhur işaratı

Hatif; sesi işitilen ve kendisi görülmeyen, seslenici, çağırıcı, gayptan haber veren ruhaniler için, özellikle de cinniler için kullanılan bir tabirdir.

Misal; Hem Abbas ibn-i Mirdas’ın sebeb-i İslamiyeti olan meşhur vakıa şudur ki, Dımar namında bir sanemi varmış. O sanem bir gün böyle bir ses vermiş: “Muhammed gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu. Şimdi Muhammed’in beyanı gelmiş. Daha o dalalet olamaz.” 1

ve kahinlerin mütevatir şehadatı

Kahin; gelecekte olacaklardan, gizli şeylerden ve gaipten haber verme iddiasında olan kehanet sahibi kimselere verilen bir isimdir. Peygamber Efendimizden (sav) önce Arap toplumunda kahinlik oldukça meşhurdu. Hatta her kabilenin kahini bulunurdu. Şeytanlar kulak hırsızlığı ile melekleri dinleyip istikbalde olacak hadiseleri kahinlere bildirirler, onlar da gelecekten haber verirlerdi. Sevgili Peygamberimizin (sav) gelmesiyle şeytanlar semavattan kovulup kahinlik yasaklanmıştır.

O dönemde başta meşhur Şıkk ve Satih olmak üzere pek çok kahin, Peygamberimizin Hicaz’da zuhur edip geleceğini ve Fars Devleti'ni kaldıracağını kat’i şekilde haber vermişler. 2

ve şakk-ı kamer gibi binler mu‘cizatının delalatı

Sevgili Peygamberimizin elinde, pek çoğu tevatürle ve sahih rivayetlerle bildirilen bine yakın mucize gerçekleşmiştir. Kamer Suresi’nin ilk ayetlerinde bildirildiği gibi gökteki ay bir parmak işaretiyle ortadan ikiye yarılmış. 3 “Attığın zaman sen atmadın. Belki Allah attı”4 ayetinin işaretiyle, attığı bir avuç toprak Bedir ve Huneyn harplerinde her bir düşman askerinin gözüne birer avuç olarak gitmiş ve onları bozguna uğratmıştır. Ordusunun susuz kaldığı üç farklı seferde parmaklarından çeşme gibi akıttığı sularla bütün askerlerin susuzluğunu gidermiştir. Hutbe okurken dayandığı kuru bir hurma direği, onun ayrılığından yüksek sesle ağladığını Mescid-i Nebevi’de bulunan herkes işitmiş ve bu hadise pek çok münafığın halisane iman etmelerine sebep olmuştur. Dualarının çok defalar anında kabulü, az bir yemekle yüzlerce kimseyi doyurması, dağların, ağaçların, taşların, hayvanların, hatta cenazelerin dile gelip peygamberliğine şehadet etmeleri, gelecekten verdiği haberlerin doğru çıkması, hasta ve yaralıların mübarek elinin ve nefesinin temasıyla şifa bulması, çok defa suikaste maruz kaldığı halde her defasında olağanüstü bir tarz ile muhafaza edilmesi gibi pek çok mucizeler göstermiştir. O kadar ki tarihçe bu Zatın (asm) yaşadığı ne kadar kesin ise mucizeler gösterdiği de o kadar kesindir.

ve şeriatinin hakkāniyeti ile te’yid ve tasdik ettikleri gibi;

Sevgili Peygamberimizin (sav) getirmiş olduğu hak din İslam’ın bütün hakikatleri dahi O’nun peygamberliğini tasdik ve te’yid eder. Zira Kur’an; bütün mu'cizeleriyle ve hakkaniyetine delil olan bütün hakikatleriyle, Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'ın en büyük bir mu'cizesidir.

Mesela, ahirete imanın yüzlerce akli delili aynı zamanda Efendimizin (sav) peygamberliğinin de delilidir. Zira Peygamber Efendimiz ahirete imanı tebliğ etmiş, bu hususta mucizeler göstermiştir. O halde ahirete imanı kabul eden, Peygamberimizi de tasdik etmiş olur. Diğer iman esaslarını ve Kur’an hükümlerini de bu tarzda düşündüğümüzde dinimizin binlerce hakikati, aynı zamanda O’nun (sav) peygamberliğinin dahi hak delilidir.

zatında gayet kemaldeki ahlak-ı hamidesi

Sevgili Peygamberimiz, 14 asır önce ahlaki değerlerin ayaklar altına alındığı, her türlü ahlaksızlığın pervasızca işlendiği bir toplumda dünyaya geldi. 23 sene gibi kısa bir zamanda o cahil ve bedevi kavmi, o zamanın en medeni devletlerine üstad olacak bir hale getirdi. Bu büyük ve köklü inkılabı gerçekleştirmesinde O’nun (sav) en büyük mucizesi Rabbimizin kelamı olan Kur’an’dır. Kur’an’dan sonra en büyük mucizesi ise bizatihi kendisidir. Yani sahip olduğu güzel ahlakıdır. O, öyle yüce ve benzersiz bir ahlaka sahipti ki; onun güzel ahlakı Kur’an’da “Şüphe yok ki sen büyük bir ahlak üzerindesin.” 5 fermanıyla övülmüş ve bizler için model bir şahıs olduğu bildirilmiştir.

Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim 6

buyuran Peygamberimiz (sav) hakkında Kur’an şu önemli açıklamayı yapar:

And olsun ki, sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Resulü’nde güzel bir örnek vardır. 7

Cenab-ı Hak bu beyanı ile Hz. Peygamberin, bütün inananlara ve insanlara ahlaki açıdan model bir şahsiyet olduğunu bildirmektedir. Bu ilan, Hz. Peygamberin yalnız sözleri ile değil, fiil ve hareketleri ile de kendisine tabi olunacak tam bir rol model şahıs olduğunu göstermektedir.

Rabbimiz; edebin, güzel ahlakın bütün çeşitlerini en yüksek seviyede Peygamber Efendimiz'de (sav) toplamıştır. Ta ki her cihetle biz ümmetine güzel bir model olsun. Doğruluğuyla, adaletiyle, merhametiyle, güvenilirliğiyle, hayası ile, cesaretiyle, affediciliğiyle, yumuşak huyluluğuyla, tevazusuyla, sabrıyla, cömertliğiyle, misafirperverliğiyle, nezaketiyle, iktisadıyla, idareciliğiyle, tevekkülüyle, takvasıyla; hülasa sahip olduğu her çeşit güzel ahlakıyla düşmanlarını dahi tasdike mecbur bırakmıştır.

Öyleyse Sevgili Peygamberimiz (sav), sahip olduğu ahlak-ı hamidesi (her türlü övgüye layık olan güzel ahlak) ile dahi hak peygamber olduğunu tüm insanlığa göstermektedir.

ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secaya-yı galiyesi

Resul-i Ekrem Efendimiz, peygamberlik vazifesini icra ederken niceleri tarafından ‘’bu simada yalan yok’’ denilerek doğruluğunun tasdik edilmesi, düşmanları tarafından “Muhammedü’l-emin” olarak anılması, yardımsever, alçak gönüllü, adalet sahibi, vakarlı ve cömert olması gibi secaya-yı galiye dediğimiz bütün güzel ahlaka ve yüksek karakterlere sahip olması dahi O’nun (sav) peygamberliğinin apaçık delillerindendir.

ve kemal-i emniyetini

Emin sözlükte, “kendisine güvenilen, hıyanet etmeyen, sözünde duran, vefalı; başkalarından korkmayan kimse” anlamına gelir. Kaynaklarda belirtildiğine göre Peygamber Efendimiz (sav), Cenab-ı Hakk’ın himayesi sebebiyle Cahiliye devrinin yaygın kötülüklerinden hiçbirine bulaşmadan tertemiz büyüdü. Çevresinde en mert, en iyi huylu, en asil, komşuluk haklarını en iyi gözeten, en uysal, en doğru sözlü ve en güvenilir kimse olarak tanındı. Allah Teala bütün bu iyi sıfatları onda bir arada topladığı için “Muhammedü’l-emin” lakabı ile meşhur oldu.

Resul-i Ekrem, ilk vahyi müteakip evine geldiğinde Hz. Hatice kendisine teselli ederek onun emin sıfatına şöyle işaret etmektedir:

Korkma! Allah’a yemin ederim ki O hiçbir zaman seni utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların işlerini görürsün; fakire yardım eder, misafiri ağırlarsın; hak yolunda ortaya çıkan meselelerde halka yardım edersin 8

Evet, Habib-i Ekrem Efendimizde emin sıfatı zirvede ve kemal noktada olmasından dolayı tebliğ ettiği İslam dinini ve peygamberliğini insanlar kolayca kabul etmişlerdir.

ve kuvvet-i imanını

İman esaslarını ümmetine ders veren Efendimiz (sav), imanın dahi zirve şahsiyeti olmuştur.

Mi’rac Gecesi’nin hediyesi olarak nazil olan Bakara Suresi’nin son iki ayetinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü`minler de!... 9

Beyzavi tefsirinde zikredildiğine göre, bu ayet-i celilede Efendimizin (asm) imanının tek olarak anılması, ya O'na tazim veya O'nun imanının ayan ve müşahededen (gözle görmek) kaynaklanıp diğerlerinin imanının ise düşünmek ve delil almak suretiyle olduğunu ifade etmek içindir.

Bu konuda İmam-ı Kuşeyri ise şöyle buyurmuştur: "Efendimiz vasıtasız, diğer kullar ise vasıtalarla iman etmişlerdir. Bir manaya göre de bu, Allah Teala'nın Mi’rac Gecesi Efendimiz'e şanını büyütme yolu üzere yapmış olduğu bir hitaptır. Şöyle ki: "Sen iman ettin." buyurmayıp, "O Resul iman etti." buyurmuştur." Buradan da anlıyoruz ki en kuvvetli iman sahibi yine Sevgili Peygamberimiz'dir.

ve gayet itmi’nanını ve nihayet vüsukunu gösteren

Hazret-i Peygamber (sav), getirdiği ve tebliğ ettiği hakikatlere en başta kendisi iman edip aklen, kalben ve ruhen tam mutmain olmuştur. İmanın manevi lezzetini ve saadetini tabir-i caizse iliklerine kadar hissetmiş, tam bir huzur, emniyet, itimat ve kalben mutmain olarak davasını tebliğ etmiştir. Elbette nihayet vüsukunu gösteren; davasının hakkaniyetine bütün benliğiyle inanması, bütün duygu ve hisleriyle tatmin olması ve Rabbine tam bir güven haliyle Efendimizin sözleri ve fiilleri muhataplarında müthiş bir tesir oluşturmuştur.

fevkalade takvası, fevkalade ubudiyeti,

Sözlükte “korumak, korunmak, sakınmak, saygı göstermek, dindar olmak, itaat etmek, korkmak, çekinmek” anlamlarındaki vikaye masdarından türeyen takva kelimesini Seyyid Şerif el-Cürcani, “Allah’a itaat ederek azabından sakınmaktır, bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan nefsi korumak suretiyle gerçekleşir.” şeklinde tarif eder. Kur’an’da da pek çok ayet-i kerimede takva ve takva sahipleri övülmüştür.

Tam bir takva timsali olan Peygamber Efendimiz de bu meyanda çok hadis-i şeriflerle takvayı tavsiye etmiştir. Rabbimizi en çok seven Allah Resulü olduğu gibi, O’ndan hakkıyla korkup çekinen de yine Peygamberimiz (sav) olmuştur. Bunun için en ufak bir haksızlığa göz yummamış, ibadetlerini hiçbir şart ve koşulda aksatmamış, en ufak bir yanılgının içinde olmamıştır. Tüm bu hassasiyeti O’nun (sav) fevkalade takvaya sahip olduğunun delilleridir.

Sadece takvada değil, Allah’a kullukta da en yüksek mertebede Sevgili Peygamberimiz vardır. Geçmiş ve gelecek tüm günahları affedildiği halde getirdiği ibadet esaslarına en çok riayet eden ve en zirve noktasında tatbik eden yine O (sav) olmuştur.

Hz. Aişe (ra) anlatıyor:

Peygamberimiz geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar ibadet ederdi. Ben kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, geçmişte işlenmiş ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan günahlarını Allah Teala bağışladığı halde, niçin bu kadar yoruluyorsunuz?" dedim. Peygamberimiz (sav): "Ya Aişe, Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu. 10

Evet, Allah Resulü'nün (sav), namazda, oruçta, zikirde, şükürde, sabırda, infakta ve diğer tüm ibadetlerde en zirvede müstesna bir Zat olması dahi O’nun peygamberliğinin delillerindendir.

fevkalade ciddiyeti, fevkalade metaneti; da‘vasında nihayet derecede sadık olduğunu, güneş gibi aşikare gösteriyor.. 11

Davasını tebliğ ederken öyle bir vakar ve ciddiyeti vardı ki bu hali dahi O’nun (sav) davasının hakkaniyetine delil idi. Zira içinde bulunduğu toplum tamamen cahiliye adetleriyle hareket eden kaba ve cahil bir toplum idi. Her türlü ahlaksızlığın pervasızca işlendiği bir ortamda tam bir ciddiyetle davasını tebliğ etmesi, bu uğurda karşılaştığı tüm meşakkat ve zorluklara sabredip tahammül göstermesi, asla pes etmemesi, insanların akıllarını, kalplerini ve ruhlarını teslim-i silah etmeye mecbur kılmıştır.

Evet, öyle bir ciddiyeti var ki; ‘’bir elime güneşi diğerine ayı verseniz davamdan vazgeçmem’’ diyecektir. Öyle bir ciddiyet ki, tebliğ ettiği dinin hüküm ve esaslarını en evvel kendisi tatbik edip gösterecektir.

Öyle bir ciddiyet ve metanet ki; memleketini ve akrabalarını terk etmek ve türlü işkence ve hakaretlere maruz kalmak pahasına asla yılmaması, daha bir gayret ve şevkle vazifesine çalışması, Peygamberimizin (sav) davasında ne kadar ciddi, sadık ve metanet sahibi olduğunu güneş gibi göstermektedir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.301

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.300-301

  3. Kamer, 54/1

  4. Enfal, 8/17

  5. Kalem, 68/4

  6. Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381

  7. Ahzab, 33/21

  8. Buhari, “Bedʾü’l-vaḥy”, 3

  9. Bakara, 2/285

  10. Buhari, Tefsir, 48/2; Müslim, Münafikin 81

  11. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.321-322


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız