
Muhacir Hafız Ahmed Ağabey, 1880 yılında Isparta'nın Barla nahiyesinde dünyaya gelmiştir. "Muhacir" lakabı, ailesinin Osmanlı döneminde Balkanlar'dan Anadolu'ya göç etmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Aile kökeni hakkında farklı rivayetler bulunmakta olup, bir görüşe göre Macaristan'dan, diğer bir rivayete göre ise bugünkü Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan Tırnova'dan göç ederek Barla'ya yerleşmişlerdir.
Muhacir Hafız Ahmed Ağabey Barla eşrâfındandır. Hazret-i Üstad’ı, Barla’yı ilk teşriflerinde bir hafta kadar evinde misâfir etmiş ve sekiz sene bilfiil âilesiyle beraber Üstad’a hizmet etmiştir. Hazret-i Üstad’ın medresesinin bitişiğindeki Yokuşbaşı Mescidi’nin imamı idi. 1Bediüzzaman Hazretleri onu ve onun gibi sadakatle hizmetinde bulunan Sıddık Süleyman ve Mustafa Çavuş’u bir mektubunda şu ifadelerle tahsin edip övmüştür:
Bu köy namına Cenab-ı Hak onu ve Mustafa Çavuş’u ve Muhacir Hâfız Ahmed’i ve Abdullah Çavuş’u bana ihsan etti. Ben de Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum. Bunlar bana yüzer dost kadar kıymetdâr göründüler, vatanımı bana unutturdular. Gurbet ve misafirlik elemini bana çektirmediler. Bunların yüzünden ben, bu köyün hayatta ve vefat edenleriyle alâkadar olup; onlara her zaman dua ediyorum.2
Muhacir Hâfız Ahmed Ağabey 1946’da vefât etmiş ve Barla'ya defnedilmiştir. Vefât haberini Şamlı Hâfız Tevfik’den alan Hazret-i Üstad ona şöyle dua etti:
Binler rahmet onun ruhuna insin. Âmîn! Kabri de hanesi gibi Kur’ân ve Nur’un bir menzili olsun. Âmîn! Şüphem kalmadı ki; bu zahir sadakat kerâmeti, Nurcuların imanla kabre gireceklerini ispat ediyor ve hüsn-ü hâtimeye mazhardırlar. Benim tarafımdan onun akrabasını tâziye ediniz ve ben bütün dualarımda onu hissedar ediyorum diye tebliğ ediniz.3
Muhacir Hâfız Ahmed’in nasıl hüsn-ü hatimeyle son nefesini vererek âhiret seferine çıktığını aynı köyden Şamlı Hâfız Tevfik Ağabey Hazret-i Üstad’a şöyle bildirdi:
Üstad’ım Efendim Hazretleri! Muhacir Hâfız Ahmed Efendi kemal-i hararetle ve iştiyakla şu mektubu ağlaya ağlaya yazdırdı. Bu mektubu yazdıktan iki gün sonra deniz kenarında bostanları vardı. Bir amele alıp, otlarını temizletip bakmağa gitti. O gün orada kalbine bir ağrı gibi bir şey giriyor. Akşam üzeri geldi. Receb-i Şerif’in 23 ncü Pazar günü gündüz saat beş buçukta öğleden bir saat sonra ارْجِع۪ى emrine boyun büktü. Bundan böyle mübarek merhum ağabeyimizi rahmetle yâd edip duanıza almanızı çok çok yalvarırım.
Vefatı da şöyle oldu: Ben başında idim. Kat’iyyen ölüm nişanesi yok. Bana, kardeşim bu defa yüküm ağır dedi. Ben de, merak etmeyin geçer efendim, kelimesiyle karşıladım. Kardeşim Hâfız, ben ölümü severek karşılarım. Âh bu aylarda vefat edenlerden olsam, dedi. Yâ Rabbi! İhtiyarım, tahammülüm yok. Azametine iltica ediyorum. Kaldıracağım kadar yük ver, fazla verme yâ Rabbi deyip hemen Kur’ân okuyor ve salavat-ı şerifeye devam ediyor. Bundan sonra da devamı şudur: اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَر۪یمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنّ۪ي (Allah’ım sen muhakkak affedicisin, ikrâm edicisin, affetmeyi seversin. Beni de affet!) Mübarek kelimatına devam ediyordu. Ba’dehu (daha sonra) bana dönerek dedi:Kardeşim Hâfız Tevfik, ben Rabbime söz verdim ve borç edindim. Eğer bana emr-i Hak vaki’ olursa, noksan kitablarımı bırakma, ikmal et. Sana vasiyetim budur dedi. Biraz rahat etmek üzere üzerini örttük. Aklı başında, kuvveti yerinde. Biraz on dakika kadar geçti. Hemen uyandı. Salavat ve diğer okuduklarına devam etmeğe başladı. Baş ucundaki saate baktı. Saat altı buçuk mu oldu dedi. Ben saate baktım. Bizim müezzin Camuz Hoca oğlu Hâfız Nuri Efendi de beraberdi. Hayır efendim, saat beşi yirmi geçiyor dedim. Hemen abdest almak üzere davrandı. Gelinine, kızım leğeni getir de abdest alayım, cemaatle namaz kılalım, dedi. Gelin, dışarıdan leğeni getirinceye kadar hemen kıbleye teveccüh edip, mübarek Allah İsm-i Celâli ile secdeye kapandı. Orada büzüldü. Bu andan on dakika sonra vefat etti.
Bendeniz ve müezzin Nuri Efendi, Hâfız Ahmed Efendi’nin vefatına böylece muttali’
olduk. Allah cümlemize ecr-i cezîl ihsan buyursun âmîn. Pazar câmii hatibsiz, sizin namaz kıldırdığınız câmiler öksüz kaldılar. Vazife görecek huffazımız kalmadı efendim...4
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 321.
Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 167.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 1, s. 169.
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 129.

