RİSALE-İ NUR

14.03.2011

4270

13. Mektub’da “Emniyetsiz ve İhlâsı Bozacak Esbâba Ma‘rûz” Sözü Nasıl Anlaşılmalı?

On üçüncü mektubda üstadımız, ''Siyâseti terk ve dünyadan tecerrüd ederek bir dağın mağarasında âhireti düşünmekte iken, ehl-i dünyâ zulmen beni oradan çıkarıp nefyettiler. Hâlik-ı Rahîm ve Hakîm, o nefyi bana bir rahmete çevirdi. Emniyetsiz ve ihlâsı bozacak esbâba ma‘rûz o dağdaki inzivâyı, emniyetli, ihlâslı, Barla Dağları’ndaki halvete çevirdi." diyor. Burada geçen ''ihlası bozacak esbaba maruz'' cümlesinden ne anlamalıyız?

12.12.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bir hâdiseye bakarken sadece ilk anda görünen tarafına göre hüküm vermemek gerekir. Çünkü bazı şeyler dıştan bakıldığında sürgün, ayrılık, mahrumiyet ve yalnızlık gibi görünür; insan da bu durumu bir kayıp ve sıkıntı olarak değerlendirir. Fakat zaman geçince anlaşılır ki Allah, o zor görünen hâlin içinde daha büyük bir hayır, daha temiz bir hizmet yolu ve daha huzurlu bir zemin hazırlamıştır. Yani insan, bir kapının kapandığını zannederken Allah onun için daha faydalı başka bir kapı açmış olabilir.

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Van’daki inzivâ hayatından alınıp Barla’ya gönderilmesi de bunun açık bir misalidir. Bu durum bir sürgün ve cezalandırma olarak görünürken, hakikatte Barla onun için hem daha sakin hem daha güvenli hem de gösterişten ve kalabalıktan daha uzak bir hizmet yeri oldu. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde ifade eder:

Siyâseti terk ve dünyadan tecerrüd ederek bir dağın mağarasında âhireti düşünmekte iken, ehl-i dünyâ zulmen beni oradan çıkarıp nefyettiler. Hâlik-ı Rahîm ve Hakîm, o nefyi bana bir rahmete çevirdi. Emniyetsiz ve ihlâsı bozacak esbâba ma‘rûz o dağdaki inzivâyı, emniyetli, ihlâslı, Barla Dağları’ndaki halvete çevirdi. 1

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Van'da Erek Dağı'nda inzivaya çekildiğinde o bölgede çok iyi tanınan, büyük bir âlim ve eski bir milis kumandanı olarak büyük saygı görüyordu. Aşiret reislerinden sıradan vatandaşa kadar binlerce insan onu ziyaret etmek, duasını almak istiyordu. Risale-i Nur mesleğine göre şöhret ve insanların aşırı teveccühü, ihlâsı zedeleyen tehlikeli unsurlardan biridir. İnsanın nefsi, bu aşırı ilgi ve övgülerden gizli bir pay çıkarabilir ve yapılan ibadet veya hizmetin içine gösteriş, riya karışabilir. Dolayısıyla Van'daki bu yoğun ilgi, ihlâsı bozabilecek bir sebepti denilebilir.
Bunun yanı sıra o yıllarda Doğu Anadolu, büyük siyasi ve sosyal krizlerin yaşandığı bir bölgeydi. Üstad Bediüzzaman Hazretleri her ne kadar isyanlara karşı çıkıp insanları sükûnete davet etse de bölgenin en nüfuzlu kanaat önderlerinden biri olduğu için her an siyasi meselelerin, aşiret kavgalarının veya dünyevi çekişmelerin içine çekilme riski taşıyordu. İman hizmetinin siyasete veya dünyevi menfaatlere âlet edilmesi ihtimali, ihlâsı temelden sarsacak bir başka büyük tehlikeydi ve Erek Dağı, bu siyasi atmosferin tam ortasında yer aldığı için emniyetsiz bir konumdaydı.
Dönemin yöneticileri, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini Van'daki mağarasından zorla çıkarıp Isparta'nın kuş uçmaz kervan geçmez bir köyü olan Barla'ya sürgüne gönderdiklerinde onu yalnızlığa mahkûm ederek cezalandırdıklarını düşünüyorlardı. Ancak Barla'da onu tanıyan, geçmişteki kahramanlıklarını bilen kimse yoktu ve o, orada kimsesiz bir garipti. Şan, şöhret, el öpme veya dünyevi makam atfetme gibi ihlâsı bozacak hiçbir unsur Barla'da bulunmuyordu.
Van'ın siyasi kargaşasına kıyasla Barla; dış dünyadan izole, sessiz, siyasetten uzak ve Kur'ân hakikatlerine odaklanmak için tam emniyetli bir ortam sağladı. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin yanına gelen ilk talebeler de ondan dünyevi bir menfaat beklemeden, sadece imanlarını kurtarmak ve hakikati öğrenmek için saf bir niyetle geliyorlardı.

Özetle sürgün, zahiren bir eziyet ve zulüm olsa da Bediüzzaman Hazretlerini şöhretten ve dünyevi kalabalıklardan korumuş; Barla'da gösterişten uzak, tam ihlâs halinde ve yüzyıllara hitap edecek devasa bir iman hizmetinin temelleri atılmıştır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 35.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız