SEÇME LÂHİKALAR

237

Elhâsıl: Hâfız Alî’nin ihlâsından gelen ifâdesi ve Husrev’i fevkalâde ihlâs noktasında takdîr etmesi; ve Husrev de, gāyet büyük ve bâkî bir hissesini bırakıp, benim eskiden beri tekrar ettiğim bir da‘vâm ki, Risâle-i Nûr’un hakîkî şâkirdleri hizmet-i îmâniyeyi her şeyin fevkınde görür. Kutbiyet de verilse, ihlâsı için hizmetkârlığı tercîh eder. Beni o da‘vâmda bilfiil tasdîk etmesi cihetinden, bütün kuvvetimizle bu gibi kardeşlerimizi tebrîk ediyoruz.

Saîdü’n-Nûrsî

Kastamonu Lâhikası: 318

[C-Husrev Efendi’nin Hizmetleri]

Lâhika 107: (Husrev Efendinin yorgunluktan istirâhati arzu eden nefsini, rûhunun vazîfeye davet ettiğini beyân eden mektûbudur)

[Husrev’in bir fıkrasıdır]

Sevgili Üstâdım,

Bu hâl karşısında kendimi düşünüyorum. Ve bir de, peşinde koştuğum bu kudsî hizmete bakıyorum. Cenâb-ı Hakk’ın lütf-u ihsânlarına hamd eder, şükrederken, bir kardeşimizin dediği gibi, ben de kendime diyorum ki:

238

Evet Husrev, iyi olan sen değilsin. Ta‘kîb ettiğin yol iyidir, güzeldir, parlaktır. Ondan daha güzel ve ondan daha parlak ve onlardan daha nûrlu, hiç bir şey olamaz diyorum.

Sevgili Üstâdım, size medyûnuz, risâlelere medyûnuz. Bizi size ve risâlelere ulaştıran Cenâb-ı Hakk’a medyûnuz ve müteşekkiriz ve hâmidiz.

Sevgili Üstâdım, mektûbunuzda yorgunluğumdan bahis buyuruyorsunuz. Evet, bazen yoruluyorum. Fakat yorgunluktan istirâhati arzu eden nefsimi, rûhum vazîfeye da‘vet ediyor ve Belki bugünkü sa‘yim, keffâretü’z-zünûb olur. Çünki Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti vâsi‘dir, diyorum. İşte bu düşünce ile şevk ve sevince doğru ilerlerken, yazılarımın kıymetdâr Üstâdımı memnûn etmesi, bu hâlimi kat kat tezyîd ediyor.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Husrev

Barla Lâhikası: 86

Lâhika 108: (Husrev’in yazdığı Asâ-yı Mûsâ’nın Kabr-i Muhammedî (asm) üzerinde görünmesi)

Müjdeli ve ta‘bîri çıkmış latîf bir rüya

Bana hizmet eden Alî geldi, dedi: Ben rüyamda gördüm ki: sen Husrev’le beraber, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın elini öptün Birden bir mektûb aldım ki: Husrev’in

239

hattıyla yazılan Asâ-yı Mûsâ mecmûasını kabr-i Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm üzerinde hacılar görmüşler. Demek benim bedelime Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ma‘nevî elini Husrev, kaleminin vâsıtasıyla öpmüş. ve rızâ-yı Nebevîye mazhar olmuş.

Saîdü’n-Nûrsî

Şuâlar 2: 523

Lâhika 109: (Husrev’in temelleri atılan bir gülyağı fabrikasının kâtibliğine ta‘yîn olduğunu rüyâda görmesi)

[Husrev’in bir fıkrasıdır]

Sevgili, Muhterem Üstâdım,

Kıymetdâr Üstâdım, Bekir Ağa ile gönderdiğiniz mektûbdan duyduğum sürûru ta‘rîf etmek, benim gibi âciz bir talebenin ne lisânı ve ne de kaleminin haddi değildir. Sevincimden mektûbunuzu tefeyyüz ediyor ve rûhum sizinle yaşadığı hâlde, cismen uzak bulunduğumuzdan ağlıyorum. Zaman oluyor ki, gözlerimden dökülen yaşları, yazı yazmak veyâhûd risâleleri okumakla teskîn edebiliyorum. Zaman oluyor, kalbim mütemâdiyen ağlıyor.

Âh sevgili Üstâdım Sizden pek büyük istirhâmım budur ki, beni affediniz. İki-üç seneden beri dünyayı sevmez olduğum hâlde kurtulamadığımdan çok müteessirim.

240

Issız sahrâlar, susuz çöller, rûhumun birer meskeni oluyor. Hayâlen oralarda dolaşıyorum. Güyâ bir şey arıyorum.

Evet, bir şey arıyorum. Heyhât, aradığım hem çok yakın, hem çok uzak görünüyor. Bilmiyorum, daha ne kadar zaman bu hâl içerisinde çırpınacağım. Evet, yine pek çok müteşekkirim. Nasıl teşekkürüm hadsiz olmasın? Henüz bir sene olmadı, iki gece birbiri üstüne gördüğüm iki rüyâ-yı sâdıkada, temelleri atılmakta olan büyük bir gülyağı fabrikasının kâtibliğine ta‘yîn edilmiş ve işe mübâşeret etmiştim. Bu rüya tarihinden iki ay sonra risâleleri yazmaya başladım. Ve bilhassa Yirmi Sekizinci Mektûb’un Yedinci ve Sekizinci Mes’eleleri'nde, hizmetimizin makbûliyeti ve rızâ-yı İlâhî dâhilinde olduğu pek açık bir lisânla yazılması, âciz talebenizi de dilşâd etmiş bulunuyor. Sevgili Üstâdım, Allâh sizden ebeden râzı olsun. Âmîn

Husrev

Barla Lâhikası: 63

241

[D-Husrev Efendi’nin Bâzı Husûsiyetleri]

Lâhika 110: (Husrev’in Kur’ânî vazîfesinde muvaffakıyet kazanacağının müjdelenmesinden duyduğu sürûr)

[Husrev’in bir fıkrasıdır]

Sevgili ve muhterem Üstâdım Efendim,

Bizi maddî ve ma‘nevî tenvîr eden, yükselten ve erişilmez feyizlere müstağrak kılan risâlelerinize mâlikiyetimden ve lâyık olmadığım bu şerefe nâiliyetimden dolayı, Cenâb-ı Hakk’a bî-nihâye teşekkür etmekte, gerek bu şerefe nâil olmaklığıma vesîle olduğunuzdan ve gerekse âtiyen bu husûsta üzerimize terettüb eden vazîfe-i Kur’âniyede muvaffakiyet kazanacağımızı tebşîr etmekte olduğunuzdan dolayı, duyduğum pek büyük bir sürûrla müftehirim. Üstâdım, hakkınızda hatırınıza gelmeyen ni‘metlerin en güzeliyle dünyevî ve uhrevî mes‘ûd olmanızı her vakit için duâ etmekteyim.

Muhterem Üstâdım, sizi özlemiştim. Aradaki hâinlerin her husûsta engel olmaları, şübhesiz çok müteessir ediyor. Bugünkü hâl yüreklerimizi sızlatıyor, fakat elimizden bir şey gelmiyor.

242

Nûr deryasının feyizli risâleleri kimin eline geçerse, o zâtı kendine ciddî olarak rabt ettiği gibi, müştâklar ve ehil olanlar arasında dolaşıyor

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Husrev

Barla Lâhikası: 61

Lâhika 111: (Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev’in, Nûr hizmetinde gösterdiği bazı hârikalar)

Husrev’in Kur’ânlarını bütün Ramazân’da birer hatmeyi okumak için İnebolu ve Küre’de hâfızların tashîhâtları münâsebetiyle onlara yazılan mektûbun bir sûretidir.

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, sıddîk kardeşlerim,

Sizi tebrîk ediyoruz. Hakîkaten müdakkik hâfızlarsınız. Husrev’in yazdığı Kur’ân’da incecik sehivlerini bulmanız, hıfzınızın kuvvetine tam delâlet ediyor. Bizler size minnetdâr olduk ve teşekkür ediyoruz. Cenâb-ı Hakk sizlerden ebeden râzı olsun. Bu münâsebetle Risâle-i Nûr’un kahramanı olan Husrev, Risâle-i Nûr’un hizmetinde gösterdiği hârikaları numûne olmak için bir kısmını beyân edeceğiz. Şöyle ki:

243

Bu zât, dokuz-on sene zarfında dört yüz risâle kadar dikkatli ve tevâfuklu olarak Risâle-i Nûr’dan yazdığı gibi, hâfız olmadığı hâlde yazdığı iki mükemmel Kur’ân ile ve üçüncüsü müteferrik bir sûrette gözle görünür bir nevi‘ i‘câz-ı Kur’ân’ı gösterir bir tarzda üç Kur’ân’ı yazmış. Tam mukābele edilmeden bize gelmiş, biz de mukābele etmeden size göndermiştik. Sizler de kemâl-i dikkatle, hareke ve harflerde gördüğünüz kırk-elli sehiv, Husrev’in kaleminin ne derece hârika olduğunu gösterir. Çünki her Kur’ân’ın üç yüzbin altı yüz yirmi harfinde ve o kadar hareke ve sükûnlarında yalnız kırk-elli sehiv bulunması, o kalemin isâbette hârika olduğunu gösterir.

Latîftir ki, Husrev’in sehvini bulan bir zât, iki harfte bir sehiv etmiş. Husrev, yüz bin harfte bir sehiv etmiş. Tashîh eden, iki harfte noktayı bırakıp sehiv etmiş. Demek o dikkatli hâfızın o sehvi, Husrev’in o sehvini affettiriyor.

Hem bu Husrev’in kalemi gibi fikri, kalbi de o nisbette hârika diyebiliriz. Risâle-i Nûr’a karşı irtibâtı ve iştiyâkı ve kanâati gittikçe terakkî ve inkişâf ediyor. Hiç bir hâdise onu sarsmıyor, fütûr vermiyor. Hem onun bir hârikası odur ki, Risâle-i Nûr’a beş sene yabânî kaldığı hâlde, birden intisâb edip bir ay zarfında on dört risâleyi Risâle-i Nûr’dan yazmış.

244

Hem Kur’ân’ın gözle görülen bir nevi‘ lem‘a-i i‘câziyeyi, beş-altı mushafta işaretler yaptım. Hatt-ı Arabî-i Kur’ânîleri mükemmel olan kardeşlerime taksîm ettim. Bunların içinde hatt-ı Arabî-i Kur’ân’da Husrev onlara yetişemediği hâlde, birden umûm o kâtiblere ve hatt-ı Arabî muallimine tefevvuk eyledi. Ve hatt-ı Arabîde en mümtâz kardeşlerimizden on derece geçti. Umûmen onlar tasdîk edip, Evet, bizden geçti. Biz ona yetişemiyoruz dediler. Demek Husrev’in kalemi, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr’un mu‘cizevârî kerâmetleri ve hârikalarıdır.

Saîdü’n-Nûrsî

Kastamonu Lâhikası: 136

Lâhika 112: (Husrev’in ihlâsının bir hârikasıdır)

Çok Sevgili, çok Mübârek Nûr Kahramanı Ağabeyim Husrev,

Gönderdiğiniz Hutbe-i Şâmiye’nin sahîfelerini Üstâdımız gāyet hasta vaz‘iyette iken gördü. Birden tiryâk gibi ona ilaç olup ferahlandı. Dedi: Husrev ve yardımcılarına yüz bin Bârekallâh Nûr kahramanı Husrev Arabî hattı olmadığı hâlde, yirmi beş sene evvel Kur’ân yazmasında, Arabî hattında mümtâz zâtları geçtiği gibi, şimdi de Arabî lisânı ile Asâ-yı Mûsâ’yı o kadar sıhhatli ve güzel yazması ve yanlışının pek az olması, Husrev’in ihlâsının bir hârikasıdır. Allâh dâimâ onu ve yardımcılarını muvaffak eylesin, Âmîn. Dedi. Hem Abdülmecîd’in Arabî tercümesi

İkinci Şuâ‘yı beğendi ve dedi: Afyon Mahkemesi’nin meyvesi olan Hüccetü’z-Zehrâ’yı Medresetü’z-Zehrâ erkânlarına gönderiyorum. Onu da çabuk Abdülmecîd’e göndersinler. Yanımda en evvel Husrev’in çıkardığı nüshamı bir vâsıta ile Isparta’ya göndereceğim. Ona o nüshamı göndersinler. Dedi.

Halîl, Mustafâ

Emirdağ Lâhikası 4: 114

245

Lâhika 113: (Hazret-i Üstâdın Nûr talebelerine Tevâfuklu Kur’ân’ın tab‘ı noktasında Husrev ile berâber hareket etmelerini ayrıca tesânüde ziyâdesiyle ehemmiyet vermelerini istemesi)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, sıddîk kardeşlerim,

Bu def‘a Hâfız Alî’nin mektûbunda büyük bir beşâret hissettik ki, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ımızı tab‘ edilecek esbâb var, mâni‘ler yok. Mâdem mübârek Husrev geldi. En birinci hak, bu mes’elede onundur. Ve mâdem iki Alî ile Tâhirî, Hâfız Mustafâ, hârika tesânüdleriyle ve şimdiye kadar bütün Risâle-i Nûr talebelerini sevindiren ve ehl-i îmânı memnûn ve minnetdâr eden meydandaki hizmetleriyle kahraman Rüşdü’nün lâyetezelzel sadâkatiyle, Husrev’le beraber bu büyük ve ağır ve kıymetdâr hizmet-i Kur’âniyeye kemâl-i tesânüdle çalışmak lâzımdır.

Sakın Dikkat ediniz İhtilâf-ı meşrebinizden ve zayıf damarlarınızdan ve derd-i maîşet zarûretinizden ehl-i dalâlet istifâde edip, birbirinizi tenkîd ettirmeye meydan vermeyiniz. Meşveret-i şer‘iye ile re’ylerinizi teşettütten muhâfaza

ediniz. İhlâs Risâlesi’nin düstûrlarını her vakit göz önünüzde bulundurunuz. Yoksa

246

az bir ihtilâf, bu vakitte Risâle-i Nûr’a büyük zarar verebilir. Hatta sizden saklamam, işte şimdi Feyzî de, Emîn de biliyorlar ki, mâbeyninizde gāyet ehemmiyetsiz bir tenkîd, bize burada zarar veriyor gibi, size hiç bilmediğim hâlde, bu noktaya dâir iki mektûb yazdım. Ve rûhen çok endişe ediyordum. Acaba yeni bir taarruz mu var? diye muzdarib idim.

Hem o zarardandır ki, mübârek Husrev’in gelmesiyle yeni bir şevk ve sür‘atle bize Hizb-i Nûrî’nin arkasına ilhâk edilen münâcât parçası on beş gün te’hîre uğradı. On beş gün evvel bize geleceğini tahmîn ediyordum. İnsan kusursuz olmaz ve rakibsiz de olmaz. Risâle-i Nûr’un kahraman şâkirdleri her müşkilâta galebe ettikleri gibi, inşâallâh bu ehemmiyetli ve dehşetli mevsimde yine galebe ederler. Safvet ve ihlâslarını bozmayacaklar ve hizmetlerine de fütûr getirmeyecekler. Siz tedbîr-i maddîyi benden daha iyi bilirsiniz.

Fakat mâdem Husrev’le Rüşdü, Risâle-i Nûr’da çok ehemmiyetli rükünlerdir. Hem etraflarında Risâle-i Nûr’un çok ehemmiyetli şâkirdleri var. Ve mâdem Hâfız Alî, Tâhirî, Hâfız Mustafâ, Küçük Ali Risâle-i Nûr hizmetinde tam muvaffakiyetleriyle tam makbûl oldukları tahakkuk etmiş. Bu iki cereyân, baştaki iki göz gibi olmalı. Tam bir tesânüd lâzım ki, bu ağır defineye omuzları dayanabilsin.

Saîdü’n-Nûrsî

Kastamonu Lâhikası: 304

247

[ 10]

[Muhtelif Mes’eleler]

Lâhika 114: (Hazret-i Üstâdın Hâfız Mustafâ’nın oğlu için onun nâmı Saîd Nûrî olmalı diyerek ismini koyması)

Azîz, Sıddîk, Fa‘âl Kardeşlerim, bu Dehşetli asırda Mükemmel Tesellîlerim ve Vârislerim,

Nûr santrali ve Yirmi Yedinci Mektûb’da çok ehemmiyetli fıkraları bulunan Sabrî’nin bu defʻaki mersiyesini Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderdik. Ve çalışkan mübâreklerden ve nûrların neşrine çok hizmet eden Hâfız Mustafâ’nın yedi yaşında iken Altıncı Şuâ‘ı ve bana bir mektûb yazan tâm mübârek, ma‘sûm mahdûmu, burada ma‘sûmlar içinde nûrlara bir iştiyâk uyandıracak. Onun nâmı Saîd Nurî olmalı. Nûrsî köydür, ma‘nâsız olur. س olmasın, yalnız ی olsun; tâ nûrlara alâkasını göstersin.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Emirdağ Lâhikası 1: 400

248

Lâhika 115: (Hazret-i Üstâdın Kur’ân okumaya dâir ma‘sûm çocuklara tavsiyeleri)

Azîz, Ma‘sûm Evlâdlar,

Kur’ân’ı öğrenmek için ders almaya çalışıyorsunuz. Sizin bildiğiniz yeni harfte noksânlar olduğu için, mümkün oldukça yeni harften okunmamak lâzım gelir. Hem Kur’ân’ı okumanın fâidesi, yalnız hâfız olmak ve dünyada onunla bir makam kazanmak, bir maaş almak değil. belki her bir harfi, hiç olmazsa on hayrından tâ yüz, tâ bine, tâ binlere kadar cennet meyvelerini, âhiret fâidelerini vermesini düşünüp ve ebedî hayâtın râhatını ve saâdetini te’mîn etmek niyetiyle okumak lâzımdır.

Evet mekteplerde dünya maîşeti ya rütbeleri için fenleri ders okumak, bu kısacık dünyevî hayâtta derecesi, fâidesi bir ise, ebedî hayâtta Kur’ân ve Kur’ân’ın kudsî kelimelerini ve nûrlu ve îmânî ma‘nâlarını öğrenmek, binler derece daha kıymetlidir. Onlar şişe hükmünde, bunlar elmas hükmündedir.

Hem peder ve vâlidenize hakîkî ve fâideli evlâdlar olabilirsiniz. Siz mâdem ma‘sûmsunuz, daha günâhınız yok. böyle kudsî bir niyetle okusanız, sizleri Risâle-i Nûr’un ma‘sûm şâkirdleri içinde kabûl edip umûm şâkirdlerin duâlarında hissedâr olursunuz ve nûrlu ve mübârek talebeler olursunuz.

Hem Üstâdınızı, hem sizi, hem peder ve vâlidenizi, hem memleketinizi tebrîk ediyorum.

Saîdü’n-Nûrsî

Emirdağ Lâhikası 3: 230

249

Lâhika 116: (Risâle-i Nûrlarda tevâfukâta ziyâde ehemmiyet verilmesinin sırrı)

Âlîcenâb kardeşlerim,

Bugünlerde Tefsîr’in ve Onuncu Söz’ün tevâfukātına baktım. Kendi kendime dedim ki: Bu ziyâde tafsîlât israftır. Ehemmiyetli mes’eleler çoktur, vakit zâyi‘ olmasın. Birden ihtâr edildi ki: O tevâfuk altında çok ehemmiyetli bir mes’ele vardır. Hem mâdem tevâfukta bir inâyet-i hâssa ve iltifât-ı Rahmâniye Risâle-i Nûr’a karşı tezâhür etmiş. O iltifâta karşı hiss-i şükrân ve memnuniyet ve müteşekkirâne sevinç, ne kadar ifrâtkârâne olsa israf olmaz. Bu ihtâr-ı mücmeli iki cihetle îzâh edeceğim:

Birincisi: Her şeyde ne kadar cüz’î olsa da, bir kasıd ve irâdenin cilvesi bulunmasıdır. Tesâdüf, hakîkî olarak olmamasıdır. Evet, kesretin en çok dağınık ve en ziyâde tesâdüfe verilen, kelimâttaki hurûfâtın vaz‘iyetleridir.

Hususan kitabette, mâdem hiç münâsebeti olmayan ve ihtiyâr-ı beşerî karışmayan hurûfâtın vaz‘iyetlerinde bir tenâsüb, bir intizâm bulunuyor. Elbette bir irâde-i gaybiye tahtında vaz‘iyetler veriliyor. Hiç bir şey dâire-i ilim ve kudretinden hâriç olmadığı gibi, dâire-i irâde ve meşîetinden dahi hâriç değildir ki, böyle cüz’î ve dağınık şeylerde dahi bir tenâsüb gözetiliyor ve tanzîm ediliyor.

Ve o tanzîm içinde ve irâde-i âmme cilvesinde bir inâyet-i hâssa sûretinde, Risâle-i Nûr’a bir imtiyâz nev‘inde husûsî bir teveccüh ve iltifât görülmüş. Ben de bu derin mes’eleyi

250

görmek için, İşârâtü’l-İ‘câz tefsîrinin tevâfukātına dikkat ettim. Kat‘î bir kanâat ile o sırrı bildim ve hissettim.

İkinci cihet: Nasıl ki çok mübârek ve kudsî büyük bir zât, gāyet fakîr ve muhtâç bir adama, ümîd edilmediği bir tarzda, iltifâtkârâne, bir kapta bazı kâğıtlara sarılı bir hediye ihsân etse; elbette o bîçâre adam, o pek büyük zâta

karşı hediyenin binler mislinden fazla teşekkür etmek ister. Ve bin o hediye kadar kıymetli bulunan, o hediye ile gösterilen iltifâtına karşı, ne kadar teşekkürde israf ve ifrât etse de makbûldür.

Ve o çok mübârek zâtın o hediyesine sardığı kâğıtları da teberrük deyip şeker gibi yese, hatta o hediye içindeki cevizlerin sert kabuklarını da teberrük diye ekmek gibi yutsa ve o hediyenin kabını mübârek bir kitap gibi öpse ve başına koysa, israf olmadığı gibi; aynen öyle de, Risâle-i Nûr yüzünde irâde-i âmme, inâyet-i hâssa iltifâtını tevâfuk zarfıyla ihsân edilmiş. Elbette tevâfuka dâir tafsîlât, tasvîrât fiilî teşekkürâtın bir nev‘idir ve sevincin ve minnetdârlığın heyecanlı tereşşuhâtıdır. Kusura bakılmaz. Evet, böyle bir zâtın iltifâtını gösteren maddî kırk para ihsânına karşı kırk bin teşekkür edilse, israf değil.

Saîdü’n-Nûrsî

Kastamonu Lâhikası: 81

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç