
SAYFA 1
Bu parçada çok yerlerinde Bana gönderdiğiniz hediyeden murad ise: Risâle-i Nûr’dan yazdıkları ve ümmîliğim ile bana yardım etmek için bana hediye ettikleri nüshalardır.
[1]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, vefâdâr ve sıddîk kardeşim Sabrî,
Benim yanımda zâyi‘ olmak ihtimâli bulunan, kendi müşevveş yazımla yazılan müsveddeleri size göndermek için bir vâsıta bulamadığımdan ve iki sene evvel Risâle-i Nûr’a âit işârât-ı Kur’âniyenin bir kısım müsveddesini Husrev’e gönderdiğim hâlde vusûlünden hiç bir haber alamadığımdan ve ehl-i dünyâ bana çok dikkat ve tecessüs ettiklerinden çok mahzûn idim. Daha muhâbere edemedim. Ne olursa olsun diye şimdi niyet ettim ki, bir vâsıta ile sana o kıymetli emânetleri, muhâfaza etmek ve benim için tebyîz etmek için cevâbın gelirse göndereceğim. Bir keseye bazı âdî şeyler içinde emânet sûretinde bir hediye ve başka bir adam tarafından gönderilmesini siz nasıl münâsib görürseniz öyle yapalım, sen bilirsin.
Oralardaki kardeşlerime ne kadar alâkadârım. Eğer isimlerini yazabilse idim, kimleri yazacağımızı da bilirsin, seni tevkîl ediyorum.
Yalnız müsveddeleri güzelce tebyîz et. Ve benim hattımı tam okuyabilen ve hâtırımdan çıkmayan ve hayat ve sıhhatlerinden haberim olmayan Şâm’lı HâfızTevfîk, Husrev, Hâfız Alî gibi kardeşlerim, mahremce o müsveddeleri tebyîz etsinler. Bilemedikleri bir yeri beraberce baksınlar.
SAYFA 2
Kardeşlerim Kat‘iyen biliniz ki, her yirmi dört saatte yirmi def‘a sarîh isimlerle duâ ve münâcâtlarımda bulunmakla beraber, Risâle-i Nûr’un sâdık talebeleri ünvânıyla yüz def‘adan ziyâde ve niyet ve tasavvurca beş yüzden fazla bulunduğunuzu size haber veriyorum. Bundan, Risâle-i Nûr’a sadâkat ve hizmet, ne kadar ehemmiyetli olduğunu kıyâs ediniz.
Müsveddeler içinde bulunan tevâfuk-u cifrî perdesini bırakıp, sarîh bir sûrette Risâle-i Nûr’un meşhûr parçalarına da işâret eden üçüncü kerâmet-i Aleviye, bütün hüzünlerimi izâle ettiği gibi, size dahi o te’sîri edecek ümîd ederim. Hem İmâm-ı Alî radıyallâhü anh, Âyet-i Kübrâ nâmını verdiği misilsiz bir risâlenin müsveddeleri de beraberdir. Hem iki seneden beri sakladığım ve göndermesine çâre bulamadığım Risâle-i Nûr’a işâret eden otuz üç âyâtın müsveddesi içinde var. Eğer evvelce gönderdiğim noksân müsvedde vâsıl olmuşsa mukābele edilsin.
Pek çok hasretler ve iştiyâklar ile sâdık kardeşlerine ve sıddîk arkadaşlarına selâm ve duâ ve istid‘â eden ve beş nevi‘ gurbetlere ve dört çeşit hastalıklara da kemâl-i ferah ve şükür ve tam rızâ ve sabır bulan ve bütün bütün yalnız kalan,
Kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
[2]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
بِاسْمِ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖیهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رَسَٓائِلِ النُّورِ الْمَكْتُوبَةِ وَالْمَقْرُٓوئَةِ وَالْمُتَمَثِّلَةِ فِی الْهَوَٓاءِ اِلٰی یَوْمِ الْقِیَامِ اٰمٖینَ
Azîz, sıddîk, mübârek kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniye ve îmâniyede ihlâslı ve kuvvetli ve şânlı arkadaşlarım, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ve hamd ederim ki, İhtiyârlar Risâlesi’ndeki ümîdimi ve Müdâfaât Risâlesi’ndeki iddiâmı sizinle tasdîk ettirdi. Evet, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ بِعَدَدِ الذَّرَّاتِ مِنَ الْاَزَلِ اِلَی الْاَبَدِ sizin ile otuz bine mukābil
SAYFA 3
gelen otuz Abdurrahmân’ı, belki yüz otuz, belki bin yüz otuz Abdurrahmân’ı Risâle-i Nûr’a ihsân etti. Hem unutulmayan, her vakit yanımda bulunan kardeşlerim, Risâle-i Nûr’a sizin gibi pek ciddî sâhib ve muhâfız ve vâris ve hakîkatbîn ve kıymet-şinâs zâtların benim yerimde benden daha kuvvetli, ihlâslı olarak vazîfe-i Kur’âniye ve îmâniyeye çalıştıklarını gördüğümden, kemâl-i ferah ve sürûr ve itmi’nân ve istirâhat-i kalb ile ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum.
Ben sizi yazılarınızda ve hâtırımdan çıkmayan hıdemâtınızda günde müteaddid def‘alar görüyorum. Ve size olan iştiyâkımı tatmîn ediyorum. Siz de bu bîçâre kardeşinizi risâlelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakîkatin sohbetine zaman, mekân mâni‘ olmaz. Ma‘nevî radyo hükmünde, biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta olsa da râbıta-i Kur’âniye ve îmâniye onları birbiriyle konuşturur.
Mâşâallâh, bârekallâh Kerâmât-ı Aleviye’nin Risâle-i Nûr’a imzasını bu zamanda tam tasdîk ettiren kerâmet-i kalem-i Alevî ve Kur’ân’a çok kıymetdâr hizmeti ve Mu‘cizât-ı Ahmediye’nin asm hârika bir kerâmetini gözlere gösteren ve o Kur’ân’ın altın bir anahtarı olan kalem-i Husrevî, değil yalnız bizleri, belki rûhânîleri ve melekleri de sevindiriyorlar.
Bu def‘a, elmas kalemli mübârekler tarafından bir suâl var. Şimdilik cevâb elimde değil. Eğer elime verilse, size gelir.
Her gün hâtırımda bulunan Rüşdü, Re’fet, Süleymân vesâir B. M. ve H. K. ve Abdullâh ve sâir isimlerini beyân etmediğim kıymetdâr kardeşlerim ile husûsî konuşmadığımdan gücenmesinler. Çünki hizmetinizin azameti ve ehemmiyeti ve muârızların kuvveti ve şeytaneti nisbetinde ihtiyâta ve dikkate mecbûruz.
Hâfız Alî ile Husrev’in birbirleriyle ciddî bir mahviyet içinde kardeşlik irtibâtları, Risâle-i İhlâs’ın tam sırrına mazhar olduğunuzu bana ihsâs etti, ümidlerimi fevkalâde kuvvetlendirdi.
Ben daha ziyâde yazacaktım, fakat şimdi birisi postahâneye gitmek üzere olduğu için acele ettiğinden kısa kestim.
Duânıza muhtâç
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 4
[3]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ اَیَّامِ الْفِرَاقِ
Azîz, sıddîk kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniyede kuvvetli, dirâyetli arkadaşlarım,
Bu zaman cemâat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı ma‘nevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fânî şahsın mâhiyeti nazara alınmamalı. Hususan benim gibi bir bîçârenin, kıymetinden bin derece ziyâde ehemmiyet vermekle, bir batmanı kaldırmayan zayıf omzuna binler batman ağırlığı yüklense, altında ezilir.
Lillâhilhamd Risâle-i Nûr, bu asrı, belki gelen istikbâli tenvîr edebilir bir mu‘cize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiş. Ona âit medh ü senânız tam yerindedir. Fakat bana verdiğinizden, binden birine de kendimi lâyık göremem. Yalnız, pek büyük bir ni‘mete ve muvaffakiyete sizin gibi hakîkatli talebelerin iştirâk ve sa‘y ü gayretleriyle mazhariyetim noktasında, Risâle-i Nûr hesabına ebede kadar iftihâr ederim.
Nûr iskele me’mûru Sabrî kardeş Sabrî, Süleymân ve Husrev, üçünüzün sohbetinde, benim de iki cihette, belki üç cihette iştirâkim var.
Nûr fabrikası tam sâhibi Hâfız Alî kardeş Fevkalâde mektûbun, ehemmiyetsiz şahsiyetim hâriç kalmak şartıyla, bana hârika göründü. Senin hâlis ve yüksek dirâyetin terakkîde olduğunu gösterdi. Bana, İşte çok Abdurrahmânları taşıyan bir Alî dedirdi.
Mustafâ’lar, Küçük Alî, mübârek ve münevver kardeşler Mektûbunuz Büyük Alî’nin mektûbu gibi acîb bir hakîkati ifade eder. O hakîkat, Risâle-i Nûr hakkında haktır. Fakat benim haddim değil ki, o hududa gireyim.
Evet, عُلَمَٓاءُ اُمَّتٖی كَاَنْبِیَٓاءِ بَنٖٓی اِسْرَٓائیٖلَ ferman etmiş. Gavs-ı A‘zam Şâh-ı Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî gibi hem şahsen, hem vazîfeten büyük ve hârika zâtlar, bu hadîsi, kıymetdâr irşâdâtlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdîk etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, hikmet-i Rabbâniye onlar gibi ferîdleri ve kudsî dâhîleri ümmetin imdâdına göndermiş. Şimdi ise, aynı vazîfeye, fakat müşkilâtlı ve dehşetli şerâit içinde, bir şahs-ı ma‘nevî hükmünde bulunan Risâle-i Nûr’u ve sırr-ı tesânüd ile bir ferd-i ferîd ma‘nâsında olan şâkirdlerini
SAYFA 5
bu cemâat zamanında o mühim vazîfeye koşturmuş. Bu sırra binâen, benim gibi bir neferin ağırlaşmış müşîriyet makamında ancak bir dümdârlık vazîfesi var.
Re’fet kardeş Senin ile hiç olmazsa her dört günde bir kerre görüşmeye ihtiyâç ve iştiyâkım varken, dört sene sonra husûsî görüşebildik. Senin gibi hem kıymetdâr, te’sîrli diliyle ve kuvvetli, letâfetli kalemiyle Risâle-i Nûr’a çok ehemmiyetli hizmet edenler, her vakit hâtırımda ma‘nevî muhâtablarım ve hayâlen yanımda hazır arkadaşlarımdırlar. Risâle-i Nûr’un fevkalâde te’sîrli intişârı nazar-ı dikkati celb etmesinden, şimdilik ziyâde ihtiyât lâzımdır.
İktisâd Risâlesi’yle, Çocukların Ta‘ziyenâmesi risâleleri gönderilse münâsibdir. Umûm kardeşlerime, hususan hâslarına birer birer selâm ve duâ ederim. Ve o mübârek ve kıymetdâr arkadaşlarımın hâtırları için hem akrabalarını, hem karyelerini, kendi akrabam ve karyem içine alıp öylece duâ ederek ma‘nevî kazançlarıma teşrîk ediyorum.
Duâlarınıza çok muhtâç, duânızdan çok istifâde eden
Saîdü’n-Nûrsî
[4]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Azîz kardeşim Husrev,
Şükür, hakkımda inâyet-i İlâhiye devam ediyor. Ben burada rahatım, fakat hizmete şiddetle ihtiyacım var. Sizlerden biriniz yanımda bulunmazsa çok üzüleceğim. En evvel hizmet nöbeti senin dünya işleriyle alâkasızlığın için sana düştü, sonra başkası yapar. Bu husûs için burada hükûmete ve emniyet müdürüne mürâcaat ettim. Eğer senin yol masrafı verilse veya teshîlât gösterilse, çok iyi olur. Yoksa borç ediniz, buradan beraber çalışıp o borcu vereceğiz.
Gelirken beraber mu‘cizeli Kur’ân’ımızı ve matbû‘ Onuncu Söz’ü ve HâfızAli’nin el yazısıyla benim için tevâfuklu yazılan Onuncu Söz’ü ve Altı Esmâ-yı İlâhiye’nin altı nükteleri eğer yazmışsan birlikte getir. Bu husûs hakkında buradaki zâbıtaya ve hükûmete bildirdim. Süleymân ve kardeşlerime çok selâm.
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 6
[5]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا كَتَبْتُمْ وَمَا تَكْتُبُونَ
Azîz, sıddîk, fedâkâr, vefâkâr kardeşlerim,
Sizlerle muhâbere edemediğimin sebebi, fevkalâde bir dikkat ve tazyîk ve tecrîd altında bulunduğumdur. Hâlik-ı Rahîmime hadsiz şükürler olsun ki, kuvvetli bir sabır ve tahammülü ihsân ederek sû’-i kasdlerini akîm bıraktı. Burada mufârakat zamanımın her bir ayı bir sene haps-i münferid hükmünde ezici olduğu hâlde, duâlarınız berekâtıyla, inâyet-i İlâhiye her günümü bir ay kadar mes‘ûdâne bir ömre çevirdi. Benim istirâhatim cihetinde merâk etmeyiniz. Rahmetin iltifâtı devamdadır.
Sabrî kardeş Sabırlı ol. Ehemmiyetsiz ve zararsız olan vehmî ve asabî hastalığına ehemmiyet verme. Şifâya duâ edilmekle beraber, zararsız, hatarsızdır. Çünki eğer hâtırât, seyyie ise, nasıl ki aynada temessül eden pislik, pis değil ve aynadaki yılan sûreti ısırmaz ve ateşin timsâli yakmaz. Öyle de, kalbin ve hayâlin aynalarında rızâsız, ihtiyârsız gelen pis ve çirkin ve küfrî hâtıralar zarar vermezler. Çünki ilm-i usûlde tasavvur-u küfür, küfür değil; ve tahayyül-ü şetim, şetim olmaz.
Hasene ise nûrânî olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir. Çünki aynada nûrânînin timsâli ziyâ verir hâsiyeti var. Kesîfin misâli ölüdür, hayatsızdır, te’sîri yoktur. Eğer sâir teellümât-ı rûhâniye ise sabra, mücâhedeye alıştırmak için Rabbânî bir kamçıdır. Çünki, emn ü ye’sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve recâ muvâzenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz ve bast hâletleri, celâl ve cemâl tecellîsinden intibâh ehline gelmesi, ehl-i hakîkatçe medâr-ı terakkî bir düstûr-u meşhûrdur.
Şam’lıTevfîk’in ihtiyâtını takdîr etmekle beraber, eski kıymetdâr hizmetlerinin onun defter-i a‘mâline dâimî bir sûrette yazı yazmaları için, o dahi dâimî çalışması gerekti. Şükür yine, elmas kalemiyle vazîfesine başlaması, rûhumu ümidler ve iştiyâklar ile neş’elendirdi, Barla hayatını hasretle hâtırlattı.
SAYFA 7
Sabrî kardeş İmamet vazîfesinde Risâle-i Nûr’a zarar yok. Ruhsâtla amel niyeti ile, şimdilik çekilme. Husrev kardeş Beşinci Şuâ‘ın kıymetini tam beyân ve takdîrin beni çok mesrûr etti. İkinci def‘a yaldızlı bir Kur’ân’ı yazdığın, beni fevkalâde müferrah etti. Hem benim için de yeni risâleleri mübârek kaleminle Hâşiyeistinsâh ettiğin, beni minnetdârlık hissinden mesrûrâne ağlattı.
Rüşdü ve Re’fet’in sıhhatleri ve kemâl-i sadâkat ve sebatları, hazîn endişelerimi izâle etti. Isparta talebeleri hâtırları için, ben Isparta’yı kendi karyem Nûrs ile beraber duâmda dâhil ediyorum. Hatta emvâtına, Nûrs emvâtı gibi duâ ediyorum. Hakîkî vatanım ve memleketim nazarıyla o vilâyete bakıyorum.
Makinesi kuvvetli Alî kardeş Sizlerin hâlisâne ve ciddî fa‘âliyetinizden, Risâle-i Nûr’a sizler gibi sarsılmaz çok talebeler zuhûr ve devam ettiklerini ümîd ederdim. Bildiğim Abdullâh gibi ve bilmediğim umûm kardeşlerime selâmımı ve bütün ma‘nevî kazançlarıma onları teşrîk ettiğimi teblîğ ediniz. Muhâberemde isimlerini yazmadığım ve hâtırımda yazdığım kıymetdâr kardeşlerimle çok alâkadârım.
Kardeşlerim Çok ihtiyât ediniz, münâfıklar çoktur. Mümkün oldukça risâlelerin buradan irsâl edildiğini söylemeyiniz. Tâ Risâle-i Nûr hizmetine zarar gelmesin. Maatteessüf, ben burada bütün bütün yalnız kaldığım için, çok ehemmiyetli hakîkatler yazılmadan, kaydedilmeden geldiler ve gittiler. Kuleönü’nün hâlis ve ciddî ve mübârek çalışkanlarına ve İslâmköyü’nün sâdık ve gayretli ve kesretli talebelerine ve Barla’da vefâdâr ve kıymetli dostlarıma ve bilhassa Eğirdir’de fedâkâr ve vefâdâr Hakkı ve Mehmed gibi kardeşlerime ve sâir umûm ihvânıma binler selâm ve duâlar.
Duâlarınıza kuvvetli i‘timâd eden ve çok muhtâç bulunan kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 8
[6]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَٓا اَرْسَلْتَهُ مِنَ الرَّسَٓائِلِ النُّورِ
Azîz ve sıddîk ve fedâkâr ve vefâkâr kardeşlerim ve hizmet-i Kur’âniye ve îmâniyede kuvvetli ve kıymetli ve çalışkan ve muktedir arkadaşlarım,
Bu dünyada benim için medâr-ı teselli sizlersiniz ve hakkınızda büyük ümidlerimi doğru çıkardınız. Cenâb-ı Hakk sizden ebediyen râzı olsun. Âmîn
İrsâlâtınız ve bilhassa Onuncu Söz buraya o derece fâide verdi ki, her bir sahîfesine mukābil, elimden gelse idi, büyük bir hediye verirdim. Çoktan beri görmediğim için, ben hangisini okursam En birinci budur derdim. Ötekine bakardım, Bu birincidir. Daha öbürüsüne baktıkça hayret ederek kat‘î kanâatim geldi ki, Risâle-i Nûr’un kitapları birbirine tercîh edilmez. Her birinin kendi makamında riyâseti var. Ve bu zamanı tenvîr eden bir mu‘cize-i ma‘neviye-i Kur’âniyedir.
Onuncu Söz'ün tatlı bir kerâmeti: İki üç senedir bana hapisde verdikleri gibi arzuma muhâlif olarak her gün bir ta‘yîn veriliyordu. Ehemmiyetli bir-iki sebebe binâen kabûl etmeye mecbûrdum. Fakat onu yemezdim. Tebdîl ederek şeker, çay, ekmek tedârik ederdim. Bir gün iskân me’mûru geldi, ta‘yîn verdi ve dedi: Bundan sonra daha sana ta‘yîn vermeyeceğiz. Ben memnûn oldum. Fakat birden hâtırıma geldi ki şeker, çay lâzımdır. Hediyeleri de kabûl etmem diye bir endişeye düştüm. Aynı günde beş sene şeker ve çayımı te’mîn eden ve merhûm Abdurrahmân’a beş senede aldığı yaraları tedâvi ile kuvvetli bir îmân kazandıran ve vefâtından bir-iki ay evvel imdâdına yetişen ve ehl-i ilhâdı azm ettikleri inkâr-ı haşirden vazgeçiren Onuncu Söz'ün fevkalme’mûl, ne nüshalarının vücûdundan ve ne de gelmesinden hiç haberim yokken, müteaddid nüshaları o vakitte geldi. Lisân-ı hâl ile dedi: Merâk etme Senin hem vazîfene, hem hayatına yardım için geldim. İnâyet-i Rabbâniye tarafından gönderildim.
Evet, bu asrın ehemmiyetli ve ma‘nevî ve ilmî bir mürşidi olan Risâle-i Nûr’un hey’et-i mecmûası, sâir şahsî büyük mürşidler gibi, kendine muvâfık ve hakîkat-i ilmiyeye münâsib olarak, birkaç nev‘de ve bilhassa hakāik-i îmâniyenin
SAYFA 9
ızhârında, intişârında azîm kerâmetleri olduğu gibi; üç kerâmet-i zâhiresi bulunan Mu‘cizât-ı Ahmediye asm, Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz ve Âyetü’l-Kübrâ gibi çok risâleleri dahi, her biri kendine mahsûs kerâmetleri bulunduğunu çok emâreler ve vâkıalar bana kat‘î bir kanâat vermiş. Hatta sekerâtta bulunan talebelerine îmânını kurtarmak için bir mürşid gibi yetiştiğine, müteaddid vâkıalar şübhe bırakmıyor.
Hem kezâ her biri, bir sâat tefekkür, bir sene ibâdet-i nâfile hükmünde; bir misâli, Hizbü’l-Ekber’dir diye müşâhede ettim ve kanâat getirdim. Hâşiye
Sizlere Risâle-i Nûr’un Hizb-i Ekber'ini ve Kur’ân’ın Hizb-i A‘zam'ını göndermek isterdim. Fakat Hizb-i A‘zam çok uzun olduğundan daha yazdıramadım. Hizb-i Ekber ise, tercüme etmek istedim, şimdilik vazgeçtim. Sizin gibi kardeşlerim tercümeye muhtâç olmadığını düşünüp, yalnız Arabî sûretini göndereceğim, inşâallâh.
Sizlere evvelce Âyetü’l-Kübrâ’nın Birinci Makamı’nın hulâsası nâmıyla gönderdiğim parça, o hizbin esasıdır. İhtiyârsız, o esasa küçük fıkralar ve bazı kayıdlar ilâve edildiği vakit, birden başka bir şekil aldı. İnkişâf ve inbisât ederek Âyetü’l-Kübrâ’nın misâl-i musaggarı gibi şehâdet-i tevhîdiyesi parladı, ma‘nâları ziyâlandı. Rûhuma, kalbime, fikrime büyük bir inşirâh vermeye başladı. Ben de en yorgunluk ve usanç zamanımda onu mütefekkirâne okudum, büyük zevk ve şevk hissettim.
Bir suâle cevâb olarak: yazdığım bir fıkrayı, size de fâidesi olur ihtimâliyle beyân ediyorum. Şöyle ki: Evliyâ dîvânlarını ve ulemânın kitaplarını çok mütâlaa eden bir kısım zâtlar tarafından soruldu: Risâle-i Nûr’un verdiği zevk ve şevk ve îmân ve iz‘ân, onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?
SAYFA 10
Elcevab: Eski mübârek zâtların ekserî dîvânları ve ulemânın bir kısım risâleleri, îmânın ve ma‘rifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında îmânın esâsâtına ve köklerine hücûm yoktu ve erkân-ı îmâniye sarsılmıyordu. Şimdi ise, îmân ve ma‘rifetin köklerine ve erkânına şiddetli ve cemâatli bir sûrette taarruz ediliyor. Ve o dîvânların ve risâlelerin çoğu, hâs mü’minlere ve ferdlere hitâb ediyorlar. Bu zamanın şiddetli taarruzunu def‘ edemiyorlar.
Risâle-i Nûr ise, Kur’ân’ın bir ma‘nevî mu‘cizesi olarak îmânın esâsâtını kurtarıyor. Mevcûd ve muhkem îmândan istifâde cihetine değil, belki çok delîller ve parlak burhânlarla îmânın isbatına ve tahakkukuna ve muhâfazasına ve şübehâttan kurtarılmasına hizmet ettiğinden, herkese bu zamanda ekmek gibi, ilaç gibi lüzûmu var olduğunu, dikkatle bakanlar hükmediyorlar.
O dîvânlar derler ki: Velî ol, gör. Makamâta çık, bak. Nûrları, feyizleri al. Risâle-i Nûr ise der: Her kim olursan ol, bak, gör. Yalnız gözünü aç, hakîkati müşâhede et. Saâdet-i ebediyenin anahtarı olan îmânını kurtar.
Hem Risâle-i Nûr, en evvel tercümanının nefsini iknâa çalışır, sonra başkalarına bakar. Elbette tercümanının nefs-i emmâresini tam iknâ‘ eden ve vesvesesini tamâmen izâle eden bir ders, gāyet kuvvetli ve hâlisdir ki, bu zamanda cemâat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı ma‘nevî-i dalâlet karşısında, tek başıyla gālibâne mukābele eder.
Hem Risâle-i Nûr, sâir ulemânın eserleri gibi, yalnız aklın ayağıyla ve nazarıyla ders vermiyor. Ve evliyâ misillü, yalnız kalbin keşif ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki aklın ve kalbin ittihâd ve imtizâcı ve rûh ve sâir letâifin teâvünü ayağıyla hareket ederek evc-i a‘lâya uçar. Taarruz eden felsefenin, değil ayağı, belki gözü yetişemediği yerlere çıkar. Hakāik-i îmâniyeyi kör gözlerine de gösterir.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 11
[7]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ الْقُرْاٰنِ
Azîz, tam sıddîk kardeşlerim,
Benim, bu dünyada medâr-ı tesellim ve sürûrum sizlersiniz. Eğer sizler olmasa idiniz, bu dört sene azâba dayanamazdım. Sizin sebât ve metânetiniz, bana da kuvvetli bir sabır ve tahammülü verdi.
[Birden hâtıra gelen dört nokta]
Birincisi: Kardeşlerim, bu zelzele, benim i‘tikādımda şakk-ı kamer gibi bir mu‘cize-i Kur’ândır. En mütemerridi dahi tasdîke mecbûr eder bir vaz‘iyete girdi.
İkincisi: Eski zamandan beri hiç bir cemâat, Risâle-i Nûr’un şâkirdleri kadar hak ve hakîkat mesleğinde pek çok iş görmekle beraber, pek az zahmetle kurtulmamışlar. Bizim hizmetimizin ondan birini yapanlar, zahmetimizin on mislini çekmişler. Demek biz, dâimâ Şükür ve Elhamdülillâh dedirten bir haldeyiz.
Üçüncüsü: Ben gönderilen risâleleri mütâlaa ettim. Bir kısım hakîkatleri mükerrer gördüm. Makam münâsebetiyle tekrar edilmiş. Benim arzu ve belki ihtiyârım olmadan ne için böyle olmuş, kuvve-i hâfızama gelen nisyândan sıkıldım. Birden, şiddetli bir ihtâr ile, On Dokuzuncu Söz’ün âhirine bak, denildi. Baktım, risâlet-i Ahmediyenin asm mu‘cize-i Kur’âniyesinde tekrârâtının çok güzel hikmetleri, tam tefsîri olan Risâle-i Nûr’da tamamıyla tezâhür etmiş. O tekrârât, o hikmetleri için tam yerinde ve münâsib ve lâzım olmuş.
Hem Lütfü, hem Abdurrahmân, hem Hâfız Alî hükmünde Küçük Ali sizin nâmınıza da Yirmi Dokuzuncu Lem‘a-i Arabiye’nin tefsîr ve tercümesini istemiş. Benim şimdi onun ile meşgul olmaya ne vaktim var ve ne de hâlim müsâade eder. İnşâallâh ileride Risâle-i Nûr’un başka bir şâkirdi o vazîfeyi yapacak.
Hem Yirminci Mektûb ile Otuz İkinci Söz, bir derece o lem‘ayı îzâh ederler. Hazret-i Alî ra iki def‘a تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرًّا sırrıyla, perde altında gizli parlamasına işareti bizi ihtiyâta sevk ve emreder.
SAYFA 12
Bir mes’eleye gāyet kısacık bir remiz ile zekâvetinize fehmini havâle ediyorum.
Suâl: Yerin korkudan titremesi ve hiddeti, neden Rus’a gelmiyor yalnız?
Cevâb: Çünki nesh olup tahrîf olmuş bir dine karşı dinsizlik ile ihânet başkadır. Ve hak ebedî bir dine karşı ihânet ise, yeri titretiyor, kızdırıyor.
Mukaddeme-i Haşriye’nin makamâtını istiyorsunuz. Şimdiki vaz‘iyetim hiç bir vecihle müsâade etmediği gibi, haşre dâir yazılan hakîkatler, burhânlar umûma nisbeten ihtiyaca tam kâfî olduğundan, çabuk yazmasına ma‘nen icbâr edilmiyorum. Bir parça te’hîr edildi ve ta‘cîl edilmedi. Hem ben burada kayıdlar altındayım. اَلصَّبْرُ مِفْتَاحُ الْفَرَجِ وَالسُّرُورِ
Azîz kardeşim, sizler ile çok konuşacaktım. Fakat şimdi vaktim çok dardır. İki Hulûsî’lerin mektûbları beni fevkalâde mesrûr edip şükre sevk etti. Umûm kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ederim ve duâlarını isterim.
Sizin ile her günde çok def‘alar beraber bulunan kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
[8]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, sebâtkâr, fedâkâr, sıddîk kardeşlerim,
Evvelen: Gelecek bayramınızı tebrîk ederim. وَالْفَجْرِ وَلَیَالٍ عَشْرٍ kasem-i Kur’âniyle fevkalâde kıymetleri tahakkuk eden o mübârek gecelerde ve seherlerde mübârek kardeşlerimin mübârek duâları hem bana, hem ehl-i îmâna çok bereketli ve nûrlu olmasını rahmet-i Rahmândan niyâz ederim.
Sâniyen: Size bir küçük sehvin bir nükte-i gaybiyesiyle, karşı sahîfedeki hâşiyeyi, mevki‘lerinde yazmak için gönderdim.
SAYFA 13
Sâlisen: Hulûsî’nin bir gāilesi var diye hissediyorum. Merâk etmesin, Risâle-i Nûr’un şâkirdlerine inâyet ve rahmet, nezâret ve himâyet ederler. Dünyanın meşakkatleri mâdem sevâb verir, geçerler o musîbetlere karşı sabır içinde şükür ile, metânetle mukābele edilmek gerektir. Hem o, hem sizler bütün duâlarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.
Râbian: Risâle-i Nûr, kendi kendine Kur’ân’ın himâyeti ve hıfz-ı Rabbânî altında intişâr ediyor. İmâm-ı Alî ra iki def‘a سِرًّا, سِرًّا demesi işâret eder ki, perde altında daha ziyâde feyiz ve nûr verir. Sizin gibi kardeşlerim, zamanın sarsıntılı hâdisâtına karşı şimdiye kadar gibi yine tam mukāvemet eder ümîdindeyim. مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düstûrumuz olmalı.
Bütün kardeşlerime birer birer selâm ederim.
Duânızdan çok istifâde eden Kardeşiniz
Saîd
[9]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Azîz kardeşlerim,
Bilmukābele bayramınızı tebrîk ederim.
Sıhhatimi soruyorsunuz. Buranın çok şiddetli kışı ve odamın çok soğuğu ve üç hazîn gurbetin te’sîri ve üç asabî hastalığın sıkıntısı ve bütün bütün yalnızlık ile kābil-i tahammül olmayacak çok zahmetlere ma‘rûz olduğum hâlde, Hâlikıma hadsiz şükür ederim ki, her derdin en kudsî dermânı olan îmânı; ve îmân-ı bilkaderden, kazâya rızâ ilacını imdâdıma gönderdi. Tam sabır içinde şükrettirdi.
Kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 14
[10]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ الْقُرْاٰنِ
Azîz ve sıddîk ve hâlis kardeşlerim,
Rabb-i Rahîmime hadsiz şükür olsun ki, sizin gibileri Risâle-i Nûr’a sâhib ve nâşir ve muhâfız halketmiş; benim gibi âciz bir bîçârenin zayıf omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.
Kardeşlerim Bu def‘a üç mektûbunuzda birden üç Hulûsî, üç Sabrî, üç Hakkı gibi kıymetdâr dokuz kardeş gördüm. Hapiste, Abdurrahmân’ın pederi yerinde benim elbiselerimi yamalayan Hakkı’nın, ciddî ve hakîkatli uhuvvetini ve talebeliğini tahmînimden daha ileri terakkî ettiğini bildim, çok mesrûr oldum.
Sabrî kardeş Beni saran ve bağlayan ağır kayıdlara ehemmiyet vermiyorsun. Hâlbuki buradaki evhâmlı ehl-i dünyâ benim ile pek fazla meşgul ve alâkadârdırlar. Hatta hatta hatta Her ne ise
Hem benim hakkımda, bin derece haddimden ziyâde hüsn-ü zan ile kıymet ve makam vermek, yalnız Risâle-i Nûr nâmına ve onun hizmeti ve Kur’ân elmaslarının dellâllığı hesabına kabûl olabilir. Yoksa, hiç ender hiç olan şahsım i‘tibâriyle kabûle hakkım yok.
Parlak ve çalışkan kalemiyle hem Risâle-i Nûr’un, hem bizim hâtıralarımızda çok ehemmiyetli mevki‘ tutan ve yerleşen Hâfız Tevfîk’in yazdığı Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi’ni münâsib gördüğünüz zamanda gönderirsiniz. Dokuz sene yazılarıyla mesrûrâne ünsiyet eden gözlerim, hasretle o yazıları görmek istiyor.
Kıymetdâr Hulûsî ve Hakkı gibi kardeşlerim Hakkı’nın dediği gibi, Sabrî’nin mektûblarını aynen onların yerine kabûl olmuş; o cihette Hulûsî ile muhâbere kesilmemiş, devam ediyor.
Hadsiz şükür ve hamd ü senâ olsun ki, Risâle-i Nûr gittikçe parlak, hârikāne fütûhât-ı îmâniye yapar. Kendi kendine, inşâallâh her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış,