Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 12
ve çok esbâb, bu vaz‘iyete müsâade etmiyor. Ben de sizin için yazdığım bu dersimi okuyan ve kabûl eden bütün hemşîrelerimi, bütün ma‘nevî kazançlarıma ve duâlarıma Nûrun şâkirdleri gibi dâhil etmeye karar verdim. Eğer siz benim bedelime Risâle-i Nûr’u kısmen elde edip okusanız veya dinleseniz, o vakit kāidemiz mûcibince bütün kardeşleriniz olan Nûr şâkirdlerinin ma‘nevî kazançlarına ve duâlarına da hissedâr olursunuz. Ben şimdi daha ziyâde yazacaktım, fakat çok hasta ve çok zayıf ve çok ihtiyâr ve tashîhât gibi çok vazîfelerim bulunduğundan, şimdilik bu kadarla iktifâ ettim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Duânıza muhtâç kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Mahremdir: Şimdilik Medresetü’z-Zehrâ erkânlarına mahsûstur. İhtiyâr kadınlara ehemmiyetli bir müjde ve bekâr ve mücerred kalmak isteyen genç kızlara bir ihtârdır.
Hadîs-i şerîfte عَلَیْكُمْ بِدٖینِ الْعَجَٓائِزِ gösteriyor ki âhirzamanda kuvvetli îmân, ihtiyâr kadınlarda bulunur ki,
SAYFA 13
Dîndâr ihtiyâr kadınların dinine tâbi‘ olun diye, hadîs ferman etmiş. Hem Risâle-i Nûr’un dört esasından bir esası şefkat olduğundan ve kadınlar şefkat kahramanı bulunmasından, hatta en korkağı da kahramancasına ruhunu yavrusuna fedâ eder.
Bu zamanda o kıymetdâr vâlideler ve hemşîreler, büyük bir hâdise ile karşılaşıyorlar. Mahremce ve ifşâsı münâsib olmayan bir hakîkat-i fıtriyesini Nûr şâkirdlerinden mücerred kalmak isteyen veya mecbûr olan kızlar kısmına beyân etmek lâzım geldi diye, rûhuma ihtâr edildi. Ben de derim ki: Kızlarım ve hemşîrelerim Bu zaman, eski zamana benzemiyor. Terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniye yarım asra yakın hayât-ı ictimâiyemize yerleştiği için, bir erkek bir kadını ebedî bir refîka-i hayat ve saâdet-i hayât-ı dünyeviyeye medâr ve sâir günâhlardan kendini muhâfaza etmek için almak lâzım gelirken, o bîçâre zaîfeyi dâimâ tahakküm altında, yalnız dünyevî gençliğinde sever. Ona verdiği râhatın bazen on misli, onu zahmetlere sokar. Eğer şer‘an küfüv ta‘bîr edilen birbirine denk olmazsa, hukuk-u şer‘iye nazara alınmadığından hayatı dâimâ azâb içinde geçer. Kıskançlık da müdâhale ederse, daha berbâd olur. İşte bu izdivâca sevk eden Üç Sebeb var.
SAYFA 14
Birincisi: Tenâsülün devamı için, hikmet-i İlâhiye o fıtrî hizmete bir ücret olarak bir fıtrî meyil ve şevk vermiş. Hâlbuki erkekte o zevk on dakîkalık bir lezzet verse de, eğer meşrû‘ ise, bir sâat meşakkat çekebilir.
Fakat kadın, on dakîkalık o zevk için on ay çocuğu kendi vücûdunda zahmetini çekmekle, on sene çocuğun hayatına yardım ile meşakkat çeker. Demek o on dakîkalık fıtrî meyil, bu uzun meşakkatlere sevk ettiği için ehemmiyeti kalmaz. His ve nefis, onunla onu izdivâca tahrîk etmemeli.
İkincisi: Fıtraten kadın, zaafı için maîşet noktasında bir yardımcıya muhtâçtır. Bu ihtiyâç için şimdiki terbiye-i İslâmiye dersi almayan, serseriliğe, tahakküme alışanlardan o küçük bir iâşesi hâtırı için tahakkümleri altına girip riyâkârâne kocasının rızâsını tahsîl etmek yolunda hayât-ı dünyeviye ve uhreviyesinin medârı olan ubûdiyetini ve ahlâkını bozmak bedeline, köy kadınları gibi kendi nafakasını kendi çalışması ile kazanmak, on def‘a daha kolaydır. Rezzâk-ı Hakîkî çocukların rızkını sütle verdiği gibi, onların da rızkını o Hâlik-ı Kerîm
SAYFA 15
veriyor. O rızık hâtırı için namazsız ve ahlâkını kaybetmiş bir zevc aramak, riyâkârâne çalışıp tahakkümü altına girmek, elbette Nûr talebesinin kârı değildir.
Üçüncüsü: Kadınlığın fıtratında çocuk okşamak ve sevmek meyelânı var. Ve evlâdının dünyada ona hizmeti ve âhirette şefâati ve vâlidesi öldükten sonra ona hasenâtı ile yardımı, o meyl-i fıtrîyi kuvvetlendirip evlendirmeye sevk etmiş. Hâlbuki şimdi terbiye-i İslâmiye yerine giren terbiye-i medeniye ile, on taneden bir iki hakîkî evlâd, kendi vâlidesinin şefkatine mukābil fedâkârâne hizmet ve dindârâne duâları ile ve hasenâtları ile vâlidesinin defter-i a‘mâline haseneler yazdırmak ve âhirette de sâlih ise, vâlidesine şefâat etmek ihtimâline mukābil, ondan sekizi o hâleti göstermediğinden, bu fıtrî meyil ve nefsânî şevk ile o bîçâre zaîfeler böyle ağır bir hayâta kat‘î mecbûr olmadan girmemek gerektir.
İşte bu işâret ettiğimiz hakîkate binâen, bekâr kalmak isteyen Nûr şâkirdlerinden olan kızlara derim ki: Tam muvâfık ve dîndâr ve ahlâklı bir zevc bulmadan kendini açık saçıklıkla satmasınlar. Eğer bulunmadı, Nûr’un bir kısım
SAYFA 16
fedâkâr şâkirdleri gibi mücerred kalıp, tâ ona lâyık ve ebedî bir arkadaş olacak ve terbiye-i İslâmiyeyi almış vicdânlı bir müşteri ona çıksın Ve saâdet-i ebediyesi, muvakkat bir keyf-i dünyevî için bozulmasın ve medeniyetin seyyiâtı içinde boğulmasın. Hâşiye
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 17
Genç nûrcu kızlara âit mektûba ektir.
Vaktiyle size gönderilen bir mektûbdan bir parçadır.
Bu şehirde Risâle-i Nûr’a intisâb eden ihtiyâr hanımlar sebât ettiklerini ve başkaları gibi sarsılmadıklarını düşündüm. Birden bu hadîs-i şerîf ihtâr edildi:
عَلَیْكُمْ بِدٖینِ الْعَجَٓائِزِ: Yani, âhirzamanda ihtiyâr kadınların, fıtraten zaîfe ve hassâse ve şefkatli olmalarından herkesten ziyâde dindeki teselli ve nûra muhtâç oldukları gibi, herkesten ziyâde fıtratlarında şefkat cihetiyle, dinde bulduğu nihâyetsiz şefkatperverâne bir nûr-u tesellîye ve iltifât ve merhamet ve rahmete ve nokta-i istinâda ve nokta-i istimdâda ihtiyâçları vardır. Ve tam sebât etmek, fıtratlarının muktezâsıdır. Onun için bu zamanda o hâcâtı tam yerine getiren Risâle-i Nûr, her şeyden ziyâde onların rûhlarına hoş geliyor ve kalblerine yapışıyor.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 18
Gāyet ehemmiyetli bir hakîkate gāyet kısa bir işâret
Bazı ehâdîs-i şerîfe ile işâret var ki Âhirzamanda kadınlar tâifesinde hakāik-i îmâniye ziyâde inkişâf edecek. O zamanın dalâlet tehlikelerinden bir derece mahfûz kalacaktır. Bir hadîs-i şerîf ferman eder ki: عَلَیْكُمْ بِدٖینِ الْعَجَٓائِزِ Yani Âhirzamanda ihtiyâr kadınların dinlerine iktidâ ediniz. Demek şefkat kahramanları olan kadınlar, o seciye-i şefkatten çıkan samîmiyet ve ihlâs ile, o zamanın riyâkârâne dalâlet tehlikelerinden kurtulmaya vesîle olur. İslâmiyet’ini muhâfaza eder.
Hem bir hadîs-i şerîf ferman ediyor ki: اَبُو الْبَنَاتِ مَرْزُوقٌ Yani Kızların babasının rızkına bereket düşer. Demek kız çocukları âhirzamanda çoğalır. Hem mübârek ve rızıkları bereketli olur. Ben çok zaman evvel bu nevi‘ hadîslerin sırrını bilmiyordum. Cenâb-ı Hakk’a şükür ki, bu âhirde bir derece o sırrı anladım. Gāyet kısaca bir işâret edeceğiz. Nev‘-i beşerde yavrular, sâir hayvanlar gibi çabuk kendi kendine mâlik olmadığından, yaşamakta hayvanın iki üç ay yerine, on sene, belki daha ziyâde şefkatli bir himâyete muhtâç olduklarından, bu sır için cins-i hayvâna
SAYFA 19
muhâlif olarak insandaki veledlerine karşı şefkati, bir seciye-i fıtriye olarak devam etmek lâzım gelmiş. Hem iktidârsız yavrulara ve zayıf vâlidelerine tam yardım ve himâye etmek hikmetiyle erkeklerde de haysiyet, nâmus seciyesi fıtratında derc edilmiş. Bu nâmus da hâlis ve ücretsiz, mukābelesiz, samîmî bir kahramanlık derc edilmiş. Fakat o seciye bazı esbâb ile bir derece bozulduğu için, samîmî ve hâlis kahramanlık seciyesi ekseriyetle zayıflamış. Fakat kadınlarda o seciye-i fıtriye olan şefkat kahramanlığı bozulmamış. Bu seciye-i fıtriye ehl-i İslâmda, âhirzamanda büyük bir hizmet; ve hayât-ı ictimâiyede, İslâmiyet dâiresinde bir esas olacağına o gibi hadîs-i şerîfler işâret edip remzen haber veriyorlar.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 20
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
[وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ]
[اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا]
Başka hâriç memlekette mühim yerlerde cerîdelerle sorulan Neden sünnet-i seniyeye muhâlif olarak mücerred kaldın? suâline bir cevâbdır.
Evvelen: Mektûbunuzu gāyet hasta olan Üstâdımıza okuduk. Üstâdımız ise, Ben şiddetli hasta olmasa idim, bu çok kıymetdâr ve müdakkik ve mübârek kardeşlerime tafsîlâtlı bir cevâb yazacaktım. Fakat bu şiddetli vaz‘iyetim müsâade etmediğinden gāyet kısa, birkaç noktaya o mübârek ve samîmî kardeşlerime ve hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarıma yazarsınız, dedi.
Birincisi: Kırk seneden beri gāyet dehşetli bir zındıka hücûmu karşısında, her şeyini fedâ edecek hakîkî fedâkârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur’ân-ı Hakîm’in hakîkatine, değil dünya saadetimi, belki lüzûm olsa âhiret
SAYFA 21
saadetimi dahi fedâ etmeye karar verdim. Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on hûri de bana verilse idi, bırakmaya mecbûrdum ki ihlâs-ı hakîkî ile hakîkat-i Kur’âniyeye hizmet edebileyim. Çünki bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücûmları ve desîseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için a‘zamî fedâkârlık yapmak ve harekât-ı dîniyesini rızâ-yı İlâhîden başka hiç bir şeye âlet yapmamak lâzım geliyordu. Bîçâre bir kısım âlimler ve ehl-i takvâ insanlar, çoluk çocuğunun maîşet derdi için bid‘alara fetvâ verdiler veya tarafdâr göründüler. Hususan dîn derslerini kaldırıp Ezân-ı Muhammedî’yi asm kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, a‘zamî fedâkârlık ve a‘zamî sebât ve metânet ve her şeyden istiğnâ etmek lüzûmu karşısında, ben bir sünnet-i seniye olan evlenmek âdetini terk ettim ki tâ çok haramlara girmeyeyim ve çok vâcibleri ve farzları yapabileyim. Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez. Çünki o kırk sene zarfında bir tek sünneti yerine getiren bazı hocalar, on kebâire ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbûr bildiler.
Sâniyen: Âyet-i kerîmede فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ ve hadîs-i şerîfteki تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا gibi emirler, emr-i dâimî
SAYFA 22
ve vücûbî değildirler. Belki istihbâbî ve sünnet emirleridir. Hem şartlara bağlıdır. hem de herkes için her vakit değildir. Hem de لَا رَهْبَانِیَّةَ فِی الْاِسْلَامِ Rûhbâniyet İslâmiyet’de yoktur, ma‘nâsı, rûhbânîler gibi tecerrüd merdûddur, hakîkatsizdir, harâmdır demek değildir. Belki خَیْرُ النَّاسِ مَنْ یَنْفَعُ النَّاسَ hadîsinin sırrı ile hayât-ı ictimâiyeye hizmet etmek için, ictimâî bir âdet-i İslâmiyeye tervîcdir. Yoksa selef-i sâlihînden binlerle ehl-i hakîkat inzivâya, mağaralara muvakkaten girmişler. Dünyanın fânî müzeyyenâtından istiğnâ ve tecerrüd etmişler. Tâ ki, hayât-ı ebediyelerine tam hizmet etsinler.
Mâdem şahsî ve husûsî kemâlât-ı bâkiyesi için dünyayı terk edenler, selef-i sâlihînden çok var. Elbette husûsî değil, küllî ve umûmî olarak çok bîçârelerin saâdet-i bâkiyeleri için ve dalâlete düşmemeleri ve îmânlarını takviye edip kurtarmaları için ve hakîkat-i Kur’âniye ve îmâniyeye tam hizmet etmek ve hâriçten gelen ve dâhilden çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zâil ve fânî dünyasını terk etmek, elbette sünnet-i seniyeye muhâlefet değil, belki hakîkat-i sünnete mutâbakattır. Ve Sıddîk-i Ekber’in ra Cehennemde vücûdum büyüsün, tâ ehl-i îmâna yer bulunmasın.
SAYFA 23
diye fedâkârlıkta a‘zamî sadâkatin bir zerresini kazanmak fikriyle, bîçâre Said ra bütün ömründe tecerrüdü, istiğnâyı ihtiyâr etmiş.
Sâlisen: Risâle-i Nûr’un talebelerine, Başkaları evleniyorlar, siz tezevvücden vazgeçiniz, denilmemiş, denilmez. Fakat talebeler birkaç tabakadır. Bir tabakanın hakîkî ihlâsı kaybetmemek ve hakîkî fedâkârlık ve a‘zamî bir sadâkat taşımak için, dünya ihtiyâçlarına mümkün olduğu kadar ömrünün muvakkat bir kısmında bağlanmaması bu zamanda lâzım geliyor. Eğer hizmet-i Kur’âniye ve îmâniyede yardımcı bir hanım bulsa alır. Hizmetine zarar vermez. Lillâhilhamd bu nev‘den çok Nûr talebeleri var, zevceleri onlardan geri kalmıyorlar. Belki kadınlardaki şefkatten gelen ücretsiz fıtrî kahramanlık ve hakîkî ihlâs cihetiyle zevcinden daha ileri gidebilir. Nûr talebelerinin yetişmiş kısımlarından ekserîsi evlenmişler, bu sünneti yerine getirmişlerdir.
Risâle-i Nûr onlara der ki: Hâneleriniz bir küçük Medrese-i Nûriye, bir mekteb-i irfân olsun ki bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar, âhirette size şefâatçi olsunlar. Dünyada da îmân dersini alıp size
SAYFA 24
hakîkî evlâd olsunlar. Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada fâidesiz ve âhirette da‘vâcı olarak, Ne için îmânımı kurtarmadınız? diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzûn etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münâfî olur.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 25
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Hanımların Rehberi’nde iki üç def‘a zikredilen عَلَیْكُمْ بِدٖینِ الْعَجَٓائِزِ hadîs-i şerîfinin sırrı münâsebetiyle, İhtiyârlar Risâlesi’nden Yedi Recâ ona zeyledildi.
Birinci Recâ: Ey sinn-i kemâle gelen, muhterem ihtiyâr kardeşler ve ihtiyâre hemşîreler Ben de sizin gibi ihtiyârım. İhtiyârlık zamanımda ara sıra bulduğum recâları; ve o recâlardaki teselli nûruna sizi de teşrîk etmek arzusuyla başımdan geçen bazı hâlâtı yazacağım. Gördüğüm ziyâlar ve rast geldiğim recâ kapıları, benim nâkıs ve müşevveş isti‘dâdıma göre görülmüş ve açılmış. İnşâallâh sizlerin sâfî ve hâlis isti‘dâdlarınız, gördüğüm ziyâyı parlattıracak. Bulduğum recâyı daha ziyâde kuvvetleştirecek. İşte gelecek o recâların ve ziyâların menba‘ı, ma‘deni ve çeşmesi îmândır.
İkinci Recâ: İhtiyârlığıma girdiğim zaman, bir gün güz mevsiminde, ikindi vaktinde yüksek bir dağda dünyaya baktım. Birden gāyet rikkatli ve hazîn ve bir cihette karanlıklı bir hâlet bana geldi. Gördüm ki ben ihtiyârlandım.