
SAYFA 380
Bu hâli hârika gördük. Bu münâsebetle Üstâdımız buyuruyorlar ki: Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının bana yazdıkları güzel mektûblarına mukābil, hem onların, hem bütün Nûrcuların Ramazân-ı Şerîflerini, hem Leyle-i Kadirlerini, hem bayramlarını bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Hem onların duâlarına Âmîn, Âmîn diyoruz. Hem eğer İnşâallâh bayramdan sonra hayâtta kalsam, yine görüşeceğiz diyorlar. Hem de sizlere çok da selâm ediyorlar.
Emirdağ Nûrcuları nâmına Mustafâ
(652)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını her cihetle benim vârislerim olduklarından benim bedelime umûm nûr kardeşlerime, bana gelen tebrîklerine bedel bayramlarını tebrîk etmeleri için tevkîl ediyorum. Hem onları yani Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını, hem onlar vâsıtasıyla bütün Nûrcuları bilmukābele tebrîk ederim. Ben hastayım. Onlar bana duâ etsinler. Ben de onlara duâ ederim. Hâşiye
Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 381
[653]
Sayın Adnân Menderes,
Otuz beş seneden beri siyâseti terk eden Üstâdımız Bedîüzzaman Hazretleri, şimdi Kur’ân ve İslâmiyet ve vatan hesabına bütün kuvveti ile ve talebeleri ile, dersleriyle Demokrat Parti’nin iktidârda kalmasını muhâfazaya çalıştığına, biz Demokrat Parti mensûbları ve nûr talebeleri kat‘î kanâatimiz gelmiştir.
Üstâdımızdan, ne için Demokrat Parti’yi muhâfazaya çalıştığını sorduk, dedi:
Eğer Demokrat Parti düşse, ya Halk Partisi veya Millet Partisi iktidâra gelecek. Hâlbuki Halk Partisi, İttihâdcıların bozuk kısmının cinâyetleri ve hem cumhuriyetin birinci reîsinin Sevr Muâhedesiyle ve çok siyâsî desîselerin icbârıyla, on beş senede yaptığı icrââtının fenâ kısmı tamamıyla eski partiye yüklendiği için, bu asîl Türk milleti ihtiyârıyla o partiyi kat‘iyen iktidâra getirmeyecek. Çünki Halk Partisi iktidâra gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin perdesi altında bu vatana hâkim olacaktır. Hâlbuki bir Müslüman kat‘iyen komünist olamaz, o zaman anarşist olur. Bir Müslüman, hiç bir zaman ecnebîlerle mukāyese edilemez. İşte bunun için hayât-ı ictimâiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkîl eden bu partinin iktidâra gelmemesi için, Demokrat Parti’yi, Kur’ân ve vatan ve İslâmiyet nâmına muhâfazaya çalışıyorum dedi.
SAYFA 382
Milletcilere gelince:
Eğer bu partide sırf İslâmiyet Hâşiyemilliyeti esas olsa, Demokrat Parti’ye yardım ettiği gibi, muhâlif ve muârız olmayarak iktidâra gelmesine çalışmaz. Eğer bu partide, ırkçılık ve Tûrâncılık fikri esas ise, birden hakîkî Türk olmayan ki, bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı başka milletlerle karışmıştır. O zaman Hürriyetin başında olduğu gibi, bu asîl ve ma‘sûm Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik ve tarafgîrlik meydana gelecek. O vakit hakîkî Türkleri ecnebîlerin boyunduruğu altına girmeye mecbûr edecek. Veya Türkleşmiş sâir unsurlardan olan ve bu vatanda mevcûd ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebîye istinâd ile ma‘sûm Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur’ân ve vatan ve millet hesabına, dîndâr ve dine hürmetkâr Demokrat Parti’nin iktidârda kalmasını te’mîn etmeleri için ders veriyorum dedi.
Sayın Adnân Menderes,
Bütün gāyesi vatan ve milletin selâmeti uğruna çalışan ve ders veren Üstâdımız Bedîüzzamân gibi mübârek ve muhterem bir zâtın Demokrat Parti’ye yaptığı bu yardımı kıskanan Halk Partisi ve Millet Partisi elemanları, iktidâr partisi yapıyormuşçasına,
SAYFA 383
çeşit çeşit bahâne ve eziyetler yaparak, Üstâdımızı Demokrat Parti’den soğutmak için var kuvvetleriyle çalıştıklarına kat‘î kanâatimiz geldi.
Sizin gibi Dinin îcâblarını yerine getireceğiz. Dîn, bu memleket için hiç bir tehlike teşkîl etmez diyen bir başvekilden vatan, millet ve İslâmiyet adına partimize maddî ve ma‘nevî büyük yardımları dokunan bu mübârek Üstâdımızın kitablarının ve kendisinin tamâmen serbest bırakılarak bir daha râhatsız edilmemesinin te‘mînini saygı ve hürmetlerimizle ricâ ediyoruz.
Demokrat a‘zâlarından nûr talebeleri
Hamza Emek, Süleymân Güler, Hasan Çalışkan, Seydâ Koçer,
Recep Atay, İbrâhîm, Muzaffer, Tâhir, Sâdık, Mehmed, Ahmed,
Ahmed, Mustafâ, Mustafâ, Nûrî, Nûrî, Mehmed, Râşit, Tâhir,
Hüseyin, Ceylan, Abdullâh, Safvet, Şükrü, Fârûk
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Çok Sevgili Kahraman Husrev Ağabeyim,
Bu istid‘â, Emirdağ Nûrcuları ve demokratların, Başbakan Adnân Menderes’e temmûzun üçünde gönderdikleri istid‘ânın sûretidir. Münâsib görürseniz teksîr ediniz. Üstâdımız sizin re’yinize havâle ediyor.
Çok selâm, çok hürmet eder, ellerinizden öper, hayırlı duâlarınıza el açar, Cenâb-ı Hakk’tan muvaffakiyetler dileriz.
Duânıza çok muhtâç Emirdağ nûr talebeleri nâmına
Çok kusûrlu Hamza, Mustafâ, İbrâhîm
SAYFA 384
(654)
Efkâr-ı âmmenin aldanmaması için mühim bir ihbâr
On sene evvel, yetmiş nûr talebesi Denizli Hapishânesi’ne alınarak, netîce-i muhâkemede hem Denizli, hem Ankara Ağır Cezâ Mahkemelerinin berâetine karar verdikleri ve mahkeme-i temyîzinde aynı berâeti tasdîk ettiği bir hâdiseyi, efkârı bulandırmak için şimdi olmuş gibi 247952 târihli Kudret Gazetesi Nûrcular ve Halvetîler hakkında yalan ve iftirâlar neşir ediyor. Nûrcular hakkında ki böyle on vecihle yalanları gibi, Halvetîler hakkındaki şenî‘ isnâdları dahi bir iftirâdır.
Nûrcu dîndâr kardeşlerimizin telâş etmemeleri için, bu yalancı muharririn yazılarının asılsız olduğunu gazeteniz vâsıtasıyla i‘lân ediyoruz.
Nûr talebelerinden
Husrev, Sungur, Tâhir,
Nûri, Mustafâ, Hamza, Mehmed
Muhterem Husrev Ağabeyimiz,
Bu telgraf Büyük Doğu’ya ve diğer gazetelere çekilmiş. Berây-ı ma‘lûmât sizlere de haber ediyoruz. Ve selâm, hürmetlerle mübârek ellerinizden öpüyoruz.
Kusûrlu kardeşiniz Mehmed
SAYFA 385
(655)
17 Temmûz 952 târihli Kudret gazetesinde, Zonguldak Milletvekîli Boyacıgiller imzasıyla intişâr eden baş makāle ve 18 Temmûz târihli Hür Ses de aynı makālenin iktibâsen intişâr ettiği ve bu yazılarda bir takım tarîkatlerin yanında, mevhûm bir Bedîüzzamân tarîkatinin îcâd edilerek bundan da bahsedildiği görülmüştür.
Devr-i sâbıkta Üstâdımız Bedîüzzamân aleyhine cem‘iyetçilik ve tarîkatçılık iddiâsı ile beş mahkeme açılmıştır. Bu mahkemeler netice olarak Bedîüzzamân’ın tarîkatle alâkalı hiç bir noktasını görememiştir. Mesleğinin tarîkat olmayıp, hakîkat-i İslâmiye olduğu binnetîce anlaşılmıştır. Bu sebepten Bedîüzzamân’ın tarîkatçilikle ilgisi olmadığı kaziye-i muhkeme hâlini almıştır.
Fakat maalesef bazı gizli İslâmiyet düşmanları, İslâmiyet’e tarîkat nâmını verip, hakîkî Müslümanları bu yolda ezmeye çalıştıkları görülmektedir. Bedîüzzamân ve talebelerine Nûrcu denilmektedir ki, meslekleri sünnet-i seniyeye tamâmen uyarak, ferâizi yerine getirip, kebâirden sakınmaktır. Hatta Üstâdımız Bedîüzzamân bir tek sünnet-i seniyeye muhâlefet etmemek için, bid‘at tarafdârlarıyla yirmi sekiz senedir muâraza ederek inzivâyı ihtiyâr etmiş ve mütemâdiyen azâb çektiği
SAYFA 386
hâlde, sünnet-i seniyeye muhâlefet etmemek maksadıyla hiç bir bid‘aya girmemiş ve talebelerine de Girmeyiniz diye ders vermiştir.
Şimdi böyle Kur’ân-ı Hakîm’in Nûrcular gibi hakîkî fedâkâr talebelerini tarîkatçilikle ithâm etmek ve aynı zamanda hak tarîkat olan yüksek Halvetî tarîkatine iftirâ etmek, onları da Nûrcular gibi haksız olarak teşhîr etmek ve dînî kanâatleri Demokrat Parti’ye hücûm etmek için siyâsete âlet eden adamın, ya kalbi veya insaf ve insaniyeti bulunmaması gerektir. Şimdiye kadar biz Nûrcular Halvetîlerden böyle şenî‘ bir bid‘akârlık işitmedik. Kul kusursuz olmaz. Böyle zındıka, dalâlet, komünistlik intişârı zamanında, âhiretini düşünen ve îmânını kurtarmak için bilmeyerek binde birkaç kişinin makāleyi yazanın farazâ dediği gibi bazı bid‘alara girmiş olsa da, diğer yüz binlerce ma‘sûm, sâf ve temiz o tarîkat erbâbını teşhîr ve onlara hücûm etmeye bir vesîle olabilir mi? İslâmiyet ve insaniyete bu isnâdlar yakışır mı? Bir baş yazarın tedkîk ve ta‘mîk etmeden, bir çok insanları hilâf-ı hakîkat olarak ithâm etmesi insaniyete yakışır mı?
Aynı zamanda makālede Halvetîlerin o havâlîde intişârı gibi Bedîüzzamân tarîkati de mevcûd imiş. Tahkîkātıma göre eskiden bunlar zâbıtadan korkarak gizlice âyîn yaparlarken, bugün devlet otoritesinden korkmadıkları, zâbıta, idare ve adliye
SAYFA 387
cihâzının bu işe karışmadığını görerek işi aleniyete dökmüşler. Ve bu tarîkate mensûb olanların yüzde doksan dokuzu Demokrat Partili imiş. Ve bundan ötürü de korkmadan âyîn yapmaya cesâret ediyorlarmış deniliyor.
Ey bîçâre mu‘teriz Senin Bedîüzzamân tarîkati dediğin, İslâm âleminde yüz binlerce nüshaları pek fâideli bir şekilde intişâr eden ve İslâmiyet’le alâkalı her memlekette takdîre mazhar olan Risâle-i Nûr’dur ki, hakîkî bir Kur’ân tefsîri bulunduğu, dâhilde ve hâriçte İslâm âlimleri tarafından tahsîn ve takdîr ile kabûl edilmiştir.
Yirmi beş sene nisbeten gizli kalmasının sebebi, istibdâd-ı mutlakın tazyîkinden, dinsiz münâfıkların, mason ve komünistlerin ve Eski Parti müfredlerinin resmî bir kısım me’mûrları aldatıp, zâbıta ve adliyeyi pek haksız olarak aleyhine sevkettiklerinden dolayı nûrlar gizli olarak intişâr etmişti. Cenâb-ı Hakk’a çok şükür ki, şimdi Nûrların kıymeti hükûmetçe ve iktidâr partisince de anlaşılmaya başlanmış olup, serbest olarak ellerde dolaşıyor. Ve herkes tarafından bu derslerden istifâde görülüyor.
İşte bu mu‘terizin bu kadar âşikâr bir hakîkati, ne kadar acîb ve garîp bir sûrette tahrîf ettiğini gösteren bu sathî tetkîkinin ve tahrîfinin netîcesini efkâr-ı umûmiyeye açıklıyoruz.
Husrev, Tâhir, Nûrî, Sungur, Hamza
SAYFA 388
[656]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Kalbe ihtâr edilen ictimâî hayâtımıza âit bir hakîkat
Bu vatanda şimdilik dört parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet, diğeri de İttihâd-ı İslâmdır.
İttihâd-ı İslâm Partisi: Yüzde altmış yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyâset başına geçebilir. Dîni, siyâsete âlet etmemeye, belki siyâseti dine âlet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyâsetin cinâyetine karşı dîni siyâsete âlet etmeye mecbûr olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.
Halk Partisi ise: Hakîkaten acîb ve zevkli bir rüşvet-i umûmiyeyi kanunlar perdesinde bazı me’mûrlara verdikleri için, yirmi sekiz senelik bütün cinâyetiyle ve başkaların da cinâyâtı ve İttihâdcıların mason kısmının seyyiâtları da o partiye yüklenildiği hâlde, demokratlara bir cihette gālib hükmündedirler. Çünkü ubûdiyetin noksâniyetiyle enâniyet kuvvet bulur, nemrûdculuklar çoğalır. Bu benlik zamanında, me’mûriyet hakîkatte bir hizmetkârlık olduğu hâlde, bir hâkimiyet, bir ağalık, bir nemrûdçuluk ile nefse gāyet zevkli bir hâkimiyet mertebesini bir kısım me’mûrlara rüşvet olarak verdiği için, bütün o acîb cinâyetlerle ve kendinden olmayan cerîdelerin
SAYFA 389
neşriyâtıyla beraber bana yapılan muâmelelerinden hissettim ki, bir cihette ma‘nen demokratlara gālib geliyorlar. Hâlbuki İslâmiyet’in bir kānûn-i esâsîsi olan, hadîs-i şerîfte سَیِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ yani me’mûriyet ve emîrlik ise reîslik değil, millete bir hizmetkârlıktır. Demokratlık, hürriyet-i vicdân, İslâmiyet’in bu kānûn-i esâsîsine dayanabilir. Çünkü kuvvet, kanunda olmazsa şahsa geçer. İstibdâd, mutlak keyfî olur.
Millet Partisi ise: Eğer İttihâd-ı İslâm’daki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezcolmuş bir millet olsa, o demokratın ma‘nâsındadır. Dîndâr demokratlara iltihâk etmeye mecbûr olur. Frenk illeti ta‘bîr ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, Âlem-i İslâm’ı parçalamak için içimize bu frenk illetini aşılamış. Fakat bu hastalık ve fikir, gāyet zevkli ve câzibedâr bir hâlet-i rûhiye verdiği için pek çok zararları ve tehlikeleriyle beraber, bu zevk hâtırı için her millet cüz’î-küllî bu fikre iştiyâk gösteriyorlar.
Şimdiki terbiye-i İslâmiyenin za‘fiyetiyle ve terbiye-i medeniyenin galebesiyle ekseriyet kazanarak başa geçerse, ekseriyet teşkîl etmeyen ve ancak yüzde otuzu hakîkî Türk olan ve yüzde yetmişi başka unsurlardan olanlar, hem hakîkî Türklerin, hem hâkimiyet-i İslâmiyenin aleyhine cephe almaya mecbûr olacaklar. Çünkü İslâmiyet’in bir kānûn-i esâsîsi olan bu âyet-i kerîme: وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰی dır. Yani, birisinin günâhıyla başkası muâhaze ve mes’ûl olamaz. Hâlbuki ırkçılık damarıyla,
SAYFA 390
bir adamın cinâyetiyle ma‘sûm bir kardeşini, belki de akrabasını, belki de aşîretinin efrâdını öldürmeye kendini haklı zanneder. O vakit hakîkî adâlet yapılmadığı gibi, şiddetli bir zulüm de yol bulur. Çünkü Bir ma‘sûmun hakkı, yüz cânîye fedâ edilmez diye İslâmiyet’in bir kānûn-i esâsîsidir. Bu ise çok ehemmiyetli bir mes’ele-i vataniyedir ve hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir tehlikedir.
Mâdem hakîkat budur, ey dîndâr ve dine hürmetkâr demokratlar Siz bu iki partinin gāyet kuvvetli ve zevkli ve câzibedâr nokta-i istinâdlarına mukābil, daha ziyâde maddî ve ma‘nevî câzibedâr nokta-i istinâd olan hakāik-i İslâmiyeyi nokta-i istinâd yapmaya mecbûrsunuz. Yoksa sizin yapmadığınız, eskiden beri yapılan cinâyetleri, nasıl eski partiye yüklüyorlarsa, size de yükleyip, halkçılar ırkçılığı elde edip, tam sizi mağlûb etmeye bir ihtimâl-i kavî ile hissettim ve İslâmiyet nâmına telâş ediyorum.
Eskilerin Hâşiyelüzûmsuz keyfî kanunları ve sûiistimâlleri netîcesiyle, belki de
SAYFA 391
tahrîkleriyle zuhûr eden Tîcânî mes’elesini ve ağır cezâlarını dîndâr demokratlara yüklememenin ve Âlem-i İslâm’ın nazarında demokratları düşürmemenin çâre-i yegânesini kendimce böyle düşünüyorum:
Nasıl ki Ezân-ı Muhammedî’nin Aleyhissalâtü Vesselâm neşriyle demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi, öyle de Ayasofya’yı da beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmektir. Ve Âlem-i İslâm’da çok hüsn-ü te’sîr yapan ve bu vatan ahâlisine Âlem-i İslâm’ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran ve bu yirmi sekiz sene mahkemeler, bir muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de berâetine karar verdikleri Risâle-i Nûr’un resmen serbestiyetini dîndâr demokratlar i‘lân etmelidir. Tâ, bu yaraya bir nevi‘ merhem vurmalı. O vakit Âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimâne kabâhâtleri de onlara yüklenmez, fikrindeyim.
Dîndâr demokratlar, husûsen Adnân Menderes gibi zâtların hâtırları için, otuz beş seneden beri terkettiğim siyâsete bir iki gün baktım ve bunu yazdım.
Saîdü’n-Nûrsî
Ve bu hakîkata yakînen şâhid olup tasdîk eden Risâle-i Nûr talebelerinden
Mehmed Çalışkan, Mustafâ Âcet, Hamza, Sâdık, Halîm, Râşid,
Ahmed Husrev ve Tâhirî, Tâhir, Nûri, Sungur vesâire
SAYFA 392
(657)
Kudret gazetesinin 17 Temmûz 952 Perşembe günü Boyacıgiller imzasıyla çıkan baş makālesinde Tarîkatleri demokratlar idare ediyorlar diye olan yazısına Büyük Doğu’nun cevâbı
Evvelen: Rûhen böyle bir yazıdan hicab duydum. Tarîkatlerle alâkam yok. Bu zamanda îmânı kurtarmanın ve muhâfaza etmenin, mümkün mertebe Allâh’ın emirlerini yerine getirmenin ve Resûlünün asm yolundan gitmenin kâfî olduğuna inananlardanım. Halvetî tarîkatini bilmem. Fakat her hâlde muharririn yazdığı gibi değildir.
Sâniyen: Bedîüzzamân tarîkatine gelince, böyle bir tarîkati ilk def‘a bu zâtın yazısında okudum. Ben Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri’ni pek yakından tanıyan bir kimseyim. Def‘alarca husûsî sohbetlerinde bulundum. Bu necîb Müslümanla ve milletimizin iyiliğine hizmet eden mübârek talebeleriyle içten temas ettim. Böyle bir tarîkat neşrettiklerini ne ağızlarından işittim, ne de talebelerinde gördüm, ne eserlerinde okudum. Böyle bir tarîkat varsa, ulu orta şahıs veya mensûb olduğu parti menfaatine yazmak olmaz, delîl göstermesi lâzım. Bilakis Bedîüzzamân bütün bu iftirâlardan münezzehtir. O, bugünün pek muhtâç olduğu dünya çapında bir allâmedir. Büyük bir dîn adamıdır.
Eğer bu zavâllı muharrir, bu mübârek vatanımıza Allâh’ın bir hediyesi olan bu zât ile
SAYFA 393
yakından temas etse idi ve yüz otuz üç parça Risâle-i Nûr adlı eserlerinden bir tekini okumuş olsa idi, bu iftirâda bulunmuş olmazdı. Ve bu asîl müellifin ne gibi bir hizmet peşinde koştuğunu, hiç bir menfaat gözetmeden nasıl ifnâ-yı vücûd eylediğini anlar, bu zâta hayretle, hürmetle ve minnetle bakardı.
Artık bize kat‘î kanâat geldi ki, esâsen tezâtlar içerisinde yuvarlanan Millet Partisi, bu gibi tezâhürlerle kendisini daha iyi gösteriyor. Bugün dâhilde ve hâriçte milyonlarca Müslümanın rûhlarında yepyeni bir îmân ve ahlâk dersi veren bu mübârek zâta karşı yalan söyleyen bir zavâllıyı, en ileri bir kimse gibi bağrına basan bir partiden yarın için ne bekleyebiliriz? Allâh muhâfaza etsin, beni de bu partiyle bugüne kadar konuştuğum için affetsin. Bir başa geçseler, Müslümanları kendi iftirâ ve şenâatlerine boyayıp çeşitli ithâmlarla mahvedeceklerini şimdiden gösteriyorlar.
Yirmi yedi yıldır Bedîüzzamân ve eserleri, çeşitli mahkemelerden geçmiş, tarîkatçılık, bozgunculuk, iffetsizlik hakkında tek emâre dahi bulunamamıştır. Zavâllı, zu‘umunca Demokrat Parti’yi karalamak istiyor. Bedîüzzamân tarîkati diye bir şey varsa, lütfen îzâh etsin. Mâdem tahkîkāt etmişler, memleketin nabzını yoklamışlar, meydana vâzıh bir şekilde çıkarsınlar. Biz de ona karşı şunu iddiâ ederiz ki, dünyanın ender yetiştirdiği bu ilim ve fazîlet âbidesi muhterem zât, Asrımız