
SAYFA 216
bunun kim olduğunu bildirmemektedir. İttifâkla varılan bu netîceyi saygılarımızla arzederiz.
Bilirkişi Cezâ Hukūku ve Cezâ Sulh Hukūku Doçenti Sâhir Ermân
Bilirkişi Umûmî Âmme Hūkuk Doçenti Târık Zafer Tunaya
Bilirkişi Cezâ Hukūk ve Cezâ Usûl Hukūku Doçenti Nûrullâh Kunter
(610)
Emînönü Üçüncü Sulh Cezâ Yargıçlığına İstanbul
Ehl-i vukūf tarafından Gençlik Rehberi adlı eser hakkında verilen rapora i‘tirâzımızdır. Raporda, Gençlik Rehberi bir propaganda eseri olarak gösterilmiştir.
Gençlik Rehberi, Risâle-i Nûr parçalarındandır. Risâle-i Nûr 133 parçadır. Bunların hepsi Kur’ân-ı Hakîm’in bir tefsîridir. Gençlik Rehberi maddî nazarları biraz ma‘nâya çevirmek, bu hayattan sonra diğer bir hakîkî hayâtın mevcûdiyetini onlara anlatmak ve onları sırf maddîlikten ibâret olmaktan kurtarmaktır. Her eserin tabîî olarak bir gāyesi bulunacaktır. Bu eserlerin de gāyesi, dinin yüksek hakîkatlerini ana lisânımızla ve herkesin anlayacağı şekilde anlatmaktır. Raporda Risâle-i Nûr adını verdiği dînî düşüncesini yaymak için propaganda yapmaktadır deniliyor. Risâle-i Nûr,
SAYFA 217
Kur’ân’ın Türkçe bir tefsîri mâhiyetinde bulunduğuna ve Bedîüzzamân Saîd Nûrsî de bir dîn âlimi olduğuna göre, tabîî dînî eserler vücûda getirecektir. Yalnız, bu dînî eserlerinde Allâh’ın rızâsını kazanmak gāyesi vardır, hasbîdir. Ve bu fikirlerin esası Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmıdır. Şahsını ve şahsî fikirlerini propaganda yapmak değildir. Kur’ân-ı Kerîm’in esaslarını taallüm etmektir. Otuz seneden beri dünyaya bakmamaktadır. Siyâsetle tamâmen alâkasını kesmiş bulunmaktadır. Hatta Hutbe-i Şâmiye nâm eserinin tercümesinin bir hâşiyesinde, müellif Üstâdımız şöyle demekte: Eski Saîd اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّیْطَانِ وَالسِّیَاسَةِ dedi. Ve otuz beş seneden beri siyâseti terk etti. Cümlesinden sonraki hâşiyede,
Üstâdımızın yirmi yedi senelik hayatını, yüz otuz parça kitabını ve mektûblarını, üç mahkeme ve hükûmet me’mûrları tâm tedkîk ettikleri ve aleyhinde çalışan zâlim, mürted münâfıklara karşı mecbûr olduğu hâlde, dîni siyâsete âlet ettiğine dâir en ufak bir emâre bulamamaları, dîni siyâsete âlet etmediğini kat‘î isbat ediyor. Ve hayatını yakından tanıyan biz nûr şâkirdleri ise, bu fevkalâde hâle karşı hayranlık duymaktayız. Ve Risâle-i Nûr’un dâiresinde hakîkî ihlâsa bir delîl sayıyoruz. denmektedir.
Bu hâşiyeden anlaşıldığına göre, müellifin gāyesi sırf uhrevîdir. Şahsî nüfûz te’mîn etmek maksadları vardır deniliyor. Şahsî nüfûz te’mîn etmek
SAYFA 218
maksadı olsa idi, Ankara’dan ve istanbul’dan şahsına ev tahsîs edip da‘vet ettikleri ve bir çok vilâyetlerden de çağrıldıkları hâlde, Emirdağı gibi ücrâ bir köşeye çekilip, kimseden hediye almayarak, sadaka kabûl etmeyerek, gāyet basît bir hayat geçirmezdi. Hülâsa, buradaki kanâat intibâk etmektedir. Yukarıda söylediğimiz gibi, 133 parçadan ibâret olan Risâle-i Nûr parçaları, şimdiye kadar üç büyük mahkeme görmüş, eserlerin mâhiyetini hakkıyla tedkîk eden ehl-i vukūflar tarafından tetkîk edilmiş ve berâet kazanmıştır. Gençlik Rehberi de bunların içerisinde dâhildir.
Binâen aleyh yeni bir eser gibi ve mahkeme safahâti geçirmemiş gibi nazar-ı i‘tibâra almak doğru değildir. Eserlerin dînî olduğu, şahsî nüfûz te’mîn etmek için yazılmadığı ve memlekete zararlı bulunmadıkları, mahkemeler tarafından kabûl edilmiş. Ve toplattırılan eserler sâhiblerine iâde edilmiş. Yakında, Mersin Vilâyeti’nin Tarsus Kazâsı’nda, zâbıta bir çok Risâle-i Nûr parçalarını ele geçirmiş, Ankara’ya göndermiş. Ankara’dan iâde emri gelmiş ve sâhiblerine iâde etmekle beraber ellerine Bu eserler serbesttir. Her yerde okunabilir diye vesîka vermişler. Yani hükûmetin bir vilâyeti Bu eserler serbesttir diyor. Diğer bir vilâyeti Yasaktır, lâikliğe aykırıdır diye mahkemeye veriyor. Bu işte müthiş bir tezâd vardır. Binâen aleyh, mahkemenin evvelce berâet etmiş bir eseri şimdi yeniden ele alması ve bu işten anlamayan
SAYFA 219
ehl-i vukūflara tedkîk ettirilmesi yolsuzdur. Ehl-i vukūf, Risâle-i Nûr’u bir doktrin olarak kabûl ediyor. Risâle-i Nûr müellifin eseridir. Ve Kur’ân-ı Kerîm’in hakîkatlerini îzâh etmektedir. Şahsî bir doktrin değildir. Daha böyle mes’elenin esasını kavramayan bir ehl-i vukūfa rapor tanzîm ettirmek, bizim hukūkumuzun zayâa uğramasına sebebiyet vermektir. Evvelki mahkemelerin bir temyîz lâyihasında ve Tesettür Risâlesi’nin bir hâşiyesinde Üstâdımız diyor ki:
Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayât-ı ictimâiyesinde en kutsî ve hakîkî ve hakîkatli bir düstûr-u İlâhîyi, üç yüz elli bin tefsîrin tasdîklerine ve ittifâklarına istinâden ve o bin üç yüz elli sene zarfında geçmiş ecdâdımızın itikātlarına iktidâen tefsîr eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zemînde adâlet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir demektedir.
Hülâsa, üç mahkemedeki ehl-i vukūf raporlarının tedkîk ettirilmesi ve bu eserler def‘alarca mahkemeden geçtiğine ve berâet kazandığına göre, yeniden hakkında bir hüküm vermenin kanunsuz olduğunu ve esâsen bu mahkemenin reddine karar verilmesi lâzım geldiğini arzederiz.
Emirdağ nûr talebelerinden
Süleymân Hamza Ahmed Abdullâh Mehmed Sâdık Tâhir
SAYFA 220
[611]
(1952’de İstanbul’da görülen Gençlik Rehberi mahkemesine, ehl-i vukūfa cevâben verilen i‘tirâznâmedir.)
İstanbul Emînönü Birinci Ağır Cezâ Mahkemesine,
Risâle-i Nûr eczâlarından Gençlik Rehberi’nin tab‘ı ve intişârı münâsebetiyle, müellifi Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî’nin mahkemeye verildiğini ve Gençlik Rehberi’nin mâhiyeti için bilirkişi nâmıyla, hakîkatleri tamâmen dinsiz ve İslâmiyet düşmanları mâhiyetinde mütâlaa edip, suç mevzû‘u çıkaran ehl-i vukūfun raporunu okuduk.
130 parçadan müteşekkil, îmân, ilim ve fazîlet hazînesi hükmündeki Risâle-i Nûr Külliyâtı’ndan bu Gençlik Rehberi bir cüz’ü olması ve Risâle-i Nûr’daki yüksek hakîkatlere rûh u cânlarıyla bağlanarak, o eserler hazînesini bu milletin maddî-ma‘nevî hayatında bir saâdet rehberi olduğunu isbat edip bildiğimizden, Rehber’in aleyhindeki o bilirkişi isnâdlarını red ve ehl-i vukūfun vukūfsuzluklarını bütün kuvvetimizle yüzlerine çarparak i‘lân ve isbat ediyoruz. Ve mahkeme hey’etine arzediyoruz ki:
Verilen ehl-i vukūf raporu, vatan ve milletin hayatına, târîhine, an‘anesine, mukaddesâtına, kanununa tamâmen yabancı, hâl-i hâzır kanunlara iftirâ eden, hükûmeti tahkîr eden, bin yıllık bu milletin târîhini tezyîf ile bütün bir milletin ecdâdını
SAYFA 221
tahkîr eden ve bugün bu vatanda yaşayan yirmi milyon kardeşlerimizin ma‘neviyâtına taarruz eden bir sûikasdın örneğidir. Mahkeme-i adâlet, bu raporu nazar-ı i‘tibâra alması gayr-i mümkündür.
İşte biz de, bilirkişi ismini alıp bu sûikast vesîkasını imza edenlere soruyoruz: Bu millet, hâşâ, dinsiz midir? Bu millet, yüzyıllar boyunca dinden ve îmândan, hâşâ, mahrûm bir vaz‘iyette yaşamış en sefîh bir millet midir? Bu millet ve bu milletin parlak târîhini altınla yaldızlayan bir ecdâd, bütün hayatlarını dünyaya sefâhet ve dalâlet dağıtan küfür yolu üzerinde mi yürümüşler?
İstanbul’u feth ile dünya hayatında yeni bir devir açan ve şarkagarba Kur’ân’ın bayrakdârlığı vazîfesiyle nûr-i hidâyet, ilim ve fazîlet saçan, Avrupa’ya hakîkî medeniyeti ders veren ve İslâmî medeniyetin ziyâsıyla beşeriyeti aydınlatan ve koskoca bir târîh, onların kahramanlığıyla dolu olan Yıldırımlar, Fâtihler, Selimler ve Süleymânlar ve onların mensûb olduğu bir millet, yazdığının tamâmen aksine olarak, ma‘neviyâtı sönmüş, dinden haberi yok, İslâmiyet’i neşreden başka millet, o kumandanlar başka bir milletin târîhinde, târîh yalan söylüyor, Türkler İslâmiyet’in kahramanı olarak Kur’ân’ın bayrakdârlığını bütün milletler üstünde bir şeref tâcı olarak taşıdıkları yalandır, öyle mi? Veyâhûd bu millet,
SAYFA 222
Hakîkat-i İslâmiyeden aldığı bir ders ile, kadınlarını ve kızlarını âdâb-ı Kur’âniye zînetiyle zînetlendirip kadınlığın haysiyet ve şerefini muhâfaza ederek, onların âdî ve kıymetsiz olmalarına mâni‘ olduğu, yalan Uzun asırlarda İslâm-Türk kahramanları nâmıyla ma‘rûf olmuş ve ahlâk ve nâmusun, haysiyet ve şerefin kemâline yetişmiş bildiğimiz ve iftihâr ettiğimiz ecdâdımız, annelerimiz, bizim iftihârımızın aksine olarak emr-i Kur’ân’a ittibâ‘ etmemişler, güzelliğin hakîkatini terbiye-i İslâmiye dâiresinde âdâb-ı Kur’âniye zînetiyle zînetlenmek değil, vücûdlarını çıplak olarak teşhîr etmekte bilmişler, öyle mi?
Ey ehl-i insâf ve ey târîhiyle, mukaddesâtıyla, kahraman ve mübârek ecdâdıyla iftihâr eden nesl-i hâzır Geliniz, görünüz. Tarihinizi ve İslâmiyet’inizi tahkîr eden bir sûikast vesîkasını yazan ve imza edenlere, hayatınızın hayatı, rûhûnuzun rûhu bildiğiniz İslâmiyet’iniz nâmına; ve kâinâtı on dört asır ışıklandıran ve kudsî ve İlâhî düstûrlarıyla bin seneden beri milyonlar ecdâdınızı nûrlandıran ve ebedî saâdete sevkeden Kur’ân’ınız nâmına; ve düstûr-u Kur’ân’a ittibâ‘ eden yüz milyon ecdâdınızın nâmına; ahlâk-ı hasene ve nâmûs muhâfazası yolunda İslâmî terbiyenin ziyâsıyla nûrlanan ve terbiye alan ve kadınlığın hakîkî ma‘nâsını ve hakîkî güzelliğini yaşayışlarıyla ve giyinişleriyle ve hayatlarıyla gösteren annelerinizin ve nenelerinizin ve hemşirelerinizin nâmına; o müfterîlere,
SAYFA 223
o tezyîf ve tahkîr savuranlara teessüfünüzü ve tekdîrinizi ve reddinizi bildiriniz.
İşte o müfterîler, yaşı sekseni bulmuş, zehirlerden şiddetli hasta, dînî hizmetinden dolayı ömrü hapishânelerde çürütülmüş bir İslâm kahramanınız; şimdi bütün münevverlerin ve çok edîblerin ve terbiyecilerin, vatan ve milletperverlerin şikâyet ettikleri ahlâksızlığın ve fuhuş tehlikesinden muhâfaza için gençlere iyi ahlâk ve yüksek nâmûs, îmân ve fazîlet dersi veren, vatana ve millete bir uzv-ı nâfi‘ hâline gelmelerini te’mîn eden, adâlet ve âsâyiş lehinde en birinci kuvvet olarak, memleket ve milletin saâdetine hizmet eden Gençlik Rehberi adlı eserinin müsâderesine ve müellif-i muhtereminin mahkûmiyetine sebeb olmak için diyorlar:
Bedîüzzamân tesettür taraftarıdır. Kadınların yarı çıplak, açık dolaşmalarına, İslâmiyet’e karşı muhârebede şeytan kumandasına verilen fırkalar olarak tasvîr etmekte; kadınların bugünkü ictimâî hayâtta açık bacak ve yarım çıplak giyinmelerini günâh saymaktadır. Bedîüzzamân, hâl-i hâzır bu açık, yarım çıplak giyinişleri evlenmelere mâni‘ olup, fuhşa teşvîk edici mâhiyetinde görmektedir. Ve yine Bedîüzzamân’a göre, kadını güzelleştiren şey ve kadının hakîkî ve dâimî güzelliği ictimâî hayâtta yer alan süslenmek, vücûdlarını teşhîr etmek olmayıp,
SAYFA 224
terbiye-i İslâmiye dâiresinde âdâb-ı Kur’âniye zînetidir. Bedîüzzamân dînî tedrîsât taraftarıdır. Risâle-i Nûr adını verdiği dînî tedrîsât sâyesinde mahkûmların on beş haftada ıslâh olacaklarını ki , bu hakîkat Denizli ve Afyon hapishâneleri; ve adliyenin, gardiyan ve müdürlerinin şehâdetiyle sâbittir söylemektedir. Bedîüzzamân, câzibedâr bir fitneye esîr olan gençlerin dîn hakîkatleriyle ve nûrun îmânî dersleriyle kurtulacaklarına kāni‘dir. İşte bu fikirleriyle suçludur. Kanunen mahkûm edilmesi lâzımdır diyorlar. İşte bunlar, güyâ ehl-i vukūf nâmında, memleket gençliğine adâlet ve hak ve hürriyet derslerini verecek profesörler veya hukūk doçentleridir.
İşte ey adâlet-i hakîkiyenin mümessilleri sıfatıyla hukūk-u umûmiyeyi ve haysiyet-i milliyeyi muhâfaza eden hâkimler Gençlik Rehberi’nin îmânî dersleri ve ahlâkî telkînleri, ehl-i vukūf raporundaki gibi bir suç mevzû‘u olarak kabûl ediliyorsa ve müellifi bu büyük hizmetinden dolayı mes’ûl tutuluyor ise, eğer öyle ise, o zaman yukarıda arzettiğimiz bu millet, bin yıllık târîhine, an‘anesine, idarî ve örfî kanunlarına, bu milletin ebedî medâr-ı iftihârı olmuş mukaddes dinine, mukaddes İslâmiyet hakîkatlerine, kudsî Kur’ân derslerine ve kudsî hakîkatlere sarılarak İslâmî medeniyeti kemâl-i şa‘şaa ile dünyaya i‘lân eden bir azîz ecdâda ve onların haysiyetine, hukūkuna, ma‘neviyâtına savrulan tahkîr ve tezyîfleri
SAYFA 225
ve indirilen darbeleri ve söylenen iğrenç iftirâları kabûl etmeniz lâzımdır. Bu büyük ma‘nevî cinâyetleri hoş görüp kabûl etmekle, ismî ehl-i vukūfların, suç isnâd ettikleri Gençlik Rehberi suç sayılabilir. Ve ancak o cihetle müellifi mahkûm ve Rehberi neşreden talebeleri muâheze olunabilir. Yoksa adâlet-i kānûn ve hürriyet-i fikir ve vicdân düstûruyla mahkûmiyeti ve muhâkemesi mümkün değildir. Hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdân düstûrunu en geniş ma‘nâsıyla tatbîk eden cumhûriyet idaresinin demokrasi kanunlarıyla aslâ kābil-i te’lîf değildir.
Eğer Gençlik Rehberi’nin intişârıyla, dînî terbiye ders veriliyor, bu ise lâikliğe aykırıdır diye ithâm olunursa, o hâlde lâikliğin ma‘nâsı nedir? Biz de soruyoruz. Lâiklik, İslâmiyet düşmanlığı mıdır? Lâiklik, dînsizlik midir? Lâiklik, dinsizliği kendilerine bir dîn ittihâz edenlerin dine taarruz hürriyeti midir? Lâiklik, dîn hakîkatlerini beyân edenlerin ve îmânî dersleri neşredenlerin ağızlarına kilit ve ellerine kelepçe vuran istibdâd-ı mutlak düstûru mudur?
Lâiklik, hakîkî ma‘nâsıyla tam bir vicdân ve fikir hürriyeti olduğuna göre, dinsizler ve dîn düşmanları, İslâmiyet aleyhinde her çeşit hücûmları ve taarruzları yapar, anarşik fikirlerini o hürriyet-i vicdân ve fikir bahânesiyle neşreder de, fakat bir İslâm âlimi, o hürriyet-i fikir düstûruna istinâden, bin yıldan beri İslâmiyet’in serdârı olmuş bir millet içinde ve o milletin bin yıllık an'anesine, kanununa
SAYFA 226
ittibâ‘ ederek ve yine o milletin saâdeti uğrunda, ahlâk ve nâmusun muhâfazası yolunda dînî bir ders beyân etmesi lâikliğe aykırıdır diye suçlu gösterilir, devletin nizâmlarını dînî inançlara uydurmak istiyor diye mahkūr gösterilir. Biz böyle bir gayr-ı mümkünün, mümkün olmasına ihtimâl vermiyoruz. Adâletin buna müsâade etmeyeceğini şüphesiz biliyoruz.
Hakîkat-i hâl, geçen mahkemelerin berâetler vererek tamâmen iâde ettikleri Risâle-i Nûr’un 130 parçasından bir parçası olan Gençlik Rehberi, vatan ve milletin saâdetinde en birinci vesîlelerden birisidir. O eserleri okuyup, onların dersleriyle sefâhet ve dalâletin girdâblarından kurtulduklarını mahkemelerde söyleyen yüzler nûr talebeleri ve şimdi bizzât o eserlerle vatan ve millete nâfi‘ bir uzuv hâline geldiklerini hayatlarıyla ve hizmetleriyle isbat eden binler Türk gençleri, biz, o asılsız isnâdları, o müfterîlerin yüzlerine çarpıyoruz.
Hakîkaten ne kadar acıdır ki, âsâyişin te’mînine, ahlâkın muhâfazasına vesîle olmuş, adliyeye ve zâbıtaya binler fâidesi bulunmuş bir eser, bugün hakîkatin tamâmen aksine olarak suçlu gösterilip zararlı tevehhüm ediliyor. Artık bu kadar bedîhî bir zıddiyet karşısında insaf ve vicdân sâhiblerinin vicdânlarına ve insaflarına havâle edip, Üstâdımız hakkında o ehl-i vukūfun Dînî siyâsete âlet ediyor demelerine mukābil, biz de diyoruz: O ehl-i vukūf, adliyeyi dinsizliğe âlet ediyor.
SAYFA 227
Bilirkişi raporunda bir isnâdda, Müellif, Risâle-i Nûr şahs-ı ma‘nevîsi nâmına konuşmaktadır. Kalbe ihtâr edildi, Leyle-i Kadir’de kalbe gelen bir mes’ele-i mühimme gibi, bazı cümleleri ele alarak bununla şahsî nüfûz te’mîn etmek maksadının müellifte bulunduğudur.
Bu kadar asılsız ve ma‘nâsız bir isnâd karşısında insan, o bilirkişi nâmını alanların bilirkişi mâhiyetinden tamâmen uzak olduklarına hükmedip, o cehâletleri ve o vukūfsuzlukları karşısında hayrette kalıyoruz. Hiç olmazsa, ehl-i vukūf, hürmeten bu ciheti dikkatle mütâlaa etse idiler, kendileri bu derece cehâlet deresine atılmaktan belki bir derece kurtulurlardı. Bu asılsız isnâda karşı, evvelen: Bütün Risâle-i Nûr eserleri ve mektûbları ve Üstâdımızın bütün hayatı en kat‘î delîldir ki, O azîz zât bütün gayretini, bütün hizmetini hak uğrunda ve yalnız hak için yapmış ve yalnız Hakkın hâtırı için konuşmuş. O sûretâ ehl-i vukūf, nûr külliyâtından yalnız küçük bir cüz’ünü okumakla ve dinsizlikte taassub göstererek illâ ki bir suç isnâd edebilmek için bu iftirâyı savurmuşlar. Hâlbuki o azîz zât, Risâle-i Nûr dâiresini îzâh ederken diyor: En büyük dersimiz, acz ve fakr ve şefkat ve tefekkürdür.
Hakîkat-i hâlde o azîz zât, büyük ve küllî hizmetleriyle, en cânîyâne işkencelere sabır ve tahammül ederek, mücâhede-i ma‘neviyesinde devam edip, küfür ve dalâletin
SAYFA 228
bî-âmân hücûmlarını, maddiyyûn ve tabîiyyûnun küfrî mesleklerini, Kur’ân-ı Hakîm’in hakāik-i îmâniyesinden aldığı nûr hakîkatleriyle parçalayarak ve o nûrun 130 risâlesinin yüz binler nüshalarını, îmân dersleriyle ona minnetdâr kalan yüz binler müştâk talebeleriyle her tarafa neşreden; dinsizliğin, bilhassa komünistliğin bu vatandaki hücûmuna mâni‘ olan îmân hakîkatlerini en kat‘î delîl ve burhânlarla isbat ederek küfür ve dalâletin bâtıl mesleklerini, Kur’ân’ın elmas kılıcı hükmündeki îmân-ı billâh ve vahdâniyet-i İlâhiye huccetleriyle parça parça eden; ve o nûr eserleri, şimdi Âlem-i İslâm’ın büyük merkezlerinde kemâl-i takdîr ve istihsânla neşredilen ve geçen sene Türkiye’yi ziyârete gelen Pâkistân’lı bir vekîl, kırk elli üniversite talebesine:
Kardeşlerim, ben Âlem-i İslâm’da aradığımı Türkiye’de buldum. Bedîüzzamân yalnız sizin değil, o bütün Âlem-i İslâm’ındır. Ve yakın bir zamanda bütün İslâm âlemi onu anlayacaktır. Siz bu nûr eserlerine dikkatle bakın. Ben bunu doksan milyon İslâmlar içinde neşredeceğim. Benim Âlem-i İslâm hakkında pek çok endişelerim ve Üstâda pek çok soracaklarım vardı. Bir sâat kadar yanında onu dinlemekle bütün endişelerim zâil olup, bütün suâllerime cevâb aldıktan sonra, şimdi Pâkistân’a Âlem-i İslâm’ın mukadderâtı hakkında büyük müjdelerle gidiyorum. Ben Türk ve İslâm târîhini tedkîk ettim. Evet, çok kahramanlar, çok İslâm
SAYFA 229
fedâîleri ve çok vatanperverler gelmişler. Hepsi büyük fedâkârlık ve kahramanlıkla millete, vatana hizmet etmişler. Fakat o hizmetlerinin netîcesinde lâyık oldukları mükâfât onlara verilmiş. Her birisi birer mükâfâta mazhar olmuşlar. Fakat bugün Üstâd, yirmi küsûr seneden beri bu milletin saâdet-i dünyeviyesi ve uhreviyesi için ta‘rîfe imkân olmayan zulüm ve işkenceler içerisinde, işte bu eserleri te’lîf ve neşrederek, bu millet içerisinde dîn aleyhindeki cereyânların intişârına mâni‘ olan Bedîüzzamân’ın evinde bugün bir lâmbası bile yok. İşte o her şeyi terkederek, yalnız ve yalnız dine hizmet için çalışmıştır. Elbette Âlem-i İslâm yakında böyle bir zâtı eserleriyle tanıyacaktır. diye Alî Ekber Şâh gibi bir İslâm âlimi ve mütefekkirinin takdîr ve tahsînine mazhar olan;
Ve şimdi demokrat milletvekîllerinden bazıları: Bedîüzzamân’ın nûr risâlelerini okuyan ve ders alan ve o eserleri neşreden nûr talebeleri, bu hizmetleriyle bu memlekette komünistliğin yayılmasına sed oldular. Mâdem hükûmetimiz komünizmin aleyhindedir. Öyle ise, Nûrculara o hizmetlerinden dolayı minnetdârız diye milletvekîllerince dahi hizmeti takdîr edilen;
Ve serâpâ bütün Risâle-i Nûr eczâları her bir nüshası, binler kelime ve cümleleriyle o zâtın mâhiyetine, hizmetine, yirmi beş yıllık fa‘âliyetine ve neşriyatın küllî fâidelerine şehâdet ve işâret ettikleri bir zât;