EMİRDAĞ LÂHİKASI 4. CİLD

211

o vukūfsuz ehl-i vukuf, siyâseti ve adlî vazîfelerini dinsizliğe âlet etmek istediklerini delîllerle göstermek vazîfesini, o Nûrcu kardeşlere havâle ediyorum.

Saîdü’n-Nûrsî

(609)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Sevgili Husrev Ağabeyimiz Efendimiz,

Üstâdımızın bize Hem i‘tirâznâmeye yazın, hem bütün nüshalara ilâve ediniz diye gönderdiği üçüncü kelime ki: Bunun bir sahîfe sonunda eski Saîd اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّیْطَانِ وَالسِّیَاسَةِ deyip siyâseti terk etti. Hâşiye

212

İstanbul Emînönü Üçüncü Sulh Cezâ Yargıçlığına

Bedîüzzamân Saîd Nûrsî tarafından bastırılan Gençlik Rehberi adlı kitabın Türk Cezâ Kanunu’nun 163. maddesinde yazılı olarak, Devletin içtimâî veya iktisâdî veya siyâsî veya hukûkî temel nizâmlarını kısmen de olsa, dînî esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyâsî menfaat veya şahsî nüfûz te’mîn eylemek maksadıyla, dîni ve dînî hissiyâtı veya dînce mukaddes tanılan şeyleri âlet edecek her ne sûrette olursa olsun propaganda yapmak veya telkînde bulunmak mâhiyetinde olup olmadığını tesbît için bilirkişi seçilen Hey’et-i Temyîz, sözü geçen kitabı tetkîk etmiş ve aşağıdaki netîcelere varmıştır.

Evvel emirde 163. maddenin tahakkuku için, üç unsur mevcûd olması gerekliliğini göz önünde tutan Hey’et-i Temyîz, bu unsurları şu şekilde sıralamıştır:

1Propaganda yapmak veya telkînde bulunmak, maddî unsur.

2 Bu propaganda da dîni ve dînî hissiyâtı veya dînce mukaddes tanılan şeyleri âlet etmek, maddî unsurun vasfı.

3Şu üç maksaddan birinin ta‘kîb edilmesi, ma‘nevî unsur.

a Lâikliğe aykırı olarak, devletin içtimâî veya iktisâdî veya siyâsî veya hukûkî temel nizâmlarını kısmen de olsa, dînî esas veya inançlara uydurmak maksadıyla,

213

b Siyâsî menfaat te’mîn ve te’sîs etmek maksadı,

c Şahsî nüfûz te’mîn ve te’sîs etmek maksadı.

Şimdi bu esasların ışığı altında, tedkîk mevzû‘u olan kitabda bu üç unsurun bulunup bulunmadığını tesbît edelim:

1: Tedkîk mevzû‘u olan kitabda propaganda yapılmıştır. Müellif dâimâ, Risâle-i Nûr adını verdiği dînî düşüncesini yaymaya ve tarafdâr toplamaya çalışmıştır. Kaldı ki, kitabın adı Gençlik Rehberi’dir. Böylece müellif, gençlere rehber olacak fikirler serdetmek, yani bu fikirlerin propagandasını yapmak maksadını güttüğünü bu sûretle belli etmektedir. Bu i‘tibârla suçun bir unsuru tahakkuk etmiştir.

2: Bu propagandada dîni, dînî hissiyâtı ve dînce mukaddes tanılan şeyler âlet edilmiştir. Tedkîk mevzû‘u olan kitabın Doğrudan doğruya Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın i‘câz-ı ma‘nevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risâle-i Nûr esaslarına dayandığını sahîfe 33. Müellifi tarafından mükerreren ve musırran beyân ve iddiâ edilmekte ve böylece propaganda dînî delîllere, telkînlere ve hissiyâta istinâd etmektedir. Bu i‘tibârla suçun bu ikinci unsuru da tahakkuk etmiştir.

3: Lâikliğe aykırı olarak, devletin içtimâî veya siyâsî veya hukûkî temel nizâmlarını kısmen de olsa, dînî esas ve inançlara uydurmak.

A Müellif tesettür tarafdârıdır. Kadınların yarısı çıplak ve açık bacakla

214

dolaşmalarını, İslâmiyet’e karşı muhârebede şeytan kumandasına verilen fırkalar olarak tasvîr etmekte, kadınların bugünkü içtimâî hayattaki giyinişlerini bir günâh saymakta ve açık bacakların cehennemde odun olup yanacaklarını söylemektedir. Yine müellife göre, kadınların hâl-i hâzır giyinişlerini, evlenmelere mâni‘ olup, fuhuşa teşvîk edici mâhiyette saymaktadır. Yine müellife göre Kadını güzelleştiren şey, içtimâî hayatta yer alan süslenmek olmayıp, terbiye-i İslâmiye dâiresinde âdâb-ı Kur’âniye ziynetidir sahîfe 16. Bu sûretle kadınların içtimâî giyinişlerini dînî esaslara uydurmak maksadı görülmektedir.

B Müellif, dînî tedrîsât tarafdârıdır. Risâle-i Nûr adını verdiği dînî tedrîsât sâyesinde, mahkûmların on beş haftada uslanacaklarını sahîfe 37. Gençlerin Câzibedâr bir fitne adını verdiği âlemden kurtulabileceklerini sahîfe 5. Bu i‘tibârla mümkün olan her yerde Nûrcuların dînî tedrîsât yapmaları ve bilhassa Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına hareket ettiğini ileri süren müellifin fikirlerini yayacak birer dershâne-i nûriye açmalarını, beş on haftada yapılacağını söyleyerek, bu dershânelerle eski medreseler arasında gāye i‘tibâriyle değil, sâdece gāyeye vusûl için geçecek zaman i‘tibâriyle bir fark görüldüğünü, İstanbul Üniversitesi kapısının üzerinde yeniden meydana çıkarılan yazıların

215

bu müesseselerin ileride bir nûr medresesi olacağını delîl teşkîl ettiklerini beyân etmekle, lâik tedrîsâtın da aslında dînî tedrîsâta istinâd ettiğini söylemektedir. Bu i‘tibârla içtimâî temel nizâmları kısmen de olsa, dînî esas ve inançlara uydurmak maksadı güdülmektedir.

BSiyâsî menfaat te’mîn ve te’sîs etmek maksadı. Bu maksadın görüldüğüne dâir bir emâreye tesâdüf edilmemiştir.

C Şahsî nüfûz te’mîn, te’sîs maksadı. Bu maksadın mevcûdiyetini gösteren bazı husûslara tesâdüf edilmiştir. Şöyle ki:

aMüellif, şahs-ı ma‘nevîsini temsîl ettiğini ileri sürdüğü Risâle-i Nûr doktrininin mümessili olduğunu belirtir şekilde konuşmaktadır.

bMüellif, vahiy nâzil olmuş gibi yazmakta ve Kalbe ihtâr edildi, Leyle-i Kadir’de ihtâr edilmiş, kalbe gelmiş bir hakîkat gibi terimler kullanmaktadır. Siyâsiyyûn ve ictimâiyyûn fikirler dermeyân etmektedir Sahîfe 55.

cRisâle-i Nûr bir mekteb, bir doktrin olarak gösterilmektedir. Ve bu doktrin şâkirdlerinden, talebelerinden bahsedilmektedir. Müellif, câzibedâr bir fitnenin esîri olan bir nesil, Risâle-i Nûr’dan meded umanlara verdiği cevablarla kurtulacağına kāni‘dir. Ve yine fitneyi ateşlendiren ve ta‘lîm eden irtidâdkâr bir şahs-ı ma‘nevî mevcûd olduğu ve bu şahsın kendisine göründüğünü söylemekte, fakat

216

bunun kim olduğunu bildirmemektedir. İttifâkla varılan bu netîceyi saygılarımızla arzederiz.

Bilirkişi Cezâ Hukūku ve Cezâ Sulh Hukūku Doçenti Sâhir Ermân

Bilirkişi Umûmî Âmme Hūkuk Doçenti Târık Zafer Tunaya

Bilirkişi Cezâ Hukūk ve Cezâ Usûl Hukūku Doçenti Nûrullâh Kunter

(610)

Emînönü Üçüncü Sulh Cezâ Yargıçlığına İstanbul

Ehl-i vukūf tarafından Gençlik Rehberi adlı eser hakkında verilen rapora i‘tirâzımızdır. Raporda, Gençlik Rehberi bir propaganda eseri olarak gösterilmiştir.

Gençlik Rehberi, Risâle-i Nûr parçalarındandır. Risâle-i Nûr 133 parçadır. Bunların hepsi Kur’ân-ı Hakîm’in bir tefsîridir. Gençlik Rehberi maddî nazarları biraz ma‘nâya çevirmek, bu hayattan sonra diğer bir hakîkî hayâtın mevcûdiyetini onlara anlatmak ve onları sırf maddîlikten ibâret olmaktan kurtarmaktır. Her eserin tabîî olarak bir gāyesi bulunacaktır. Bu eserlerin de gāyesi, dinin yüksek hakîkatlerini ana lisânımızla ve herkesin anlayacağı şekilde anlatmaktır. Raporda Risâle-i Nûr adını verdiği dînî düşüncesini yaymak için propaganda yapmaktadır deniliyor. Risâle-i Nûr,

217

Kur’ân’ın Türkçe bir tefsîri mâhiyetinde bulunduğuna ve Bedîüzzamân Saîd Nûrsî de bir dîn âlimi olduğuna göre, tabîî dînî eserler vücûda getirecektir. Yalnız, bu dînî eserlerinde Allâh’ın rızâsını kazanmak gāyesi vardır, hasbîdir. Ve bu fikirlerin esası Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmıdır. Şahsını ve şahsî fikirlerini propaganda yapmak değildir. Kur’ân-ı Kerîm’in esaslarını taallüm etmektir. Otuz seneden beri dünyaya bakmamaktadır. Siyâsetle tamâmen alâkasını kesmiş bulunmaktadır. Hatta Hutbe-i Şâmiye nâm eserinin tercümesinin bir hâşiyesinde, müellif Üstâdımız şöyle demekte: Eski Saîd اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّیْطَانِ وَالسِّیَاسَةِ dedi. Ve otuz beş seneden beri siyâseti terk etti. Cümlesinden sonraki hâşiyede,

Üstâdımızın yirmi yedi senelik hayatını, yüz otuz parça kitabını ve mektûblarını, üç mahkeme ve hükûmet me’mûrları tâm tedkîk ettikleri ve aleyhinde çalışan zâlim, mürted münâfıklara karşı mecbûr olduğu hâlde, dîni siyâsete âlet ettiğine dâir en ufak bir emâre bulamamaları, dîni siyâsete âlet etmediğini kat‘î isbat ediyor. Ve hayatını yakından tanıyan biz nûr şâkirdleri ise, bu fevkalâde hâle karşı hayranlık duymaktayız. Ve Risâle-i Nûr’un dâiresinde hakîkî ihlâsa bir delîl sayıyoruz. denmektedir.

Bu hâşiyeden anlaşıldığına göre, müellifin gāyesi sırf uhrevîdir. Şahsî nüfûz te’mîn etmek maksadları vardır deniliyor. Şahsî nüfûz te’mîn etmek

218

maksadı olsa idi, Ankara’dan ve istanbul’dan şahsına ev tahsîs edip da‘vet ettikleri ve bir çok vilâyetlerden de çağrıldıkları hâlde, Emirdağı gibi ücrâ bir köşeye çekilip, kimseden hediye almayarak, sadaka kabûl etmeyerek, gāyet basît bir hayat geçirmezdi. Hülâsa, buradaki kanâat intibâk etmektedir. Yukarıda söylediğimiz gibi, 133 parçadan ibâret olan Risâle-i Nûr parçaları, şimdiye kadar üç büyük mahkeme görmüş, eserlerin mâhiyetini hakkıyla tedkîk eden ehl-i vukūflar tarafından tetkîk edilmiş ve berâet kazanmıştır. Gençlik Rehberi de bunların içerisinde dâhildir.

Binâen aleyh yeni bir eser gibi ve mahkeme safahâti geçirmemiş gibi nazar-ı i‘tibâra almak doğru değildir. Eserlerin dînî olduğu, şahsî nüfûz te’mîn etmek için yazılmadığı ve memlekete zararlı bulunmadıkları, mahkemeler tarafından kabûl edilmiş. Ve toplattırılan eserler sâhiblerine iâde edilmiş. Yakında, Mersin Vilâyeti’nin Tarsus Kazâsı’nda, zâbıta bir çok Risâle-i Nûr parçalarını ele geçirmiş, Ankara’ya göndermiş. Ankara’dan iâde emri gelmiş ve sâhiblerine iâde etmekle beraber ellerine Bu eserler serbesttir. Her yerde okunabilir diye vesîka vermişler. Yani hükûmetin bir vilâyeti Bu eserler serbesttir diyor. Diğer bir vilâyeti Yasaktır, lâikliğe aykırıdır diye mahkemeye veriyor. Bu işte müthiş bir tezâd vardır. Binâen aleyh, mahkemenin evvelce berâet etmiş bir eseri şimdi yeniden ele alması ve bu işten anlamayan

219

ehl-i vukūflara tedkîk ettirilmesi yolsuzdur. Ehl-i vukūf, Risâle-i Nûr’u bir doktrin olarak kabûl ediyor. Risâle-i Nûr müellifin eseridir. Ve Kur’ân-ı Kerîm’in hakîkatlerini îzâh etmektedir. Şahsî bir doktrin değildir. Daha böyle mes’elenin esasını kavramayan bir ehl-i vukūfa rapor tanzîm ettirmek, bizim hukūkumuzun zayâa uğramasına sebebiyet vermektir. Evvelki mahkemelerin bir temyîz lâyihasında ve Tesettür Risâlesi’nin bir hâşiyesinde Üstâdımız diyor ki:

Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayât-ı ictimâiyesinde en kutsî ve hakîkî ve hakîkatli bir düstûr-u İlâhîyi, üç yüz elli bin tefsîrin tasdîklerine ve ittifâklarına istinâden ve o bin üç yüz elli sene zarfında geçmiş ecdâdımızın itikātlarına iktidâen tefsîr eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zemînde adâlet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir demektedir.

Hülâsa, üç mahkemedeki ehl-i vukūf raporlarının tedkîk ettirilmesi ve bu eserler def‘alarca mahkemeden geçtiğine ve berâet kazandığına göre, yeniden hakkında bir hüküm vermenin kanunsuz olduğunu ve esâsen bu mahkemenin reddine karar verilmesi lâzım geldiğini arzederiz.

Emirdağ nûr talebelerinden

Süleymân Hamza Ahmed Abdullâh Mehmed Sâdık Tâhir

220

[611]

(1952’de İstanbul’da görülen Gençlik Rehberi mahkemesine, ehl-i vukūfa cevâben verilen i‘tirâznâmedir.)

İstanbul Emînönü Birinci Ağır Cezâ Mahkemesine,

Risâle-i Nûr eczâlarından Gençlik Rehberi’nin tab‘ı ve intişârı münâsebetiyle, müellifi Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî’nin mahkemeye verildiğini ve Gençlik Rehberi’nin mâhiyeti için bilirkişi nâmıyla, hakîkatleri tamâmen dinsiz ve İslâmiyet düşmanları mâhiyetinde mütâlaa edip, suç mevzû‘u çıkaran ehl-i vukūfun raporunu okuduk.

130 parçadan müteşekkil, îmân, ilim ve fazîlet hazînesi hükmündeki Risâle-i Nûr Külliyâtı’ndan bu Gençlik Rehberi bir cüz’ü olması ve Risâle-i Nûr’daki yüksek hakîkatlere rûh u cânlarıyla bağlanarak, o eserler hazînesini bu milletin maddî-ma‘nevî hayatında bir saâdet rehberi olduğunu isbat edip bildiğimizden, Rehber’in aleyhindeki o bilirkişi isnâdlarını red ve ehl-i vukūfun vukūfsuzluklarını bütün kuvvetimizle yüzlerine çarparak i‘lân ve isbat ediyoruz. Ve mahkeme hey’etine arzediyoruz ki:

Verilen ehl-i vukūf raporu, vatan ve milletin hayatına, târîhine, an‘anesine, mukaddesâtına, kanununa tamâmen yabancı, hâl-i hâzır kanunlara iftirâ eden, hükûmeti tahkîr eden, bin yıllık bu milletin târîhini tezyîf ile bütün bir milletin ecdâdını

221

tahkîr eden ve bugün bu vatanda yaşayan yirmi milyon kardeşlerimizin ma‘neviyâtına taarruz eden bir sûikasdın örneğidir. Mahkeme-i adâlet, bu raporu nazar-ı i‘tibâra alması gayr-i mümkündür.

İşte biz de, bilirkişi ismini alıp bu sûikast vesîkasını imza edenlere soruyoruz: Bu millet, hâşâ, dinsiz midir? Bu millet, yüzyıllar boyunca dinden ve îmândan, hâşâ, mahrûm bir vaz‘iyette yaşamış en sefîh bir millet midir? Bu millet ve bu milletin parlak târîhini altınla yaldızlayan bir ecdâd, bütün hayatlarını dünyaya sefâhet ve dalâlet dağıtan küfür yolu üzerinde mi yürümüşler?

İstanbul’u feth ile dünya hayatında yeni bir devir açan ve şarkagarba Kur’ân’ın bayrakdârlığı vazîfesiyle nûr-i hidâyet, ilim ve fazîlet saçan, Avrupa’ya hakîkî medeniyeti ders veren ve İslâmî medeniyetin ziyâsıyla beşeriyeti aydınlatan ve koskoca bir târîh, onların kahramanlığıyla dolu olan Yıldırımlar, Fâtihler, Selimler ve Süleymânlar ve onların mensûb olduğu bir millet, yazdığının tamâmen aksine olarak, ma‘neviyâtı sönmüş, dinden haberi yok, İslâmiyet’i neşreden başka millet, o kumandanlar başka bir milletin târîhinde, târîh yalan söylüyor, Türkler İslâmiyet’in kahramanı olarak Kur’ân’ın bayrakdârlığını bütün milletler üstünde bir şeref tâcı olarak taşıdıkları yalandır, öyle mi? Veyâhûd bu millet,

222

Hakîkat-i İslâmiyeden aldığı bir ders ile, kadınlarını ve kızlarını âdâb-ı Kur’âniye zînetiyle zînetlendirip kadınlığın haysiyet ve şerefini muhâfaza ederek, onların âdî ve kıymetsiz olmalarına mâni‘ olduğu, yalan Uzun asırlarda İslâm-Türk kahramanları nâmıyla ma‘rûf olmuş ve ahlâk ve nâmusun, haysiyet ve şerefin kemâline yetişmiş bildiğimiz ve iftihâr ettiğimiz ecdâdımız, annelerimiz, bizim iftihârımızın aksine olarak emr-i Kur’ân’a ittibâ‘ etmemişler, güzelliğin hakîkatini terbiye-i İslâmiye dâiresinde âdâb-ı Kur’âniye zînetiyle zînetlenmek değil, vücûdlarını çıplak olarak teşhîr etmekte bilmişler, öyle mi?

Ey ehl-i insâf ve ey târîhiyle, mukaddesâtıyla, kahraman ve mübârek ecdâdıyla iftihâr eden nesl-i hâzır Geliniz, görünüz. Tarihinizi ve İslâmiyet’inizi tahkîr eden bir sûikast vesîkasını yazan ve imza edenlere, hayatınızın hayatı, rûhûnuzun rûhu bildiğiniz İslâmiyet’iniz nâmına; ve kâinâtı on dört asır ışıklandıran ve kudsî ve İlâhî düstûrlarıyla bin seneden beri milyonlar ecdâdınızı nûrlandıran ve ebedî saâdete sevkeden Kur’ân’ınız nâmına; ve düstûr-u Kur’ân’a ittibâ‘ eden yüz milyon ecdâdınızın nâmına; ahlâk-ı hasene ve nâmûs muhâfazası yolunda İslâmî terbiyenin ziyâsıyla nûrlanan ve terbiye alan ve kadınlığın hakîkî ma‘nâsını ve hakîkî güzelliğini yaşayışlarıyla ve giyinişleriyle ve hayatlarıyla gösteren annelerinizin ve nenelerinizin ve hemşirelerinizin nâmına; o müfterîlere,

223

o tezyîf ve tahkîr savuranlara teessüfünüzü ve tekdîrinizi ve reddinizi bildiriniz.

İşte o müfterîler, yaşı sekseni bulmuş, zehirlerden şiddetli hasta, dînî hizmetinden dolayı ömrü hapishânelerde çürütülmüş bir İslâm kahramanınız; şimdi bütün münevverlerin ve çok edîblerin ve terbiyecilerin, vatan ve milletperverlerin şikâyet ettikleri ahlâksızlığın ve fuhuş tehlikesinden muhâfaza için gençlere iyi ahlâk ve yüksek nâmûs, îmân ve fazîlet dersi veren, vatana ve millete bir uzv-ı nâfi‘ hâline gelmelerini te’mîn eden, adâlet ve âsâyiş lehinde en birinci kuvvet olarak, memleket ve milletin saâdetine hizmet eden Gençlik Rehberi adlı eserinin müsâderesine ve müellif-i muhtereminin mahkûmiyetine sebeb olmak için diyorlar:

Bedîüzzamân tesettür taraftarıdır. Kadınların yarı çıplak, açık dolaşmalarına, İslâmiyet’e karşı muhârebede şeytan kumandasına verilen fırkalar olarak tasvîr etmekte; kadınların bugünkü ictimâî hayâtta açık bacak ve yarım çıplak giyinmelerini günâh saymaktadır. Bedîüzzamân, hâl-i hâzır bu açık, yarım çıplak giyinişleri evlenmelere mâni‘ olup, fuhşa teşvîk edici mâhiyetinde görmektedir. Ve yine Bedîüzzamân’a göre, kadını güzelleştiren şey ve kadının hakîkî ve dâimî güzelliği ictimâî hayâtta yer alan süslenmek, vücûdlarını teşhîr etmek olmayıp,

224

terbiye-i İslâmiye dâiresinde âdâb-ı Kur’âniye zînetidir. Bedîüzzamân dînî tedrîsât taraftarıdır. Risâle-i Nûr adını verdiği dînî tedrîsât sâyesinde mahkûmların on beş haftada ıslâh olacaklarını ki , bu hakîkat Denizli ve Afyon hapishâneleri; ve adliyenin, gardiyan ve müdürlerinin şehâdetiyle sâbittir söylemektedir. Bedîüzzamân, câzibedâr bir fitneye esîr olan gençlerin dîn hakîkatleriyle ve nûrun îmânî dersleriyle kurtulacaklarına kāni‘dir. İşte bu fikirleriyle suçludur. Kanunen mahkûm edilmesi lâzımdır diyorlar. İşte bunlar, güyâ ehl-i vukūf nâmında, memleket gençliğine adâlet ve hak ve hürriyet derslerini verecek profesörler veya hukūk doçentleridir.

İşte ey adâlet-i hakîkiyenin mümessilleri sıfatıyla hukūk-u umûmiyeyi ve haysiyet-i milliyeyi muhâfaza eden hâkimler Gençlik Rehberi’nin îmânî dersleri ve ahlâkî telkînleri, ehl-i vukūf raporundaki gibi bir suç mevzû‘u olarak kabûl ediliyorsa ve müellifi bu büyük hizmetinden dolayı mes’ûl tutuluyor ise, eğer öyle ise, o zaman yukarıda arzettiğimiz bu millet, bin yıllık târîhine, an‘anesine, idarî ve örfî kanunlarına, bu milletin ebedî medâr-ı iftihârı olmuş mukaddes dinine, mukaddes İslâmiyet hakîkatlerine, kudsî Kur’ân derslerine ve kudsî hakîkatlere sarılarak İslâmî medeniyeti kemâl-i şa‘şaa ile dünyaya i‘lân eden bir azîz ecdâda ve onların haysiyetine, hukūkuna, ma‘neviyâtına savrulan tahkîr ve tezyîfleri

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç