
SAYFA 175
Bafra Alaçam Caddesi’nde Samsunlu Bakkāl İhsân bendeniz, İstiklâl Harbi Mülgā Garb Cebhesi ve Birinci Ordu’da muhâbere takım subaylığı yapan âciz ve nâçîz, fakîr, pür taksîr, Samsun’lu Alî oğlu İhsân bendeniz, tekrâren arz-ı ihtirâm ile o güzel kahraman mübârek ellerinizden öper.
İhsân
Samsun meb‘ûsu Hasan Fehmî Bey’e yazılan bir mektûbdur.
(590)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz ve Sıddîk Kardeşimiz, Muhterem Hocamız Hasan Fehmî Efendi Hazretleri,
Evvelen: Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Efendimiz Hazretleri’nin mübârek duâ-yı şerîflerine dâhil edildiğinizden, sizi tebrîk ederim ve müjdelerim ve mübârek ellerinizden hürmet ve muhabbetlerimle takbîl eylerim.
Sâniyen: Melfûf mektûbu kayın biraderim Samsun me‘bûs-u muhteremi Çarşambalı Âlîşânzâde Hâşim Bey’e lütfen verirsiniz. Ve diğer mektûbu Alî İhsân Paşa Hazretleri’ne tarafımdan takdîm edersiniz. Paşa Hazretleri, Kuvâ-yı Milliye Harbi’nde benim Birinci Ordu kumandanım idi. Bendeniz Birinci Ordu Muhâbere Bölüğü, takım subayı idim.
SAYFA 176
Sâlisen: Ankara’da bulunan Risâle-i Nûr şâkirdleri, azîz, sıddîk kardeşlerimize selâmet-i dîn ve vatan nâmına a‘zamî yardım ve muhabbetlerinizi ricâ ve istirhâm eyleriz.
Râbian: Bafra’mızın sâbık evkāf me’mûru Hasan Fehmî Erdoğan Ağabeyimiz, kıymetli azîz ve sıddîk kardeşimiz Ankara’dadır. Sofî ve âlîcenâb mahdûmu, riyâset-i cumhûr muhâfazası doktoru Edîb Erdoğan Bey’dir. Lütfen zahmet olmazsa, dînî ve millî vazîfe-i mukaddesemiz hesabına Fehmî Bey’e ziyâret edip şu küçücük muhabbetnâmemi takdîm buyurmanızı istirhâm eylerim.
Hâmisen: Alî İhsân Paşa Hazretleri’yle kayın biraderim Hâşim Bey’in Üstâd Hazretleri’nin ziyâret-i âlîlerine yüz sürmelerine delâlet buyurmanızı candan ricâ ve istirhâm eylerim. Mübârek ellerinizden tekrar tekrar öperim, efendim hazretleri. رَبَّنَا لَا تُخْرِجْنَا مِنَ الدُّنْیَٓا اِلَّا مَعَ الشَّهَادَةِ وَالْاٖیمَانِ اٰمٖینَ Duâ-yı şerîfeleriyle mektûbuma son veririm, Azîz ve necîb meb‘ûsumuz, hocamız efendimiz.
Hürmetkârınız, fakîr, pür taksîr, alîl ve zelîl, duânızın muhtâcı Samsunlu İhsân bendeniz
Adres: Bafra Alaçam Caddesi’nde bakkāl el-ma‘lûm kardeşiniz Samsunlu İhsân. Cevabına muntazırım efendim.
SAYFA 177
Samsun meb‘ûsu Hâşim Bey’e yazılmış bir mektûbdur.
(591)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Biraderim, Muhterem Samsun Meb‘ûsu Hâşim Bey,
Evvelen: Dîn ve vatanımızın i‘lâsına son derece gayret ve yardımda bulunmanızı candan gelen ricâlarımızla arz ve istirhâm eyleriz.
Sâniyen: Ankara’da bulunan ve bu azîz dinimiz ve vatanımız uğrunda can ve mallarını fedâ ederek, bir çok zulüm ve işkencelere göğüs gererek بِاِذْنِ اللّٰهِ تَعَالٰی çalışmış ve kıyâmete kadar çalışacak olan Risâle-i Nûr şâkirdlerine lâzım gelen yardım ve delâletlerinizi, mukaddes dinimiz ve sevgili vatanımızın selâmet ve saâdeti nâmına pek çok ricâ ve istirhâm eylerim. Mübârek ellerinizden doya doya öperim. Pek büyük kusurlarımın affını âlîcenâb, şerefli, kahraman, sabırlı, ciddî, dîn ve vatan uğrunda hiç bir şeyi esirgemeyen birâderimden çok ricâ ederim. Hastalık, daha doğrusu o azîm günâhımın cezâsını elbette çekmeli idim. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی fakat bu arada sizleri gücendirdiğimi zannediyorum. Affetmek büyüklerin şânındandır, değil mi efendim?
Mustafâ Bey Efendi ile ara sıra Samsun’da ve Bafra’da görüşmek nasîb
SAYFA 178
oluyor. Eğer bütçem müsâid olsa idi, İstiklâl Harbi hâtırasını canlandırmak ve azîz, sâdık demokrat meb‘ûslarımıza vicâhen de arz-ı hürmet etmek üzere Ankara’ya gelecektim. Mevlâ nasîb eyleye Âmîn.
Sâlisen: Zât-ı âlînize hakîkî ve kat‘î olarak söylüyorumki: Bugünkü zaferin ve yarın gelecek satvetin, azametin, şevketin, kudretin, saltanatın muhakkak inkişâfı dahi Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Efendimiz Hazretleri’nin sâyesinde olmuş ve olacaktır. Samsun meb‘ûsumuz muhterem ustazâde, müderris, azîz hocamız, efendimiz daha iyi bilir ve takdîr ederler. Dîn ve vatanımızın ve Âlem-i İslâm kardeşlerimizin selâmet ve saâdeti için Âlîşânzâde Hâşim, Hasan Fehmî efendimiz, Alî İhsân Paşamız gibi azîz ve sâdık demokrat meb‘ûs efendilerimizle birlikte bu zât-ı şerîfin mübârek pâylerine yüz sürmenizi pek çok ricâ ve istirhâm ederken mübârek ellerinizden tekrar tekrar öperim.
Ey azîm Allâh, sen ehl-i İslâm’a nusret ver. Zâlimleri perişan eyle. Âmîn.
Ya Rabb, bu abd-i rû-yu siyâh, ettimse de yüz bin günâh,
dergâhını kıldım penâh, affındır ancak melce’im ya İlâh.
Hürmetkârınız
fakîr, garîp, âciz, bendeniz el-ma‘lûm enişteniz
İhsân
SAYFA 179
(592)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz ve Sıddîk, Âlîcenâb Ağabeyimiz,
Ma‘lûm-u âlîleridir ki,
Ankara’da Risâle-i Nûr şâkirdleri ciddî, samîmî, fedâkâr, mücâhit kardeşlerimizle görüşürsünüz. Medrese-i Yûsufiye kahramanlarımızla teşerrüf ettiğiniz zaman, bîçâre Samsunlu İhsân kardeşinizin de selâm, hürmet, muhabbetlerini lütfen ve merhameten söylersiniz. Fakîri de duâdan unutmasınlar.
Risâle-i Nûr müellifi, büyük mütefekkir, Üstâd-ı A‘zam Saîdü’n-Nûrsî Bedîüzzamân Efendimiz Hazretleri’ni ziyârete gidip teveccüh-ü âlîlerine mazhar bulunduğunuz zaman İnşâallâh nasîb olur İhsân fakîr, garîp, bîçârenin de selâm, hürmet, ta‘zîmât ve hasretlerini lütfen söylersiniz. Hasretle mübârek ellerinizden öperim azîz ağabeyciğim.
Hürmetkârınız, kusûrlu ve duânıza çok muhtâç El-ma‘lûm kardeşiniz Samsunlu İhsân
SAYFA 180
(593)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Sevgili, Azîz, Sıddîık, Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,
Evvelen: Cümle Nûrcu kardeşlerimizle beraber istifsârı hâtırla, selâm-ı mahsûs ile, hasret ve iştiyâkla mübârek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize gece gündüz duâlar eder ve duâlarınızı bekleriz.
Sâniyen: Risâle-i Nûr’un nûruna dayanamayan ilhâd ve istibdâdın İnşâallâh tamâmen mağlûb ve muzmahil olmasına doğru görülen emâreler meyânında mecmûalarımıza kavuşmamız ve târîhçe-i hayâtın en mühim mes’elesi olan Medresetü’z-Zehrâ’nın Van’daki temelleri üzerine Reîs-i Cumhûr tarafından mecliste söylenen ve radyoda yayınlanan nutuktan anlaşıldığına göre, sevgili Üstâdımızın da tasdîki ile tahakkuk eden doğu dârülfünûnu ve mekteblere dîn dersleri mecbûrî okumak ve yeni çıkan kanunlar ile cebbâr ve zâlimlerin evvelce sevgili Üstâdımızı ve Risâle-i Nûr’u imhâ için o çok lastikli ve dindârlara bir köstek olan 163. maddeye ek olarak Saîd-i Kürdî’nin fa‘âliyetine mâni‘ olmak için kaydıyla mecliste alenen i‘lân edilen fıkrasına mukābil, hürriyet-i fikir ve kalem ile müellifin kanâatlerine hürmet ve onu sıyânet kanun altına alınıp resmîleşmek ve kat‘ileşmek üzere oluşu,
SAYFA 181
Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsânı ile artık merhûm Hasan Feyzî kardeşimizin haklı ve hakîkatli şehnâmelerinde umduğu ve müjdelediği günler, sevgili Üstâdımıza nasîb ve müyesser olmasını Kadîr-i Zü’l-Cemâl’den âcilen ve cümlemiz hakkında kabûl buyurmasını temennî ve niyâz eyliyoruz.
Çok müşfik Üstâdımız, Ahmed Kureyşî kardeşimizle gönderdiğiniz müjdeli selâmlar ve sıhhat, âfiyet haberleriniz bizleri son derece memnûn ve mesrûr eyledi. Cenâb-ı Hakk’a şükürler olsun, İnebolumuz duâlarınız berekâtıyla her zamankinden daha gayretli olmak azmindedir. İnşâallâh yakın zamanda Cevşenü’l-Kebîr münâcât-ı peygamberî asm tekemmül edecektir.
Sâlisen: Ramazân-ı Şerîften bu tarafa lütufkâr işâret ve himmetlerinizle Samsun’da ve Bafra’dan teveccüh eden vazîfemize lâyık olabilmek için karınca kudretince âcizâne çalışmaktayız. Son hafta içinde hem oradan bir kardeşimiz gelmiş gitmiş, hem de vâsıtamızla birkaç zâtlara mektûblar yazıp göndermişler. Bunları ne yapmak lâzım diye Nazîf ve diğer kardeşlerimizle istişâre ettik. Nihâyet siz sevgili Üstâdımıza arzetmeyi muvâfık bulduk. Evvelce olduğu gibi Husrev Ağabeyimiz vâsıtasıyla göndermek kalabalık olduğu için külfetli olur diye, doğru siz sevgili Üstâdımıza affınıza sığınıp takdîm ediyoruz. Zât-ı Üstâdâneleri arzu ve münâsib görürlerse, mektûbları sâhiblerine irsâl buyururlar. Bu meyânda
SAYFA 182
oradaki kardeşlerimizin durumlarını aydınlatmak bakımından oradan gelmiş son mektûblarını da leffen takdîm ediyoruz. Zîrâ Bafra ve Samsun bütün Risâle-i Nûr eczâlarını ve mektûbları peyderpey göndermekte olduğumuzdan, İnşâallâh orası yeni bir küçük Isparta olmak duâlarınız berekâtındandır.
Ayrıca Berber Osmân kardeşimizin de bir mektûbu leffendir. Samsun müdürü olan Emîn Bey’e ve diğer yüksek mühendis Osmân Bey’e mektûblar ile birkaç mürâcaatlarından sonra cevâb ve takım mecmûalar gönderildi. Ve Bafra kardeşlerimize yeniden yazıp Yirmi Dokuzuncu Mektûb’un mühim dört parçasını Ramazân, Turuk ve Hücümât gibi risâleleri bugün posta ile gönderiyoruz. Cenâb-ı Hakk rızâ-yı İlâhîsine muvâfık te’sîrler halk buyursun. Âmîn.
Râbian: Çok sevgili Üstâdımız, anne ve babamızdan müşfik, hem ihtiyâr, hem hasta, hem garîp ve bîçâre geçen hayatınız bizlere çok hicrân oluyor. Siz sevgili Üstâdımızı hiç bir ân unutamıyoruz. Elimizden duâdan başka bir şey gelmiyor. Ancak her derdlere dermân olan risâlelerinizi tavsiye ederken, şifâ ve ma‘nevî kudret ve kuvveti nûrlarda bulduğunuzu ayne’l-yakîn olarak bildiğimizden, biz de öyle teselli olmaktayız. Bu kere İnebolu Medrese-i Nûriyesi sevgili Üstâdımıza üç cild içinde sözlerin kısmı küllîsini ihdâ eder.
SAYFA 183
İnebolu ve Anadolu bütün ehl-i îmân, evlerimizdeki yavrular, anneler, yetmişlik ihtiyârlar ve alîller, ey sevgili Üstâd ve ey muazzam Nûr-u Kur’ân, bütün bunlar ancak nûrunla, Risâle-i Nûrunla derdlerini dindiriyor ve dindirecekler.
Her ân şimdiye kadar şenî‘ ve ceberût bir tecâvüzle senelerden beri damarlarımızı mikroplarıyla doldurup deşen, evlerimize kadar giren âdetler, bid‘atlar hâlinde insanlığı saran dinsizlik ve komünizm cereyânlarına karşı, hayatınız boyunca yılmadan çarpışmış asırlık bir vücûdun bütün kan ve kuvvetini o yolda harcayıp akıttınız.
Bugün bu îmânlı savaş yolunda komünizim ve o kızıl ejderle yüz yüze, iç içe bulunduğumuz hâlde, tâ dünyanın öbür ucunda aynı izi arayan sâf ve mutî‘ Anadolu yavrularının dünyaya numûne bir şecâat-ı dîniye ile şehîd düşerken, âh sevgili Üstâdımız, senin mahkemelerdeki aslanlar gibi coşan haydarî misâl na‘ralarınızı ve bu millete şefkat ve merhametinizden gelen çok derin te’sîrlerinizden damlayan kanları vücûdumuzun her zerresinden işitir ve hisseder gibi oluyoruz.
Hatta hayâlimizde Risâle-i Nûrları’nı yazan kaleminden damlayan her damla aynı şehîdin kanı, fakat bu şehâdet damlaları toprağa düşmüş bir tohum gibi, her bir harf ve kelime olan o şehîd kanlarından binler gāzîler, Fâtihler sünbülleri vermiş ve veriyor.
SAYFA 184
İşte bu ordu, vatanın harîm-i ismetinde ciddî ve netîcesi zafer olması müeyyed olarak dinin ezelî düşmanlarını boğacak, kovacak, onları nûruyla yakacak, bütün beşeriyetin hasretini çektiği ve onun için çırpınıp ağlaştığı saâdet-i dâreyni bahşedip armağan bırakacak. Sevgili Üstâdım, seni o günlerin başında görmek bütün rûh u cânımızla temennî ve niyâz ederken, hürmet ve hasret ve iştiyâkla el ve ayaklarınızdan öperiz, sevgili Üstâdımız efendimiz hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Duânıza çok muhtâç İnebolu Nûrcuları nâmına kusûrlu talebeniz İbrâhîm
(594)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Azîz, çok Müşfik Üstâdım Efendim,
Zülfikār’ın Mu‘cizât-ı Ahmediye asm bahsinin, duâ-yı peygamberî asm tamâmen kabûl olunduğuna dâir mütevâtir hadîsleri okurken bilemediğim 11 senelik Risâle-i Nûr’a alâkadârlığımdan beri gerek Lâhika Mektûbları’nda, gerek husûsî duâlarında ve gerekse Risâle-i Nûr’un diğer risâlelerinde Risâle-i Nûr, Risâletü’n-Nûr tercümanının duâlarının kabûlü, yüz binler
SAYFA 185
vak‘a ve şahıslarla isbatı sâbit olmuş. Evet, nûr tercümanı şahsî ve nefsânî irâdesiyle dilemez ki, duâsı kabûl olmasın. O bize uzak görülen, erbâbına pek yakın olan levh i okur. O kendini ne kadar da gizli tutsa, mahz-ı hidâyet kaynağı olan sadr-ı şerîfi Hakk âyînesine mazhardır.
Evet, ben bir çekirdek gibi çürüdüm. Evet, dallandık, meyvelendik, o kadar genişledik ki ve genişlemeye isti‘dâd var ve görülüyor. Hiç bir vakit bunun önüne geçemeyecek.
Çok azîz Üstâdım, sen bir gāye-i hayâlsin, yani tâm bir rehber-i haksın. Bu yazı bir ta‘rîf kasdıyla değil, belki sipopdan hava kaçıyor. Şuna inanmışız ki, bir Nûrcu Risâle-i Nûr’a çalışmak şartıyla, hayatının her dakîkası çok büyük cennet zevklerini tatmaktadır. Yeter ki bir parça ihlâs, elden geldiği kadar çalışılsın. Biz âcizler her duâmızda ancak ve ancak Üstâdımıza duâ etmek ve onun duâsına âmîn demekten başka bir çıkar yol bulamıyoruz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Çok kusûrlu talebeniz Berber Alî Osmân
İnebolu
SAYFA 186
[595]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk ve Mübârek Kardeşlerim,
Evvelâ: Husrev’in imzasıyla Reîs-i Cumhûr’a verilen telgraf, bir ihtimâli var ki, Ankara’da küçük Husrev’ler, Husrev’in kalemiyle yazılan Kur’ân’ı fotoğrafla tab‘etmek ihtimâli hâtırımıza geldi Siz Isparta postahânesinden anlayınız ki, ne mâhiyette bir telgraftır? Bana da ma‘lûmât veriniz. Merâk ettim.
Sâniyen: Konya’daki Rıf‘at Filiz kardeşimizin mektûbunda, bazı sofilerin bize hafîf tenkîdlerinin hiç ehemmiyeti yoktur. Sakın müteessir olmasınlar. Hiç bir vecihle mukābele etmesinler. Şimdi ehl-i îmânın, husûsen ehl-i tarîkatın ve bilhassa şahsıma âit tenkîdlerini bir nevi‘ nasihat ve bir nevi‘ iltifât telakkî ederim. Onlara hakkımı helâl ediyorum. Şimdi ehl-i ilhâdın bize dehşetli zararlarına karşı, kardeşlerimiz olan ehl-i îmânın gāyet hafîf, şahsıma karşı tenkîdleri bir nevi‘ îkāz ve bizi ihtiyâta sevk için bir dostluk telakkî ediyorum.
Sâlisen: Bu yakında Afyon’da haftalık gazeteler, gizli münâfıkların tahrîkî ile beni de alâkamız olmadığı bir şeye münâsebetdâr göstermiş. Buradaki Nûrcular da onu tekzîb ettiler. Merâk edilecek birşey değildir.
Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının hârika ve müessir ve Âlem-i İslâm’a menfaâtli hizmet-i nûriyelerini
SAYFA 187
bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Umûm kardeşlerimize ve hemşîrelerimize binler selâm eder, duâ eder ve duâlarınızı istiyorum.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[596]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelâ: Mübârekler Köyü’nden Alî ile Hâcı Süleymân ve Dînâr tarafından Abdurrahmân ve Himmet ve daha evvel gelen ehemmiyetli bir Nûrcu hemşehrisi yanıma geldiler. Cenâb-ı Hakk’a çok şükürler ediyorum ki, Mübârekler Köyü’nde Kuleönü eskisi gibi nûrlara şiddetli alâkalarını muhâfaza ediyorlar. Ve onların sadâkat ve ihlâslarının bir kerâmetidir ki, kendime mahsûs on mecmûa kitablarımı lüzûmuna binâen Ankara’ya gönderdiğim ve çok ehemmiyetli ve uzak yerlerden benden kitabları istedikleri aynı zamanda, Kuleönü mübârekleri kendilerine mahsûs nûr mecmûalarını, gönderdiğim mikdârın aynı olarak Medresetü’z-Zehrâ’nın bir hediyesi olarak bana getirdiler. Husûsen Birinci Abdurrahmân olan Büyük Mustafâ’nın kendi el yazısı olan bütün Mektûbât ve Lâhikayı içinde buldum. Cenâb-ı Hakk, o kitabların harfleri adedince her birisine mukābil bin rahmet ihsân etsin. Âmîn.
Sâniyen: On bir ay Husrev’in istirâhatine fevkalâde hâlisâne hapiste hizmet eden
SAYFA 188
ve müdâfaâtında gāyet güzel mukābele eden, nûrun küçük kahramanlarından Mustafâ, dünkü gün benim yanıma geldi, dedi: Ben, ağabeyim Husrev’in yanına ziyâretine gideceğim. Dedim: Gerçi hem senin, hem onun hakkınızdır bu ziyâret. Fakat bugün dört talebe geldiler, Isparta’ya gittiler, o cihette ihtiyâç kalmadı. Sen de Risâle-i Nûr hesabına mühim bir köyde imam olduğun için, o hizmet de benim şahsî hizmetimden daha ziyâde nûrlara faydası olduğu gibi, Husrev’in ziyâretinden şimdilik daha kıymetdâr olabilir. Eğer o köyde hizmet-i nûriye olmasaydı, Mustafâ gibi hâlis ve fedâkâr hizmetkâra ihtiyacım vardı. Öyle ise, şimdilik ziyâreti te’hîr et.
Sâlisen: Konya’lı Hâcı Sabrî kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sâdık, Hayrî, Mustafâ hazır iken, çok ehemmiyetli sohbetimiz Hâcı Sabrî’ye mühim bir ders oldu. Bilhassa Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının, husûsen Husrev’in bu vatan ve millet ve Âlem-i İslâm’a hizmet-i îmâniyeleri ve tahrîbci dinsizlerin desîselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhâl binler seyyie olsa affettirir. Öyle ise, başta Husrev olarak o erkânların hiç bir hareketini tenkîd etmemek ve kemâl-i ihlâs ve samîmiyet ile onlara tesânüd ve tâm kardeş olmak lâzımdır diye bu meâlde bir ders oldu. İnşâallâh Hâcı Sabrî de, Hoca Sabrî ve Rüşdü ve emsâlleri gibi, rûh u cân ile alâkadâr ve Husrev’e tâm kardeş olacak, meşreb ihtilâfı daha te’sîr etmeyecek.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Umûm Nûrculara selâm. Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî