EMİRDAĞ LÂHİKASI 4. CİLD

168

[586]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Azîz Kardeşlerimiz,

Avukatımız temyîze bir istid‘â yapmış ve Afyon’daki kitablarımızın tamamını müsâdere eden karârnâme ile bana gönderdi. Ben de istid‘â ve karârnâmeyi Ankara’daki Nûrculara bu hulâsa ile berây-ı ma‘lûmât gönderdim. Bu hulâsa da size gönderildi.

Saîd

Mahkeme-i Kübrâ’ya Şekvâ ve Müdâfaât’ın bir hâşiyesi olan parçanın hulâsasıdır.

[Size bu def‘a mahkeme-i temyîze gönderdiğimiz avukatın Temyîz mahkemesine gönderdiği istid‘ânın sûretidir. Ve dehşetli karârnâmeye karşı hulâsası, sizin tarafınızdan bu meâlde, müsâdere karârnâmesine mukābil dîndâr meb‘ûslara verirsiniz.]

Bu tarzda müsâdere, ne derece kanuna muhâlif ve demokrat hükûmetini tanımamak ve Adliye Bakanı’nın verdiği emri ne derece dinlemediklerini ve ehemmiyet vermediklerini gösteriyor. Ve adliye adâleti hâricinde dehşetli bir garaz hükmediyor.

Evet, elem ve ızdırâblar yüklü bulunan ve kitablarımızın ellerindeki tamamını, binler kelimeden bir iki kelimeyi suç mevzû‘u bahânesiyle vermek istemediklerini ve bu sûretle nûrların neşrine mâni‘ olmak istediklerini ve suç diye gösterdikleri

169

Noktalarda, bizim tarafımızdan müdâfaâtımızda, onların seksen bir hatâları hatâ-savâb cedvelinde isbat edilmekle açık garazkârlıklarının gösterildiğini;

Hem elyevm yasak olmayan yüz binler tefsîrlerde yazılı bulunan tesettür ve irsıyet hakkındaki iki âyetin birkaç satırlık tefsîri yüzünden, dünyada hiç bir kanunun müsâade etmediği acîb bir zulüm ile, dört yüz sahîfelik Zülfikār Mecmûasını müsâdere edip bize vermemek sûretiyle bir zulüm irtikâb ettiklerini;

Hem Afyon’da iki sene ellerinde kalan bütün Risâle-i Nûr’un parçaları, daha evvelden hem Denizli, hem Ankara, hem Isparta mahkemelerinde berâet ettirilip sâhiblerine iâde edildiğini ve bilâhere Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’yı ruhsatsız neşr bahânesiyle Isparta Hükûmeti müsâdere edip dört sene zabtettikten sonra, hiç biri noksân olmadan yüz yetmiş mecmûayı bize iâde ettiklerini;

Ve bizim en mühim suçumuz, Risâle-i Nûr’un mahrem bir parçasında elli sene evvel bir hadîsin tefsîrinde, cebrî kanunlarla şapkayı giydiren ve Dîn-i İslâm’ı bu mübârek Türk Milleti’nden kaldırmak için Lozan Muâhedesi’nde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücûmlarına rağmen hiç bir hakîkî Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet-i İslâm için pek çok zararlı olduğunu, ef‘âliyle isbat eden ve hadîs-i şerîfin haber verdiği o müdhiş şahıs kendisi olduğunu, hayat ve memâtıyla gösteren M K. le,

170

bir mahrem eserde dîn yıkıcı, Süfyân dediğimizi ve kalplerdeki sevgisini bozmaya çalıştığımızı isnâd edip, kararnâmede mahkûmiyetimize sebeb olduğunu ve mahkeme-i temyîzin Afyon Mahkemesi’nin bu haksız kararını bozmasıyla yeniden görülmeye başlanan da‘vâ, af kanunu çıkmasıyla, dosyalarıyla ve bütün Nûr eserleriyle çürütülmek için mahzene atıldığını ve bilâhere Adliye Bakanlığı’nca, Sungur’un keşîde ettiği telgrafı üzerine bütün eserlerin verilmesine emir verildiği hâlde, hiç biri iâde edilmeyerek, yeniden suç mevzû‘u olanlarını tefrîk etmek, belki tamamını suç mevzû‘u yapmak istemeleriyle Risâle-i Nûr’un tâm serbestîsine mâni‘ olmak istediklerini bildiren ve üç seneden beri bizi aldatan böyle eşhâsa, Nûr’un işlerini bırakmamak için başbakan ve Adliye Bakanı’nın nazar-ı dikkatlerine arzedilmek üzere bu meâlde adâletperver demokratlara istid‘â yazılması, vatan ve millet menfaatine lüzûmu var.

Lafza-i Celâl üzerinde i‘câzı gözle görülen Kur’ân’ımızı almak için istid‘â ile Diyânet Riyâsetine mürâcaat edilmesi gibi, sırf garazla ve ecnebî parmağıyla aleyhimize dönen işlerden ve işkencelerden bizi ve Âlem-i İslâm’ı pek çok sevindiren demokratların dikkat edip Nûrcuları kurtarmalarını, hürriyetperver hükûmetten ricâ ederiz.

Saîd

171

(587)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Acele ve dar vakitte yazıldı, kusura bakmayınız.

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Velâdet-i fahr-i âlemin asm, kâinâtı tenvîr gecesi ve onunla Âlem-i İslâm’ın ma‘nevî büyük bir bayramının fecrî olarak sizleri bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz.

Sâniyen: Hâcı Sâmî’nin size haber verdiği mektûbât teksîr edilsin. Yalnız mektûbâttan başka risâlelerde teksîr olunan parçalar yazılmasın. Hem Yirmi Dokuzuncu Mektûb’un tevâfukāta dâir kısımları, hem Yirmi Sekizinci Mektûb’un yine tevâfukāta dâir kısmı herkese fâidesi olmadığından şimdilik yazılmasın. Küçük Mektûblardan Onuncu Mektûb Sözler Mecmûası’na girdiğinden yazılmasın. Ve On Birinci Mektûbun İkinci Mes’elesi, Barla yaylası ile başlayan kısım, o da Sözler Mecmûası’na girdiği için yazılmasın.

Yirminci Mektûbun baştaki sahîfesi yazıldıktan sonra, Birinci Makām İkinci Makām’a kadar Asâ-yı Mûsâ’ya girdiği için yazılmasın. Daha münâsib gördüğünüz tarzda yaparsınız. Bazı cümleler veya fıkraları da çıkarabilirsiniz. Veya ilâve edebilirsiniz.

172

Sâlisen: Bana gönderdiğiniz İnebolu’nun çıkardığı târîhçe-i hayât ile, kezâ göndereceğinizin, İnebolu’nun çıkarmakta olduğu Cevşenü’l-Kebîr’in fiyatlarına mukābil yüz banknot gönderiyorum.

Râbian: Samsun tarafında İnebolu gibi sadâkat ve gayretle nûrlara çalışmakta bulunan kardeşlerimizin meb‘ûslara yazdıkları mektûbuyla küçük İbrâhîm’in mektûbunun berây-ı ma‘lûmât sûretlerini de gönderdim. Aynılarını da Ankara’ya Sungur’a ve arkadaşlarına gönderdik.

Hasta Saîdü’n-Nûrsî

(588)

Eşşeyhü’l-Kâmil Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri, Emirdağı

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَعَلٰی مَنْ لَدَیْكُمْ

Resâilü’n-Nûr külliyâtınızdan mahrûm bulunan Karadeniz sevâhilini nûrlandırmak, bu neşr hizmetine iştirâk imkânına mâlik olabilmek üzere bütün eserlerinizi küll hâlinde göndermek lutf ve inâyetinde bulunmanızı ehemmiyetle ve müsta‘celiyetle ricâ ve istirhâm ediyoruz.

Bu külliyâtın tatlı rü’yâlarıyla meşgūl bulunduğumuz şu günlerimizde fazla beklemeye sabır ve tahammülümüz kalmadığından, sür‘at-i mümkine ile irsâllerini te’mîn ettirmeniz ekîden müsterham ve mütemennâdır.

Bilvesîle ellerinizden öperek iyi duâlarınızı istirhâm eylerim.

Avukat Elhâc Abdülgafûr Zekâî Kara İsmâîloğlu

173

Alî İhsân Paşa’ya yazılan bir mektûbdur.

(589)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz ve Sıddîk, Kahraman Kumandan Alî İhsân Paşa Hazretleri Ağabeyimiz,

Evvelen: Selâmet-i dîn ü vatan nâmına çektiğiniz zulümlerden بِاِذْنِ اللّٰهِ تَعَالٰی kurtulduğunuzdan, vatan ve milletin dahi kurtulduğundan, zât-ı şevketinizi tebrîk eder, hürmetle ta‘zîmle mübârek ellerinizden öperim.

2: Malta’dan firârınızda, orduya ilk teşrîfinizde, Çay nâhiyesindeki karârgâhınıza gelirken, Paşam Hazretleri’ni bendeniz istikbâl etmiş ve yol göstermiş idim. Azîz Paşam, gazetelerde yazılarınızı okumaktayım. Ve çok sevinmekteyim. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Paşam Hazretleri'ne şunu arzedeyimki, hakîkî ve kat‘î söylüyorumki, bu günkü zaferin ve yarınki satvetin, azametin, şevketin, kudretin, saltanatın Hazret-i Ömer radiyallûhu anh ve Fâtih, Yavuz Hazretleri’nin devirleri gibi bir devr-i adâletin muhakkak inkişâfı Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri’nin sâyesinde olmuş ve olacaktır. Azîz Samsun meb‘ûsumuz Hasan Fehmî ve Âlîşânzâde kayın biraderim Hâşim Beylerle, Bedîüzzamân’ın mübârek pâylerine yüz sürerek duâ-yı hayriyelerini kazanmanızı dînî

174

ve millî selâmet ve saâdetimiz nâmına arz ve istirhâm eylerim. Bu fakîr İhsân’ın da selâm, ta‘zîm, hürmet, muhabbet ve hasretlerini lütfen söylerseniz İnşâallâh. Millî Mücâdele’de Birinci Ordu’dan ayrılırken, kör ve sağır o menhûsların şerrinden ayrılırken, şöylece nutuk vermiştiniz. Hülâsatü’l hülâsasından: Arkadaşlar, icâb-ı hâl aranızdan ayrılıyorum. Fakat kalbim, rûhum sizinledir. İstikâmetten ayrılmayınız. Hakîkate göz yummayınız. Bu necîb Türk Milleti muhakkaktır ki, zaferi kazanacaktır. Allâh bizimledir.

Bu mübârek kelâmınıza bir muhâbere bölük kumandanı şöylece mukābele etmişti. Hülâsatü’l-hülâsa: Paşam paşam Biraz eğiliniz. Minâreye bile eğilmek payı verebiliyorlar. Esneme payı bırakıyorlar; demesi üzerine, tekrar mübârek kelâmınıza başlayarak Arkadaşlar, hakîkat karşısında kimseye boyun eğmeyiniz. Boyun eğilecek bir kuvvet, bir kudret, bir azamet, bir saltanat vardır ki, O da Allâh’tır. cevâbını vermiştiniz.

Azîz paşam, işte şimdi Bafra’da bir bakkalcık dükkânında imrâr-ı hayat ede gelmekte olan Samsun’lu Alî oğlu İhsân bendenizin âcizâne, fakîrâne, zelîlâne bu millet-i necîbeye duâdan başka bir vazîfesi yok gibidir. Yolunuz açık olsun. Allâh yardımcınız olsun. Rasûlullâh asm ve tâbi‘leri sizinle beraber olsun. Âmîn. Yâ Muîn.

175

Bafra Alaçam Caddesi’nde Samsunlu Bakkāl İhsân bendeniz, İstiklâl Harbi Mülgā Garb Cebhesi ve Birinci Ordu’da muhâbere takım subaylığı yapan âciz ve nâçîz, fakîr, pür taksîr, Samsun’lu Alî oğlu İhsân bendeniz, tekrâren arz-ı ihtirâm ile o güzel kahraman mübârek ellerinizden öper.

İhsân

Samsun meb‘ûsu Hasan Fehmî Bey’e yazılan bir mektûbdur.

(590)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz ve Sıddîk Kardeşimiz, Muhterem Hocamız Hasan Fehmî Efendi Hazretleri,

Evvelen: Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Efendimiz Hazretleri’nin mübârek duâ-yı şerîflerine dâhil edildiğinizden, sizi tebrîk ederim ve müjdelerim ve mübârek ellerinizden hürmet ve muhabbetlerimle takbîl eylerim.

Sâniyen: Melfûf mektûbu kayın biraderim Samsun me‘bûs-u muhteremi Çarşambalı Âlîşânzâde Hâşim Bey’e lütfen verirsiniz. Ve diğer mektûbu Alî İhsân Paşa Hazretleri’ne tarafımdan takdîm edersiniz. Paşa Hazretleri, Kuvâ-yı Milliye Harbi’nde benim Birinci Ordu kumandanım idi. Bendeniz Birinci Ordu Muhâbere Bölüğü, takım subayı idim.

176

Sâlisen: Ankara’da bulunan Risâle-i Nûr şâkirdleri, azîz, sıddîk kardeşlerimize selâmet-i dîn ve vatan nâmına a‘zamî yardım ve muhabbetlerinizi ricâ ve istirhâm eyleriz.

Râbian: Bafra’mızın sâbık evkāf me’mûru Hasan Fehmî Erdoğan Ağabeyimiz, kıymetli azîz ve sıddîk kardeşimiz Ankara’dadır. Sofî ve âlîcenâb mahdûmu, riyâset-i cumhûr muhâfazası doktoru Edîb Erdoğan Bey’dir. Lütfen zahmet olmazsa, dînî ve millî vazîfe-i mukaddesemiz hesabına Fehmî Bey’e ziyâret edip şu küçücük muhabbetnâmemi takdîm buyurmanızı istirhâm eylerim.

Hâmisen: Alî İhsân Paşa Hazretleri’yle kayın biraderim Hâşim Bey’in Üstâd Hazretleri’nin ziyâret-i âlîlerine yüz sürmelerine delâlet buyurmanızı candan ricâ ve istirhâm eylerim. Mübârek ellerinizden tekrar tekrar öperim, efendim hazretleri. رَبَّنَا لَا تُخْرِجْنَا مِنَ الدُّنْیَٓا اِلَّا مَعَ الشَّهَادَةِ وَالْاٖیمَانِ اٰمٖینَ Duâ-yı şerîfeleriyle mektûbuma son veririm, Azîz ve necîb meb‘ûsumuz, hocamız efendimiz.

Hürmetkârınız, fakîr, pür taksîr, alîl ve zelîl, duânızın muhtâcı Samsunlu İhsân bendeniz

Adres: Bafra Alaçam Caddesi’nde bakkāl el-ma‘lûm kardeşiniz Samsunlu İhsân. Cevabına muntazırım efendim.

177

Samsun meb‘ûsu Hâşim Bey’e yazılmış bir mektûbdur.

(591)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Biraderim, Muhterem Samsun Meb‘ûsu Hâşim Bey,

Evvelen: Dîn ve vatanımızın i‘lâsına son derece gayret ve yardımda bulunmanızı candan gelen ricâlarımızla arz ve istirhâm eyleriz.

Sâniyen: Ankara’da bulunan ve bu azîz dinimiz ve vatanımız uğrunda can ve mallarını fedâ ederek, bir çok zulüm ve işkencelere göğüs gererek بِاِذْنِ اللّٰهِ تَعَالٰی çalışmış ve kıyâmete kadar çalışacak olan Risâle-i Nûr şâkirdlerine lâzım gelen yardım ve delâletlerinizi, mukaddes dinimiz ve sevgili vatanımızın selâmet ve saâdeti nâmına pek çok ricâ ve istirhâm eylerim. Mübârek ellerinizden doya doya öperim. Pek büyük kusurlarımın affını âlîcenâb, şerefli, kahraman, sabırlı, ciddî, dîn ve vatan uğrunda hiç bir şeyi esirgemeyen birâderimden çok ricâ ederim. Hastalık, daha doğrusu o azîm günâhımın cezâsını elbette çekmeli idim. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی fakat bu arada sizleri gücendirdiğimi zannediyorum. Affetmek büyüklerin şânındandır, değil mi efendim?

Mustafâ Bey Efendi ile ara sıra Samsun’da ve Bafra’da görüşmek nasîb

178

oluyor. Eğer bütçem müsâid olsa idi, İstiklâl Harbi hâtırasını canlandırmak ve azîz, sâdık demokrat meb‘ûslarımıza vicâhen de arz-ı hürmet etmek üzere Ankara’ya gelecektim. Mevlâ nasîb eyleye Âmîn.

Sâlisen: Zât-ı âlînize hakîkî ve kat‘î olarak söylüyorumki: Bugünkü zaferin ve yarın gelecek satvetin, azametin, şevketin, kudretin, saltanatın muhakkak inkişâfı dahi Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Efendimiz Hazretleri’nin sâyesinde olmuş ve olacaktır. Samsun meb‘ûsumuz muhterem ustazâde, müderris, azîz hocamız, efendimiz daha iyi bilir ve takdîr ederler. Dîn ve vatanımızın ve Âlem-i İslâm kardeşlerimizin selâmet ve saâdeti için Âlîşânzâde Hâşim, Hasan Fehmî efendimiz, Alî İhsân Paşamız gibi azîz ve sâdık demokrat meb‘ûs efendilerimizle birlikte bu zât-ı şerîfin mübârek pâylerine yüz sürmenizi pek çok ricâ ve istirhâm ederken mübârek ellerinizden tekrar tekrar öperim.

Ey azîm Allâh, sen ehl-i İslâm’a nusret ver. Zâlimleri perişan eyle. Âmîn.

Ya Rabb, bu abd-i rû-yu siyâh, ettimse de yüz bin günâh,

dergâhını kıldım penâh, affındır ancak melce’im ya İlâh.

Hürmetkârınız

fakîr, garîp, âciz, bendeniz el-ma‘lûm enişteniz

İhsân

179

(592)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz ve Sıddîk, Âlîcenâb Ağabeyimiz,

Ma‘lûm-u âlîleridir ki,

Ankara’da Risâle-i Nûr şâkirdleri ciddî, samîmî, fedâkâr, mücâhit kardeşlerimizle görüşürsünüz. Medrese-i Yûsufiye kahramanlarımızla teşerrüf ettiğiniz zaman, bîçâre Samsunlu İhsân kardeşinizin de selâm, hürmet, muhabbetlerini lütfen ve merhameten söylersiniz. Fakîri de duâdan unutmasınlar.

Risâle-i Nûr müellifi, büyük mütefekkir, Üstâd-ı A‘zam Saîdü’n-Nûrsî Bedîüzzamân Efendimiz Hazretleri’ni ziyârete gidip teveccüh-ü âlîlerine mazhar bulunduğunuz zaman İnşâallâh nasîb olur İhsân fakîr, garîp, bîçârenin de selâm, hürmet, ta‘zîmât ve hasretlerini lütfen söylersiniz. Hasretle mübârek ellerinizden öperim azîz ağabeyciğim.

Hürmetkârınız, kusûrlu ve duânıza çok muhtâç El-ma‘lûm kardeşiniz Samsunlu İhsân

180

(593)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Sevgili, Azîz, Sıddîık, Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,

Evvelen: Cümle Nûrcu kardeşlerimizle beraber istifsârı hâtırla, selâm-ı mahsûs ile, hasret ve iştiyâkla mübârek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize gece gündüz duâlar eder ve duâlarınızı bekleriz.

Sâniyen: Risâle-i Nûr’un nûruna dayanamayan ilhâd ve istibdâdın İnşâallâh tamâmen mağlûb ve muzmahil olmasına doğru görülen emâreler meyânında mecmûalarımıza kavuşmamız ve târîhçe-i hayâtın en mühim mes’elesi olan Medresetü’z-Zehrâ’nın Van’daki temelleri üzerine Reîs-i Cumhûr tarafından mecliste söylenen ve radyoda yayınlanan nutuktan anlaşıldığına göre, sevgili Üstâdımızın da tasdîki ile tahakkuk eden doğu dârülfünûnu ve mekteblere dîn dersleri mecbûrî okumak ve yeni çıkan kanunlar ile cebbâr ve zâlimlerin evvelce sevgili Üstâdımızı ve Risâle-i Nûr’u imhâ için o çok lastikli ve dindârlara bir köstek olan 163. maddeye ek olarak Saîd-i Kürdî’nin fa‘âliyetine mâni‘ olmak için kaydıyla mecliste alenen i‘lân edilen fıkrasına mukābil, hürriyet-i fikir ve kalem ile müellifin kanâatlerine hürmet ve onu sıyânet kanun altına alınıp resmîleşmek ve kat‘ileşmek üzere oluşu,

181

Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsânı ile artık merhûm Hasan Feyzî kardeşimizin haklı ve hakîkatli şehnâmelerinde umduğu ve müjdelediği günler, sevgili Üstâdımıza nasîb ve müyesser olmasını Kadîr-i Zü’l-Cemâl’den âcilen ve cümlemiz hakkında kabûl buyurmasını temennî ve niyâz eyliyoruz.

Çok müşfik Üstâdımız, Ahmed Kureyşî kardeşimizle gönderdiğiniz müjdeli selâmlar ve sıhhat, âfiyet haberleriniz bizleri son derece memnûn ve mesrûr eyledi. Cenâb-ı Hakk’a şükürler olsun, İnebolumuz duâlarınız berekâtıyla her zamankinden daha gayretli olmak azmindedir. İnşâallâh yakın zamanda Cevşenü’l-Kebîr münâcât-ı peygamberî asm tekemmül edecektir.

Sâlisen: Ramazân-ı Şerîften bu tarafa lütufkâr işâret ve himmetlerinizle Samsun’da ve Bafra’dan teveccüh eden vazîfemize lâyık olabilmek için karınca kudretince âcizâne çalışmaktayız. Son hafta içinde hem oradan bir kardeşimiz gelmiş gitmiş, hem de vâsıtamızla birkaç zâtlara mektûblar yazıp göndermişler. Bunları ne yapmak lâzım diye Nazîf ve diğer kardeşlerimizle istişâre ettik. Nihâyet siz sevgili Üstâdımıza arzetmeyi muvâfık bulduk. Evvelce olduğu gibi Husrev Ağabeyimiz vâsıtasıyla göndermek kalabalık olduğu için külfetli olur diye, doğru siz sevgili Üstâdımıza affınıza sığınıp takdîm ediyoruz. Zât-ı Üstâdâneleri arzu ve münâsib görürlerse, mektûbları sâhiblerine irsâl buyururlar. Bu meyânda

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç