EMİRDAĞ LÂHİKASI 4. CİLD

158

Efendim, kusurlarımızın affını tekrar ricâ eder, hürmetle el ve ayaklarınızdan öperek duâ ve himmetlerinizi bekleriz, ricâ ederiz efendimiz.

Bütün kardeşler, husûsen Ramazân ve Mehmed Yazıcı ellerinizden öperler. Diğerleri ayrı ayrı arz-ı hürmet ile ellerinizi ve ayaklarınızı öperler, efendimiz hazretleri.

Gönen’li Hâfız Mehmed ve Nimet hanım çok selâm ve hürmet edip ellerinizi ayrıca öpüyorlar.

İstanbul Nûrcuları ve üniversite Nûrcuları nâmına

Abdülmuhsin ve Ziyâ ve Emîn

Selâhaddin Çelebi’nin mektûbunun bu parçası müjdelidir. Berây-ı ma‘lûmât gönderildi.

(583)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Büyük Müncî, büyük Dâhî, büyük Mürşit, Üstâd-ı Mükerremimiz Efendimiz Bedîüzzamân Hazretleri’ne,

Dünya zulmeti dağılır gibi, Allâh-ı Zülcelâl Hazretleri’nin mukadder kıldığı semâvî âyetlerden tereşşuh eden Risâle-i Nûr’un o mukaddes vazîfeyi bihakkın yapmasından dolayı îmânını nûrlandıranların şükrânlarını takdîm etmekle, büyük kusurlarımızın affını ricâ ederim.

159

1Âlem-i İslâm’a ve Hristiyaniyete hakîkat-i Kur’âniyeyi ve şer‘iyeyi i‘lân etmeye lâyık olan Ayasofya’nın tekrar câmi‘ olması için Hâcı Nazîf Çelebi gibi zâtlar, Fâtih’in İstanbul’u zabtının beş yüzüncü yıl dönümünde namaz kılmaya açılmasına çalışmaktadırlar. İnşâallâh muvaffak olacağız.

2Necip Fazıl Risâle-i Nûr’un sözler, mektûblar, lem‘alar, şuâ‘lar gibi sünûhâtla yazılmış âsârınızı aynen ve mektûb ve sâire lâhikalara âit kısımlarını da bugünkü edebiyatla yazabileceğini söyledi. Bu husûsta Ziyâ Bey kardeşimiz de yazacaktır. Necip Bey diyorki: Üstâd hazretleri beni kabûl etseydi, bu müsâadeyi verirdi diyor. Bu kereki istid‘âların sûretlerindeki birkaç kelimeyi değiştirmekle Ziyâ Bey’in aynen yazılmasındaki ısrarına canı sıkılan Necip Fazıl’a, Risâle-i Nûr’un eczâlarında kelime değişikliği olmaz, fakat istid‘âda ma‘nâ değişmemek şartıyla konabilir. Yine diyor:

Üstâdın üslûbu bizce hârikadır. Fakat bugünkü münevver diye geçinen adamlar bu yarayı Bedîüzzamân’ın olmasına hayret edecek diye bir misâlle beyân etti. Padişah güzel bir elbise giyer ve bir meclise gider. Orada ecnebî, frenk ve sâire sefîrler, vükelâlar var. Padişahın iskârpininin üzerine bir iplik, bir toz olsa, yâveri derhâl onu alır. İşte bu misâlle ne demek istediğini anlattı. Bence de size sorulmasına karar verildi.

160

3 Isparta’dan yirmi kadar sözler geldi. Ciltlenip size takdîm edilecek.

4Bizim Cevşenü’l-Kebîr yazılmıştır. Yalnız tab‘edilecektir. Şimdi kâğıt alacağım. On beş gün zarfında cilde gelir. Hemen size takdîm edilecektir.

5 Ziyâ, Muhsin, Emîn Bey kardeşlerimiz Gençlik Rehberi’nin kağıtlarının te’mîni ile meşgūldürler.

6 Câmiü’l-Ezher'e, Pâkistân Sefîri’ne, Roma Vatikan papaya birer Zülfikār hediye edilecektir.

7Almanya’da Müslüman reîsi Berlin câmi‘ imâmına bir Zülfikār hediye edilmişti. Vâsıta olan Hâcı Bey söyledi. Berlin gazetelerinde Gāyet kıymetdâr olan Bedîüzzamân Hazretleri’nin Zülfikār’ı tayyâre acentesi Hâcı Bey tarafından hediye edilmiştir diye yazılmıştır.

8 Sebîlürreşâd ve Büyük Doğu nun Risâle-i Nûr’un neşrindeki büyük vazîfelerini takdîr ve tebrîk ediyoruz. Şimdi de İslâm Nûru ismindeki bir mecmûa çıkartılacak. Ziyâ ve Muhsin Beyler de alâkadârdırlar.

Buradaki bütün kardeşlerimiz mübârek el ve ayaklarınızdan öper. Duânıza muhtâcız efendim hazretleri. Cenâb-ı Hakk ebediyen râzı olsun, sizden ve Risâle-i Nûr talebelerinden.

Kusûrlu ve günâhkâr talebeniz

Abdurrahmân Selâhaddin Çelebi

161

Üstâd-ı fâzılânemiz Efendimiz Hazretlerine,

Efendim, bu yazıdan sonra Câmiü’l-Ezher’e kitablar hareket etmiştir. Ve şunları gönderdik: Zülfikār, yeni gelen Sözler Mecmûası, Târîhçe-i Hayât, yeni huruf Küçük Sözler.

Abdü’l-Muhsin, Ziyâ, Emîn

(584)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Mecmûalara girmeyen mektûbâtı dahi makine ile teksîr etmek, erkânların münâsib gördüğü kısımlar teksîr kağıdında, Husrev’in pek pek kıymetdâr tashîhiyle yazılması bugün hâtırıma geldi. Birden aynı zamanda nûr Efesi Hâcı Sâmî geldi. Sâmî mektûbumdur.

Saîd

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Çok Sevgili Üstâdım Efendim,

Cânib-i vâlâlarına sonsuz hürmetlerimi takdîmden sonra, mübârek yed-i saâdetinizi takbîl ederim. Ömr-ü âfiyetinizi Cenâb-ı Hakk ve Rabbü’l-felak ve Feyyâz-ı mutlak ve Tekaddes Hazretleri’nden istircâ ve istirhâm ve istid‘â ederim.

Efendim, bendeniz Hâdim Kazâsı’nın Gezer Köyü’nden olup, elyevm Konya’nın Karaarslan Köyü’nde ikāmet etmekteyim. Mezkûr köyde imamlık vazîfesinde istihdâm edilmekteyim. Bundan iki mâh mukaddem Konya’da Hâfız Mustafâ Efendi’nin pederi yorgancı Hâcı

162

Mehmed Efendi dükkânında konuşmakta iken, Asâ-yı Mûsâ as isimli nûr menba‘ından cereyân eden bir kitab-ı mübârek yed-i âcizâneme vâsıl oldu. Bu muhterem kitabı mütâlaa ettim. Aynı zamanda açılan taze bir gül gibi bütün letâifim ve rûhâniyetim açıldı. Ve bu kitab-ı mübâreki bitirdikten sonra Zülfikār, Sirâcü’n-Nûr, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, Tılsımlardan bir risâle, Eskişehir Mahkeme Müdâfaası gibi kitab-ı şerîflerinizi okuyunca, kendi nefsime hitâben dedim: Ey nefis, sen dünya sekri ile meskûr olduğunu bil. Muhterem nûrları nûrlar dâhîsi otuz seneden beri taksîmât-ı nûrdan dolayı mahkemelerde infilâk eden bombaların misl-i ra‘d sadâlarını işitmedin mi? diye nefsimi ilzâm ve ithâm edercesine bir zaman müteessir oldum. Bu taraftan da Elhamdülillâhi teâlâ nûr gemisinin mellâhına yani kaptanına bir hizmetçilik veyâhûd bir köle olacağımı farzederek ferah-nâk oldum. Lütfen kabûlünü ve kabûl buyurulmasını zât-ı sâmîlerinizden beklerim.

Risâle-i Nûr elime geçtiği günden beri her ân tarafınıza varıp zât-ı sâmîlerinizi ziyâret etmek şerefiyle müşerref olmak arzusuyla yola çıkacağım zaman bir kabz, bir sıklet, bir fütûr, bir müsâmaha husûle geliyor. Bunun sebebini anlayamadım. Kendi kendime şöyle bir tefekkür ettim. Herhalde benim bu nefsim gāyet kirli olduğundan, o âlî bahr-i enverde tathîre müsteid olmadığım için cereyân gelmiyor diye düşünebildim. Ma‘lûm-u âlîniz Efendim, elektrik makineleri çalıştığı hâlde lâmba bozuk

163

olunca yanmaz. Diğer taraftan da yani Risâle-i Nûr makinelerinden süzülmüş Asâ-yı Mûsâ as tezgâhında nesc olunan taze lambalardan alıp, mâsivâ kiri ile kirlenen lâmba camlarını değiştirmeye muvaffak eden Rahîm-i zü’l-Celâl, Kerîm-i zü’l-Kemâl olan Rabbimize mahlûkāt adedince şükürler olsun.

Bu târihten yedi sene mukaddem, merhûm olan pederim Mehmed Efendi rahmetullâhi aleyhten aldığım bir ilm-i fıtri ile, nefsimi cadde-i şerîat ve tarîkatine da‘vete mücâhede ile çalışırken ve şerîat kitablarını mütâlaa edip ehl-i îmâna sünnet-i Ahmediyeyi asm karınca kaderince alâ kaderi’l-imkân beyâna çalışırken, küfr-ü mutlak ve zındıka topu patladı. Mezkûr topun gāyet semli duhânını yaşatan, ümmetimin Deccâl’ı buyurduğu şahıs, ulemâyı mesmûm etti.

Ma‘lûm-u âlîniz, manzûr-u fâzılâneniz, İmâm Gazâlî ks ihyâsında hadîs-i şerîfler yazmıştır. Bendeniz 326 doğumluyum. Pederimden aldığım tasavvuf seyfi ile mezkûr Deccâller ile çok harbettim. Fakat kendi nefsimi mezkûr seyfle katledemediğimden, bir semere hâsıl olmadı. Elhamdülillâhi Teâlâ, küfr-ü mutlak ve zındıka topundan zuhûr eden zehirli dumanı ve acı sadâsını nûrlar sâikalarından çıkan şihâbürrasat hakîkatleri münkirleri iskât etti. Elhamdülillâhi Teâlâ, mü’min-i muvahhidîni de ve ulemâ-yı âmilîni de cadde-i azlemden cadde-i envâra vaz‘etti. Otuz seneden beri çirkin çehreli ve gāyet nâtıkaları acı اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمٖیرِ sadâlarını Türkiye’den Akdeniz ve Karadeniz’in şimâlinde susturdu.

164

Ulu tanrımıza hesabsız hamdolsun, Risâle-i Nûr’dan aldığımız parlak bir nûrla bütün Müslümanlar mütenevvir olmaktadır. İnşâallâhürrahmân Nûr Risâleleri’ni nesceden fabrikanın müdürü ve me’mûrları daha çok nûrlar saçacaklar. Kendi nefsime hitâben derim ki: Ey nefsim Otuz seneden beri Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın nidâsını yayan münâdînin misl-i ra‘d olan nidâsını neden işitmedin? Bundan iki mâh mukaddem aşktan Cenâb-ı Kibriyâ ve Tekaddes Hazretleri’ne çok şükret. Bu yüksek Üstâdımıza Hakk’tan ömür iste, talebe ol, hatta köle ol, hatta yolunda canını fedâ et, dedim.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Çok günâhkâr, âciz, abd-i hakîr, talebe olmak isteyen ve nûr talebesi defterine geçtiğini kat‘iyen bilen talebeniz, Konya’nın Karaarslan köyünde aslen Hâdimli Hatîb Ahmed

Kusurlarımın affını dilerim, mübârek ellerinizden öperim. 12 Kânûn-u Evvel 1369

Birinci müşkilim: Ma‘lûm-u manzûr-u fâzılâneniz başka kitablarda, bilhassa ulemâ-yı mütekellimîn rahmetullâhi aleyhim ecmaîn, İctihâd kapısı kapandı buyuruyor. Buna dâir daha çok mes’elelerde muhâlefet görünüyor.

İkinci müşkilim: Bir hâfız, Kur’ân tilâvet ederken Kur’ân’a müteveccih olmak mı efdal, kıbleye müteveccih olmak mı?

165

Üçüncüsü: İspirto ile kahve, çay kaynatmak. Dördüncü: Kādıhân rivâyetle devr-i şer‘î mes’elesi Ebû Saîd el-Hâdimî bir kitabında ve Alî Efendi fetvâsında daha bir çok kitablarda ma‘lûmunuz tahrîr ediliyor. Beşinci: Birisi bankalardan alınan paralar. Altıncısı: Bir zevc, zevcini talâk-ı selâse ile tatlîk ettikten sonra zevci âhare varmadan nasıl helâl olur?

Yedinci: Zamanımızda elyevm mevcûd olan müftülerin, vâizlerin hürmeti, Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân hürmeti ile sâbit olan inhisârlar ve sâireden gelen paralardan ve şu hükûmetten aldıkları para nasıl helâl olur?

Efendim, affediniz, zamanımızda bu mezkûrat pek çok lâzım oluyor. Lütfen bu husûsta bir kitabınıza muhtâcım.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Ellerinizden öperim.

(585)

Eski usûl medrese dersi veren Van tarafından Urfa’ya gelen ve orada iskân olan Mollâ Hamîd’in mektûbudur.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

Mürşidimiz Bedîüzzamân’ın Cânib-i Âlîsine,

Her şeyin Cenâb-ı Hakk’a karşı bir tesbîh-i şükrânesi olmakla, tesbîh ve şükrânemi îfâ ediyorum. Bahâsına kıymet takdîri mümkün olmayan besmele-i şerîf ki, kitab

166

ve defterler başına konuyor. Binâen aleyh şu mektûbumun başını yeşil ve parlak mürekkeble nakş ve müzeyyen ettim. Meveddetli muhâberât ağızlarından kalemler dilleriyle arz ve muhabbet ediyorum. Şol Allâh-ı Zü’l-Celâl Hazretleri’ne medh ü senâ cihetiyle suûbât ve küdûrâtımız sürûra mübeddel olmasından dolayı hamd ü senâlar eylerim.

Halkın en şereflîsi olan zât-ı ulüvv-i Cenâb’a da salât ve selâm ile inşirâh-ı hâl ve ferahyâb olduğumdan, salât ve selâmımı dâimâ üzerlerine ve âl ve ashâb üzerlerine, geceler karardıkça, gündüzler aydınladıkça, dâimâ ve müstemirren salât ve selâmlar eylerim. Bundan sonra, güzel kokulu ta‘zîmât-ı fâikamla duâ ve senâmı zât-ı âlî kadrlerine ihdâ ve sabahleyin âleme nûrunu işrâk eden güneş misüllü gāyet de menfaâtli hisseleri zât-ı uluvv-i meâbinize lâyık ve münâsib görerek şu satırla ifhâm ve tefhîmden âciz oluyorum. Mea’l-kusûr kabûlünü istirhâm eylerim.

Zîrâ nice Rabbânî sırlar ma‘deni ve nice Samedânî ma‘rifetler mahzenisiniz ki, ancak hadîs-i şerîfdeki تَخَلَّقُوا بِاَخْلَاقِ اللّٰهِ وَبِاَخْلَاقِ رَسُولِ اللّٰهِ sırrına mazhar düşen ma‘rifet deryası ve eltâf-ı inâyet-i meâbı, ümit ve arzukeşlerin melce’ penâhî zât-ı veliyyü’l-ekremîlerine mahsûs ve müntahî olduğundan, Hümâ-yı Hüdâ-yı Müteâl Hazretleri ömür ve âfiyetlerini müzdâd ve hayât-bahşâ-yı ümid visâl ve bu sâyede biz âcizlerine terahhüm buyursun. Mürseller ulusu hürmeti için duâlarımız kabûl buyurulsun. Hazretinizden duâ-yı hayriyenizi ricâ ve dâimâ nazarınızdan gāib olmayıp

167

mukaddes kalbinizde hazır bulunmamı niyâz ile ellerinizi ve ayaklarınızı öper, Allûh-u Teâla’nın selâmını sizlere, talebelerinize, ulemânıza, akrabanıza, ahbâblarınıza tahiyye ediyorum.

Eğer ayağınız türâbına yüz süren fakîr bendelerinden suâl buyurulursa, sizlere olan şevk ve dînî borcumu îfâ ile mükellef ve şikâyetim ise zât-ı âlînizden umuyorumki, bikāı kavlinin kabulünün ma‘nâsını اَسْتَعٖیذُ بِاللّٰهِ وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فٖیمَٓا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فٖیهِ kavl-i kerîminde hatîb Şirbînî tefsîrindeki müşkilâtımın hallini ve hâl ve ahvâlinize dâir haberlerle serîan cevabınızı ricâ ediyorum. Abdülkādir’il-kadrî ve cemî‘ talebelerimle ellerinizi ve ayaklarınızı öper, hayır duânızı dirîğ etmemenizi temennî ve istirhâm ediyoruz. Artık siz de îfâ buyurunuz, هٰذَا قَوْلُ الْبِقَاعٖی; اِلٰی اٰخِرِهٖ hall ve tefsîri Üstâd-ı Ekremîlerinden mahsûs ve ma‘tûftur.

Bu Arapça mektûbu Türkçe’ye tercüme eden talebeniz, aynı derece hürmetlerle hâk-i pâye yüz sürer ve sonunda وَاِنّٖی وَاَسْطَارٍ سُطِرْنَ سَطْرًا مُنْلَا عَبْدِ الْحَمٖیدِ لَقَائِلٌ یاَ نَصْرُ نَصْرٌ نَصْرًا receziyle kelâmına nihâyet.

Çok kusûrlu talebenizden Atabeyli Hasan Vehbî

168

[586]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Azîz Kardeşlerimiz,

Avukatımız temyîze bir istid‘â yapmış ve Afyon’daki kitablarımızın tamamını müsâdere eden karârnâme ile bana gönderdi. Ben de istid‘â ve karârnâmeyi Ankara’daki Nûrculara bu hulâsa ile berây-ı ma‘lûmât gönderdim. Bu hulâsa da size gönderildi.

Saîd

Mahkeme-i Kübrâ’ya Şekvâ ve Müdâfaât’ın bir hâşiyesi olan parçanın hulâsasıdır.

[Size bu def‘a mahkeme-i temyîze gönderdiğimiz avukatın Temyîz mahkemesine gönderdiği istid‘ânın sûretidir. Ve dehşetli karârnâmeye karşı hulâsası, sizin tarafınızdan bu meâlde, müsâdere karârnâmesine mukābil dîndâr meb‘ûslara verirsiniz.]

Bu tarzda müsâdere, ne derece kanuna muhâlif ve demokrat hükûmetini tanımamak ve Adliye Bakanı’nın verdiği emri ne derece dinlemediklerini ve ehemmiyet vermediklerini gösteriyor. Ve adliye adâleti hâricinde dehşetli bir garaz hükmediyor.

Evet, elem ve ızdırâblar yüklü bulunan ve kitablarımızın ellerindeki tamamını, binler kelimeden bir iki kelimeyi suç mevzû‘u bahânesiyle vermek istemediklerini ve bu sûretle nûrların neşrine mâni‘ olmak istediklerini ve suç diye gösterdikleri

169

Noktalarda, bizim tarafımızdan müdâfaâtımızda, onların seksen bir hatâları hatâ-savâb cedvelinde isbat edilmekle açık garazkârlıklarının gösterildiğini;

Hem elyevm yasak olmayan yüz binler tefsîrlerde yazılı bulunan tesettür ve irsıyet hakkındaki iki âyetin birkaç satırlık tefsîri yüzünden, dünyada hiç bir kanunun müsâade etmediği acîb bir zulüm ile, dört yüz sahîfelik Zülfikār Mecmûasını müsâdere edip bize vermemek sûretiyle bir zulüm irtikâb ettiklerini;

Hem Afyon’da iki sene ellerinde kalan bütün Risâle-i Nûr’un parçaları, daha evvelden hem Denizli, hem Ankara, hem Isparta mahkemelerinde berâet ettirilip sâhiblerine iâde edildiğini ve bilâhere Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ’yı ruhsatsız neşr bahânesiyle Isparta Hükûmeti müsâdere edip dört sene zabtettikten sonra, hiç biri noksân olmadan yüz yetmiş mecmûayı bize iâde ettiklerini;

Ve bizim en mühim suçumuz, Risâle-i Nûr’un mahrem bir parçasında elli sene evvel bir hadîsin tefsîrinde, cebrî kanunlarla şapkayı giydiren ve Dîn-i İslâm’ı bu mübârek Türk Milleti’nden kaldırmak için Lozan Muâhedesi’nde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücûmlarına rağmen hiç bir hakîkî Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet-i İslâm için pek çok zararlı olduğunu, ef‘âliyle isbat eden ve hadîs-i şerîfin haber verdiği o müdhiş şahıs kendisi olduğunu, hayat ve memâtıyla gösteren M K. le,

170

bir mahrem eserde dîn yıkıcı, Süfyân dediğimizi ve kalplerdeki sevgisini bozmaya çalıştığımızı isnâd edip, kararnâmede mahkûmiyetimize sebeb olduğunu ve mahkeme-i temyîzin Afyon Mahkemesi’nin bu haksız kararını bozmasıyla yeniden görülmeye başlanan da‘vâ, af kanunu çıkmasıyla, dosyalarıyla ve bütün Nûr eserleriyle çürütülmek için mahzene atıldığını ve bilâhere Adliye Bakanlığı’nca, Sungur’un keşîde ettiği telgrafı üzerine bütün eserlerin verilmesine emir verildiği hâlde, hiç biri iâde edilmeyerek, yeniden suç mevzû‘u olanlarını tefrîk etmek, belki tamamını suç mevzû‘u yapmak istemeleriyle Risâle-i Nûr’un tâm serbestîsine mâni‘ olmak istediklerini bildiren ve üç seneden beri bizi aldatan böyle eşhâsa, Nûr’un işlerini bırakmamak için başbakan ve Adliye Bakanı’nın nazar-ı dikkatlerine arzedilmek üzere bu meâlde adâletperver demokratlara istid‘â yazılması, vatan ve millet menfaatine lüzûmu var.

Lafza-i Celâl üzerinde i‘câzı gözle görülen Kur’ân’ımızı almak için istid‘â ile Diyânet Riyâsetine mürâcaat edilmesi gibi, sırf garazla ve ecnebî parmağıyla aleyhimize dönen işlerden ve işkencelerden bizi ve Âlem-i İslâm’ı pek çok sevindiren demokratların dikkat edip Nûrcuları kurtarmalarını, hürriyetperver hükûmetten ricâ ederiz.

Saîd

171

(587)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Acele ve dar vakitte yazıldı, kusura bakmayınız.

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Velâdet-i fahr-i âlemin asm, kâinâtı tenvîr gecesi ve onunla Âlem-i İslâm’ın ma‘nevî büyük bir bayramının fecrî olarak sizleri bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz.

Sâniyen: Hâcı Sâmî’nin size haber verdiği mektûbât teksîr edilsin. Yalnız mektûbâttan başka risâlelerde teksîr olunan parçalar yazılmasın. Hem Yirmi Dokuzuncu Mektûb’un tevâfukāta dâir kısımları, hem Yirmi Sekizinci Mektûb’un yine tevâfukāta dâir kısmı herkese fâidesi olmadığından şimdilik yazılmasın. Küçük Mektûblardan Onuncu Mektûb Sözler Mecmûası’na girdiğinden yazılmasın. Ve On Birinci Mektûbun İkinci Mes’elesi, Barla yaylası ile başlayan kısım, o da Sözler Mecmûası’na girdiği için yazılmasın.

Yirminci Mektûbun baştaki sahîfesi yazıldıktan sonra, Birinci Makām İkinci Makām’a kadar Asâ-yı Mûsâ’ya girdiği için yazılmasın. Daha münâsib gördüğünüz tarzda yaparsınız. Bazı cümleler veya fıkraları da çıkarabilirsiniz. Veya ilâve edebilirsiniz.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç