
SAYFA 125
azîz ve nâil-i murâd olmalarını Hakk Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyler, pek mübârek ellerinizden takbîl ile duâ-yı dâimî ve ebedîlerini temennî eyler, Allâh’a emânet eylerim efendim hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Müntehâ-yı zirve-i hîçte biricik abd-i gubâr Osmân Nûrî
Bunu da berây-ı ma‘lûmât ve Lâhika’ya girmek için gönderdik.
Husrev’in İhvân-ı Müslimîn’e yazdığı mektûbudur.
(570)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Halep’te İhvân-ı Müslimîn’in Mübârek Cem‘iyetine,
Sizleri ve kıymetdâr cem‘iyetinizi bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Eserleriyle fuhûl-ü ulemânın ve fuhûl-ü müfessirînin en yükseği olan Bedîüzzamân Hazretleri’ne kıymetdâr cem‘iyetinizin mübârek bir a‘zâsı tarafından yazılmış olan bir tebrîki takdîm etmiştik. Bedîüzzamân Hazretleri’nin bizlere yazdığı cevâbı mektûblarında, o kıymetdâr, bî nazîr Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri sizleri binlerle tebrîk etmiş ve Anadolu’da İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyeti’nin halefleri olan Nûrcularla Arabistân’da İhvân-ı Müslimîn
SAYFA 126
mensûblarını iki kardeş olarak, Hizbü’l-Kur’ân’ın ve İttihâd-ı İslâm Cem‘iyet-i Kudsiyesi dâiresi içinde çok saflardan iki muvâfık ve iki müterâfık saf teşkîl ettiklerini müjdelemiş ve İhvân-ı Müslimîn Cem‘iyeti’nin Risâle-i Nûr’la ciddî alâkalarıyla beraber bir kısmını Arapça’ya tercüme edip neşretmek niyetlerinizden fevka’l-had memnûn olduklarını ve mübârek cem‘iyetinizin Urfa’daki nûr şâkirdleriyle ve nûr eczâlarıyla himâyetkârâne alâkadâr olmasını yazmaklığımızı bizlere emretmiş bulunuyorlar.
Ey azîz ve necîb kavm-i Arabın nûrânî a‘zâları Târîhin a‘mâkına gömülen mâzîden istikbâle atlayan ecdâdlarımıza bu millet-i İslâm’ı parçalamak için bin dört yüz seneden beri hücûm eden küffâr orduları, en nihâyet Birinci Harb-i Umûmî’de emellerine muvaffak oldular. Türk ve Arap iki hakîkî Müslüman kardeşin bin senelik sarsılmayan muhabbetlerini, pek çok desîselerle, yalanlarla söndürdüler. Ehl-i İslâm’ın, nev‘-i beşerin medâr-ı fahrı ve bütün mevcûdâtın sebeb-i hılkati ve bütün füyûzât-ı İlâhiyenin mazharı o Âlî Peygamberin asm Ravza-i Mutahhara’sına yüzler sürmek için pek büyük bir iştiyâkı kalplerinde yaşattıklarına tahammül edemediler. O Âlî Peygamber-i Zîşân’ın asm küçücük bir iltifâtına mazhar olmak için rûhlarına varıncaya kadar her şeylerini fedâ ettiklerini hazmedemediler.
Bin dört yüz seneden beri zemînin yüzünde, zamanın sahîfeleri üzerinde, şehîdlerin ve gāzîlerin beyaz kılıç kalemleriyle, kırmızı mürekkeplerle yazıp, târîhe emânet
SAYFA 127
bıraktıkları medâr-ı iftihârları muhteşem yazılarını Müslümanlığa unutturmak istediler. Bu azimle yürüyen o amansız düşmanlar, pek acı işkenceler altında senelerle ezdikleri Türk ve Arap bu iki kardeşi, bir daha ittihâd etmemek için en müthiş muâhedelerin zincirleriyle bağladılar. Çelik çemberler altında senelerle inlettirdiler. Her türlü şenâati Müslümanlığa icrâ ettiler.
Heyhât, inâyet-i İlâhiyenin tekrar yâr olacağını, Risâle-i Nûr gibi pek büyük ve hârika bir tefsîr-i Kur’ân’la ve onun Âlî Müellifi Bedîüzzamân'la Müslümanlığın bir büyük zaferini bilemediler ve göremediler. O eserler ki, Vahdâniyet-i İlâhiye ile Risâlet-i Ahmediyeyi asm ve hakîkat-i haşriyeyi o kadar kuvvetli ve hakîkatli bürhânlarla, o kadar parlak bir sûretde isbat ediyor ki, şimdiye kadar hiç bir feylesof, hiç bir âlim karşısına çıkıp i‘tirâz edememiş.
Biz Türkler, sâdâtı kesretle içinde bulunan ve necîb kavm-i Arap olan sizlere ve sizin ecdâdlarınız olan Sahâbe-i güzîne, Allâh nâmına, Peygamber-i Zîşân asm hesabına, sonsuz bir sevgiyi ve nihâyetsiz bir hürmeti dâimâ kalbimizde rûhumuzda besliyoruz ve yaşatıyoruz. O Âlî Peygamber-i Zîşân asm için ve onun âlî dîni için başta rûhumuz her şeyimizi fedâya hazırız.
Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve kereminden büyük bir ümit ile yalvarıp istiyoruz ki, sevgili Üstâdımız Bedîüzzamân Hazretleri’nin verdikleri haber-i beşâretleri ki, Türk ve Arap
SAYFA 128
bu iki hakîkî kardeş millet, inşâallâh pek yakın bir âtîde ittihâd edecek. Ve o ittihâd sâyesinde o müthiş düşmanların Müslümanlar içine saçtıkları fesâd tohumları kendi yüzlerine atılacak. Ve zincirler altında inleyen dört yüz milyon Müslümanlık yeniden refâha kavuşacak.
Başta muhterem cem‘iyetinizin muhterem reîsi olarak bütün a‘zâlarına binlerle selâm ve hürmetler eder, sonsuz sevgi ve saygılarımı takdîm eder, muvaffakiyetinize duâ eder, Urfa’daki Nûrcu kardeşlerimizle ve Nûr Risâleleri’yle himâyetkârâne alâkalarınızın temâdî ettirilmesini ricâ eder, sevgili muhterem ve kahraman kardeşlerimiz efendimiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ
Risâle-i Nûr’un ve Bedîüzzamân’ın kusûrlu bir şâkirdi Husrev
(571)
اَیُّهَا الْاُسْتَادُ الْاَعْظَمُ وَالْاَكْبَرُ وَالنُّورُ وَالشَّفٖیقُ وَالْعَزٖیزُ وَشَمْسُ الْهِدَایَةِ وَوَسٖیلَةُ السَّعَادَةِ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ وَبِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ عُمْرِنَا فِی الدُّنْیَا وَالْاٰخِرَةِ اَبَدًا دَٓائِمًا اَلْفُ اَلْفِ اٰمٖینَ
Çok Sevgili, çok Azîz Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Risâle-i Nûr’un bir azîz kahramanı ve Medresetü’z-Zehrâ’nın bir âlî fedâkârı ve
SAYFA 129
Rehber-i âhir zaman ve tesellî-i ehl-i îmân sevgili Üstâdımız efendimiz’in en emîn, en fedâkâr, en muhlis, en sevgili şâkirdi ve Risâle-i Nûr’un ne kadar yüksek ve ulvî bir muallim-i ekber, bir üstâd-ı a‘zam olduğuna, ona tâm bir talebe olmakla şehâdet eden ve nûrun dersinden aldığı bir hakîkatle yirmi senedir bütün hayatını, malını, canını ve cânanını bu hakîkî can için ve cânân için fedâ eden ve bu hayatının şehâdetiyle hakîkî ve tâm hâlis, fenâ fi’n-nûr olan ve bu sebeble Risâle-i Nûr’un ulvî haysiyet ve şerefine zerrecik bir şüphe gelmemek için maddî ve ma‘nevî haysiyet ve şerefini fedâdan çekinmeyen, bu büyük cihâd-ı ekberde Risâle-i Nûr’u neşretmekte cesâret ve metânette, tedbîr ve harekette, bağlılık ve tesânütte, sadâkat ve ihlâsta bir kahraman olduğu gibi, ibâdet ve takvâda, ilim ve irfânda, huzûr ve ma‘neviyâtta dahi büyük bir kahraman, hem zâkir ve şâkir, münîb ve muhib, âşık ve hâmid, ârif ve muvahhid olarak Risâle-i Nûr’un nûrânî bir şâkirdi ve o nûrdan gelen feyz ve in‘ikâsla ve ona tâm sarılmasının ve ona tâm bağlanmasının şehâdetiyle, akıl ve fikri hârika olduğu gibi, kalbi ve rûhu dahi hârika olan sevgili Üstâdımızın talebesi ve bütün Nûrcular öyle bir kardeş ve ağabeye mâlik olmakla iftihâr ettikleri ve ebediyen iftihâr edecekleri kıymetli ağabeyimiz Husrev’in Risâle-i Nûr hesabına ve Risâle-i Nûr’un diliyle yazdığı ve Suriye’deki İhvân-ı Müslimîn’e gönderilmek üzere adresleri yanında bulunmadığından, biz bîçâre, hakîr talebelerinize gönderdiği ve sûretini alarak aslını
SAYFA 130
İhvân-ı Müslimîn’e gönderdiğimiz bu çok güzel mektûbunu siz sevgili ve çok mübârek Üstâdımız hazretlerine takdîm ediyoruz.
Biz âciz, hakîr talebeleriniz, kahraman ağabeyimiz Husrev’in bu çok kıymetli ve aynı hakîkat mektûbuna bütün rûh u cânımızla imza basıyoruz. Ve müşfik Üstâdımız Efendimiz'den yalvarıyoruz ki, bu mübârek mektûbu lâhikalarımıza kaydedelim.
Hem sevgili Üstâdımız, bizim çok kusurlarımızı ve hatalarımızı af buyursunlar. Bütün kardeşlerimiz binler hürmet ve selâmlarımızla mübârek el ve ayaklarınızdan öper, ulvî duâlarınıza el açtığımızı arzederiz, sevgili Üstâdımız efendimiz hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Çok kusûrlu çok âciz talebeleriniz Ankara Nûrcuları
(572)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Ben hadsiz şükür ederim ki, sehivler pek azdır. Sizi rûh u cânımla tebrîk ederim.
Sâniyen: Barla’lı kardeşimiz Bahrî bana dedi, matbû‘ Onuncu Söz’den bir kısım nüshalar Barla’da kalmış. Varsa siz alınız, bana gönderiniz.
Sâlisen: Ben Denizli ile pek çok alâkadârım. Ve oraya müştâkım. Fakat şimdi ihtiyâr elimde değil. Siz fedâkâr Ahmed'lerin mektûblarına cevâb veriniz.
Saîd
SAYFA 131
(573)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Müşfik, çok Azîz, çok Mübârek ve çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Evvelen: Binler selâm ve arz-ı hürmetler eder, mübârek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize duâ eder ve duânızı yalvarırız.
Sâniyen: Ankara’da Risâle-i Nûr’un fütûhâtı, bin Mâşâallâh, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun, gerek üniversite gençliği ve gerekse mühim mevki‘lerdeki kimseler arasında fevkalâde bir tarzda devam etmektedir. Bir kısım üniversiteliler, dîn mevzû‘unda her hafta konferanslar verecekler. Bunlardan bir kısmı tamâmen Risâle-i Nûr’dan okunacak. Diğerlerinde de Risâle-i Nûr’dan verecekleri konferans mevzûunu arayacaklar ve anlatacaklardır. Aralarında birbirlerine kitab tavsiye ederlerken, en başta Nûr Risâleleri’ni tutuyorlar. Bu cumartesi akşamı birinci konferans, îmân mevzûundan bir Nûrcu kardeşimiz tarafından verildi. Yedinci Recâ’dan, Asâ-yı Mûsâ’dan, Yirmi Üçüncü Söz’den îmâna dâir olan bahislerden aynen okunmuştur. Ve şöyle demiştir:
Arkadaşlar, vatan ve millet ve gençliğimizin her sâhadaki terakkî ve teâlîsi tahkîkî îmân dersini almakla, dinen kalkınmakla mümkündür. Evet, dinen ve ma‘nen uyanacağız. Fakat
SAYFA 132
bir çok dînî ma‘lûmâtlardan en başta îmâna dâir olan bilgileri almamız lâzımdır. Zîrâ en yüksek hakîkat îmândır. Îmânsız insan, insan olamaz.
Sonra mason ve komünistler bütün kuvvetleriyle îmâna taarruz etmişler. Öyle ise, bizim de bütün kuvvetimizle îmânımızı kurtarmaya çalışmamız lâzımdır. Ve en evvel ve en başta îmânımızı kurtaracak Risâle-i Nûr’u okumamız kat‘îlerin kat‘îsi olarak kat‘î lâzım ve elzemdir. Bu vatanda yirmi yedi yıldan beri olan, târihte görülmemiş bir eşedd-i zulüm ve istibdâd-ı mutlak içinde îmânını muhâfaza eden ve dalâlet ve bid‘atlara uymayan, Risâle-i Nûr’dan tahkîkî îmân dersini alanlar olmuştur. Ve târihte emsâli geçmemiş bir taarruza, ancak ve ancak Risâle-i Nûr’dan tahkîkî îmân dersini alanlar dayanabilmiş ve onlarla târîhî bir mücâhede yapmışlardır. Görülüyor ki, Risâle-i Nûr’dan fert fert, şahıs şahıs tahkîkî îmân dersini almamız, ekmek ve suya ihtiyacımızdan ziyâde olan zarûrî bir ihtiyacımızdır.
Çok azîz ve sevgili Üstâdımız, efendimiz hazretleri,
Bu toplulukta üniversitenin her fakültesinden talebeler ve profesör ve meb‘ûs da vardı. Risâle-i Nûr okunurken, bunlarda husûle gelen ahvâl-i rûhiyeyi anlatmaya muktedir değiliz. Risâle-i Nûr’dan feyz alan bu kimseler, size lisân-ı hâl ve kâlleriyle çok fazla minnetdâr olmuşlardır. Mübârek Üstâdımıza her ân, her saniye minnet ve şükrânlarımızı arzediyoruz.
SAYFA 133
Sâlisen: Vekâlette bulunan ve nûrlara çok müştâk olup hayret ve takdîr ve tahsînlerle okuyan Bedri Bey, çok selâm ve arz-ı hürmetler ederek duânızı istirhâm ediyorlar.
Râbian: Zübeyir arzediyor ki: Çok azîz Üstâdım efendim hazretleri, Risâle-i Nûr bu çok kusûrlu talebenizi Adana’ya bağlı İslahiye kazâsına ta‘yîn etti. Bu ta‘yînde ihtiyârımız hiç karışmadı. Ve ihtiyârımız olmadan kahraman Ceylan kardeşimizin yakınına gönderilmemden o kadar memnûn ve mütehassis oldum ki, Cenâb-ı Hakk’a şükürler ediyorum. Siz sevgili Üstâdımdan uzakta kalacağım. Bu cihetten fazla üzüldüm. Duâ buyurun, Risâle-i Nûr’a ihlâs-ı tâmme ile çalışayım ve siz sevgili Üstâdımızla dâimâ berâbermiş gibi olayım. Bugün Ankara’dan ayrılıyorum. Duânıza çok muhtâcım. Allâh’a ısmarladık der, arz-ı ta‘zîmât ve ihtirâmla el ve ayaklarınızdan öperim. Cenâb-ı Hakk siz sevgili Üstâdıma sıhhat ve âfiyetle uzun ömürler ihsân buyursun. Duâlarınızı dâimâ makbûl eylesin. Âmîn âmîn, elfü elfi âmîn.
Buradaki bütün kardeşlerimiz arz-ı hürmetle binler selâm edip el ve ayaklarınızdan öpüyorlar. Duânızı yalvarıyorlar. Biz de tekrar tekrar el ve ayaklarınızdan öperiz, efendimiz hazretleri.
Üniversite nûr talebeleri nâmına çok kusûrlu talebeleriniz
Seyyid Sâlih, Abdullâh, Sungur, Ahmet, Zübeyir, Abdü’n-Nûr
SAYFA 134
Azîz, Sevgili, Muhterem, Müşfik Üstâdım Hazretleri,
Arz-ı ta‘zîmât ve takdîm-i ihtirâmât eder, mübârek el ve ayaklarınızdan öper, duânızı beklerim. Sevgili Üstâdım Efendim, bazı ehemmiyetsiz sebeb ve maslahatlardan dolayı Ankara’ya kadar geldim. Ve buradaki kıymetdâr Nûrcu kardeşlerimizle nûrânî sohbetlerde bulunuyoruz. Birkaç gün sonra kurb-u şerîfinize varacağım. Ve el ve ayaklarınızdan öpmek şerefine nâil olacağım. Urfa Nûrcuları derin hürmet ve selâmlarını arzedip ellerinizden öpüyorlar.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Ceylan
[574]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Benim Abdurrahmanım ve küçücük bir Husrev nâmını alan Ceylan, vazîfesini iki üç yerde tâm yaptı, geldi. Şimdi daha büyük bir vazîfe için Ankara’ya, Sungur gibi bir vekîlim olarak gönderiyorum.
Sâniyen: Bazı zâtların mektûblarını berây-ı ma‘lûmât size gönderdim.
SAYFA 135
Sâlisen: Benim Sözler Mecmûası’ndan ve İnebolu’dan gelen yeni harf târîhçe-i hayât ve eski harf cevşen'den bana gönderilecek nüshaların mukābili size ne kadar borcum olabilir?
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
[575]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşim Osmân Nûrî,
Mâdem Cenâb-ı Hakk senin kudsî niyet ve ihlâsınla Ankara’da en mühim genç Saîd’leri senin etrafına toplatmış. Mâdem Ankara’da benim bulunmamı lüzûmlu görüyorsunuz. Ben de şimdi nafakam ile tedârik ettiğim nüshalarımı o küçücük Medrese-i Nûriyeme benim bedelime gönderiyorum. Onların adedince Saîd’ler seninle komşu olurlar. Hem fedâkâr evlâdın çok fevkinde sadâkatla şimdiye kadar hizmetleriyle her biri birer genç Saîd olarak beş on Abdurrahmânlarım hükmünde Sungur, Ceylan, Sâlih, Abdullâh, Ahmed, Ziyâ gibi genç ve çalışkan Saîd’leri senin yanına hem benim vekîlim, hem senin talebelerin olarak benim bedelime o küçücük Medrese-i Nûriyeye nezâret ve bir nevi‘ dershâne olarak re’yinize bırakıyorum.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 136
(576)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
İnşâallâh elemsiz, kedersiz, âminen, sâlimen Emirdağı’na varır, huzûr-u hazrete girmek nasîb ve mukadder olur. Aynen şu yazdırdıklarımı hazrete münâsib ve müsâid zamanında lütfen bildirirsiniz.
Evvelen: Hazreti dâimen ebeden kalbî, rûhî, sırrî selâmlar ve hâtırlar, mübârek ellerinden takbîl ile duâ-yı dâimî ve ebedîlerini ricâ eylerim.
Sâniyen: Son def‘a takdîm eylediğim mektûb-u abîdâneme lütfen ve tenezzülen bizzât cevablarını beklerim.
Sâlisen: Mehmed Çalışkan’ımız delâletiyle هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی selâm ve kelâm ve teveccühât-ı kudsiyelerini aldım. Fevkalâde memnûn ve mütehassis oldum. Burada buyuruluyor ki:
Ankara’ya gelir isem, ne olsa orası kalabalık bir şehirdir. Pek çok insanlar benimle görüşmek ister. Ben ise, otuz seneye karîb bir zamandan beri görüşmeyi son derece azalttım. Esâsen sıhhat ve âfiyetim de müsâid değil.
Bu cihet, Hazreti a‘zamî düşündürdüğünü, tevârîh-i muhtelifede aldığım mektûblardan da pek âşikâr anlaşıldığı için, abdiâciz bu ciheti a‘zamî nazar-ı i‘tibâre aldım. Avn-ı Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm Emirdağı’ndan daha az bir sûrette
SAYFA 137
görüşmesine ve râhatsız edilmesine meydan vermemek için tedâbîr-i maddiyenin mea‘ziyâdetin îcâbları yapıldığını arzeylerim. Ve hatta Bedîüzzamân’ımızın Emirdağı’ndan Ankara’mıza getirilmesi için fevkalâde maddeten nümâyişe ve alâyişe meydan vermeden getirmeyi ne şekilde düşündüğümü Ceylan’ımızı da bi’n-nefs âgâh eyledim. Lütfen bu husûsta tafsîlât alabilirsiniz.
Râbian: Va‘d-i celîliniz vechiyle inşâallâh Ankara’mızı an karîb şereflendirmek tebşîrâtınıza leyl ü nehâr muntazır oldum. Medrese-i Nûriye’nizin ne derecelerde mezhep ve meşrebinize uygun ve son derece müstakil, kapısı ayrı olduğuna dâir Ceylan’ımızdan îcâb eden tafsîlâtı lütfen alabilirsiniz, pek mübârek Bedîüzzamân’ımız efendimiz hazretleri. Lütfen ve tenezzülen abdiâcizi pek büyük tevkîr buyuruyorsunuz.
Cenâb-ı Hakk, hüsn-ü zannınızı Habib-i Kibriyâ asm hürmetine tahkîk buyursun. Abdiâciz zât-ı hakîmânelerinin binde biri bile olamadığımı Hakk ve halk huzûrlarında dâimen ebeden mu‘terif olduğumu arzeylerim.
Sâdisen: Lütfen ve tenezzülen Ankara’mıza şerefbahş etmeleri, lâ şek ve lâ şüphe pek büyük bir tecelliyât-ı İlâhiyenin mazhar-ı mücellâsı olacağına bütün Nûrcular mütmainnü’l-kalbiz.
Sâbian: Kemâl-i ta‘zîmât ve tekrîmâtla zât-ı nûriyelerini ve bütün Nûrcularımızı selâmlar ve hâtırlar, iki cihânda azîz ve nâil-i murâd olmalarını ve olmamızı Vâcibü’l-Vücûd
SAYFA 138
ve Tekaddes Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eylerim. Dâimen ebeden duâ-yı irşâdiyelerini temennî ile Allâh’a emânet eylerim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Zerre: Osmân Nûrî
Osmân Nûrî’nin böyle mektûbları sebebiyle bana mahsûs kitablarımın kısm-ı a‘zamını benim için yaptığı küçük Medrese-i Nûriye, iki genç Saîd olarak Sungur’la Ceylan’ın nezâretinde o küçük Medrese-i Nûriyeye gönderdim.
Saîd
Bafra’da nûr talebelerinin bir mektûbudur.
(577)
(بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ تَعَالٰی)
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Âlem-i İslâm’ın vesîle-i nûru’l-irşâdı fevz ü felâhına hâdim Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Asrımızda bütün dünyaya serpilen Kur’ân’ın nûrları lehülhamd Cenâb-ı Rahmân-ı Râhim’in tecelliyât-ı sübhâniyesiyle, tarik-i irşâda müştâk olan fakîrlerin necât-ı îmânî ile tenvîr olan ihtiyâcımızın mevhibe-i Rabbâniyenin taalluku ile köleniz Hâcı Kemâl’in tavsiye ve telkîniyle hâsıl olan cehd-i rûhî ve aşk-ı ma‘nevîye medâr füyûzâtınızın mübârek nûrânî meş‘alelerinin ma‘nâ âlemlerinde kesretle hâsıl olan tecelliyâtlarıyla