
SAYFA 121
Üstâdımız şiddetli hastalık münâsebetiyle yazdığı bu şeyleri biz de tashîhe hak bulamadığımızdan, sizin gibi kardeşlerimize berây-ı ma‘lûmât gönderiyoruz.
Mehmed, Hayrî, İbrâhîm
Beni Ankara’ya almaya çalışan Osmân Nûrî’nin bu mektûbu berây-ı ma‘lûmât gönderildi.
(569)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Huzûr-u nûra
مَجْمَعُ الْمَزَایَا وَالْمَحَاسِنِ وَالْحَقَٓائِقِ وَالدَّقَٓائِقِ صَاحِبُ النُّورِ Bedîüzzamân’ımız Efendimiz Hazretleri,
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمُ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا سَرْمَدًا
هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی Ancak Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmiz asm ve himemât-ı reşâdiyeleriyle ikāmetinize her ân hazır, nâzır ve âmâde bir hâle gelen Medrese-i Nûriyelerini ebediyen rûh u cânınızla kabûl buyurmaları ve bir iki aya kadar Medrese-i Nûriyelerine teşrîf buyuracağınızı tebşîrleri ve va‘d-i celîl ve cemîlleri, abdiâcizi ve bütün Nûrcuları dilşâd buyurdu. Rûhumuza rûh nefheyledi. Allâh’ımıza her ân lâ yetenâhi hamd ü senâ ve Peygamberimize de sayısız salât ve selâm ve zât-ı nûriyelerine de Allâh’ımızdan kâffe-i sevdikleri hürmetine tazarru‘ ve niyâzımız, Hukûkullâh ve hukūk-u ibâdın haklarının ahkâm-ı Kur’âniyeye evfak sûrette ve mihver lâyıkında ayarlanması için efendimiz’e ömr-ü tavîl,
SAYFA 122
sıhhat ve âfiyeti tâmme ve kâmile ve selâmet ve saâdet-i sermediye şân-ı ulûhiyetiyle mütenâsib lütuf ve in‘âm ve ihsân buyurmasını leyl ü nehâr tazarru‘ ve niyâz ettik ve ediyoruz. Hemen Cenâb-ı Hakk münâcâtımızı ahsen-i şerâit dâiresinde müstecâb buyursun. Âmîn yâ Muîn.
Ah-i fillâhım bu kere lütuf buyurulan nâme-i nûriyelerinde buyuruyor ki: Senin böyle acîb zamanda benim gibi bir bîçâre, hasta ve garîp hakkında büyük iyiliğinizi ve şefkatinizi âhir ömrüme kadar unutmayacağım. O yaptığın menzili, ebedî bir Medrese-i Nûriye olarak rûh u cânımla kabûl ettim. Bu beyânât-ı kudsiyelerine ma‘rûzât-ı abîdânem, işârât-ı hakîmâneleri vecihle cidden ve hakîkaten a‘cebü’l-acâib ve ağrebü’l-garâib-ü zaman içinde yaşadık ve yaşıyoruz.
Zamanın acâib ve garâibliği ne kadar kesb-i iştidâd ederse, hakla bâtılın müdâfaa, muhâfaza, münâkaşa, muhâvere ve mükâleme ve mücâdelesi de o derece kesb-i suûbet eyler.
Fakat hakkı müdâfaa buyuran hizbullâh için sevâb ve bâtılı müdâfaa eden hizb’üş-şeyâtîn için ikāb kesb-i azamet eyler. Tâm bu ânlarda hizb’üş-şeyâtîne karşı dâimâ meydân-ı ibtilâda, hizbullâhtan, zât-ı nûriyelerini gördüm. Elhak buyurduğunuz gibi, sûret-i zâhirede bîçâre, garîbü’d-diyâr, hastasınız. Lâkin hakîkatte meydân-ı ibtilâ ve imtihân ve ilim ve akl-ı selîme hitâbda ilâ Mâşâallâh, arslanların aslanı, insân-ı kâmillerin ekmeli ve erşedi bir şâh-ı merdân olduğunuzu
SAYFA 123
devr-i istibdâd gibi devirleri, Şâh-ı Pâdişah ve Reîs-i Cumhûr ve erkân ve avaneleriyle birlikte lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle de asm verdiğinize Hakk ve halk ilâ âhiruddeverân şâhid-i dâimîdir. Hulâsa-i ma‘ruzât-ı abîdânem, Medrese-i Nûriyeyi acîb bir zamanda yaptırmaya muvaffakiyet-i abîdânem ancak Avn-ı Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmiz asm ve zât-ı nûriyelerinin bütün hâl ve şânınızla halletmeyi nefs-i abîdâneme meşk ve örnek etmeye yeltenmekten ibârettir. Hemen Cenâb-ı Hakk taklîdimi tahkîke kalb buyursun Dâimen ve ebeden âmîn, yâ Muîn, yâ Nasîr.
Hizbullâhın serefrâzı Bedîüzzamân’ımız,
Medrese-i Nûriyelerini ebediyen bütün rûh u cânınızla kabûl buyurmak takdîr-i kudsîlerinde bulunmaları hasebiyle ehl-i beytimle ve bütün Nûrcularla birlikte iyd-i ekber ettik ve ediyoruz. Lütf-u Hakk’tan me’mûl-ü kavîdir ki, Hakk da, halk da, yurdun dâhil ve hâricindeki bütün Nûrcular da, bizim ma‘nevî, rûhî ve lâhûtî bayramımıza aşk ve şevk ile iştirâk buyururlar. Bir an evvel bütün varlığın külliyât ve cüz’iyâtında tevhîd-i Hakk tecellî buyurur. İns ve cin hakîkaten sulh ve sükûna kavuşur. Belâ-yı umûmîden karîben eser kalmaz İnşâallâhu Teâlâ.
Sâdıku’l-va‘dül emîn Efendim,
Müsâade-i celîle ve cemîlelerinize güvenerek zât-ı nûriyelerine bir an evvel Medrese-i Nûriyelerine şeref bahşetmek için اَلصُّلْحُ سَیِّدُ الْاَحْكَامِ makamında bir teklîfte bulunacağım.
SAYFA 124
Mektûb-u nûriyelerinde buyuruyorsunuz ki: İki mühim sebebe binâen, bir iki ay burada bulunmaklığım lâzım geliyor. Abdiâciz bu beyânâtı kudsiyelerine şöylece ma‘rûzâtta bulunuyorum. Mâdem fem-i mübareğinizden ilk evvelâ bir ay sâdır olmuş. Lütfen bir ayı esas kabûl buyurmalarını hâssaten ricâ eylerim. Çünkü zâtınızı husûsî otomobil ile inşâallâh bizzât alıp getireceğim. Yollarımızı iki ay sonra karlar kapatmak ihtimâli pek çoktur. Bir ay kabûl buyurulursa bu ihtimâl azalır.
Mektûb-u nûriyelerinin zarfındaki tarihinden i‘tibâren hesab buyurulur ise, bu kasım ayının on beşinde yazılıp postaya verildiği görülüyor. Şu târîhe göre önümüzdeki ayın on beşinde bir ay tamam oluyor. Ve Cum‘a günü hitâm buluyor. Bu hesaba nazaran Rebîü‘l-evvel’in beşine ve şimdi aralık denilen eskiden kânûn-u evvel tesmiye olunan ayın on beşi oluyor. Bugün bir ay nutk-u kudsîleri vechiyle hitâm buluyor. Ve gün de cum‘a oluyor. İnşâallâh abdiâciz, cum‘anın ferdâsı olan cumartesi günü müsâade-i celîleleriyle Emirdağı’na geleyim. Zât-ı nûriyelerini alarak rûh u cânınızla kabûl buyurduğunuz Medrese-i Nûriyelerine getirmek şerefiyle ebediyen mübâhî olayım. İnşâallâh bu şerefi abdiâcize bahşetmek lütfunda bulunduğunuza dâir karîben mektûb-u nûriyeleriyle tebşîrâtlarınızı çehâr çeşm ile beklerim efendim hazretleri. Kemâl-i ta‘zîmât ve tekrîmâtla selâmlar ve hâtırlar, iki cihânda
SAYFA 125
azîz ve nâil-i murâd olmalarını Hakk Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyler, pek mübârek ellerinizden takbîl ile duâ-yı dâimî ve ebedîlerini temennî eyler, Allâh’a emânet eylerim efendim hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Müntehâ-yı zirve-i hîçte biricik abd-i gubâr Osmân Nûrî
Bunu da berây-ı ma‘lûmât ve Lâhika’ya girmek için gönderdik.
Husrev’in İhvân-ı Müslimîn’e yazdığı mektûbudur.
(570)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Halep’te İhvân-ı Müslimîn’in Mübârek Cem‘iyetine,
Sizleri ve kıymetdâr cem‘iyetinizi bütün rûh u cânımızla tebrîk ediyoruz. Eserleriyle fuhûl-ü ulemânın ve fuhûl-ü müfessirînin en yükseği olan Bedîüzzamân Hazretleri’ne kıymetdâr cem‘iyetinizin mübârek bir a‘zâsı tarafından yazılmış olan bir tebrîki takdîm etmiştik. Bedîüzzamân Hazretleri’nin bizlere yazdığı cevâbı mektûblarında, o kıymetdâr, bî nazîr Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri sizleri binlerle tebrîk etmiş ve Anadolu’da İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyeti’nin halefleri olan Nûrcularla Arabistân’da İhvân-ı Müslimîn
SAYFA 126
mensûblarını iki kardeş olarak, Hizbü’l-Kur’ân’ın ve İttihâd-ı İslâm Cem‘iyet-i Kudsiyesi dâiresi içinde çok saflardan iki muvâfık ve iki müterâfık saf teşkîl ettiklerini müjdelemiş ve İhvân-ı Müslimîn Cem‘iyeti’nin Risâle-i Nûr’la ciddî alâkalarıyla beraber bir kısmını Arapça’ya tercüme edip neşretmek niyetlerinizden fevka’l-had memnûn olduklarını ve mübârek cem‘iyetinizin Urfa’daki nûr şâkirdleriyle ve nûr eczâlarıyla himâyetkârâne alâkadâr olmasını yazmaklığımızı bizlere emretmiş bulunuyorlar.
Ey azîz ve necîb kavm-i Arabın nûrânî a‘zâları Târîhin a‘mâkına gömülen mâzîden istikbâle atlayan ecdâdlarımıza bu millet-i İslâm’ı parçalamak için bin dört yüz seneden beri hücûm eden küffâr orduları, en nihâyet Birinci Harb-i Umûmî’de emellerine muvaffak oldular. Türk ve Arap iki hakîkî Müslüman kardeşin bin senelik sarsılmayan muhabbetlerini, pek çok desîselerle, yalanlarla söndürdüler. Ehl-i İslâm’ın, nev‘-i beşerin medâr-ı fahrı ve bütün mevcûdâtın sebeb-i hılkati ve bütün füyûzât-ı İlâhiyenin mazharı o Âlî Peygamberin asm Ravza-i Mutahhara’sına yüzler sürmek için pek büyük bir iştiyâkı kalplerinde yaşattıklarına tahammül edemediler. O Âlî Peygamber-i Zîşân’ın asm küçücük bir iltifâtına mazhar olmak için rûhlarına varıncaya kadar her şeylerini fedâ ettiklerini hazmedemediler.
Bin dört yüz seneden beri zemînin yüzünde, zamanın sahîfeleri üzerinde, şehîdlerin ve gāzîlerin beyaz kılıç kalemleriyle, kırmızı mürekkeplerle yazıp, târîhe emânet
SAYFA 127
bıraktıkları medâr-ı iftihârları muhteşem yazılarını Müslümanlığa unutturmak istediler. Bu azimle yürüyen o amansız düşmanlar, pek acı işkenceler altında senelerle ezdikleri Türk ve Arap bu iki kardeşi, bir daha ittihâd etmemek için en müthiş muâhedelerin zincirleriyle bağladılar. Çelik çemberler altında senelerle inlettirdiler. Her türlü şenâati Müslümanlığa icrâ ettiler.
Heyhât, inâyet-i İlâhiyenin tekrar yâr olacağını, Risâle-i Nûr gibi pek büyük ve hârika bir tefsîr-i Kur’ân’la ve onun Âlî Müellifi Bedîüzzamân'la Müslümanlığın bir büyük zaferini bilemediler ve göremediler. O eserler ki, Vahdâniyet-i İlâhiye ile Risâlet-i Ahmediyeyi asm ve hakîkat-i haşriyeyi o kadar kuvvetli ve hakîkatli bürhânlarla, o kadar parlak bir sûretde isbat ediyor ki, şimdiye kadar hiç bir feylesof, hiç bir âlim karşısına çıkıp i‘tirâz edememiş.
Biz Türkler, sâdâtı kesretle içinde bulunan ve necîb kavm-i Arap olan sizlere ve sizin ecdâdlarınız olan Sahâbe-i güzîne, Allâh nâmına, Peygamber-i Zîşân asm hesabına, sonsuz bir sevgiyi ve nihâyetsiz bir hürmeti dâimâ kalbimizde rûhumuzda besliyoruz ve yaşatıyoruz. O Âlî Peygamber-i Zîşân asm için ve onun âlî dîni için başta rûhumuz her şeyimizi fedâya hazırız.
Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve kereminden büyük bir ümit ile yalvarıp istiyoruz ki, sevgili Üstâdımız Bedîüzzamân Hazretleri’nin verdikleri haber-i beşâretleri ki, Türk ve Arap
SAYFA 128
bu iki hakîkî kardeş millet, inşâallâh pek yakın bir âtîde ittihâd edecek. Ve o ittihâd sâyesinde o müthiş düşmanların Müslümanlar içine saçtıkları fesâd tohumları kendi yüzlerine atılacak. Ve zincirler altında inleyen dört yüz milyon Müslümanlık yeniden refâha kavuşacak.
Başta muhterem cem‘iyetinizin muhterem reîsi olarak bütün a‘zâlarına binlerle selâm ve hürmetler eder, sonsuz sevgi ve saygılarımı takdîm eder, muvaffakiyetinize duâ eder, Urfa’daki Nûrcu kardeşlerimizle ve Nûr Risâleleri’yle himâyetkârâne alâkalarınızın temâdî ettirilmesini ricâ eder, sevgili muhterem ve kahraman kardeşlerimiz efendimiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ
Risâle-i Nûr’un ve Bedîüzzamân’ın kusûrlu bir şâkirdi Husrev
(571)
اَیُّهَا الْاُسْتَادُ الْاَعْظَمُ وَالْاَكْبَرُ وَالنُّورُ وَالشَّفٖیقُ وَالْعَزٖیزُ وَشَمْسُ الْهِدَایَةِ وَوَسٖیلَةُ السَّعَادَةِ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَٓائِنَاتِ وَبِعَدَدِ عَاشِرَاتِ دَقَٓائِقِ عُمْرِنَا فِی الدُّنْیَا وَالْاٰخِرَةِ اَبَدًا دَٓائِمًا اَلْفُ اَلْفِ اٰمٖینَ
Çok Sevgili, çok Azîz Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Risâle-i Nûr’un bir azîz kahramanı ve Medresetü’z-Zehrâ’nın bir âlî fedâkârı ve
SAYFA 129
Rehber-i âhir zaman ve tesellî-i ehl-i îmân sevgili Üstâdımız efendimiz’in en emîn, en fedâkâr, en muhlis, en sevgili şâkirdi ve Risâle-i Nûr’un ne kadar yüksek ve ulvî bir muallim-i ekber, bir üstâd-ı a‘zam olduğuna, ona tâm bir talebe olmakla şehâdet eden ve nûrun dersinden aldığı bir hakîkatle yirmi senedir bütün hayatını, malını, canını ve cânanını bu hakîkî can için ve cânân için fedâ eden ve bu hayatının şehâdetiyle hakîkî ve tâm hâlis, fenâ fi’n-nûr olan ve bu sebeble Risâle-i Nûr’un ulvî haysiyet ve şerefine zerrecik bir şüphe gelmemek için maddî ve ma‘nevî haysiyet ve şerefini fedâdan çekinmeyen, bu büyük cihâd-ı ekberde Risâle-i Nûr’u neşretmekte cesâret ve metânette, tedbîr ve harekette, bağlılık ve tesânütte, sadâkat ve ihlâsta bir kahraman olduğu gibi, ibâdet ve takvâda, ilim ve irfânda, huzûr ve ma‘neviyâtta dahi büyük bir kahraman, hem zâkir ve şâkir, münîb ve muhib, âşık ve hâmid, ârif ve muvahhid olarak Risâle-i Nûr’un nûrânî bir şâkirdi ve o nûrdan gelen feyz ve in‘ikâsla ve ona tâm sarılmasının ve ona tâm bağlanmasının şehâdetiyle, akıl ve fikri hârika olduğu gibi, kalbi ve rûhu dahi hârika olan sevgili Üstâdımızın talebesi ve bütün Nûrcular öyle bir kardeş ve ağabeye mâlik olmakla iftihâr ettikleri ve ebediyen iftihâr edecekleri kıymetli ağabeyimiz Husrev’in Risâle-i Nûr hesabına ve Risâle-i Nûr’un diliyle yazdığı ve Suriye’deki İhvân-ı Müslimîn’e gönderilmek üzere adresleri yanında bulunmadığından, biz bîçâre, hakîr talebelerinize gönderdiği ve sûretini alarak aslını
SAYFA 130
İhvân-ı Müslimîn’e gönderdiğimiz bu çok güzel mektûbunu siz sevgili ve çok mübârek Üstâdımız hazretlerine takdîm ediyoruz.
Biz âciz, hakîr talebeleriniz, kahraman ağabeyimiz Husrev’in bu çok kıymetli ve aynı hakîkat mektûbuna bütün rûh u cânımızla imza basıyoruz. Ve müşfik Üstâdımız Efendimiz'den yalvarıyoruz ki, bu mübârek mektûbu lâhikalarımıza kaydedelim.
Hem sevgili Üstâdımız, bizim çok kusurlarımızı ve hatalarımızı af buyursunlar. Bütün kardeşlerimiz binler hürmet ve selâmlarımızla mübârek el ve ayaklarınızdan öper, ulvî duâlarınıza el açtığımızı arzederiz, sevgili Üstâdımız efendimiz hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Çok kusûrlu çok âciz talebeleriniz Ankara Nûrcuları
(572)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Ben hadsiz şükür ederim ki, sehivler pek azdır. Sizi rûh u cânımla tebrîk ederim.
Sâniyen: Barla’lı kardeşimiz Bahrî bana dedi, matbû‘ Onuncu Söz’den bir kısım nüshalar Barla’da kalmış. Varsa siz alınız, bana gönderiniz.
Sâlisen: Ben Denizli ile pek çok alâkadârım. Ve oraya müştâkım. Fakat şimdi ihtiyâr elimde değil. Siz fedâkâr Ahmed'lerin mektûblarına cevâb veriniz.
Saîd
SAYFA 131
(573)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Çok Müşfik, çok Azîz, çok Mübârek ve çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Evvelen: Binler selâm ve arz-ı hürmetler eder, mübârek el ve ayaklarınızdan öper, sıhhat ve âfiyetinize duâ eder ve duânızı yalvarırız.
Sâniyen: Ankara’da Risâle-i Nûr’un fütûhâtı, bin Mâşâallâh, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun, gerek üniversite gençliği ve gerekse mühim mevki‘lerdeki kimseler arasında fevkalâde bir tarzda devam etmektedir. Bir kısım üniversiteliler, dîn mevzû‘unda her hafta konferanslar verecekler. Bunlardan bir kısmı tamâmen Risâle-i Nûr’dan okunacak. Diğerlerinde de Risâle-i Nûr’dan verecekleri konferans mevzûunu arayacaklar ve anlatacaklardır. Aralarında birbirlerine kitab tavsiye ederlerken, en başta Nûr Risâleleri’ni tutuyorlar. Bu cumartesi akşamı birinci konferans, îmân mevzûundan bir Nûrcu kardeşimiz tarafından verildi. Yedinci Recâ’dan, Asâ-yı Mûsâ’dan, Yirmi Üçüncü Söz’den îmâna dâir olan bahislerden aynen okunmuştur. Ve şöyle demiştir:
Arkadaşlar, vatan ve millet ve gençliğimizin her sâhadaki terakkî ve teâlîsi tahkîkî îmân dersini almakla, dinen kalkınmakla mümkündür. Evet, dinen ve ma‘nen uyanacağız. Fakat
SAYFA 132
bir çok dînî ma‘lûmâtlardan en başta îmâna dâir olan bilgileri almamız lâzımdır. Zîrâ en yüksek hakîkat îmândır. Îmânsız insan, insan olamaz.
Sonra mason ve komünistler bütün kuvvetleriyle îmâna taarruz etmişler. Öyle ise, bizim de bütün kuvvetimizle îmânımızı kurtarmaya çalışmamız lâzımdır. Ve en evvel ve en başta îmânımızı kurtaracak Risâle-i Nûr’u okumamız kat‘îlerin kat‘îsi olarak kat‘î lâzım ve elzemdir. Bu vatanda yirmi yedi yıldan beri olan, târihte görülmemiş bir eşedd-i zulüm ve istibdâd-ı mutlak içinde îmânını muhâfaza eden ve dalâlet ve bid‘atlara uymayan, Risâle-i Nûr’dan tahkîkî îmân dersini alanlar olmuştur. Ve târihte emsâli geçmemiş bir taarruza, ancak ve ancak Risâle-i Nûr’dan tahkîkî îmân dersini alanlar dayanabilmiş ve onlarla târîhî bir mücâhede yapmışlardır. Görülüyor ki, Risâle-i Nûr’dan fert fert, şahıs şahıs tahkîkî îmân dersini almamız, ekmek ve suya ihtiyacımızdan ziyâde olan zarûrî bir ihtiyacımızdır.
Çok azîz ve sevgili Üstâdımız, efendimiz hazretleri,
Bu toplulukta üniversitenin her fakültesinden talebeler ve profesör ve meb‘ûs da vardı. Risâle-i Nûr okunurken, bunlarda husûle gelen ahvâl-i rûhiyeyi anlatmaya muktedir değiliz. Risâle-i Nûr’dan feyz alan bu kimseler, size lisân-ı hâl ve kâlleriyle çok fazla minnetdâr olmuşlardır. Mübârek Üstâdımıza her ân, her saniye minnet ve şükrânlarımızı arzediyoruz.
SAYFA 133
Sâlisen: Vekâlette bulunan ve nûrlara çok müştâk olup hayret ve takdîr ve tahsînlerle okuyan Bedri Bey, çok selâm ve arz-ı hürmetler ederek duânızı istirhâm ediyorlar.
Râbian: Zübeyir arzediyor ki: Çok azîz Üstâdım efendim hazretleri, Risâle-i Nûr bu çok kusûrlu talebenizi Adana’ya bağlı İslahiye kazâsına ta‘yîn etti. Bu ta‘yînde ihtiyârımız hiç karışmadı. Ve ihtiyârımız olmadan kahraman Ceylan kardeşimizin yakınına gönderilmemden o kadar memnûn ve mütehassis oldum ki, Cenâb-ı Hakk’a şükürler ediyorum. Siz sevgili Üstâdımdan uzakta kalacağım. Bu cihetten fazla üzüldüm. Duâ buyurun, Risâle-i Nûr’a ihlâs-ı tâmme ile çalışayım ve siz sevgili Üstâdımızla dâimâ berâbermiş gibi olayım. Bugün Ankara’dan ayrılıyorum. Duânıza çok muhtâcım. Allâh’a ısmarladık der, arz-ı ta‘zîmât ve ihtirâmla el ve ayaklarınızdan öperim. Cenâb-ı Hakk siz sevgili Üstâdıma sıhhat ve âfiyetle uzun ömürler ihsân buyursun. Duâlarınızı dâimâ makbûl eylesin. Âmîn âmîn, elfü elfi âmîn.
Buradaki bütün kardeşlerimiz arz-ı hürmetle binler selâm edip el ve ayaklarınızdan öpüyorlar. Duânızı yalvarıyorlar. Biz de tekrar tekrar el ve ayaklarınızdan öperiz, efendimiz hazretleri.
Üniversite nûr talebeleri nâmına çok kusûrlu talebeleriniz
Seyyid Sâlih, Abdullâh, Sungur, Ahmet, Zübeyir, Abdü’n-Nûr
SAYFA 134
Azîz, Sevgili, Muhterem, Müşfik Üstâdım Hazretleri,
Arz-ı ta‘zîmât ve takdîm-i ihtirâmât eder, mübârek el ve ayaklarınızdan öper, duânızı beklerim. Sevgili Üstâdım Efendim, bazı ehemmiyetsiz sebeb ve maslahatlardan dolayı Ankara’ya kadar geldim. Ve buradaki kıymetdâr Nûrcu kardeşlerimizle nûrânî sohbetlerde bulunuyoruz. Birkaç gün sonra kurb-u şerîfinize varacağım. Ve el ve ayaklarınızdan öpmek şerefine nâil olacağım. Urfa Nûrcuları derin hürmet ve selâmlarını arzedip ellerinizden öpüyorlar.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kusûrlu talebeniz Ceylan
[574]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Benim Abdurrahmanım ve küçücük bir Husrev nâmını alan Ceylan, vazîfesini iki üç yerde tâm yaptı, geldi. Şimdi daha büyük bir vazîfe için Ankara’ya, Sungur gibi bir vekîlim olarak gönderiyorum.
Sâniyen: Bazı zâtların mektûblarını berây-ı ma‘lûmât size gönderdim.