Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 87
Ankara’dan gelen Abdünnûr kardeşimize Osmân Nûrî’nin notu
(551)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
1.: İnşâallâh huzûr-u hazrete girmek nasîb-i mukadder olur.
Girdiğiniz zaman münâsib bir anda, hazrete kalbî, rûhî, sırrî selâmlarımı, hürmetlerimi, taʻzîmlerimi, hâssaten mübârek ellerinden kemâl-i ihlâsla takbîl eyler, duâsını ricâ ederim.
2.: Üstâdımızın ihvân-ı nûra ara sıra beyânâtları vechiyle, Üstâdımızı ve âsâr-ı nûru ve talebelerini kimler sever ve muhabbet eder ise, onlardan hasta olanlar benim râhatsızlığımı tahfîf ederler, buyurmuşlar.
Abd-i âciz de muhtelif târihlerde iki büyük kriz geçirdim. Elyevm yataktayım. Üstâdımızın arzeylediğim beyânâtı, rûhuma pek büyük safa-yı gül oldu. Üstâdımızın râhatsızlığını Cenâb-ı Hakk tahfîf buyurur ise, bu hastalığa bin def‘a râzıyım. Zîrâ hazretin idâme-i hayâtı, âlem-i insân ve İslâm’a büyük Rahmet-i İlâhiyedir. Bizim vücûd ve adem-i vücûdumuz müsâvîdir.
3.: Mukaddemâ Bedîüzzamânımızı Ankara’mıza, bilhassa âcizâne, nâçîzâne inşâ ettirdiğim, son derece müstakil hücre-i nûriyelerine daʻvet eyledim. Cevâb-ı savâbına leyl ü nehâr intizâr ediyorum. Allâh aşkına bir cevâb-ı savâb lütuf buyursunlar, gününü lütfen taʻyîn buyursunlar. Abd-i âciz mi geleyim,
SAYFA 88
alayım, yoksa bir emîni mi göndereyim? Veyâhûd ücret-i râhîyi posta vâsıtasıyla takdîm eyleyerek zâtının münâsib gördüğü kardeşlerle mi teşrîf buyururlar?
4.: Hukūk-u insâniye ve İslâmiye’nin li-vechillâh müdâfaa ve muhâfazası ve zâtına taalluk eden haklarının müdâfaası, lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm Ankara'mıza teşrîflerinde kemâl-i suhûletle hall ü fasl olunması daha kolaylıkla olur. Zîrâ ayaklara haber anlatmaktan, başlara haber anlatmak daha kolay olacağı kanâatinde olduğumu arzeylerim. Tekrar tekrar mübârek ellerinden takbîl ve cevâb-ı savâbını beklediğimi arz ile Allâh’a emânet eylerim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Müntehâ-yı zirve-i hîçte biricik abd-i gubâr Osmân Nûrî
(552)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Huzûr-u nûra
Sâhibü’n-nûr velkalem velkelâm Bedîüzzamân'ımız Efendimiz Hazretleri,
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا
Mukaddeman zât-ı nûriyelerine ancak takdîr-i hakla takdîmine muvaffak olduğum arîza-i abîdânem vâsıl olur olmaz, vaktiyle zehirin te’sîriyle devam eden evcâʻ ve ızdırâbâtınız
SAYFA 89
هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی o ân için zâil olması ve mübeddel-i âfiyet oluvermeleri ve nâme-i abîdânemin nezd-i Reşâdiyelerinde ahsen-i şerâit dâiresinde mazhar-ı hüsn-ü kabûl olduğu tebşîrini hâmil taraf-ı nûriyelerinden, birbirinden muhterem, canlı mektûblarınız makamına kāim olmak üzere Mustafâ Usmân’ımız ve Mustafâ Sungur’umuz ve Ahmed Atak’ımız ve Sâlih Özcân’ımız gibi kardeşlerimiz tevârîh-i muhtelifede geldiler. Yekdiğerinden kıymetdâr selâm ve kelâm ve duâ ve iltifât-ı uzmâ ve hedâyâ-yı ma‘nevîyelerinden Delâilü’n-nûr Hülâsatü’l-hülâsa yı ihdâ buyurdular. Bir müddet evvelde nâme-i abîdâneme cevâb-ı tahrîrî makamına kāim olmak üzere, nutk-u kudsîlerinin muhâtabı olmak şerefiyle a‘zamî mübâhî oldum. Hâlıkımıza her ân lâyetenâhî hamd ü senâ ve Peygamberimize asm sayısız salât ve selâm olsun. Ve zât-ı nûriyelerini de iki cihânda saâdet-i sermediyeye şân-ı ulûhiyet ve Habîbullâh asm ile mütenâsip sûrette nasîb ve müyesser buyursun. Esmâ-yı Hüsnâ ve Esmâ-yı Nebevî hürmetine, Âmîn, sümme Âmîn.
Pek muazzez Bedîüzzamân'ımız ve sâhibü’n-nûrumuz Bu âna kadar birbirini velî eden iltifât-ı nûriye ve kudsiyelerinin bahr-i kudsîlerine Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmiz asm ve himemât-ı Reşâdiyeleriyle müstağrak oldum. Bu arzeylediğim bahr-i kudsîlerinin temevvücât-ı lâhûtiyelerinden sâmia-i abîdâneme şöylece sadâ-yı acîbler ve garîbler ve gaybîler geldi. Şöyle ki: Bedîüzzamân’ın teveccühât-ı kudsiyelerine vereceğiniz cevabınız, cevâb-ı kâl olmasın, cevâb-ı fi‘l olsun ki, بِسْمِ اللّٰهِ قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ hükm-ü ezelî
SAYFA 90
Ve ebedî-i İlâhîsi tecellî buyursun. Kâffe-i beliyyâtı bir ân evvel ref‘e ve def‘e vâfî kâfî ve şâfî olsun buyurdular. Abd-i âciz hemân bu emr-i gaybîye, ale’r-re’si ve’l-ayn dedim.
Müsta‘niyen bitevfîkihî Teâlâ cevâb-ı fiilîye şöylece başladım. Abd-i âcizin hâne ve arsa-i abîdânem, Ankara'mızın hâl-i hâzır inşâât ve umrân-ı devâmına nazaran, merkezî bir mahall-i münâsibde bulunuyor. Hava, su, menâzır-ı tabîiye vesâire nokta-i nazarından Yenişehir’e her bakımdan müreccah olduğu gibi, bilhassa semtimizin yepyeni, nûr gibi çifte şerefeli bir câmi‘-i şerîfe mâlik ve sâhib olması, maalesef henüz Yenişehir’de ve sâir pek çok semtlerde câmi‘-i şerîf olmaması, semtimizin kadr-i maddî ve ma‘nevîsini leyl ü nehâr a‘lâ ve i‘lâ buyuruyor. Komşularımız da ilâ Mâşâallâh birbirinden a‘lâ ve aliyyü’l a‘lâdırlar.
Semtimiz, Ankara’mızın Ön Cebeci Topraklık mevkiinde, Misâfir Sokağında, eski numarası 24, yeni numarası 1 olan hâne, hâne-i abîdânem bulunuyor. Bu hâneye âit 4728 metre murabbaında bir arsası da vardır. Bu arsa da oldukça yeşillik muhtelif ağaçlarımız olduğu gibi, menba‘ suyumuz ve terkos suyumuz ve elektiriğimiz de vardır. İşte hülâsatü’l-hülâsa arzeylediğim arsa dâhilinde mâdâme’l-hayât ikāmet buyurmanız için zât-ı nûriyelerine hâs, müstakil bir hücre-i nûriye inşâ ettirmek Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm nasîb ve mukadder oldu. Bu hücre-i nûriyenin
SAYFA 91
muhteviyâtı iki oda, bir sofa, bir matbah, bir banyo vesâireden ibârettir. İnşâallâh karîben ufak tefek nevâkısı da ikmâl ve itmâmı hitâm bulmak üzeredir. Hitâm bulur bulmaz hücre-i nûriyelerini nûrlandırmalarını ve şereflendirmelerini hâssaten ricâ eyleyeceğim. Hâlen de ricâ eyliyorum. Şimdiden lütfen ve tenezzülen da‘vet-i abidâneme icâbet buyuracağınıza müsbet ve kat‘î cevâb-ı savâb ve haber-i tebşîrlerini sabırsızlıkla bekliyorum. İnşâallâh cevâb-ı savâbınızı alır almaz, Ankara’mıza teşrîfiniz hakkında ayrıca tafsîl ma‘rûzâtta bulunacağım.
İnşâallâh bu bâbda îcâb edecek maddî ma‘nevî vecîbeler, Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm tamâmen ve kâmilen îfâ edilmeye sa‘y ü gayret edileceği şimdiden ma‘rûzdur. Kemâl-i ta‘zîmât ve tekrîmâtla selâmlar ve hâtırlar, iki cihânda azîz ve nâil-i murâd olmalarını Hakk Celle ve Alâ Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyler, pek mübârek ellerinizden takbîl ile kesb-i fahreyler, îd-i adhâlarını kalpten, rûhtan, sırdan tebrîk ve tes‘îd eyler, zât-ı nûriyelerini ve bütün nûr mensûblarını selâmlar ve hâtırlar, bayram-ı şerîflerini tebrîk ve tes‘îd eyler, hep birlikte Allâh’a emânet eylerim efendimiz hazretleri.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Müntehâ-yı zirve-i hiçde biricik abd-i gubâr
Osmân Nûrî
SAYFA 92
[553]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Nûrculara ehemmiyetli bir müjde
Evvelâ: Kırk seneden beri ta‘kîb ettiğim ve Sultân Reşâd’ın yirmi bin altını ve eski müstebid hükûmetinin Millet Meclisi’nde yüz altmış üç meb‘ûsun imzasıyla yüz elli bin banknotu, küşâdı için tahsîsât verdikleri; hem Âlem-i İslâm’ın, hem şarkın, hem bu milletin en mühim bir işi olan Van Vilâyeti’nde Câmiü’l-Ezher gibi bir İslâm Dârü’l-fünûn'u ve büyük üniversitesi olarak Medresetü’z-Zehrâ’nın yapılması lüzûmunu yeni hükûmetin reîsi de anlamış ki, büyük memleket işleri içinde sizlere müjde olarak gönderdiğim aşağıdaki haberi vermiş. Fiilen yapılmasa dahi bu ma‘nânın anlaşılması büyük bir fâl-i hayırdır.
İşte Meclis’te Reîs-i Cumhûr, büyük işler sırasında, ehemmiyetli nutkunda bu gelen fıkrayı söylemiş. Van havâlîsinde Doğu Üniversitesi’nin kurulması için Maârif Vekâleti’nin tedkîkāta giriştiğini söyleyen Celâl Bayar demiştir ki: Doğu vilâyetlerimizden Van’da böyle bir irfân müessesesinin kurulması için bütün müşkilât iktihâm olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır demiştir. Demek Târîhçe-i Hayâtı takdîm eden genç üniversiteliler bir derece nûr risâlelerinin kıymetini reîse ihsâs etmişler.
SAYFA 93
Sâniyen: Reîs-i Cumhûr’un bu çok ehemmiyetli fıkrası, Risâle-i Nûr’un bu memleket ve bu vatanda ettiği ve edeceği çok kıymetdâr hizmetlerinin anlaşıldığına bir emâredir. Ve Nûrcuların bütün çektikleri zahmetler ve nûrun müsâdereleri, bu büyük netîceye vesîle olması cihetiyle şekvâ değil, şükretmelidir.
Sâlisen: Hem Eşref Edîb’e yazılan mektûbu, hem Araçlı Abdullâh ve Sungur’un mektûbları berây-ı ma‘lûmât gönderildi.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Hasta fakat memnûn kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
Eşref Edîb’in Nûrcuların siyâsete karışmak ihtimâlini söylemesine binâen yazılmış mektûbtur. Berây-ı ma‘lûmât size gönderildi.
[554]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Azîz, Sıddîk Kardeşlerimiz Ziyâ ve Abdülmuhsin,
Üstâdımız diyor ki:
Eşref Edîb, kırk seneden beri îmân hizmetinde benim arkadaşım ve Sebîl’ür-Reşâd’da makāle yazan ve şimdi vefât eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakîkî İslâmiyet mücâhidlerinden bir kardeşimdir ve nûrun bir hâmîsidir. Ben vefât etsem de, Eşref Edîb Nûrcular içinde bulunmasıyla bir teselli buluyorum.
Fakat nûr risâlelerinin ve Nûrcuların siyâsetle alâkaları yok ve Risâle-i Nûr,
SAYFA 94
Rızâ-yı İlâhî’den başka hiç bir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risâle-i Nûr’un mensûbları, ictimâî ve siyâsî cereyânlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebîlü’r-Reşâd, Doğu gibi mücâhidler, îmân hakîkatlerini ehl-i dalâletin tecâvüzâtından muhâfazaya çalıştıkları için, rûh u cânımızla onları takdîr ve tahsîn edip onlarla dostuz ve kardeşiz. Fakat siyâset noktasında değil. Çünkü îmân dersi için gelenlere tarafgîrlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez. Hâlbuki siyâset tarafgîrliği, bu ma‘nâyı zedeler. İhlâs kırılır. Onun içindir ki, Nûrcular, emsâlsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip nûru hiç bir şeye âlet etmediler. Siyâset topuzuna el atmadılar. Hem nûr risâleleri küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altındaki anarşiliği ve üstündeki istibdâd-ı mutlakı kırdığı cihetiyle, bir nevi‘ siyâsete temas var tevehhüm edilmiş. Hâlbuki nûrun tercümanı, bir tek mes’ele-i îmâniyeyi dünya saltanatına değişmediğini mahkemelerde da‘vâ edip yirmi beş senedir tarz-ı hayâtıyla ve emârelerle isbat etmiştir.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşleriniz Sâdık, İbrâhîm, Zübeyr
[555]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا
Çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz,
Risâle-i Nûr imhâ edilmez diye yazılan aynı hakîkat parçayı, Başbakan, Adliye
SAYFA 95
Bakanı’nın ev adreslerine, diğer bakanların da resmî adreslerine gönderdik. Görüştüğümüz meb‘ûslara veriyoruz. Hepsi de bu husûsta çalışacaklarını söylüyorlar. Isparta Meb‘ûsu, Senirkentli Tahsîn Tola, ziyâde alâkadâr oluyor ve diyor ki: Hükûmet şimdi komünistlikle mücâdeleye başladı. Bu mücâdele yalnız zâbıta ile olamaz. Nûrcular yirmi seneden beri mücâdele ediyorlar ve hükûmete büyük yardımda bulunuyorlar. Ve bugün memleketteki muhtelif cereyânların en hayırlısı ve en te’sîrlisi Nûrculardır diyorlar.
Vâiz ve Meb‘ûs Ömer Bilen ile, diğer Meb‘ûs Fehmî Çobanoğlu isimli ihtiyâr zâtlar, size pek çok hürmet ve selâm ediyorlar. Her ikisi dahi Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına sevgili Üstâdımızı, bu asrın bir mürşid-i hakîkîsi söyleyerek, Onların himmetidir ki, bu umulmadık zafer kazanıldı diyorlar. Siz sevgili Üstâdımızdan çok cihetle yardım gördüğünü söyleyen bu muhterem milletvekîlleri, sizin duâ ve Risâle-i Nûr’un hizmetine güvenerek ileriye pek büyük ümîdle baktıklarını ve İslâmiyet’in bütün şa‘şaasıyla âlem-i insâniyet çapında parlayacağını Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden bekliyoruz diyorlar. Dünkü çarşamba günü üç meb‘ûs, bir aralık sevgili Üstâdımızı ziyâret edeceklerini konuşmuşlar.
İşte, çok azîz mübârek Üstâdımız, senelerden beri türlü sıkıntılara ve ağır zulümlere tahammül etmenizin ve o sıkıntılar arasında nûrlu ve kudsî hizmetlerinizin
SAYFA 96
semereleri meydana geliyor. Zâten o yüksek hizmetlerinizin netîceleri çoktan başladı. Rabbimizin lütfuyla şu kat‘î hakîkate inanmışız ki, bundan sonraki bütün zaferler İslâmiyet lehinde, bütün zemîn yüzündeki bütün tezâhürât, Risâle-i Nûr’un hizmetlerinin netîceleridir, Risâle-i Nûr’un zaferidir.
Komünistliğe karşı dinsizlik aleyhinde başlayan ve başlayacak mücâdeleler ve taarruzlar, o muvaffakiyetlerini Risâle-i Nûr’un yirmi beş senelik hizmetine borçludurlar. Zîrâ Cenâb-ı Hakk, her fitne ve fesâd zamanında o fitneyi izâle için gönderdiği her asrın hidâyet edicileri, büyük ve âlî kumandanları misillü, bütün ümmet-i İslâmiyenin bin yıldan beri çırpındığı ve korktuğu ve Yâ Rabbî, sen bizi âhirzamanın fitnesinden muhâfaza et diye duâ ettikleri o karanlık asrın ve o büyük fitnenin izâlesi için gönderdiğin bir büyük kurtarıcısı ve bir büyük mürşidi ve bir büyük kumandanı Risâle-i Nûr’dur. Bu hakîkati isbat ediyoruz. İşte Risâle-i Nûr, bütün Sözler’i, Lem‘alar’ı ve Mektûbât ve Şuâ‘larıyla hârika bir tarzda tenvîr ve irşâd edici bir hakîkat hazînesi ve Kur’ân-ı Kerîm’in mu‘cize ve hârikası olan tarz-ı beyânı ona in‘ikâs etmiş. Kur’ân’ın bu asırdaki bir mu‘cize-i kübrâsı olduğu, bütün okuyanlar bilâistisnâ tasdîk ediyorlar.
İşte yüzbinler şâkirdleri onun irşâdıyla, o nûrânî derslerin telkînâtıyla Sırât-ı Müstakîme eriştiklerini, o dersler çok yüksek bir hakîkatin yani, Kur’ân
SAYFA 97
hakîkatlerinin tefsîri olduklarını lisân-ı hâlleriyle ve lisân-ı kālleriyle i‘lân ediyorlar. İşte mahkemelerdeki müdâfaât, mahkeme kararları ve işte aleyhinde çevrilen bütün plânlar, iddiânâmeler;
Risâle-i Nûr, yalnız ihlâs ile, gösterişsiz, riyâsız, yalnız Rızâ-yı İlâhî uğrunda hizmetini yapıyor. O kabûl etsin kâfî, o râzı olsun yeter diyor. Ve bunu ders veriyor. Sevgili Üstâdımız, bu sebeple biz Risâle-i Nûr’a bağlanmışız. Ve işte bu sebeple her nerede görünen bir muvaffakiyet, bir hizmet-i dîniye varsa, o hizmet Risâle-i Nûr’un zaferidir diyoruz.
Bir küçük köydeki dînî kalkınmadan, tâ meclisteki büyük muvaffakiyetlere kadar bütün muvaffakiyetler, hem Âlem-i İslâm ölçüsünde geniş kalkınmalar ve İslâmiyet’in parlayışı Risâle-i Nûr’un zaferidir. Ve öyle bir zaferdir ki, kıyâmete kadar İslâmiyet’in devamı için bütün hayırlar ve netîceler Risâle-i Nûr’un zaferidir. Zîrâ Hakk öyle kabûl etmiş. Onu tavzîf etmiş. Ve onu göndermiş. Ve öyle haber vermiş. Şâhidimiz işte Risâle-i Nûr. İşte onunla kurtulan milyonlar ehl-i îmân.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Ankara Üniversitesinde
Abdullâh Yeğin ve Sungur
SAYFA 98
(556)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Evvelen: Sözler Mecmûası’nın hitâm bulması ve müsâderedeki mecmûaların umûmen geri alınması, bizler için büyük bir bayram hükmündedir. Sizin elinize geçen o mübârek mecmûaların bir kısmının fiyatı olarak elli banknotu Bahrî ile gönderdiğim gibi, şimdi bugün nûrun bir kahramanı Seyyid Sâlih’in Urfa’ya gönderdiğim kitabların fiyatı olarak verdiği yüz lirayı dahi kardeşimiz Halıcı Halîl ile gönderdim.
Sâniyen: Muallim Abdurrahmân haremiyle nûrlar hesabına bu havâlîde nûrlara büyük hizmetlerinin bir emâresi olarak, onların mektûbunu ve Seyyid Sâlih’in nûrlara temas eden birkaç mühim suâllerini hâvî pusulayı berây-ı ma‘lûmât size gönderdim. Benim bedelime Ankara’ya giden Seyyid Sâlih’e meşveretinizi beyân edersiniz. Ve münâsib olan cevâbı verirsiniz, size havâle ediyorum. Zâten Medresetü’z-Zehrâ erkânıyla üniversitenin Nûrcularına her şeyimi havâle etmişim. Onlar ne yapsa râzıyım.
Kardeşiniz
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 99
(557)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Kahraman Üstâdımız Efendim Hazretleri,
İlk mekteplerde dîn dersleri tedrîsâtının mecbûriyeti kararı radyolarda yayınlandığı gibi, yeni sabah gazetesi de neşretmiştir.
Başta sevgili büyük Üstâdımızın ve Risâle-i Nûr talebelerinin en birinci derecede matlûbları ihsân-ı İlâhî tarafından kabûlü, vahdâniyet-i İlâhiyenin mekteplere kadar girmesi keyfiyeti, kalplerimizi sürûra gark etmiştir. Nûrun bu fütûhâtının keyfiyet ve kemiyet i‘tibâriyle çok büyük ehemmiyet ve değeri vardır. Bu keyfiyet, Yahûdî ve komünist parasıyla takviye edilen süfyân ordusunun mağlûbiyeti tezâhürüdür. Bid‘aların ortadan kalkması alâmetidir.
Şimdi otuz iki bin muallim, İslâm dinini hem öğrenecek, hem öğretecek, hem inanacak, hem inandıracaktır. Bu sûretle binlerce muallim ve o ma‘sûm yavrular, îmânlarını kurtarmak sûretiyle dünya ve âhiretlerini kazanmış olacaklardır.
Ey dünyadaki keyfini, zevkini, makamını, canını ve malını îmân uğruna fedâ eden Risâle-i Nûr müellifi kahraman Üstâdım Sizi ve Kur’ân ve îmân hizmetinde çalışan sâdık Risâle-i Nûr talebelerini candan ve bütün rûhumuzla kemâl-i hürmetle tebrîk eder, el ve ayaklarınızdan öperiz.
Kusûrlu talebeniz Abdurrahmân ve Şâhide
SAYFA 100
(558)
Seyyid Sâlih Özcân’ın mektûbundan
Efendim Hazretleri,
1: Maârif vekâleti dîn derslerini mekteplerde mecbûr okunmasına karar vermiştir. Bu dersleri verecek olan muallimlerin bir dersi olmadığı gibi, bilgileri de yoktur. Kendilerini yetiştirmek için Risâle-i Nûr’u okumaları elzem olduğuna dâir maârifin ve hükûmetin nazar-ı dikkatini celp edecek gazetede birkaç makāle, Ankara Nûrcuları, münâsib ve müsâade buyurursanız neşredecekler.
2: Kıbrıs’a Başmüftü ta‘yîn edilen Urfalı Mehmed Kâmil’e nûr risâlesi, fakîr olduğu için hediye verelim mi?
3: Târîhçe-i Hayât’ı Cevâd Rıf‘at veya münâsib kimseye İngilizce tercüme ettirmemiz münâsib mi?
4: İhvân-ı müslimîn’e ve Sûriye’de Zeynelâbidîn’e lâhika mektûblarından muntazaman göndermek münâsib mi?
5: Zeynelâbidîn orada nûrlara hizmet ediyor. Teşvîkkârâne bir mektûb Husrev Bey yazsa münâsib mi?
6: Müftü Abdurrahmân, ellerinizden öperek duâlarınızı ricâ ediyor. Hâfız ve vâiz duâlarınızı istiyor.