EMİRDAĞ LÂHİKASI 4. CİLD

82

Elbette bu can çıkıncaya kadar o hizmete devam niyetindeyim. Muvaffakiyeti Rahîm ve Kerîm Rabbimden niyâz ederim.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ

Âciz, bîçâre, kusûrlu ve duâlarınıza muhtâç muhibb-i muhlisiniz Hulûsî

(548)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Sözler Mecmûası, hatâ savâb

Üstâd dedi: Binler Mâşâallâh yazanlara Yüz kırk dokuzdan yüz seksen dokuza kadar ma‘nâyı bozmayan yalnız iki nokta ve evvelce yazılan nüshada olan bir sehiv var.

Sahîfe Satır Hatâ Savâb

148. Sahîfe bize gelenlerde noksân kalmış gelmedi.

174 6 Naks Nakz

Hâşiye: 178 18 Hâşiyenin ikinci satırında beraber nüktesiz beraber isimdeki ی hâriç nüktesiz.

189 7 nindirmesin bindirmesin

Sungur’a gönderdiğimiz ve onlar makamâta verdikleri istid‘ânın daha güzel bir sûreti size Abdurrahmânla gönderdik. Onun ıslâh ve taʻdîli ve münâsib yerlere verilmesini Üstâd size havâle etmiş.

83

[549]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا

Çok Azîz, çok Mübârek, çok Sevgili, çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Muʻcizâtlı ve İsm-i Celâl altın ile yazılı, yaldızlı Kur’ân’ı Diyânet Riyâseti Afyon Mahkemesi’nden getirtmiş ve dünkü gün İstanbul Mushaflar İnceleme Hey’etine göndermiştir. Hey’et tedkîkten sonra neşrinin lüzûm ve elzem olduğunu tasdîk ederek geri iâde edecekmiş.

Hem Akşehirli kahraman Ahmed Altuntaş kardeşimizin daha evvel bir sûretini siz sevgili Üstâdımıza gönderdiği ve Diyânet Reîsliği’ne yazdığı istidʻâsını Diyânet Riyâseti Müşâvere Hey’eti tedkîk etmiş. Bunun üzerine siz sevgili Üstâdımızın Diyânet Reîsliği’ne hediye ettiğiniz iki takımın birisini müşâvere hey’etine tedkîk için verecekler. Diyânet’te nûrların lehinde çalışan muhterem kardeşimiz var.

Hakîkaten sevgili Üstâdımız, nûrların âb-ı hayât ve tiryâk hükmünde yüzler numûnelerini ve parlak netîcelerini bu Ankara’da ve bilhassa me’mûrîn arasında hayretle görüyoruz. Kimisi muallim, doktor, kimi vekâletlerde yüksek me’mûr, bakıyoruz her hepside nûrlardan istifâdelerini, onun bu zamanın kurtarıcısı olduğunu hayranlıkla ve minnetdârlıkla söylüyorlar. Şimdi baştanbaşa zulmetli, kararmış olan Ankara pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte, geberen melʻûnun saçtığı zehirler ve

84

kendisine karşı gençliğin tezâhürâtı te’sîrini kaybetmiş. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür Risâle-i Nûr’un umûmî ve küllî bir fütûhâtı apaçık görünüyor. Hem öyle hârika bir fütûhât ki, bazıları bilerek, görerek nûrlara sarılmış. Bazıları bilmeyerek ve ister istemez nûr onların kalplerini, akıl ve fikirlerini nûrunun gösterdiği hakîkate çevirmiş. İnşâallâh pek yakın bir âtîde bu umûm üniversiteliler ve diğer mektep talebeleri Risâle-i Nûr’un nûrlu hakîkatlerine sarılacak, en yüksek ve en ulvî saâdeti bulacak, bu nûrun ebedî iʻlâncısı ve ebedî müştâk ve âşıkı olacak, ebedî minnetdârlıklarını dâimî sürûr ve şükürler içinde dünyaya iʻlân edecektir. Ve Risâle-i Nûr’un azîz tercümanını kalplerinde ebedî yaşatacaklar ve ey sevgili üstâd, senin en büyük gāyen ve senin hakîkî ve ulvî hayâtın olan Risâle-i Nûr’un hizmetini idâme edecekler.

Bu sebeble sevgili Üstâdımız, Ankara’daki üniversitenin ekser talebeleri, hem hocaları, hem halk ve esnâf ve sâir çoklar Ankara’ya teşrîfinizi yalvarıyorlar. Hem hakîkat, hem maslahat, hem sizin yüksek şefkatiniz, hem vazîfe-i nûriye iktizâ ediyor, sevgili mübârek müşfik Üstâdımız efendimiz hazretleri.

Bütün Nûrcu üniversite gençliği ile beraber pek mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Üniversite Nûrcuları nâmına Abdünnûr, Ahmed, Sungur ve sâire

85

[550]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk kardeşlerim,

Evvelen: Bin Bârekallâh Hem Sözler Mecmûası’nın güzel ve sıhhatli olmasına ve müsâderedeki mecmûaların imhâdan kurtulmasına numûne olarak bir kısmını elde etmenize, binler Mâşâallâh ve Elhamdülillâh deriz.

Sâniyen: Benim nâmıma gelen mektûblara, Medresetü’z-Zehrâ erkânları münâsib tarzda benim bedelime cevâb vermelerini onlara havâle ediyorum. Ezcümle, Ankara’da Osmân Nûrî kardeşimiz, oranın bir Hasan Feyzî’si hükmünde nûrlara te’sîrli hizmet ve benim için hânesi yanında bir menzil yapması ve hastalığım zamanında güyâ hastalığımın tahfîfine Hasan Feyzî gibi yardım eder gibi kendi hastalığına memnûn olmasına çok minnetdârım. Fakat kitablarımızı mahkemeden almadığımızdan burada bekliyorum. Kur’ân’ımızı ve bazı mecmûalarımızı tab‘ zamanında orada bulunmak istiyorum. Fakat şimdi burada çok lüzûmlu işler olduğundan gidemiyorum, gücenmesin. Eğer o orada olmasa idi, benim gitmem lâzımdı. Fakat o, bana ihtiyâç bırakmıyor. Allâh râzı olsun, hizmet-i nûriyede onu muvaffak etsin.

Haleb’de İhvân-ı Müslimîn aʻzâsının bana yazdığı tebrîke mukābil, onu ve İhvân-ı Müslimîn’i rûh u cânımızla tebrîk edip binler Bârekallâh deriz ki, ittihâd-ı İslâmın Anadolu’da

86

Nûrcular ki eski İttihâd-ı Muhammedî’nin asm halefleri hükmünde ve Arabistân’da İhvân-ı Müslimîn’le beraber hakîkî kardeş olarak Hizbü’l-Kur’ânî ve İttihâd-ı İslâm cemʻiyet-i kudsiyesi dâiresinde çok saflardan iki mütevâfık ve müterâfık saf teşkîl etmeleriyle ve Risâle-i Nûr’la ciddî alâkadâr ve bir kısmı Arabîye tercüme edip neşretmek niyetleri, bizleri pek ziyâde memnûn ve minnetdâr eyledi. Benim bedelime, İhvân-ı Müslimîn Cemʻiyeti nâmına bana tebrîk yazana cevâb verirsiniz. Urfa’daki nûr şâkirdlerine ve nûr eczâlarına himâyetkârâne alâkadâr olsunlar.

Sâlisen: Atabeyli metîn ve ciddî bir kardeşimiz Abdullâh Çavuş’un yazdığı mektûbu tasdîk ediyorum. Kırk sene evvel hadîslere verdiğim ma‘nânın yeniden bu zamanda te’vîli görünüyor. Ve muannidler dahi iʻtirâf etmeye mecbûr oluyorlar. Ve istibdâd-ı mutlakın cehennemî azâbını dünyada çekmeleri, Sirâcü’n-Nûr’un Beşinci Şuâ' ile verdiği haberleri, zaman tasdîk ediyor. Hem Samsunlu İhsân’ın samîmî mektûbu gösteriyor ki, buraya gelen tam bir takım nûr eczâlarını kendine alan Samsun’un bir mebʻûsu, o havâlîde nûrlu bir uyanmak ve intibâha vesîle olmuş ki böyle İhsânlar yetişiyor. İhsân’ı o zât ile beraber duâlarımıza dâhil ediyoruz.

Râbian: Yirmi Dokuzuncu Söz’ün kerâmet-i elifiyesi hakîkaten hârika olduğu gibi, makine ile bu tarz ve bu kadar güzel çıkması, yazanın da bir hârikasıdır. Umûma selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta ve memnûn kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

87

Ankara’dan gelen Abdünnûr kardeşimize Osmân Nûrî’nin notu

(551)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

1.: İnşâallâh huzûr-u hazrete girmek nasîb-i mukadder olur.

Girdiğiniz zaman münâsib bir anda, hazrete kalbî, rûhî, sırrî selâmlarımı, hürmetlerimi, taʻzîmlerimi, hâssaten mübârek ellerinden kemâl-i ihlâsla takbîl eyler, duâsını ricâ ederim.

2.: Üstâdımızın ihvân-ı nûra ara sıra beyânâtları vechiyle, Üstâdımızı ve âsâr-ı nûru ve talebelerini kimler sever ve muhabbet eder ise, onlardan hasta olanlar benim râhatsızlığımı tahfîf ederler, buyurmuşlar.

Abd-i âciz de muhtelif târihlerde iki büyük kriz geçirdim. Elyevm yataktayım. Üstâdımızın arzeylediğim beyânâtı, rûhuma pek büyük safa-yı gül oldu. Üstâdımızın râhatsızlığını Cenâb-ı Hakk tahfîf buyurur ise, bu hastalığa bin def‘a râzıyım. Zîrâ hazretin idâme-i hayâtı, âlem-i insân ve İslâm’a büyük Rahmet-i İlâhiyedir. Bizim vücûd ve adem-i vücûdumuz müsâvîdir.

3.: Mukaddemâ Bedîüzzamânımızı Ankara’mıza, bilhassa âcizâne, nâçîzâne inşâ ettirdiğim, son derece müstakil hücre-i nûriyelerine daʻvet eyledim. Cevâb-ı savâbına leyl ü nehâr intizâr ediyorum. Allâh aşkına bir cevâb-ı savâb lütuf buyursunlar, gününü lütfen taʻyîn buyursunlar. Abd-i âciz mi geleyim,

88

alayım, yoksa bir emîni mi göndereyim? Veyâhûd ücret-i râhîyi posta vâsıtasıyla takdîm eyleyerek zâtının münâsib gördüğü kardeşlerle mi teşrîf buyururlar?

4.: Hukūk-u insâniye ve İslâmiye’nin li-vechillâh müdâfaa ve muhâfazası ve zâtına taalluk eden haklarının müdâfaası, lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm Ankara'mıza teşrîflerinde kemâl-i suhûletle hall ü fasl olunması daha kolaylıkla olur. Zîrâ ayaklara haber anlatmaktan, başlara haber anlatmak daha kolay olacağı kanâatinde olduğumu arzeylerim. Tekrar tekrar mübârek ellerinden takbîl ve cevâb-ı savâbını beklediğimi arz ile Allâh’a emânet eylerim.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Müntehâ-yı zirve-i hîçte biricik abd-i gubâr Osmân Nûrî

(552)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

Huzûr-u nûra

Sâhibü’n-nûr velkalem velkelâm Bedîüzzamân'ımız Efendimiz Hazretleri,

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا

Mukaddeman zât-ı nûriyelerine ancak takdîr-i hakla takdîmine muvaffak olduğum arîza-i abîdânem vâsıl olur olmaz, vaktiyle zehirin te’sîriyle devam eden evcâʻ ve ızdırâbâtınız

89

هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی o ân için zâil olması ve mübeddel-i âfiyet oluvermeleri ve nâme-i abîdânemin nezd-i Reşâdiyelerinde ahsen-i şerâit dâiresinde mazhar-ı hüsn-ü kabûl olduğu tebşîrini hâmil taraf-ı nûriyelerinden, birbirinden muhterem, canlı mektûblarınız makamına kāim olmak üzere Mustafâ Usmân’ımız ve Mustafâ Sungur’umuz ve Ahmed Atak’ımız ve Sâlih Özcân’ımız gibi kardeşlerimiz tevârîh-i muhtelifede geldiler. Yekdiğerinden kıymetdâr selâm ve kelâm ve duâ ve iltifât-ı uzmâ ve hedâyâ-yı ma‘nevîyelerinden Delâilü’n-nûr Hülâsatü’l-hülâsa ihdâ buyurdular. Bir müddet evvelde nâme-i abîdâneme cevâb-ı tahrîrî makamına kāim olmak üzere, nutk-u kudsîlerinin muhâtabı olmak şerefiyle a‘zamî mübâhî oldum. Hâlıkımıza her ân lâyetenâhî hamd ü senâ ve Peygamberimize asm sayısız salât ve selâm olsun. Ve zât-ı nûriyelerini de iki cihânda saâdet-i sermediyeye şân-ı ulûhiyet ve Habîbullâh asm ile mütenâsip sûrette nasîb ve müyesser buyursun. Esmâ-yı Hüsnâ ve Esmâ-yı Nebevî hürmetine, Âmîn, sümme Âmîn.

Pek muazzez Bedîüzzamân'ımız ve sâhibü’n-nûrumuz Bu âna kadar birbirini velî eden iltifât-ı nûriye ve kudsiyelerinin bahr-i kudsîlerine Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmiz asm ve himemât-ı Reşâdiyeleriyle müstağrak oldum. Bu arzeylediğim bahr-i kudsîlerinin temevvücât-ı lâhûtiyelerinden sâmia-i abîdâneme şöylece sadâ-yı acîbler ve garîbler ve gaybîler geldi. Şöyle ki: Bedîüzzamân’ın teveccühât-ı kudsiyelerine vereceğiniz cevabınız, cevâb-ı kâl olmasın, cevâb-ı fi‘l olsun ki, بِسْمِ اللّٰهِ قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ hükm-ü ezelî

90

Ve ebedî-i İlâhîsi tecellî buyursun. Kâffe-i beliyyâtı bir ân evvel ref‘e ve def‘e vâfî kâfî ve şâfî olsun buyurdular. Abd-i âciz hemân bu emr-i gaybîye, ale’r-re’si ve’l-ayn dedim.

Müsta‘niyen bitevfîkihî Teâlâ cevâb-ı fiilîye şöylece başladım. Abd-i âcizin hâne ve arsa-i abîdânem, Ankara'mızın hâl-i hâzır inşâât ve umrân-ı devâmına nazaran, merkezî bir mahall-i münâsibde bulunuyor. Hava, su, menâzır-ı tabîiye vesâire nokta-i nazarından Yenişehir’e her bakımdan müreccah olduğu gibi, bilhassa semtimizin yepyeni, nûr gibi çifte şerefeli bir câmi‘-i şerîfe mâlik ve sâhib olması, maalesef henüz Yenişehir’de ve sâir pek çok semtlerde câmi‘-i şerîf olmaması, semtimizin kadr-i maddî ve ma‘nevîsini leyl ü nehâr a‘lâ ve i‘lâ buyuruyor. Komşularımız da ilâ Mâşâallâh birbirinden a‘lâ ve aliyyü’l a‘lâdırlar.

Semtimiz, Ankara’mızın Ön Cebeci Topraklık mevkiinde, Misâfir Sokağında, eski numarası 24, yeni numarası 1 olan hâne, hâne-i abîdânem bulunuyor. Bu hâneye âit 4728 metre murabbaında bir arsası da vardır. Bu arsa da oldukça yeşillik muhtelif ağaçlarımız olduğu gibi, menba‘ suyumuz ve terkos suyumuz ve elektiriğimiz de vardır. İşte hülâsatü’l-hülâsa arzeylediğim arsa dâhilinde mâdâme’l-hayât ikāmet buyurmanız için zât-ı nûriyelerine hâs, müstakil bir hücre-i nûriye inşâ ettirmek Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm nasîb ve mukadder oldu. Bu hücre-i nûriyenin

91

muhteviyâtı iki oda, bir sofa, bir matbah, bir banyo vesâireden ibârettir. İnşâallâh karîben ufak tefek nevâkısı da ikmâl ve itmâmı hitâm bulmak üzeredir. Hitâm bulur bulmaz hücre-i nûriyelerini nûrlandırmalarını ve şereflendirmelerini hâssaten ricâ eyleyeceğim. Hâlen de ricâ eyliyorum. Şimdiden lütfen ve tenezzülen da‘vet-i abidâneme icâbet buyuracağınıza müsbet ve kat‘î cevâb-ı savâb ve haber-i tebşîrlerini sabırsızlıkla bekliyorum. İnşâallâh cevâb-ı savâbınızı alır almaz, Ankara’mıza teşrîfiniz hakkında ayrıca tafsîl ma‘rûzâtta bulunacağım.

İnşâallâh bu bâbda îcâb edecek maddî ma‘nevî vecîbeler, Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm tamâmen ve kâmilen îfâ edilmeye sa‘y ü gayret edileceği şimdiden ma‘rûzdur. Kemâl-i ta‘zîmât ve tekrîmâtla selâmlar ve hâtırlar, iki cihânda azîz ve nâil-i murâd olmalarını Hakk Celle ve Alâ Hazretleri’nden tazarru‘ ve niyâz eyler, pek mübârek ellerinizden takbîl ile kesb-i fahreyler, îd-i adhâlarını kalpten, rûhtan, sırdan tebrîk ve tes‘îd eyler, zât-ı nûriyelerini ve bütün nûr mensûblarını selâmlar ve hâtırlar, bayram-ı şerîflerini tebrîk ve tes‘îd eyler, hep birlikte Allâh’a emânet eylerim efendimiz hazretleri.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Müntehâ-yı zirve-i hiçde biricik abd-i gubâr

Osmân Nûrî

92

[553]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Nûrculara ehemmiyetli bir müjde

Evvelâ: Kırk seneden beri ta‘kîb ettiğim ve Sultân Reşâd’ın yirmi bin altını ve eski müstebid hükûmetinin Millet Meclisi’nde yüz altmış üç meb‘ûsun imzasıyla yüz elli bin banknotu, küşâdı için tahsîsât verdikleri; hem Âlem-i İslâm’ın, hem şarkın, hem bu milletin en mühim bir işi olan Van Vilâyeti’nde Câmiü’l-Ezher gibi bir İslâm Dârü’l-fünûn'u ve büyük üniversitesi olarak Medresetü’z-Zehrâ’nın yapılması lüzûmunu yeni hükûmetin reîsi de anlamış ki, büyük memleket işleri içinde sizlere müjde olarak gönderdiğim aşağıdaki haberi vermiş. Fiilen yapılmasa dahi bu ma‘nânın anlaşılması büyük bir fâl-i hayırdır.

İşte Meclis’te Reîs-i Cumhûr, büyük işler sırasında, ehemmiyetli nutkunda bu gelen fıkrayı söylemiş. Van havâlîsinde Doğu Üniversitesi’nin kurulması için Maârif Vekâleti’nin tedkîkāta giriştiğini söyleyen Celâl Bayar demiştir ki: Doğu vilâyetlerimizden Van’da böyle bir irfân müessesesinin kurulması için bütün müşkilât iktihâm olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır demiştir. Demek Târîhçe-i Hayâtı takdîm eden genç üniversiteliler bir derece nûr risâlelerinin kıymetini reîse ihsâs etmişler.

93

Sâniyen: Reîs-i Cumhûr’un bu çok ehemmiyetli fıkrası, Risâle-i Nûr’un bu memleket ve bu vatanda ettiği ve edeceği çok kıymetdâr hizmetlerinin anlaşıldığına bir emâredir. Ve Nûrcuların bütün çektikleri zahmetler ve nûrun müsâdereleri, bu büyük netîceye vesîle olması cihetiyle şekvâ değil, şükretmelidir.

Sâlisen: Hem Eşref Edîb’e yazılan mektûbu, hem Araçlı Abdullâh ve Sungur’un mektûbları berây-ı ma‘lûmât gönderildi.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta fakat memnûn kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Eşref Edîb’in Nûrcuların siyâsete karışmak ihtimâlini söylemesine binâen yazılmış mektûbtur. Berây-ı ma‘lûmât size gönderildi.

[554]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Azîz, Sıddîk Kardeşlerimiz Ziyâ ve Abdülmuhsin,

Üstâdımız diyor ki:

Eşref Edîb, kırk seneden beri îmân hizmetinde benim arkadaşım ve Sebîl’ür-Reşâd’da makāle yazan ve şimdi vefât eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakîkî İslâmiyet mücâhidlerinden bir kardeşimdir ve nûrun bir hâmîsidir. Ben vefât etsem de, Eşref Edîb Nûrcular içinde bulunmasıyla bir teselli buluyorum.

Fakat nûr risâlelerinin ve Nûrcuların siyâsetle alâkaları yok ve Risâle-i Nûr,

94

Rızâ-yı İlâhî’den başka hiç bir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risâle-i Nûr’un mensûbları, ictimâî ve siyâsî cereyânlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebîlü’r-Reşâd, Doğu gibi mücâhidler, îmân hakîkatlerini ehl-i dalâletin tecâvüzâtından muhâfazaya çalıştıkları için, rûh u cânımızla onları takdîr ve tahsîn edip onlarla dostuz ve kardeşiz. Fakat siyâset noktasında değil. Çünkü îmân dersi için gelenlere tarafgîrlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez. Hâlbuki siyâset tarafgîrliği, bu ma‘nâyı zedeler. İhlâs kırılır. Onun içindir ki, Nûrcular, emsâlsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip nûru hiç bir şeye âlet etmediler. Siyâset topuzuna el atmadılar. Hem nûr risâleleri küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altındaki anarşiliği ve üstündeki istibdâd-ı mutlakı kırdığı cihetiyle, bir nevi‘ siyâsete temas var tevehhüm edilmiş. Hâlbuki nûrun tercümanı, bir tek mes’ele-i îmâniyeyi dünya saltanatına değişmediğini mahkemelerde da‘vâ edip yirmi beş senedir tarz-ı hayâtıyla ve emârelerle isbat etmiştir.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşleriniz Sâdık, İbrâhîm, Zübeyr

[555]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا

Çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz,

Risâle-i Nûr imhâ edilmez diye yazılan aynı hakîkat parçayı, Başbakan, Adliye

95

Bakanı’nın ev adreslerine, diğer bakanların da resmî adreslerine gönderdik. Görüştüğümüz meb‘ûslara veriyoruz. Hepsi de bu husûsta çalışacaklarını söylüyorlar. Isparta Meb‘ûsu, Senirkentli Tahsîn Tola, ziyâde alâkadâr oluyor ve diyor ki: Hükûmet şimdi komünistlikle mücâdeleye başladı. Bu mücâdele yalnız zâbıta ile olamaz. Nûrcular yirmi seneden beri mücâdele ediyorlar ve hükûmete büyük yardımda bulunuyorlar. Ve bugün memleketteki muhtelif cereyânların en hayırlısı ve en te’sîrlisi Nûrculardır diyorlar.

Vâiz ve Meb‘ûs Ömer Bilen ile, diğer Meb‘ûs Fehmî Çobanoğlu isimli ihtiyâr zâtlar, size pek çok hürmet ve selâm ediyorlar. Her ikisi dahi Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına sevgili Üstâdımızı, bu asrın bir mürşid-i hakîkîsi söyleyerek, Onların himmetidir ki, bu umulmadık zafer kazanıldı diyorlar. Siz sevgili Üstâdımızdan çok cihetle yardım gördüğünü söyleyen bu muhterem milletvekîlleri, sizin duâ ve Risâle-i Nûr’un hizmetine güvenerek ileriye pek büyük ümîdle baktıklarını ve İslâmiyet’in bütün şa‘şaasıyla âlem-i insâniyet çapında parlayacağını Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden bekliyoruz diyorlar. Dünkü çarşamba günü üç meb‘ûs, bir aralık sevgili Üstâdımızı ziyâret edeceklerini konuşmuşlar.

İşte, çok azîz mübârek Üstâdımız, senelerden beri türlü sıkıntılara ve ağır zulümlere tahammül etmenizin ve o sıkıntılar arasında nûrlu ve kudsî hizmetlerinizin

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç