Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 77
İşte bu ehemmiyetli vesîka, tam tamına Risâle-i Nûr tercümanının kırk küsûr sene evvel hadîs-i şerîfin ihbârına dâir beyân ettiği hâdiseyi tasdîk ettiği gibi; ve Şerîat-ı Ahmediye’ye asm ihânet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahûdî olduğu, Yahûdî olan Lord Curzonla Hâim Nâhûm o ihbârın hakîkatini gösterdikleri ve yirmi beş seneden beri Nûrcuların imhâsına keyfî kanunlarla dehşetli zulmün hikmetini tam gösteriyor.
[545]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz Kardeşim,
Evvelen: Bin Mâşâallâh Sözler Mecmûası’nda yanlışlar yok gibidir. Birkaç kelime var ki, leffen gönderildi.
Sâniyen: Eğer münâsib görseniz, gönderdiğim bu elli lirayı benim hesabıma mahkemedeki mecmûaların bedeline benim için alınız, gönderiniz. Eğer münâsib görmeseniz, bu def‘aki gönderdiğiniz mecmûaların bana mahsûs olacak bir kısmının fiyatına alınız.
Sâlisen: Şimdilik Târîhçe-i Hayât’ı mebʻûslara parasız vermemek münâsibdir. Parasıyla isteyenlere verilsin. Fakat on yirmi nüsha Ankara’da bulunsa münâsibdir.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 78
[546]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Muazzam ve hârika Risâle-i Nûr Külliyâtı’ndan iki büyük mecmûanın imhâ edileceği hakkında dehşetli bir haber işittik. Gāyet hak ve hakîkatli ve feylesofları ilzâm eden o mecmûalar, Risâle-i Nûr’un diğer eczâlarıyla beraber Denizli ve Ankara Mahkemeleri’nde berâet verilip kaziye-i muhkeme hâline gelerek iâde edildiği ve iki def‘a Temyîz Mahkemesi berâet ettirdiği hâlde ve Mısır, Şâm, Haleb, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere gibi Âlem-i İslâm’ın mühim merkezlerinde fevkalâde bir takdîr ve tahsîne mazhar olan ve makbûliyetine hürmeten Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kabr-i şerîfî ve Hacerü’l-Esved üzerine konulan bu eserler hakkındaki bu müdhiş muâmele, Halk Partisi’nin yaptığı diğer azîm cürümleri gibi târihte emsâli görülmemiş bir cinâyettir.
Biz nûr talebeleri o gaddâr cabbârlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. Fakat İslâmiyet’in asırlardır bayrakdârlığını yapan kahraman Türk milletinin maʻsûm çoluk çocuk ve ihtiyârlarına karşı Risâle-i Nûr’un bizlerde husûle getirdiği kuvvetli şefkat iʻtibâriyle ve Kur’ân-ı Hakîm’in bizleri maddî mücâdeleden menʻedip elimizde topuz yerinde nûr olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle mesleğimiz îcâbı olan âsâyişi te’mîn etmek esasıyla, o zâlimlere maddeten mukābele edemedik. Yoksa Allâh göstermesin, bir mecbûriyet-i katʻiye olursa, komünist ve masonlar hesabına
SAYFA 79
ona sebebiyet verenler, bin def‘a pişman olacaklardır. Hem biz müşâhedâtımızla katʻî bir kanâatteyiz ki:
Risâle-i Nûr’a ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zamanlar, umûmî bir musîbet geliyor. Taarruzun aynı vaktinde dört def‘a büyük zelzelenin vukū‘u ve çok hâdisâtın aynı vakitte zuhûru, bu kanâatimizi tasdîk etmiş. Bu iʻtibârla öyle bir kararın infâzından ehl-i îmânın titrediği, o hârikulâde ve kıymetdâr, mübârek mecmûalar hakkında imhâ cinâyetinin işlenmesi, bu millet ve memleket içinde ma‘nevî zelzeleler, fırtınalar, tâûn ve tûfânlar kopacak kuvvetli ihtimâlinden telâş ediyoruz. Zîrâ Risâle-i Nûr’a dört def‘a taarruz ve hücûm zamanında şiddetli zelzelelerin tevâfuku, bu hakîkati kör gözlere dahi göstermiştir. Hatta mahkemede de daʻvâ ettik.
Hem müfessirlerin üç yüz elli bin tefsîrlerine ittibâen, iki sahîfede iki âyât-ı Kur’âniyenin tefsîr edildiği bahânesiyle, yüz binlerle kimselerin îmânına pek ziyâde bir ehemmiyet ve te’sîrle hizmet eden dört yüz sahîfelik Zülfikār Mecmûası’nı müsâdere veya imhâ etmek, dünyada hiç bir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe âlet olarak yapılan bu fecîʻ garazkârlık fâillerinin hak, hakîkat ve adâletten ne derece uzak olduğunun zâhir bir delîli bulunduğunu
SAYFA 80
zerre mikdâr vicdânı olanlar anlayacak ve yüzsüz yüzlerine lâʻnet ve nefretler savuracaktır.
Halk Partili müstebid, mürteciʻ cabbârların zamanında yapılmış olan bu korkunç muâmeleye kahraman demokratlar hükûmeti mâni‘ olup, Afyon Mahkemesi’nde üç senedir hapsedilen ve zerre kadar bir suç mevzû‘u bulunamayan eserleri ve en başta altın yaldızlı ve tevâfuk muʻcizeli Kur’ân’ımızı derhâl iâde ettireceklerini kuvvetle ümîd edip, alâkalı makamlardan ricâ ediyoruz.
Nûr talebeleri nâmına Husrev ve Sungur
Üniversite nûr talebeleri nâmına Yûsuf Ziyâ, Abdülmuhsin, Abdullâh
(547)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عِلْمِ اللّٰهِ
Azîz ve Muhterem ve Mübârek ve Müşfik Üstâdım,
Risâle-i Nûr’un kahraman alemdârı, kıymetli emekdârı, nûrların münevver ve fedâkâr hizmetkârı, azîz ve muhterem kardeşim Husrev’in, emirlerinize atfen nûrlardan münevver
SAYFA 81
meyvecikler hükmündeki genç ve dinç nûrânî aʻzâların selîm ve sâfî kalple Kur’ân’ın bu asırda devam eden iʻcâz-ı ma‘nevîsini gösteren ve faâliyet-i nûrâniyelerini iʻlân eden ve bunları takdîr ve hizmet-i nûriyeye teşvîk buyuran azîz ve muhterem ve mübârek ve müşfik Üstâdımızın emirnâme-i cevâbiyelerini farîza-i haccın îfâsından dönünce toplanmış bir vaz‘iyette gördüm. Ne derece memnûn olduğumu ve Hâlık-ı Rahîm’e ne kadar minnet ve şükrân kulluğunu yapmaya mecbûr bulunduğumu hissettim. Bu vecîbeyi îfâdan elbette âcizim. Fakat ebede kadar hayat yolumuzu nûrlandıran derslerimiz bize felillâhilhamd o aczden fütûr değil, belki O aczi makbûl bir şefâatçi yaptırıyor.
Umûm kardeşlere ve hemşîrelere hitâp eden bayram tebrikinize, bilhassa ondaki şümûllü, mübârek duâya bütün rûh u cânımla Âmîn diyor ve mübârek Üstâdıma ve bütün nûrlu ihvânıma âcizâne ve bilmukābele arz-ı tebrîkât ve taʻzîmât eyleyerek mübârek el ve ayaklarınızdan öpüyorum.
Ziyâreti müyesser olan makāmât-ı âliye-i mübârekede, başta mübârek Üstâdım olduğu hâlde bütün nûrlu ihvânıma, yine kemâl-i acz ve noksânımla duâlarda bulunmuş olduğumu arzeylerim. Mübârek duâlarınıza çok muhtâcım. Mütevâziâne hâlî, lisânî ve kalemî hidemât-ı nûriye aslî vazîfemdir.
SAYFA 82
Elbette bu can çıkıncaya kadar o hizmete devam niyetindeyim. Muvaffakiyeti Rahîm ve Kerîm Rabbimden niyâz ederim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ
Âciz, bîçâre, kusûrlu ve duâlarınıza muhtâç muhibb-i muhlisiniz Hulûsî
(548)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Sözler Mecmûası, hatâ savâb
Üstâd dedi: Binler Mâşâallâh yazanlara Yüz kırk dokuzdan yüz seksen dokuza kadar ma‘nâyı bozmayan yalnız iki nokta ve evvelce yazılan nüshada olan bir sehiv var.
Sahîfe Satır Hatâ Savâb
148. Sahîfe bize gelenlerde noksân kalmış gelmedi.
174 6 Naks Nakz
Hâşiye: 178 18 Hâşiyenin ikinci satırında beraber nüktesiz beraber isimdeki ی hâriç nüktesiz.
189 7 nindirmesin bindirmesin
Sungur’a gönderdiğimiz ve onlar makamâta verdikleri istid‘ânın daha güzel bir sûreti size Abdurrahmânla gönderdik. Onun ıslâh ve taʻdîli ve münâsib yerlere verilmesini Üstâd size havâle etmiş.
SAYFA 83
[549]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا
Çok Azîz, çok Mübârek, çok Sevgili, çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Muʻcizâtlı ve İsm-i Celâl altın ile yazılı, yaldızlı Kur’ân’ı Diyânet Riyâseti Afyon Mahkemesi’nden getirtmiş ve dünkü gün İstanbul Mushaflar İnceleme Hey’etine göndermiştir. Hey’et tedkîkten sonra neşrinin lüzûm ve elzem olduğunu tasdîk ederek geri iâde edecekmiş.
Hem Akşehirli kahraman Ahmed Altuntaş kardeşimizin daha evvel bir sûretini siz sevgili Üstâdımıza gönderdiği ve Diyânet Reîsliği’ne yazdığı istidʻâsını Diyânet Riyâseti Müşâvere Hey’eti tedkîk etmiş. Bunun üzerine siz sevgili Üstâdımızın Diyânet Reîsliği’ne hediye ettiğiniz iki takımın birisini müşâvere hey’etine tedkîk için verecekler. Diyânet’te nûrların lehinde çalışan muhterem kardeşimiz var.
Hakîkaten sevgili Üstâdımız, nûrların âb-ı hayât ve tiryâk hükmünde yüzler numûnelerini ve parlak netîcelerini bu Ankara’da ve bilhassa me’mûrîn arasında hayretle görüyoruz. Kimisi muallim, doktor, kimi vekâletlerde yüksek me’mûr, bakıyoruz her hepside nûrlardan istifâdelerini, onun bu zamanın kurtarıcısı olduğunu hayranlıkla ve minnetdârlıkla söylüyorlar. Şimdi baştanbaşa zulmetli, kararmış olan Ankara pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte, geberen melʻûnun saçtığı zehirler ve
SAYFA 84
kendisine karşı gençliğin tezâhürâtı te’sîrini kaybetmiş. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür Risâle-i Nûr’un umûmî ve küllî bir fütûhâtı apaçık görünüyor. Hem öyle hârika bir fütûhât ki, bazıları bilerek, görerek nûrlara sarılmış. Bazıları bilmeyerek ve ister istemez nûr onların kalplerini, akıl ve fikirlerini nûrunun gösterdiği hakîkate çevirmiş. İnşâallâh pek yakın bir âtîde bu umûm üniversiteliler ve diğer mektep talebeleri Risâle-i Nûr’un nûrlu hakîkatlerine sarılacak, en yüksek ve en ulvî saâdeti bulacak, bu nûrun ebedî iʻlâncısı ve ebedî müştâk ve âşıkı olacak, ebedî minnetdârlıklarını dâimî sürûr ve şükürler içinde dünyaya iʻlân edecektir. Ve Risâle-i Nûr’un azîz tercümanını kalplerinde ebedî yaşatacaklar ve ey sevgili üstâd, senin en büyük gāyen ve senin hakîkî ve ulvî hayâtın olan Risâle-i Nûr’un hizmetini idâme edecekler.
Bu sebeble sevgili Üstâdımız, Ankara’daki üniversitenin ekser talebeleri, hem hocaları, hem halk ve esnâf ve sâir çoklar Ankara’ya teşrîfinizi yalvarıyorlar. Hem hakîkat, hem maslahat, hem sizin yüksek şefkatiniz, hem vazîfe-i nûriye iktizâ ediyor, sevgili mübârek müşfik Üstâdımız efendimiz hazretleri.
Bütün Nûrcu üniversite gençliği ile beraber pek mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Üniversite Nûrcuları nâmına Abdünnûr, Ahmed, Sungur ve sâire
SAYFA 85
[550]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz, Sıddîk kardeşlerim,
Evvelen: Bin Bârekallâh Hem Sözler Mecmûası’nın güzel ve sıhhatli olmasına ve müsâderedeki mecmûaların imhâdan kurtulmasına numûne olarak bir kısmını elde etmenize, binler Mâşâallâh ve Elhamdülillâh deriz.
Sâniyen: Benim nâmıma gelen mektûblara, Medresetü’z-Zehrâ erkânları münâsib tarzda benim bedelime cevâb vermelerini onlara havâle ediyorum. Ezcümle, Ankara’da Osmân Nûrî kardeşimiz, oranın bir Hasan Feyzî’si hükmünde nûrlara te’sîrli hizmet ve benim için hânesi yanında bir menzil yapması ve hastalığım zamanında güyâ hastalığımın tahfîfine Hasan Feyzî gibi yardım eder gibi kendi hastalığına memnûn olmasına çok minnetdârım. Fakat kitablarımızı mahkemeden almadığımızdan burada bekliyorum. Kur’ân’ımızı ve bazı mecmûalarımızı tab‘ zamanında orada bulunmak istiyorum. Fakat şimdi burada çok lüzûmlu işler olduğundan gidemiyorum, gücenmesin. Eğer o orada olmasa idi, benim gitmem lâzımdı. Fakat o, bana ihtiyâç bırakmıyor. Allâh râzı olsun, hizmet-i nûriyede onu muvaffak etsin.
Haleb’de İhvân-ı Müslimîn aʻzâsının bana yazdığı tebrîke mukābil, onu ve İhvân-ı Müslimîn’i rûh u cânımızla tebrîk edip binler Bârekallâh deriz ki, ittihâd-ı İslâmın Anadolu’da
SAYFA 86
Nûrcular ki eski İttihâd-ı Muhammedî’nin asm halefleri hükmünde ve Arabistân’da İhvân-ı Müslimîn’le beraber hakîkî kardeş olarak Hizbü’l-Kur’ânî ve İttihâd-ı İslâm cemʻiyet-i kudsiyesi dâiresinde çok saflardan iki mütevâfık ve müterâfık saf teşkîl etmeleriyle ve Risâle-i Nûr’la ciddî alâkadâr ve bir kısmı Arabîye tercüme edip neşretmek niyetleri, bizleri pek ziyâde memnûn ve minnetdâr eyledi. Benim bedelime, İhvân-ı Müslimîn Cemʻiyeti nâmına bana tebrîk yazana cevâb verirsiniz. Urfa’daki nûr şâkirdlerine ve nûr eczâlarına himâyetkârâne alâkadâr olsunlar.
Sâlisen: Atabeyli metîn ve ciddî bir kardeşimiz Abdullâh Çavuş’un yazdığı mektûbu tasdîk ediyorum. Kırk sene evvel hadîslere verdiğim ma‘nânın yeniden bu zamanda te’vîli görünüyor. Ve muannidler dahi iʻtirâf etmeye mecbûr oluyorlar. Ve istibdâd-ı mutlakın cehennemî azâbını dünyada çekmeleri, Sirâcü’n-Nûr’un Beşinci Şuâ' ile verdiği haberleri, zaman tasdîk ediyor. Hem Samsunlu İhsân’ın samîmî mektûbu gösteriyor ki, buraya gelen tam bir takım nûr eczâlarını kendine alan Samsun’un bir mebʻûsu, o havâlîde nûrlu bir uyanmak ve intibâha vesîle olmuş ki böyle İhsânlar yetişiyor. İhsân’ı o zât ile beraber duâlarımıza dâhil ediyoruz.
Râbian: Yirmi Dokuzuncu Söz’ün kerâmet-i elifiyesi hakîkaten hârika olduğu gibi, makine ile bu tarz ve bu kadar güzel çıkması, yazanın da bir hârikasıdır. Umûma selâm.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Hasta ve memnûn kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 87
Ankara’dan gelen Abdünnûr kardeşimize Osmân Nûrî’nin notu
(551)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
1.: İnşâallâh huzûr-u hazrete girmek nasîb-i mukadder olur.
Girdiğiniz zaman münâsib bir anda, hazrete kalbî, rûhî, sırrî selâmlarımı, hürmetlerimi, taʻzîmlerimi, hâssaten mübârek ellerinden kemâl-i ihlâsla takbîl eyler, duâsını ricâ ederim.
2.: Üstâdımızın ihvân-ı nûra ara sıra beyânâtları vechiyle, Üstâdımızı ve âsâr-ı nûru ve talebelerini kimler sever ve muhabbet eder ise, onlardan hasta olanlar benim râhatsızlığımı tahfîf ederler, buyurmuşlar.
Abd-i âciz de muhtelif târihlerde iki büyük kriz geçirdim. Elyevm yataktayım. Üstâdımızın arzeylediğim beyânâtı, rûhuma pek büyük safa-yı gül oldu. Üstâdımızın râhatsızlığını Cenâb-ı Hakk tahfîf buyurur ise, bu hastalığa bin def‘a râzıyım. Zîrâ hazretin idâme-i hayâtı, âlem-i insân ve İslâm’a büyük Rahmet-i İlâhiyedir. Bizim vücûd ve adem-i vücûdumuz müsâvîdir.
3.: Mukaddemâ Bedîüzzamânımızı Ankara’mıza, bilhassa âcizâne, nâçîzâne inşâ ettirdiğim, son derece müstakil hücre-i nûriyelerine daʻvet eyledim. Cevâb-ı savâbına leyl ü nehâr intizâr ediyorum. Allâh aşkına bir cevâb-ı savâb lütuf buyursunlar, gününü lütfen taʻyîn buyursunlar. Abd-i âciz mi geleyim,
SAYFA 88
alayım, yoksa bir emîni mi göndereyim? Veyâhûd ücret-i râhîyi posta vâsıtasıyla takdîm eyleyerek zâtının münâsib gördüğü kardeşlerle mi teşrîf buyururlar?
4.: Hukūk-u insâniye ve İslâmiye’nin li-vechillâh müdâfaa ve muhâfazası ve zâtına taalluk eden haklarının müdâfaası, lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm Ankara'mıza teşrîflerinde kemâl-i suhûletle hall ü fasl olunması daha kolaylıkla olur. Zîrâ ayaklara haber anlatmaktan, başlara haber anlatmak daha kolay olacağı kanâatinde olduğumu arzeylerim. Tekrar tekrar mübârek ellerinden takbîl ve cevâb-ı savâbını beklediğimi arz ile Allâh’a emânet eylerim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Müntehâ-yı zirve-i hîçte biricik abd-i gubâr Osmân Nûrî
(552)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Huzûr-u nûra
Sâhibü’n-nûr velkalem velkelâm Bedîüzzamân'ımız Efendimiz Hazretleri,
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا
Mukaddeman zât-ı nûriyelerine ancak takdîr-i hakla takdîmine muvaffak olduğum arîza-i abîdânem vâsıl olur olmaz, vaktiyle zehirin te’sîriyle devam eden evcâʻ ve ızdırâbâtınız
SAYFA 89
هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی o ân için zâil olması ve mübeddel-i âfiyet oluvermeleri ve nâme-i abîdânemin nezd-i Reşâdiyelerinde ahsen-i şerâit dâiresinde mazhar-ı hüsn-ü kabûl olduğu tebşîrini hâmil taraf-ı nûriyelerinden, birbirinden muhterem, canlı mektûblarınız makamına kāim olmak üzere Mustafâ Usmân’ımız ve Mustafâ Sungur’umuz ve Ahmed Atak’ımız ve Sâlih Özcân’ımız gibi kardeşlerimiz tevârîh-i muhtelifede geldiler. Yekdiğerinden kıymetdâr selâm ve kelâm ve duâ ve iltifât-ı uzmâ ve hedâyâ-yı ma‘nevîyelerinden Delâilü’n-nûr Hülâsatü’l-hülâsa yı ihdâ buyurdular. Bir müddet evvelde nâme-i abîdâneme cevâb-ı tahrîrî makamına kāim olmak üzere, nutk-u kudsîlerinin muhâtabı olmak şerefiyle a‘zamî mübâhî oldum. Hâlıkımıza her ân lâyetenâhî hamd ü senâ ve Peygamberimize asm sayısız salât ve selâm olsun. Ve zât-ı nûriyelerini de iki cihânda saâdet-i sermediyeye şân-ı ulûhiyet ve Habîbullâh asm ile mütenâsip sûrette nasîb ve müyesser buyursun. Esmâ-yı Hüsnâ ve Esmâ-yı Nebevî hürmetine, Âmîn, sümme Âmîn.
Pek muazzez Bedîüzzamân'ımız ve sâhibü’n-nûrumuz Bu âna kadar birbirini velî eden iltifât-ı nûriye ve kudsiyelerinin bahr-i kudsîlerine Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmiz asm ve himemât-ı Reşâdiyeleriyle müstağrak oldum. Bu arzeylediğim bahr-i kudsîlerinin temevvücât-ı lâhûtiyelerinden sâmia-i abîdâneme şöylece sadâ-yı acîbler ve garîbler ve gaybîler geldi. Şöyle ki: Bedîüzzamân’ın teveccühât-ı kudsiyelerine vereceğiniz cevabınız, cevâb-ı kâl olmasın, cevâb-ı fi‘l olsun ki, بِسْمِ اللّٰهِ قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ hükm-ü ezelî
SAYFA 90
Ve ebedî-i İlâhîsi tecellî buyursun. Kâffe-i beliyyâtı bir ân evvel ref‘e ve def‘e vâfî kâfî ve şâfî olsun buyurdular. Abd-i âciz hemân bu emr-i gaybîye, ale’r-re’si ve’l-ayn dedim.
Müsta‘niyen bitevfîkihî Teâlâ cevâb-ı fiilîye şöylece başladım. Abd-i âcizin hâne ve arsa-i abîdânem, Ankara'mızın hâl-i hâzır inşâât ve umrân-ı devâmına nazaran, merkezî bir mahall-i münâsibde bulunuyor. Hava, su, menâzır-ı tabîiye vesâire nokta-i nazarından Yenişehir’e her bakımdan müreccah olduğu gibi, bilhassa semtimizin yepyeni, nûr gibi çifte şerefeli bir câmi‘-i şerîfe mâlik ve sâhib olması, maalesef henüz Yenişehir’de ve sâir pek çok semtlerde câmi‘-i şerîf olmaması, semtimizin kadr-i maddî ve ma‘nevîsini leyl ü nehâr a‘lâ ve i‘lâ buyuruyor. Komşularımız da ilâ Mâşâallâh birbirinden a‘lâ ve aliyyü’l a‘lâdırlar.
Semtimiz, Ankara’mızın Ön Cebeci Topraklık mevkiinde, Misâfir Sokağında, eski numarası 24, yeni numarası 1 olan hâne, hâne-i abîdânem bulunuyor. Bu hâneye âit 4728 metre murabbaında bir arsası da vardır. Bu arsa da oldukça yeşillik muhtelif ağaçlarımız olduğu gibi, menba‘ suyumuz ve terkos suyumuz ve elektiriğimiz de vardır. İşte hülâsatü’l-hülâsa arzeylediğim arsa dâhilinde mâdâme’l-hayât ikāmet buyurmanız için zât-ı nûriyelerine hâs, müstakil bir hücre-i nûriye inşâ ettirmek Lütf-u Hakk ve imdâd-ı Muhammedîmizle asm nasîb ve mukadder oldu. Bu hücre-i nûriyenin