Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
SAYFA 71
mecmûalarımızın kurtarılması ve Afyon’daki kitablarımızın tamâmen iâde edilmesi için, pek fazla bir ehemmiyet ve gayretle çalışılmasını Üstâdımız sizlere havâle ediyor.
Ziyâ, Zübeyr
[543]
Devlet Bakanı, Fazîlet Kahramanı Fevzî Lütfî Karaosmânoğlu
Zâtınıza vatan ve milletin mukadderâtı mevzû‘unda, gāyet derecede ehemmiyetli ve şeytanın bile zor düşünebileceği bir tarzda tertîb edilen demokratlar aleyhindeki bir plânı ifşâ ediyoruz. Şöyle ki:
Bu vatanda dinsizlikle ve istibdâd-ı mutlak ve eşedd-i zulümle yirmi yedi yıldır perde altındaki husûsî neşriyâtıyla hârikulâde bir ferâgat-i nefisle mücâhede eden Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî’nin vücûda getirdiği muazzam nûr talebeleri câmiasının Demokrat Parti’yi muhâfaza ettiğini Halk Partisi’nin müfrit dessâsları anlamış, hatta bir zamanlar gāyet gizli olarak nûr talebelerinin kesretle bulunduğu mıntıkalara tedkîk ve tecessüs için çıkılmıştı.
İşte Anadolu’nun her tarafında hârika bir kuvvet-i îmâniye ile, fevkalâde bir fedâkârlıkla bu milletin îmân ve İslâmiyetine hizmet edip cebbârlar saltanatının esasından ve kökünden yıkılmasına medâr olan nûr talebelerini demokratlardan nefret ettirmek için, uhrevî ve dünyevî hayatlarının halâskârı olan, yüz binlerle ehl-i îmân
SAYFA 72
ve bir kısım yüksek tahsîl gençliğini tenvîr ve irşâd eden ve Arabistân ve Mısır’da büyük bir takdîr ve tahsîne mazhar olan ve mübârekliğine hürmeten Peygamberimizin asm kabr-i şerîfî ve Hacerü’l-Esved üzerine konulan Zülfikār ve Asâ-yı Mûsâ Mecmûaları’nın Isparta Adliyesi tarafından yakılmasına karar verilmek gibi, arz ve semâvâtı hiddete getirecek ve mevcûdâtı ağlatacak derecedeki bir hükmü haber aldık. Hâlbuki yüz otuz parçadan müteşekkil Risâle-i Nûr Külliyâtı’ndan olan bu büyük mecmûaların parçaları da, Risâle-i Nûr Külliyâtı’yla beraber 944 senesinde Denizli Ağır Cezâ Mahkemesi’nde müttefikan berâet verilmiş ve Yüksek Temyîz Mahkemesi tasdîk etmiştir. Kaziye-i muhkeme hâline gelmiş ve bütün eserler, müellif-i muhteremine ve sâhiblerine iâde edilmiştir. Son Afyon Mahkemesi’nde de, Halk Partisi hükûmetinin komünist vekîlinin husûsî emirleriyle verdiği garazkâr hükmü, kahraman demokratların adliye vekîli, eski Temyîz Mahkemesi’nin âdil reîs-i muhteremi esasından nakzetmiştir. Nihâyet afv kanunuyla gaddârâne giriştikleri ve içinden çıkamadıkları iftirâ ve ithâmların üzerine perde çekmişler ve afvla netîcelendirmişlerdir.
Hakîkat bu merkezde iken ve şimdi eski hükûmete binler hakāretli neşriyâtlar, bütün hürriyetle devam ederken ve dört yüz sahîfelik gāyet hak ve hakîkatli bir mecmûanın iki sahîfesinde bir âyetin tefsîrini, garaz ve bahâne ile medâr-ı mes’ûliyet yapıp, o mecmûanın imhâ cihetine gidilmesi, doğrudan doğruya eski zâlim
SAYFA 73
parti hesabına şu maksada maʻtûftur ki, yüz binlerle nûr talebelerini demokratlar aleyhine çevirip, Demokrat Parti’nin sessiz, sadâsız, gösterişsiz, fakat dîndârlıklarıyla gāyet muhkem bir istinâdgâhını yok etmek ve demokrat hükûmeti yıkmaktır. Bu müdhiş ve şeytânî plânın akîm kalması için zât-ı âlînize ehemmiyetle ihbâr eder, selâm ve hürmetlerimizi arzederiz.
Üniversite nûr talebeleri nâmına Yûsuf Ziyâ Ârûn
[544]
(Berây-ı ma‘lûmât size gönderildi)
Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında, Lozan’ın İç Yüzü diye yazılan makāleden:
İngiliz Murahhas Hey’eti Reîsi Lord Curzon, nihâyet en ma‘nîdâr sözünü söyledi. Dedi ki: Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâm’ı temsîl rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur. Ve Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır. Biz de kendisine dilediğini veririz.
Lozan’da Türk Murahhas Hey’eti Başkanı bulunan ve henüz hakîkî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hristiyan emellerinin Türkiye’yi mâzîsindeki rûh ve mukaddesât kökünden ayırmak olduğunu sezdiği hâlde, şu gizli ivaz ve te’mînâtı veriyor ve diyor ki:
SAYFA 74
Türklerin asrın îcâblarına uygun bir varlık te’mîn etmek için, eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden yani anʻane-i İslâmiyetten kurtulmak husûsunda besledikleri yani İsmet’in beslediği azmin, inkâr edilmez delîlidir.
Harfi harfine iktibâs ettiğimiz bu sözlerle, Türk Başmurahhası’nın yani İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak husûsunda Türk milletine beslediği katʻî azimle ne kastettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdîm ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci def‘asında Türk Başmurahhası, bizzât karar vermek vaz‘iyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafâ Kemâl’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor, kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reîsini yani Mustafâ Kemâl’i İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyâhat, sonra Ankara gizli meclis toplantıları, fakat esas mes’elelerde dâimâ baş başa Mustafâ Kemâl ile İsmet beraber ictimâ‘lar ve karar: Dîn öldürülecektir.
Lozan Konferansı’nın ikinci safhası: Sâkin mâhiyette ve artık her şey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dîni terk ile her şey yapılacak. Yeni hizbin Kemâlizm ve İsmet hükûmeti bundan böyle bu millette, İslâmiyet’i katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasm-ı dünyanın kumandanlarından, yani düşman
SAYFA 75
ehl-i salîb kodamanlarından, dîni vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudûd dışı değil de, hudûd içi ve millî irâde yaftası altında çalışacağı şüpheden vârestedir.
Nihâî Vesîka
Lozan Muâhedesi’nden sonra, İngiltere Avâm Kamarası’nda Türklerin istiklâlini ne için tanıdınız? diye yükselen iʻtirâzlara, Lord Curzon’un verdiği cevâb:
İşte asıl bundan sonradır ki, Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zîrâ biz onları ma‘neviyât ve rûh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Yani Mustafâ Kemâl ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve dîn cihetinden öldürmek kararıdır. Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?
Gizli anlaşmanın entrikası:
Türkler’e dinlerini ve dîn temsîlciliklerini fedâ ettirmek şartıyla, sunʻî istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile Yahûdîliktir. Buna me’mûr-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hâim Nâhûm’dur. Hâim Nâhûm, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk’ün maddesini serbest
SAYFA 76
bırakmalarını, buna mukābil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkîn etmek sûretiyle başlamıştır. Yani masonluk hesabıyla Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hâim Nâhûm müdhiş plânının zemînini Amerika’da hâzırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahûdî olan Lord Curzon ile temas ederek şu teklîfte bulunmuştur:
Siz Türkiye’nin mülkî tamâmiyetini kabûl ediniz. Onlara ben İslâmiyet’i ve İslâmî temsîlciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum. Aynı Hâim Nâhûm Türk Murahhaslar Hey’eti’ne müşâvir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafâ Kemâl ve İsmet’i kendisine dost bulmuş, üçü birleşmiş ve artık arada santralin intizâmla işlemesine hiç bir mâniʻ kalmamıştır.
Hâim Nâhûm o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için en mühim ve merkezî şahsı nezdinde yani Mustafâ Kemâl yanında emîn bulunduğu te’sîrinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki bu te’sîr, maʻhûd mevzûʻda Hâim Nâhûm’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına Mustafâ Kemâl’e tesâdüf etmekle muradına ermiş ve artık Türk’ü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
Büyük Doğu'nun 29. Sayısı
SAYFA 77
İşte bu ehemmiyetli vesîka, tam tamına Risâle-i Nûr tercümanının kırk küsûr sene evvel hadîs-i şerîfin ihbârına dâir beyân ettiği hâdiseyi tasdîk ettiği gibi; ve Şerîat-ı Ahmediye’ye asm ihânet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahûdî olduğu, Yahûdî olan Lord Curzonla Hâim Nâhûm o ihbârın hakîkatini gösterdikleri ve yirmi beş seneden beri Nûrcuların imhâsına keyfî kanunlarla dehşetli zulmün hikmetini tam gösteriyor.
[545]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا
Azîz Kardeşim,
Evvelen: Bin Mâşâallâh Sözler Mecmûası’nda yanlışlar yok gibidir. Birkaç kelime var ki, leffen gönderildi.
Sâniyen: Eğer münâsib görseniz, gönderdiğim bu elli lirayı benim hesabıma mahkemedeki mecmûaların bedeline benim için alınız, gönderiniz. Eğer münâsib görmeseniz, bu def‘aki gönderdiğiniz mecmûaların bana mahsûs olacak bir kısmının fiyatına alınız.
Sâlisen: Şimdilik Târîhçe-i Hayât’ı mebʻûslara parasız vermemek münâsibdir. Parasıyla isteyenlere verilsin. Fakat on yirmi nüsha Ankara’da bulunsa münâsibdir.
Saîdü’n-Nûrsî
SAYFA 78
[546]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Muazzam ve hârika Risâle-i Nûr Külliyâtı’ndan iki büyük mecmûanın imhâ edileceği hakkında dehşetli bir haber işittik. Gāyet hak ve hakîkatli ve feylesofları ilzâm eden o mecmûalar, Risâle-i Nûr’un diğer eczâlarıyla beraber Denizli ve Ankara Mahkemeleri’nde berâet verilip kaziye-i muhkeme hâline gelerek iâde edildiği ve iki def‘a Temyîz Mahkemesi berâet ettirdiği hâlde ve Mısır, Şâm, Haleb, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere gibi Âlem-i İslâm’ın mühim merkezlerinde fevkalâde bir takdîr ve tahsîne mazhar olan ve makbûliyetine hürmeten Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kabr-i şerîfî ve Hacerü’l-Esved üzerine konulan bu eserler hakkındaki bu müdhiş muâmele, Halk Partisi’nin yaptığı diğer azîm cürümleri gibi târihte emsâli görülmemiş bir cinâyettir.
Biz nûr talebeleri o gaddâr cabbârlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. Fakat İslâmiyet’in asırlardır bayrakdârlığını yapan kahraman Türk milletinin maʻsûm çoluk çocuk ve ihtiyârlarına karşı Risâle-i Nûr’un bizlerde husûle getirdiği kuvvetli şefkat iʻtibâriyle ve Kur’ân-ı Hakîm’in bizleri maddî mücâdeleden menʻedip elimizde topuz yerinde nûr olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle mesleğimiz îcâbı olan âsâyişi te’mîn etmek esasıyla, o zâlimlere maddeten mukābele edemedik. Yoksa Allâh göstermesin, bir mecbûriyet-i katʻiye olursa, komünist ve masonlar hesabına
SAYFA 79
ona sebebiyet verenler, bin def‘a pişman olacaklardır. Hem biz müşâhedâtımızla katʻî bir kanâatteyiz ki:
Risâle-i Nûr’a ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zamanlar, umûmî bir musîbet geliyor. Taarruzun aynı vaktinde dört def‘a büyük zelzelenin vukū‘u ve çok hâdisâtın aynı vakitte zuhûru, bu kanâatimizi tasdîk etmiş. Bu iʻtibârla öyle bir kararın infâzından ehl-i îmânın titrediği, o hârikulâde ve kıymetdâr, mübârek mecmûalar hakkında imhâ cinâyetinin işlenmesi, bu millet ve memleket içinde ma‘nevî zelzeleler, fırtınalar, tâûn ve tûfânlar kopacak kuvvetli ihtimâlinden telâş ediyoruz. Zîrâ Risâle-i Nûr’a dört def‘a taarruz ve hücûm zamanında şiddetli zelzelelerin tevâfuku, bu hakîkati kör gözlere dahi göstermiştir. Hatta mahkemede de daʻvâ ettik.
Hem müfessirlerin üç yüz elli bin tefsîrlerine ittibâen, iki sahîfede iki âyât-ı Kur’âniyenin tefsîr edildiği bahânesiyle, yüz binlerle kimselerin îmânına pek ziyâde bir ehemmiyet ve te’sîrle hizmet eden dört yüz sahîfelik Zülfikār Mecmûası’nı müsâdere veya imhâ etmek, dünyada hiç bir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe âlet olarak yapılan bu fecîʻ garazkârlık fâillerinin hak, hakîkat ve adâletten ne derece uzak olduğunun zâhir bir delîli bulunduğunu
SAYFA 80
zerre mikdâr vicdânı olanlar anlayacak ve yüzsüz yüzlerine lâʻnet ve nefretler savuracaktır.
Halk Partili müstebid, mürteciʻ cabbârların zamanında yapılmış olan bu korkunç muâmeleye kahraman demokratlar hükûmeti mâni‘ olup, Afyon Mahkemesi’nde üç senedir hapsedilen ve zerre kadar bir suç mevzû‘u bulunamayan eserleri ve en başta altın yaldızlı ve tevâfuk muʻcizeli Kur’ân’ımızı derhâl iâde ettireceklerini kuvvetle ümîd edip, alâkalı makamlardan ricâ ediyoruz.
Nûr talebeleri nâmına Husrev ve Sungur
Üniversite nûr talebeleri nâmına Yûsuf Ziyâ, Abdülmuhsin, Abdullâh
(547)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ تَعَالٰی وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عِلْمِ اللّٰهِ
Azîz ve Muhterem ve Mübârek ve Müşfik Üstâdım,
Risâle-i Nûr’un kahraman alemdârı, kıymetli emekdârı, nûrların münevver ve fedâkâr hizmetkârı, azîz ve muhterem kardeşim Husrev’in, emirlerinize atfen nûrlardan münevver
SAYFA 81
meyvecikler hükmündeki genç ve dinç nûrânî aʻzâların selîm ve sâfî kalple Kur’ân’ın bu asırda devam eden iʻcâz-ı ma‘nevîsini gösteren ve faâliyet-i nûrâniyelerini iʻlân eden ve bunları takdîr ve hizmet-i nûriyeye teşvîk buyuran azîz ve muhterem ve mübârek ve müşfik Üstâdımızın emirnâme-i cevâbiyelerini farîza-i haccın îfâsından dönünce toplanmış bir vaz‘iyette gördüm. Ne derece memnûn olduğumu ve Hâlık-ı Rahîm’e ne kadar minnet ve şükrân kulluğunu yapmaya mecbûr bulunduğumu hissettim. Bu vecîbeyi îfâdan elbette âcizim. Fakat ebede kadar hayat yolumuzu nûrlandıran derslerimiz bize felillâhilhamd o aczden fütûr değil, belki O aczi makbûl bir şefâatçi yaptırıyor.
Umûm kardeşlere ve hemşîrelere hitâp eden bayram tebrikinize, bilhassa ondaki şümûllü, mübârek duâya bütün rûh u cânımla Âmîn diyor ve mübârek Üstâdıma ve bütün nûrlu ihvânıma âcizâne ve bilmukābele arz-ı tebrîkât ve taʻzîmât eyleyerek mübârek el ve ayaklarınızdan öpüyorum.
Ziyâreti müyesser olan makāmât-ı âliye-i mübârekede, başta mübârek Üstâdım olduğu hâlde bütün nûrlu ihvânıma, yine kemâl-i acz ve noksânımla duâlarda bulunmuş olduğumu arzeylerim. Mübârek duâlarınıza çok muhtâcım. Mütevâziâne hâlî, lisânî ve kalemî hidemât-ı nûriye aslî vazîfemdir.
SAYFA 82
Elbette bu can çıkıncaya kadar o hizmete devam niyetindeyim. Muvaffakiyeti Rahîm ve Kerîm Rabbimden niyâz ederim.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی اَلْحُبُّ فِی اللّٰهِ
Âciz, bîçâre, kusûrlu ve duâlarınıza muhtâç muhibb-i muhlisiniz Hulûsî
(548)
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
Sözler Mecmûası, hatâ savâb
Üstâd dedi: Binler Mâşâallâh yazanlara Yüz kırk dokuzdan yüz seksen dokuza kadar ma‘nâyı bozmayan yalnız iki nokta ve evvelce yazılan nüshada olan bir sehiv var.
Sahîfe Satır Hatâ Savâb
148. Sahîfe bize gelenlerde noksân kalmış gelmedi.
174 6 Naks Nakz
Hâşiye: 178 18 Hâşiyenin ikinci satırında beraber nüktesiz beraber isimdeki ی hâriç nüktesiz.
189 7 nindirmesin bindirmesin
Sungur’a gönderdiğimiz ve onlar makamâta verdikleri istid‘ânın daha güzel bir sûreti size Abdurrahmânla gönderdik. Onun ıslâh ve taʻdîli ve münâsib yerlere verilmesini Üstâd size havâle etmiş.
SAYFA 83
[549]
[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا اَبَدًا
Çok Azîz, çok Mübârek, çok Sevgili, çok Müşfik Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,
Muʻcizâtlı ve İsm-i Celâl altın ile yazılı, yaldızlı Kur’ân’ı Diyânet Riyâseti Afyon Mahkemesi’nden getirtmiş ve dünkü gün İstanbul Mushaflar İnceleme Hey’etine göndermiştir. Hey’et tedkîkten sonra neşrinin lüzûm ve elzem olduğunu tasdîk ederek geri iâde edecekmiş.
Hem Akşehirli kahraman Ahmed Altuntaş kardeşimizin daha evvel bir sûretini siz sevgili Üstâdımıza gönderdiği ve Diyânet Reîsliği’ne yazdığı istidʻâsını Diyânet Riyâseti Müşâvere Hey’eti tedkîk etmiş. Bunun üzerine siz sevgili Üstâdımızın Diyânet Reîsliği’ne hediye ettiğiniz iki takımın birisini müşâvere hey’etine tedkîk için verecekler. Diyânet’te nûrların lehinde çalışan muhterem kardeşimiz var.
Hakîkaten sevgili Üstâdımız, nûrların âb-ı hayât ve tiryâk hükmünde yüzler numûnelerini ve parlak netîcelerini bu Ankara’da ve bilhassa me’mûrîn arasında hayretle görüyoruz. Kimisi muallim, doktor, kimi vekâletlerde yüksek me’mûr, bakıyoruz her hepside nûrlardan istifâdelerini, onun bu zamanın kurtarıcısı olduğunu hayranlıkla ve minnetdârlıkla söylüyorlar. Şimdi baştanbaşa zulmetli, kararmış olan Ankara pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte, geberen melʻûnun saçtığı zehirler ve
SAYFA 84
kendisine karşı gençliğin tezâhürâtı te’sîrini kaybetmiş. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür Risâle-i Nûr’un umûmî ve küllî bir fütûhâtı apaçık görünüyor. Hem öyle hârika bir fütûhât ki, bazıları bilerek, görerek nûrlara sarılmış. Bazıları bilmeyerek ve ister istemez nûr onların kalplerini, akıl ve fikirlerini nûrunun gösterdiği hakîkate çevirmiş. İnşâallâh pek yakın bir âtîde bu umûm üniversiteliler ve diğer mektep talebeleri Risâle-i Nûr’un nûrlu hakîkatlerine sarılacak, en yüksek ve en ulvî saâdeti bulacak, bu nûrun ebedî iʻlâncısı ve ebedî müştâk ve âşıkı olacak, ebedî minnetdârlıklarını dâimî sürûr ve şükürler içinde dünyaya iʻlân edecektir. Ve Risâle-i Nûr’un azîz tercümanını kalplerinde ebedî yaşatacaklar ve ey sevgili üstâd, senin en büyük gāyen ve senin hakîkî ve ulvî hayâtın olan Risâle-i Nûr’un hizmetini idâme edecekler.
Bu sebeble sevgili Üstâdımız, Ankara’daki üniversitenin ekser talebeleri, hem hocaları, hem halk ve esnâf ve sâir çoklar Ankara’ya teşrîfinizi yalvarıyorlar. Hem hakîkat, hem maslahat, hem sizin yüksek şefkatiniz, hem vazîfe-i nûriye iktizâ ediyor, sevgili mübârek müşfik Üstâdımız efendimiz hazretleri.
Bütün Nûrcu üniversite gençliği ile beraber pek mübârek el ve ayaklarınızdan öperiz.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Üniversite Nûrcuları nâmına Abdünnûr, Ahmed, Sungur ve sâire