EMİRDAĞ LÂHİKASI 4. CİLD

49

serlevhasıyla başlayan, leffen size gönderdiğimiz fıkra ve sizin münâsib gördüğünüz bazı fıkralar ilhâk olsun. Dârü’l-fünûn talebelerinin mebʻûsâna yazdığı uygun fıkraların ilâvesi size havâledir.

Sâlisen: Nûr talebeleri nâmına hasbihâl nâmında Nazîf’in neşrettiği parçadan on tanesini de size gönderiyoruz ki, münâsib gördüğünüz mebʻûslara verilsin.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Saîdü’n-Nûrsî

[529]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim, Medresetü’z-Zehrâ erkânları, nûr nâşirleri,

Evvelâ: Bir mes’eleyi biz münâsib gördük. Size, asıl nûr hakkında söz sâhibi olan Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının tensîbine havâle etmek için kalbe geldi. Şöyle ki:

Bugünlerde bana hizmet eden üç arkadaşımızın muvakkaten birkaç gün benden ders almak iştiyâklarına binâen ve eski zamanda talebelerime ders verdiğim kıymetdâr bir hâtırayı hayatlandırmak iştiyâkına binâen, matbûʻ Lemeât’ı hergün

50

bir sahîfesini ders veriyordum. Hem ben, hem onlar çok hayretle ve takdîrle karşıladık.

Fikrimize geldi ki, bu matbûʻ risâlenin, sâir matbûʻ risâleler gibi nüshalarının kalmadığının sebebi, bunun çok kıymetdâr olduğunu bilen düşman kısmı, intişârına mâni‘ olduklarına; ve dost kısmı, kıymeti için elinden çıkarmadığına kanâatimiz geldi.

Hem gördük ki, bu Lemeât, Risâle-i Nûr’un mühim bir kısmının çekirdekleri, tohumları hükmünde gāyet güzel vecîzeler ve hiç bir edîbin ve mütefekkirin muvaffak olamadığı bir tarzla, sehl-i mümteniʻ gibi taklîd edilmez, büyük bir hakîkat-i ictimâiyeyi küçük bir vecîzede ve manzûm bir kitabı mensûr gibi, aynı nesirli bir kitab gibi, hiç nazmı hâtıra getirmeden kolayca okunacak bir tarzda bulunması, otuz yedi sene evvel Ramazân-ı Şerîf’in yirmi gününde, her gün bir iki sâat iştigāl ile bu tarzda koca bir kitab kadar uzun, bir nevi‘ ictimâî mesnevî yazılması ve içinde yirmi yerde, bir ihtâr-ı gaybî nevʻinde haber verdiklerinin otuz kırk sene sonra aynen meâli çıkması gibi o noktalara elimize geçen bir nüshada işâret koyduk gösteriyor ki:

Bu Lemeât, Risâle-i Nûr’un bir müjdecisi ve fihristesi ve bir fidanlık numûnesidir, kanâatimiz geldi.

51

Sâniyen: Bu Lemeât’ın işâret ettiğimiz kısımları, Otuz Üçüncü Söz nâmında Sözler’in âhirinde yazılmasını, nûr kahramanı Husrev’in ve Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının re’yine havâle ediyoruz. Hâşiye

Umûm kardeş ve hemşîrelerime selâm ve duâ ve duâlarını istiyorum.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Saîdü’n-Nûrsî

(530)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Nûrun ehemmiyetli ve fedâkâr bir şâkirdi olan Sungur’u ve tashîh olan Lemeât ile bana lüzûmu kalmayan, satılmak için bazı eşyâmı beraber size gönderdim. Onların fiyatıyla bana göndereceğiniz, İstanbul’a Nazîf tarafından ciltlenmek için gönderilen risâlelerin fiyatına hesab edilsin. Hem on beş seneden beri üstümde isti‘mâl ettiğim mübârek bir kilim ve beş seneden beri yanımda bulunan bir usturamı da beraber gönderiyorum.

Saîd

52

(531)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk, Kahraman Husrev ağabeyimiz,

Evvelen: Binler selâm eder, ellerinizden öperiz.

Sâniyen: İnebolu’da yeni harfle teksîr edilecek Târîhçe-i Hayâta Ey ehl-i hal Hâşiyeve akd serlevhalı fıkranın da ilâvesi bildirilmişti. Hâlbuki bu fıkrayı Üstâdımız görmemiş, yanlış olmuş. Bu fıkra ilâve edilmeyecektir. Sungur kardeşimizin Doğu Mecmûası’na göndermek üzere yazdığı şu fıkra, Târîhçe-i Hayât’ın âhirinde münâsib gördüğünüz bir yerine ilâve edilecektir. O da şudur:

Ehl-i îmândan bütün gelenler, mâzîye gidenlere mağfiret duâlarıyla ve hasenâtlarını onların rûhlarına bağışlamalarıyla yardımlarına binâen, Denizli Mahkemesi’nde demiştim: Mahkeme-i Kübrâ’da, milyarlar ehl-i îmândan da‘vâcılar tarafından, Kur’ân hakîkatlerine hizmet eden nûr talebelerini mahkûm ve perişan etmek isteyenlerden ve sizlerden sorulsa ki, Serbestiyet Kanunu’yla dinsizlerin, komünistlerin neşriyâtlarına ve anarşiliği yetiştiren

53

cemi'yetlerine müsâmahakârâne bakıp ilişmediğiniz hâlde, vatan ve milleti anarşilikten ve dinsizlik ve ahlâksızlıktan ve vatandaşlarını ölümün iʻdâm-ı ebedîsinden kurtarmaya çalışan Risâle-i Nûr’u ve talebelerini hapislerle, tazyîklerle perişan etmek istediniz diye sizlerden sorulsa, ne cevâb vereceksiniz? Biz de sizlerden soruyoruz. Onlara demiştim. O zaman insaflı, adâletli zâtlar bizi berâet ettirdiler.

Sâbık mahkemelerde da‘vâ ettiğimiz ve hüccetlerini gösterdiğimiz gibi, bizim düşmanlarımız ve hükûmeti iğfâl ve bir kısım erkânını evhâmlandıran ve adliyeleri aleyhimize sevkeden resmî ve gayr-ı resmî muârızlarımız, ya gāyet fenâ bir sûrette aldanmış veya aldatılmış veya anarşilik hesabına gāyet gaddâr bir ihtilâlcidir. Veya İslâmiyet’e ve hakîkat-i Kur’âna karşı mürtedâne mücâdele eden bir dessâs zındıktır ki, bize hücûm etmek için istibdâd-ı mutlaka cumhûriyet nâmını vermekle, irtidâd-ı mutlakı rejim altına almakla, sefâhet-i mutlaka medeniyet nâmını takmakla, cebr-i keyfî-i küfrîye kanun nâmını vermekle, hem bizi perişan, hem hükûmeti iğfâl, hem adliyeyi bizimle zâlimâne meşgūl eylediler.

Duânıza muhtâç Ziyâ, Zübeyir

54

(532)

Rize

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Muhterem ve Azîz Üstâdımız Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri’ne,

Evvelen: Böyle bir zamanda sizin gibi emsâlsiz bir Üstâda mâlik olduğumuza, Allâh’a milyarlarca şükrederim.

Sâniyen: Yüzlerce felsefe kitabı beni tatmîn etmediği hâlde, henüz külliyâtı elime geçmeyen Risâle-i Nûr’un beni tatmîn edişindeki hikmete karşı, şükürden âciz kaldığımı beyân ederim.

Sâlisen: En büyük emelim, dâhî-i a‘zam siz Üstâdımı görmek, koklamak ve biraz dinlemektir.

Râbian: Bütün mefkûrem, gücüm yettiği kadar eserinizden ilhâm alarak vatan ve millete ve insanlığa hizmet etmektir.

Hâmisen: Dünyanın bu derece küfre gidişi, sizi maddî ma‘nevî yıprattı ise de, eserinizin kıyâmete kadar bâkî kalacağını düşündükçe mesʻûdsunuz. Zâten siz fânîyi değil, bâkîyi tercîh etmişsiniz. Sizlere gece gündüz duâ eder, milyarlar kere hürmet, ellerinizden öperim, çok kıymetli Üstâdım.

Eserinize ve duânıza muhtâç kusûrlu talebeniz Mehmed KAN

Ayrıca Meclis-i Mebʻûsân'a dîn lehinde bir lâyihası var. Sonra gönderilecek.

55

[533]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk, Sâdık, Muhlis ve Hâlis Kardeşlerim ve Hemşîrelerim,

Bütün rûh u cânımızla bayramlarınızı, hem bu sene serbestçe hâlisâne hacca gidenlerin bayramlarını, hem bu vatandaki istibdâdın kırılmasıyla hürriyet-i şer‘iyeye bu milletin mazhariyete başlamasını ve bu milletin bu ma‘nevî bayramını ve Âlem-i İslâm’ın ittifâkkârane intibâhlarının ma‘nevî bayramlarını ve Risâle-i Nûr’un hakîkat-i Kur’âniyeye dâir verdikleri haberlerini zamanın tasdîk etmelerini ve en geniş dâirede o ma‘nevî envâr-ı Kur’âniyeye, beşer ihtiyâcını hissetmesini tebrîk ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[534]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Seyyid Sâlih’in Haleb ve havâlîsindeki çok ehemmiyetli İhvân-ı Müslimîn Cemʻiyeti için sizden istediği nûr mecmûalarından, kendime mahsûs mecmûalardan on tanesini ona gönderdim ki onlara versin.

56

Sâniyen: Denizli ve hem Denizli’deki nûr kardeşlerimizle ziyâde alâkadârım. Merhûm Hasan Feyzî’nin arkadaşları ne vaz‘iyette olduklarını ve Yaʻkūb Cemâl eski kardeşimiz ne hâlde ve nerede olduğunu merâk ederken, aynı vakitte Yaʻkūb Cemâl’in Denizli Nûrcuları nâmına güzel bayram tebrîki beni çok sevindirdi. Mütehassirâne ve müştâkāne hayâlen beni Denizli’de gezdirdi. Mâşâallâh, Bârekallâh dedim.

Sâlisen: Nûrcuları yirmi seneden beri ta‘zîb eden ve hapislere sokan bedbahtlardan şimdi bazıları, her günde bir ay bize verdikleri sıkıntılar kadar ma‘nevî azâb çekiyorlar. Biz o zâlimleri Cehenneme havâle edip sabrederdik. Fakat hizmet-i îmâniye kudsiyeti, o bedbahtlara dünyada da bir nevi‘ cehennemi adâlet-i İlâhiyeden istemiş ki, bazıları bir senede istibdâd-ı mutlakdan aldığı lezzeti bir günde gördüğü tahkîrât ve nefret-i umûmiyeden gelen elem, o menhûs lezzeti hiçe indiriyor gördük; zaman gösterdi. Demek adâlet ve inâyet-i İlâhiyenin himâyeti bize kâfîdir.

Râbian: Alî Osmân’ın vefâtıyla hem akrabasını, hem Medresetü’z-Zehrâ ve nûr dâiresini ta‘ziye ediyorum. Ve onu da tebrîk ediyorum ki, vazîfesini tam yapmış ve şimdi de nûr kahramanları Hâfız Alî ve Hâfız Mustafâ yanında duâma dâhildir. Umûm kardeşlerime binler selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Saîdü’n-Nûrsî

Urfa Müftüsü’nü nûrun hâs şâkirdi olarak kabûl ettim. Ve nûrun ehemiyetli bir talebesi Ceylan’ı da ona teslîm ediyoruz. Husrev benim bedelime mektûbuna cevâb yazar.

57

(535)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Bâis-i İrfânımız ve Üstâd-ı Ekremimiz Efendimiz Hazretleri,

Hulûl eden îd-i saîd-i adhânın hakk-ı âlîlerinde her vecihle mesʻûd olması temenniyâtımızla tebrîki îfâya ibtidâr ederiz. Hemen Cenâb-ı Hakk zât-ı meâlî-i sıfât-ı fâzılânelerini daha böyle nice aʻyâd-ı mübârekeye idrâk-i karîn-i ferah ve şâdumânı buyursun. Âmîn.

Üstâd-ı müşfikimiz, Risâle-i Nûr’un ufacık bir kıvılcımından kalbe hutûr eden şu cümleleri yazmaya cür’et ediyorum. Kusurumun affını temennî ederim.

Müellefâtça hakîkaten pek fakîr olan bu Türk milletimiz, hele edebiyât ve kitabete müteallik âsârda fakr u zarûretini bütün bütün ileri vardırmıştır. Fakat bunun sebebini kendi uyuşukluğumuzda değil, bizi uyuşturmaya sebep olan menhûs, hasîs ve mağrûrlukta aramalıdır diyebilirim.

Çünkü bu millete fahrî olarak bahşettiğiniz Risâle-i Nûriye-i celîlelerini, âdetâ bir lütf-u Rahmânî’nin tâliʻmize nüzûlü hükmünde telakkî ettiğimiz ve ondan mütehassil sürûr-u nâ-mahsûrumuzun da bilhassa fezâ-yı lâhûttan hareketle emvâc-ı latîfe-i ezhâr-ı cinân üzerinden akıp gelerek, rûhlara taze hayat veren bir hayâtın

58

mâhasal-ı kerîmi kadar canfezâ bir şey olduğu da bedîhî iken, bu nûr-u mübârekin intişârıyla bütün dîn-i Muhammedî’yi asm parlatmaya fedâ-yı hayât eden hâlis ve muhlis kardeşlere büyük teşekkürlerle etraflarında pervâne gibi dönmemiz, bütün Türk milletine bir vecîbe-i farziyedir. Bu nûr-u mübârekeyi söndürürüm zannıyla cür’et eden bedbaht, kendini Türk milletindenim diyerek yaşıyorsa, çok yanlış düşüncededir.

Binâen aleyh böyle olan ve kendisini Türk bayrağı altında beslettiren yarasa kuşu meşrepli, dâimâ zulümâtı isteyen tâife-i rezîlenin kanında zerre kadar bile Türk kanı yoktur. Hakîkî Türk olan bir zât Nûr-u Muhammedî’yi asm söndürmeye değil, parlatmak ve memleketini nûrlara garketmek üzere koşan bir hakîkî Türk yavrusudur. Hatta kanı tamamıyla dîn-i Muhammedî asm ile yoğrulmuş olan, bir yaşından sekiz dokuz yaşlarındaki tıfıl yavrular bile bu nûr-u mübârekenin tercümanını ziyâret etmek arzusuyla düşe kalka, dikenler içinde, yalın ayak koşa koşa gelip elini öptükleri, bu da‘vâyı âşikâr olarak isbat eder.

Bizlere bu eser-i mübârekenin tercümanı berhayât iken tamamıyla elde edip, ne dediğini tam ma‘nâsıyla anlayıp, Hâlık-ı zü’l-Celâline karşı ubûdiyeti taklîdî değil, tahkîkî yapmaya sa‘y u gayretle saâdet-i ebediyede ehadiyet sarayının husûsî misâfiri Resûl-ü Ekrem ve sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri’nin Livâü’l-Hamd ismiyle müsemmâ kılınan sancak-ı şerîfinin altına girebilmenin tohumunu bu dünyada

59

ekmek şerefine nâiliyet gibi bir ubûdiyet-i azîme olamaz. Cenâb-ı Hakk ve Rezzâk-ı Mutlak Hazretleri, bu mübârek Risâle-i Nûr’un müellifinden ebediyen râzı olsun. Ve bu mübârek nûrun intişârına hâlisâne çalışan Nûrcu kardeşlerimizden de ebediyen râzı olsun. Öteden beri âsâr-ı nûriye-i âlî-i fâzılânelerinin mütâlaasıyla şerefyâb bulunduğumuz cihetiyle de yine bahtiyarız. Bâkî bâkîye duâ;

Denizli Nûrcuları nâmına Yaʻkūb Cemâl

Sabrî, Süleymân, Çilingir Alî’nin mektûbudur. Berâ-yı ma‘ûmât.

(536)

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Bâis-i Feyz-i Saâdet ve Üstâd-ı Âlî Kadrimiz Efendimiz Hazretleri,

Bilhassa dest ü dâmen-i ekremîlerini öper ve hulûlüyle şeref-bahş îd-i saîd-i adhâyı tebrîk ve nice nice emsâline idrâk ve ehl-i îmân hakkında mübârek ve mes‘ûd ve müteyemmen olmasını bârgâh-ı ehadiyetten tazarru‘ ve niyâz eyleriz.

Halâskârımız ve kıymetdâr Üstâdımız, her ne kadar zât-ı âlî-i fazîlet-meâbîleri Risâle-i Nûr’un her sahîfelerinin arkasında hazır ve mevcûd iseniz de ve her salâtın akîbinde duâlarınızın semerâtının taksîminde hissedâr isek de, vicâhen

60

ru’yet ve huzuran sohbette ayrı bir zevk ve bahâ yetmez bir letâfet ve nihâyetsiz sürûr ve ibtihâc olduğunu her def‘a feyiz-bahş vuslatımızda müşâhede ediyoruz. Şu asırda bütün arz âleminde hükümfermâ zulmet ve dalâlet ve mezmûm kasvet ve rezîletten ne kadar ictinâb ve i‘râz edilse, o iğrenç ve çok fenâ sis, hâh nâ-hâh herkese az çok sirâyet ve nüfûz edip, kulûb-u mü’minîn cerîhadâr etmektedir. Bu ârızî yaralar ve kesâfet peydâ eden kirlerden tetahhur ve ifâkat bulmak ve iltiyâm-pezîr olup kalaylanmak çâresi ancak nûrlar tercümanı ve allâmeler kahramanı ve husûsuyla bizim gibi âciz ve bîçâre nûrlar şâkirdânının mâbihi’l-iftihârı olan mürşid-i a‘zam hazretlerinin feyz ve telkîn-i salâh ve felâh-ı bî-nihâyelerine mazhar ve ma‘kes olmak vech-i âlîşânlarına dikkatle nazar ve dîde-i enverlerine atf-ı ehemmiyet ve menbaʻ-ı âb-ı zülâl ve menşe-i hikmet ve kemâl bulunan vesâyâ-yı Kur’âniyelerini istimâ‘ ile mümkün olduğu maʻlûm ve müsellem olmakla her ân hâk-i pâyiniz olmak ehass-ı emelimiz bulunmuş ise de, Üstâdımızı bîhuzûr ederiz saygısıyla كَمَنْ بَنٰی قَصْرًا وَهَدَمَ مِصْرًا mefhûmundan korkarak cesâret edemiyoruz.

Azîz Üstâdımız, çoktan beri müştâk, sed çekemediğimiz bir iki ihlâslı kardeşleri, şu kudsî îd-i adhâ ziyâretine tevkîl etmekle hisse-i ziyâretimizi ma‘nen îfâ ve müşerref olmaktayız. Bir müddetten beri bu havâlîdeki muhlis mü’minler bekliyorlar ki,

61

Kur’ân-ı dellâl-ı ekreminin buralara teşrîf va‘dleri elbette yerine gelecek, dört gözle beklemekteyiz diye kuvvetli ümitler ediyorlar. Biz de onların o arzularına iştirâk ederek dâimî ikāmete imkân yoksa da, seyâhat ve devir sûretiyle teşerrüfe ümîdvâr olduğumuzu arz ve tevfîkât-ı samedâniyenin bizlere yâr olmasını dâimâ niyâz etmekteyiz.

Şefkatkâr Üstâdımız, sizi râhatsız etmek ve dikkatinizin zayâʻına sebebiyet korkusu olmasa, bâri olsun mektûb vâsıtasıyla sık sık huzûrunuza çıkacağız. Cenâb-ı Kibriyâ’ya hadsiz hamd ve şükrân ki, biz âciz ve kusûrlulara bedel, etrafta binler fa‘âl ve gayyûr ve metîn ve zekî ve ehl-i ilim kardeşler nûr medreselerini doldurdular, şereflendirdiler, zengin eylediler.

O muhterem kardeşlerin varlığı bizler için büyük bir ma‘den-i iftihârdır. Fî-mâ ba‘d koşmak, konuşmak, yazmak, okutmak ve dinletmeye o âlîcenâb kardeşler me’mûr ve lâyıktırlar. Var olsunlar, mazhar-ı tevfîkât-ı Sübhâniye olsunlar. Âmîn.

Bir fırsat bulur ve kısmet olursa, başta Üstâdımız ve maiyetlerinde Çalışkanlar erkânı ve Mustafâ Mansûr ve Ziyâ Efendi gibi kardeşlerimizle görüşmeye susuzluk derecesinde muhtâcız. Risâle-i Nûr’un kıymetli bir talebesi olan zâhiren ma‘lûl ve ma‘nen sâlim ve yılmaz, usanmaz bir kâtibi olan Alî Osmân Atabey on beş gün evvel Rahmet-i Rahmâna mülâkî olduğunu kemâl-i teessürle arz ve tarziye eder, bâkî

62

çalışan şâkirdlere de devamlı sağlık ve âfiyetler ve muvaffakiyetler temennî eyleriz. Tekrar mübârek el ve ayaklarınızı öperiz efendimiz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Eğirdir mıntıkası talebeleri nâmına Çilingir Alî, Süleymân, kusûrlu Sabrî

Bir kısım uzak mesafelerdeki kardeşler kitab istiyorlar. Posta ile göndermemize mâniʻ var mı, istîzân ediyoruz. Bu havâlî ki, Eğirdir, Barla, Bedre’de kardeşlerin cümlesi el ve ayaklarınızı öper, ed‘iye-i hayriyenizi niyâz ederler.

Başta Çalışkanlar erkânı olduğu hâlde umûm kardeşlere kalpler dolusu selâm ve ihtirâmlar ederiz.

Sungur nâm kardeşimizin mahlasını Mansûr veya Mağfûr olarak yazmak ve tanımak istiyoruz. Ne buyurulur?

[537]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Sevgili, Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,

Evvelâ: Hem mübârek leyâlî-i aşerenizi, hem kudsî bayramınızı rûh u cânımla

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç