EMİRDAĞ LÂHİKASI 4. CİLD

25

hayâtta ve nûrlara müştâk olduklarını mektûbla haber vermesi, beni çok ziyâde memnûn eyledi. Ve çok ferahlı bir hüzün ve çok hazîn bir eski hâtıra-i sürûr verdi. Ben buradan oraya muhâbere edemediğim için, benim bedelime Safranbolu kahramanları muhâbere etse iyi olur.

Sâlisen: Otuz seneden beri siyâseti bırakıp havâdislerini merâk etmediğim hâlde, mu‘cizâtlı Kur’ân’ımızı iki buçuk sene müsâdere edip bize vermemek ile beraber, dünyada emsâli vukū‘ bulmamış bir tarzda Afyon Mahkemesi bizi ta‘zîb ve kitablarımızın neşrine mâni‘ olmak cihetiyle ziyâde beni incitti. Ben de bu beş on günde, iki üç def‘a siyâset dünyasına baktım, acîb bir hâl gördüm. Müdâfaâtımda dediğim gibi, istibdâd-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile hareket eden bir cereyân-ı zındıka, masonluk, komünistlik hesabına bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyân bu vatanda tezâhüre başladığını gördüm. Fazla bakmak, mesleğimce iznim olmadığından daha bakmadım.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[515]

Celâl Bayar, Reîs-i Cumhûr, Ankara

Zâtınızı tebrîk ederiz. Cenâb-ı Hakk sizi İslâmiyet, vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin.

Nûr talebelerinden ve onların nâmına Saîdü’n-Nûrsî

26

[516]

Reîs-i Cumhûr Celâl Bayar ve Hey’et-i Vükelâ’sına, Ankara

Biz nûr talebeleri yirmi senedir emsâlsiz bir ta‘zîb ve işkencelere hedef olmuşuz. Sabrettik. Cenâb-ı Hakk sizi imdâdımıza gönderdi. O işkencelerin sebebini on beş senedir üç mahkeme, hakîkî ve kanunî olarak yüz otuz kitab ve bin mektûbatta bulamadıklarına, Mahkeme-i Temyîz’le Denizli Mahkemesi’ni şâhid gösteriyoruz. Otuz seneden beri ben siyâseti terketmiş idim. Bu def‘a birkaç gün zarfında Ahrârların başa geçip milletin mukadderâtına sâhib çıkması sebebiyle Reîs-i Cumhûr’u ve Hey’et-i Vekîle’yi tebrîk ile beraber, hakîkati ifşâ ediyorum. Şöyle ki:

Bize hücûm eden ve mahkemelerde ta‘zîb edenler demişler: Bu nûr talebelerinin dîni siyâsete âlet etmek ihtimâlleri var, belki de ediyorlar. Biz de o zâlimlere karşı müdâfaâtlarımızdaki binler hüccet ile demişiz ve diyoruz ki: Biz, dîni siyâsete âlet değil, belki Rızâ-yı İlâhî’den başka hiç bir şeye, hatta dünyaya ve saltanata âlet etmemek, bizim esas mesleğimiz olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki, üç senedir, üç çuvâldan ziyâde dosyalarımızı garazkârâne tedkîk ettikleri hâlde, bizi mahkûm edemiyorlar. Verdikleri keyfî ve vicdânî hükümlerine de bir bahâne bulamıyorlar ki, temyîz o hükmü bozdu.

27

Evet biz, dîni siyâsete âlet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyâseti mutaassıbâne dinsizliğe âlet edenlere karşı, bizim siyâsete bakmamıza mecbûriyet-i kat‘iye olduğu zaman, vazîfemiz, siyâseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üç yüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaya sebeb olsun.

Elhâsıl: Bize işkence edenlerin, siyâseti asabiyetle dinsizliğe âlet etmelerine mukābil, biz de siyâseti dine âlet ve dost yapmakla, bu vatan ve milletin saâdetine çalışmışız.

Kardeşlerim, ben bunu böyle münâsib gördüm, sizlerin meşveretine havâle ediyorum.

Saîdü’n-Nûrsî

[517]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Ben size bugün mektûb yazacaktım. Ben ziyâde bir râhatsızlığım sebebiyle telâşta iken, aynı dakîkada Mustafâ Gül ve İbrâhîm Gül geldiler. Hem bana ilaç, hem teselli, hem büyük sevince vesîle olmalarından, o iki mübârek kardeşimi benim vekîllerim ve bir mektûb olarak size gönderiyorum. Onlar birer Saîd olarak benim bedelime sizi ziyâret ve tebrîk edip sâir şeylerimi de size beyân etsin.

س. ع

28

[518]

Telgraf

Ankara Telgraf Numarası: 23546 Târîh: 27.05.1950 Sâat: 9

(Üstâdımızın tebrîk telgrafına, Reîs-i Cumhûr Celâl Bayar’ın telgrafla verdiği cevâbdır)

Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî, Emirdağ

Samîmî tebrîklerinizden fevkalâde mütehassis oldum, teşekkürler ederim.

Celâl Bayar

[519]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Seksen küsûr sene ibâdetli bir ömr-ü bâkîyi te’mîn eden Ramazân-ı Şerîf’inizi bütün rûh u cânımızla tebrîk ve her gecesi bir nevi‘ Leyle-i Kadir hükmünde hakkınızda menfaatdâr olmasını niyâz ederiz. Ve teşrîk-i mesâî sırrıyla ve her hâs Nûrcu, umûm Nûrcuların ma‘nevî kazancına hissedâr olmasıyla, ma‘nen binler dil ile ibâdet ve duâ ve istiğfâr ve tesbîhât yapmaya hakîkî uhuvvet ve ihlâs ile mazhariyetinizi Rahmet-i İlâhiyeden niyâz ediyoruz ve öyle de ümîd ediyoruz.

Sâniyen: Risâle-i Nûr’un ma‘nen galebe-i tâmmesi ile beraber, mason kısmının dinsizleri ve komünistlerin zındıklar kısmı, habbeyi kubbe yapıp bahânelerle nûrların serbestiyetine mâni‘ olmaya çalışıyorlar ki, yine bu def‘a da ma‘nâsız, sebebsiz, otuz beş gün

29

mahkememizi te’hîr ettiler. Hatta Kur’ân’ımızı vermemek için avukatımızla da gürültü etmişler. Fakat inâyet-i İlâhiye, onların bütün plânlarını akîm bırakıyor. Nûrlar kemâl-i ihtişâm ile İstanbul ve Ankara münevver gençlerinde büyük bir iştiyâk ile kendi kendine intişâr edip şâkirdlerine ders veriyor. Bu ma‘nevî galebesinin bir netîcesidir ki, Ezân-ı Muhammedî’nin asm okunmasına çalışan Başvekîl’e, yüzer imza ile genç münevverler teşekkür ve tebrîk yazıyorlar.

Sâlisen: Buradaki talebeler de Ramazân-ı Şerîf’inizi tebrîkle beraber, kendilerince pek çok numûneler içinde eski komünistlerin işkencelerinden bir iki numûne yazıp leffen size takdîm ediyorlar. Belki bir vakit bu meâlde gazetelerde bir makāleyi de neşredecekler.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûm kardeşlerim ve hemşîrelerime selâm ve duâ eden ve hastalık sebebiyle vazîfe-i ubûdiyeti tam yerine getiremeyen ve Nûrcuların ma‘nevî yardımlarına ve onun bedeline duâ etmelerine ve ma‘nevî kazançlarına muhtâç, hasta kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[520]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

Halk Fırkası iktidâr partisi iken, Üstâdımıza yapılan eşedd-i zulüm ile yüzer kanunsuz işkencelerinden Birinci numûnesi:

30

Zemîn yüzünde bu asırdaki kadar mislî görülmeyen bir zındıka cereyânının plânlarıyla Üstâdımıza yirmi beş senedir istibdâd-ı mutlak ile yapılan zulmün bir numûnesi şudur ki: Nefes almak üzere kapalı araba ile kırlara gitmek için dışarıya çıktığı zaman, buranın büyük bir me’mûru kıyafetine ilişmek istemiş. Bu beş cihetten kanunsuz ve beş vecihle vicdânsızlık olan hadsiz cür’etkârlığa karşı deriz ki:

Padişahın küçük bir tahakkümüne tahammül edemeyen ve meşrûtiyet i‘lânında ve Dîvân-ı Harb-i Örfî’de mahkeme reîsi Hurşîd Paşa’ya ve mahkeme a‘zâlarına cevâben: Eğer meşrûtiyet bir fırkanın keyfî istibdâdından ibâret ise, bütün ins ve cin şâhid olsun ki, ben mürteci‘im. Şerîatin bir tek mes’elesi uğrunda, bin rûhum olsa hepsini fedâya hazırım diyen ve Meclis-i Meb‘ûsân’da Mustafâ Kemâl’e karşı: Namaz kılmayan hâindir, hâinin hükmü merdûddur söyleyen ve İslâmî kıyâfeti kat‘iyen ve aslâ tebeddül etmeyen;

Ve kıyafetine ilişmek isteyen ve sonra kendi kendini öldürmekle tokadını yiyen Nevzâd isminde Ankara Vâlîsi’ne: Bu sarık bu başla beraber çıkar tarzında konuşarak boynunu göstermesiyle dokunulmayan bir zâta; hem Isparta, hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemeleri dahi başını açtırmadıkları ve son Afyon Mahkemesi müstesnâ binlerce halk ve yirmi polislerin bulunduğu sıralarda bile başını açması ihtâr

31

edilmediği ve münzevî olduğu hâlde; o düşüncesiz me’mûrun ma‘nâsız ihânet için müdâhale niyeti, doğrudan doğruya anarşilik hesabına vatan ve millete tehlike getirmeye çalışmaktır. Ve bütün bütün kanunsuz olmakla beraber, senelerden beri emsâline rastlanmamış bir ferâgat-ı nefs ve fedâkârlıkla, en ağır şerâit altında, yüz otuz parçadan müteşekkil muazzam ve hârika eser-i külliyâtıyla vatan ve milletin ma‘nevî kurtuluşunu te’mîn eden böyle bir zâta bu tarzda ilişmek, elbette millet ve gençliğin mahv ve perişan olmasına gayret eden gizli vatan düşmanlarına yardım etmek ve âlet olmaktır. Afyon’da bir iki mütemerrid, bir zındık masonun iştirâk ve teşvîkiyle, o insanın bu tarz ihânet etmek Hâşiyefikrine, hiç bir ihâneti kabûl etmeyen Üstâdımızın tahammül etmesinden ve ehemmiyet vermediğinden şu hakîkati kat‘iyen anladık ki, bu vatan ve millete kendi yüzünden bir zarar gelmemesi için haysiyetini, şerefini, nefsini, ruhunu, râhatını dahi fedâ etmiştir.

Konyalı Zübeyr

İkinci bir numûnesi:

Afyon hapsinde Üstâdımızı tecrîd-i mutlakta bıraktılar. Ne arkadaşları, ne hizmetçileri, ne de hapislerle temas ettirmediler. Tâ ondan ahlâk ve terbiye dersi almasınlar. Aynı hapiste yüz sene cezâ ile mahkûm bir komünisti, hapse girenlerin birinci dersini

32

aldıkları beşinci koğuşa koydular. Hem o komünisti o koğuşa çavuş yapıp serbestiyet vererek, herkesle temas ettirdiler. HâşiyeVe müstesnâ olarak o komünistin saçı da kestirilmediği hâlde, Üstâdımızın gāyet sâdık bir hizmetkârını yemeğini yapmaya bırakmadılar. Ve nihâyet Üstâdı zehirlettirdiler. Üstâdımızın o hizmetkârı hevesât-ı nefsâniyeden vazgeçmek gāyesiyle sakalını bırakmıştı. Hâlbuki o komünistin saçına ilişmedikleri hâlde, cebren o Üstâdımızın hizmetkârının sakalını tıraş ettirmekle, sünnet-i seniyeye ihânet nev‘inden muâmele yaptılar. Ve Diyânet Riyâseti’nin tab‘ına söz verdiği mu‘cizâtlı Kur’ân’ımızı üç sene müsâdere etmek gibi, zemîn ve semâvâtı hiddete getiren bir cürmü işlediler. Ve Ramazân-ı Şerîf’te, çarşı içinde, gündüzde rakı içerek şeâir-i İslâmiyeye hakāret etmek cinâyet-i azîmesini işleyen ve Rus memleketinden gelen bir adliye me’mûrunun bütün bütün desîselerle, yalanlarla bu tarzda Üstâdımıza ihânetler yapması gösteriyor ki, bu adam hükûmet nâmına değil, doğrudan doğruya komünistlik hesabına anarşiliği bu vatanda yetiştirmeye me’mûr bir masondur.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Nûr talebelerinden İbrâhîm, Ziyâ, Halîl, Sâdık, Zübeyir

33

[521]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Hem sizin, hem bu memleketin, hem Âlem-i İslâm’ın mühim bayramlarının mukaddimesi olan, bu memlekette şeâir-i İslâmiyenin yeniden parlamasının bir müjdecisi olan Ezân-ı Muhammedî’nin Aleyhissalâtü Vesselâm kemâl-i ferahla on binler minârelerde okunmasını tebrîk ediyoruz. Ve seksen küsûr sene bir ibâdet ömrünü kazandıran Ramazân-ı Şerîf’teki ibâdet ve duâlarınızın makbûliyetine Âmîn diyerek, Rahmet-i İlâhiyeden her bir gece-i Ramazân bir Leyle-i Kadir hükmünde sizlere sevâb kazandırmasını niyâz ediyoruz. Bu Ramazân’da şiddetli zaʻfiyet ve hastalığımdan tam çalışamadığımdan, sizlerden ma‘nevî yardım ricâ ederim.

Sâniyen: Benim son hayâtımı Isparta havâlîsinde geçirmek büyük bir arzumdur. Ve Nûr Efesi’nin dediği gibi demiştim: Isparta, taşıyla, toprağıyla benim için mübârektir. Hatta yirmi beş seneden beri beni işkence ile ta‘zîb eden eski hükûmete kalben ne vakit hiddet etmişim, hiç bir zaman Isparta hükûmetine hiddet etmeyip, o mübârek vatandaki hükûmetin hâtırı için ötekileri de unutuyordum. Husûsen oradaki eski tahrîbâtı ta‘mîrâta başlayan hakîkî vatanperverler olan demokrat nâmında hamiyetli Ahrârlar, yani hürriyetperverler, nûr ve Nûrcuları takdîr etmelerine

34

çok minnetdârım. Onların muvaffakiyetine çok duâ ediyorum. İnşâallâh o Ahrârlar, istibdâd-ı mutlakı kaldırıp, tam bir hürriyet-i şer‘iyeye vesîle olacaklar.

Sâlisen: Bayramdan bir mikdâr sonraya kadar burada kalmaklığımın bir sebebe binâen lüzûmu var. Bir iki ay sonra Medresetü’z-Zehrâ erkânlarının kararıyla ve İstanbul ve Ankara üniversitelerindeki genç Saîdlerin de muvâfakatıyla, nereyi benim için münâsib görürseniz, orayı kabûl edeceğim. Mâdem hakîkî vârislerim sizlersiniz ve şahsımdan bin derece ziyâde dünyada vazîfemi de görüyorsunuz, bu hayât-ı fânîdeki son menzili sizin re’yinize bırakıyorum.

Râbian: Hem tebrîklerini, hem şiddetli alâkalarını gösteren Ahmed Nazîf ve Ahmed Feyzî ve Halîl İbrâhîm ve Hasan Âtıf ve Bucak’ta ve Eflâni ve İstanbul’daki Nûrcuların mektûblarına benim bedelime sizler cevâb verirsiniz, sizleri tevkîl ediyorum.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[522]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Hadîs-i Şerîfin sırrıyla Ramazân-ı Şerîf’in nısf-ı ahîrinde, husûsen aşr-ı ahîrde,

35

husûsen tek gecelerde, husûsen yirmi yedisinde, seksen küsûr sene bir ibâdet ömrünü kazandırabilen Leyle-i Kadir’in ihyâsına ve her biriniz umûm nûr talebeleriyle beraber, husûsen bu bîçâre, çok kusûrlu, hasta, zayıf kardeşinizi hissedâr etmenizi ve her birinizin duâlarınızın binler ma‘nevî âmînlerin te’yîdiyle dergâh-ı İlâhîde kabûl olmasını Rahmet-i İlâhiyeden niyâz ediyoruz.

Sâniyen: Üniversitedeki genç Saîd’lerin hakîkaten Medresetü’z-Zehrâ’nın İstanbul ve Ankara’daki vazîfesini yaptıklarına ve bu bîçâre, ihtiyâr Saîd’e ihtiyâç bırakmadıklarına ve Risâle-i Nûr’un her cihetle kâfî olmasının bir numûnesi olarak şimdi size leffen gönderdiğimiz, onların meb‘ûslara hitâben yazdıkları beyânnâmelerini ve yine onların bir eseri olan Târîhçe-i Hayât’ın yetmiş nüshasının baş tarafına koyup yetmiş meb‘ûsa göndermeleri için bize gelen beyânnâmelerini berây-ı ma‘lûmât size gönderdik. Siz münâsib görseniz onu ve size evvelce gönderdiğimiz Sungur’un Maârif Vekâleti’ne müdâfaası ve Mustafâ Usman’ın Adliye Vekîli’ne istid‘âsıyla beraber Târîhçe-i Hayâta bir nevi‘ zeyl olarak el yazısıyla veya makine ile veya İnebolu’da yeni harfle elli altmış nüsha teksîrini re’yinize havâle ediyoruz.

Sâlisen: Medresetü’z-Zehrâ erkânları, benim şahsımın da hakîkî vekîlimdirler. Bana, şahsıma gelen mektûblara onlar, benim bedelime cevâb versinler. Husûsen Husrev’in mektûbundaki isimleri bulunan zâtlara karşı münâsib cevâb verirsiniz. Ahmed Feyzî’nin size

36

karşı yazdığı mektûbun cevabının parçasını leffen size gönderiyoruz. Umûm kardeş ve hemşîrelerimin mübârek Ramazânlarını ve umûm gecelerini, ma‘nevî Leyle-i Kadirlerini tebrîk ile selâm ve duâ ve duâlarını ricâ ediyoruz.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

[523]

[بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ]

(Hakk ve hakîkatin nâşiri olan Sebîl’ür-Reşâd’a, hâlen Halk Partisi nâmına yapılan yüz cihetle kanunsuz bir muâmeleyi arzediyoruz )

Üstâdımız Bedîüzzamân Saîdü’n-Nûrsî, şiddetli zehirlerin netîcesi olarak hastalığı şiddetlenip hayattan ümîdini kestiği için, kendi nafaka parasıyla aldığı sekiz aded kitabını muhâfaza etmek üzere müftü kardeşine göndermişti. Emirdağ postahânesi güyâ zâbıta me’mûru vazîfesi yapıyor gibi, gizli bir maksada binâen bu kitabları zabtederek hemen bizzât kendisi gidip jandarma dâiresine, kaymakama, adliyeye ve telefonla Afyon’a şâyi‘ edip, işi şaʻşaalandırarak kitabların hepsini adliyeye verdirmiştir. Hâlbuki kitabların mâhiyeti şudur: Beş parçası, mahkemede bulunan müdâfaât ve zeyillerinden ibârettir. Diğer üç kitab da, şimdiki adliye vekîli Halîl Özyörük’ün üç def‘a berâetlerine karar verdiği eserlerdir ki, Denizli Mahkemesi aynı eserlerin eczâlarını iâde etmiştir. Ve Afyon Mahkemesi’nin de hükümlerini bozmuş ve o eserlerin berâetlerine re’y vermiştir.

37

Gerçi komünist olan eski adliye vekîli Fuâd Sirmen, eski hey’et-i vekîleye ihbâr etmiş ve Kur’ân’ın gāyet hak ve menfaâtli bir tefsîri olan Zülfikār Mecmûası’nın dört yüz sahîfesi içinde, otuz sene evvel yazılan iki âyetin tefsîrine dâir iki sahîfeyi bahâne ederek, bu çok mühim eseri yasak etmeye çalışmıştır. Hâlbuki şimdi millet ve vatana gāyet zararlı olan komünist ve masonların eserlerine müsâade edildiği hâlde, yüz binler kimselerin îmânını kurtaran, Kur’ân’ın gāyet hak ve pek çok menfaâtli bir tefsîri olduğunu beş yüz bin adamın şehâdetiyle isbat edeceğimiz eserlere evrâk-ı muzırra gibi böyle muâmele yapmak ve Üstâdımıza bu hastalıklı nâzik zamanında öz kardeşine karşı bu hazîn teessürâtı vermek, yüz cihetle kanunsuzdur diye size arzediyoruz.

Sâniyen: Bu mes’elenin gāyet sinsi ve gāyet gizli hakîkati şudur: Üstâdımız ma‘nen ve maddeten Demokrat Parti’ye yardım için talebelerini hafîfçe teşvîk etmişti. Bunu Halk Partisi’nin muannid müstebidleri anladıkları için, ma‘nâsız bahâne ile habbeyi kubbe yaparak bu muâmeleyi yaptılar. Yoksa her tarafta bu kitablar posta ile alınıp veriliyor ve buraya da İstanbul’dan ve başka yerlerden geliyor ve ilişilmiyordu. Bu vaz‘iyet çok dessâsâne ve ümîd edilmeyen bir plândır.

Sâlisen: Zülfikār’daki mevzûu bahis iki âyetin tefsîrinden bin misli bir muhâlefetle hâlen matbûâtta eski hükûmete hücûmlar yapılıyor ki, şimdi o âyetlerin tefsîri,

38

zerre mikdâr bir suç olamıyor. Bundan da anlaşılıyor ki, bu muâmeleler Halk Partisi hesabına yapılmakta devam edilen keyfî işlerdir ve Halk Partililerin Saltanat demokratlarda ise, hüküm ve icrâât ve iktidâr bizdedir iddiâ ve vehimlerinin bir numûnesidir.

Emirdağ Nûr talebeleri nâmına Mehmed, İbrâhîm, Ziyâ vesâire

[524]

(Ehemmiyetli bir Hakîkat ve Demokratlarla Üniversite Nûrcularının bir Hasbihâlidir. )

Şimdi milletin arzusuyla şeâir-i İslâmiyenin serbestiyetine vesîle olan demokratlar, hem mevkiʻlerini muhâfaza, hem vatan ve milletini memnûn etmek çâre-i yegânesi, ittihâd-ı İslâm cereyânını kendine nokta-i istinâd yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransa, Amerika siyâsetleri ve menfaatleri buna muârız olmakla mâni' oluyordular. Şimdi menfaatleri ve siyâsetleri buna muârız değil, belki muhtâçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intâc ediyor. Bu dehşetli tahrip edicilere karşı, ancak ve ancak hakîkat-i Kur’âniye etrafında ittihâd-ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesîle olduğu gibi, bu vatanı istîlâ-yı ecânibden ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur.

Bu hakîkate binâen demokratlar, bütün kuvvetleriyle bu hakîkate istinâd edip komünist ve masonluk cereyânına karşı vaz‘iyet almaları zarûrîdir.

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç