EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

273

Merhûm Hâfız Alî’nin tam bir vârisi Hasan Feyzî’nin Risâle-i Nûr hakkında üçüncü bir şehnâmesidir. Lâhika’ya ve daha münâsib gördüğünüz adamlara ve risâlelere yazarsınız.

(97)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Orada ânî olarak bir gece parlayıp şiddetle her tarafı saran ve bazı müskirât dükkânı ve me’mûrların büyük bir dâiresini ve dükkânları yakıp kül eden yangın hâdisesi cidden elîmdir ve acıdır. O dehşet saçan ateşler ve alevler içinde ve arasında yalnız bir tek dükkânın da sanki demir ve taştan bir hisârmış gibi yanmayıp kurtulması da, hakîkaten bir hârika ve kerâmettir. Bu yangında zarar gören zâtların teessürüne iştirâk ettiğimiz gibi, böyle büyük, hârika ve kerâmetle bundan zararsız çıkan ve mağazaları yanmayan o muhterem çalışkan kardeşlere de vâsıtanızla geçmiş olsun der, tebrîk ve takdîrlerimizi arz ve bu münâsebetle hâtıra gelen aşağıdaki şu birkaç noktayı da yazmaklığıma müsâade buyurmanızı ricâ eylerim efendim hazretleri.

274

1 Risâle-i Nûr, o yangın ile etrafını tarayıp temizliyor. Şüpheli, kirli ve karışık olan eşyâ ve mevâddı yakıyor. Harâm ve harem dâiresini ve harîm-i nûrunu tanzîf ve tathîr ediyor. Nûrun bulunduğu böyle mübârek ve mukaddes bir mahalde ancak helâli ikāme ediyor.

2 Risâle-i Nûr, etrafında yapılan fenâlıklara râzı değil. Zulmü ve zulmeti ortadan kaldırıyor. Bulunduğum yerde aslâ kötülük ve fenâlık olamaz deyip zecr ve men‘ediyor.

3 Risâle-i Nûr, her zaman, her yerde tayyib ve tâhir malı koruyup kurtarıyor.

4 Risâle-i Nûr, sadaka ve zekâtı verilen malı harîk ve garîkden nasıl himâye, vikāye ettiğini gösteriyor.

5 Risâle-i Nûr, böyle dört yanı ateşlerle çevrilen bir dükkânın insan eliyle değil, ancak bir mu‘cize veya bir kerâmet ile ve bir nûr ile kurtulabileceğini anlatıyor.

6 Risâle-i Nûr, kalplerde yanan fitne ve fesâd ateşinin dahi bu nûr ile söndürülebileceğini gösteriyor.

7 Risâle-i Nûr, yangından zarar gören her adama Çalışkanların yanmayan dükkânını ve kendilerini göstererek Siz de bunlar gibi olun. Ba‘demâ siz de benimle meşgūl bulunun. Bugünkü ve yarın ki yangınlardan kurtulmak ve emîn olmak istiyorsanız, işte ben en mükemmel bir İslâm sigortası, ateşten ve hatta

275

cehennemden korunmaya ve kurtulmaya yarar bir îmân vesîkasıyım. Sakın gaflet etmeyin. Nâmları ve lâkapları, isimleri ve müsemmâları da çalışkan olan şu Çalışkanlar gibi siz de çalışın. Ve her sâhada çalışkan olun diyor.

8 Risâle-i Nûr, Çalışkanların ve Ceylanların îmânına kuvvet ve kudret veriyor. Yakînlerini artırıyor. Daha bir çok Ceylan ve Geylanları hep bizim mübârek Ceylanımızın yoluna ve halkasına getirmek istiyor.

9 Risâle-i Nûr, her tarafı saran o cehennemî ateşten o mübârek ticârethânenin nûrun ve husûsen Âyetü’l-Kübrâ’nın o dükkânda bulunan çok nüshalarının kerâmeti sâyesinde masûn ve mahfûz kalıp yanmadığını, kerâmet ve mu‘cizeleri inkâr eden bazı münkir ve i‘tikādsızlara ve dolayısıyla da şu asır halkına göstererek tevbe ve rucû‘ etmelerini, Hakk’a ve nûra dönmelerini, salâh ve felâha ermelerini lehlerine olarak hitâb ediyor, işâret ediyor, açıkça gösteriyor.

10 Risâle-i Nûr, nûr-u îmâna bürünen mü’min ve muvahhidlerin bu nûrlarıyla dünyada maddî ve ma‘nevî her türlü ateşi söndürdükleri gibi, berzahta ve dûzahta dahi o emânsız ateşi nasıl söndüreceklerini aynen gösteriyor.

11 Risâle-i Nûr, hiç okunmasa, sâde sâfî bir i‘tikādla yazılı nüshalarından bir veya birkaç tanesi bir evde veya bir dükkânda bulundurulsa ve saklansa, hürmet

276

ve ta‘zîm ve iyi bir i‘tikādla arasıra nazar edilse bile, yine o mahâllin tehlike ve korkulardan emîn olacağını bu vesîle ile yine bize anlatıyor.

12 Risâle-i Nûr, kendisinin bir rahmet-i İlâhiye olduğunu ve Rabb-i Celle ve A‘lânın gazabını gidermeye ve söndürmeye kâfî geleceğini kezâ bizlere söylüyor.

13 Risâle-i Nûr, maddî suyun harlayıp gelen selin ve itfâiyenin bile yine maddî bir yangını söndürmeye kâfî gelmediğini, telâş ve tedbîrin vesâirenin yangınlara karşı gelemeyeceğini ve asıl nûrun ve rahmet-i İlâhiyenin müessir olduğunu bildiriyor.

14 Risâle-i Nûr, bununla bazen perde arkasında ve bazen de perde önünde fütûhât yaptığını ve füyûzât saçtığını gösteriyor.

15 Risâle-i Nûr, her bulunduğu yerde kendi kendini sıyânet ve hırâset ediyor. Zarfını ve gılâfını, sandık ve sadefini dahi o dürr-ü yektâ muhâfaza ve müdâfaa ediyor.

16 Risâle-i Nûr, nesiller boyunca söylenecek ve asırlarca yâd edilecek ve dillere destan olacak yeni ve parlak bir hakîkat ve bir hârika darb-ı meselini herkes yanmış da Çalışkanlar yanmamış. Taştan tunçtan değil, nûrdan imiş bize ifşâ ve ihdâ ve armağan ediyor.

277

17 Risâle-i Nûr, Yâ Rabbî kurtar nidâ ve duâsından ol Rabb-i Rahîm’in, ol Zât-ı Hakîm’in ne derece hoşnûd ve râzı olduğunu ve deryâ-yı rubûbiyet ve hem rahîmiyetinden o mahalle serpilen bârân-ı şefkat ve rahmetinin o müdhiş ateş ve alev selini nasıl söndürdüğünü yine bize gösteriyor. Öyle bir ses, öyle bir nefes ki, istese o umûm yangına tevcîh ve tenfîs edilse idi, elbette derhâl söner ve bir cehennem de olsa, ânîden mahv ve nâbud olurdu. Fakat bu sayılı hakîkatleri ve nûrun kerâmetini bize ve âleme göstermek için öyle olmadı. Yalnız bir dâireye hasredildi.

18 Risâle-i Nûr, yine bize anlatmak ve duyurmak istiyor ki türlü meşakkat ve zahmetlerle ve türlü düşünce ve korkularla kazanılan ve biriktirilen ve karışık bir hâl alan ve ekall-i kalîl olan bu metâ’ı dünyâ, işte böyle birkaç sâat kadar az bir zaman içinde hebâen mensûren olup gidiyor. Ve sâhibini hâib ve hâsir bir hâle getiriyor. Onun için cem‘ ve iddihâr etmeyin diyor. Ve hele ihtikârdan şiddetle men‘ediyor. Ve onlara ve hem bize كَلَّا لَیُنْبَذَنَّ فِی الْحُطَمَةِ hakîkat ve mu‘cizelerinden bahis açıp ders veriyor. تَطَّلِعُ عَلَی الْاَفْئِدَةِ yangınının o dehşetinden dem vuruyor ve gözlerimizi açtırıyor. Ashâb-ı İ‘zâmdan ma‘lûm Ebû Zerr ra gibi, bugünkü Ebû Zer ve Ebu Fıddalara vaaz ve nasihat ediyor, tefekküre ve tefeyyüze sevkediyor.

278

19 Risâle-i Nûr, kurtulan bu dükkânı ve sâhibini, dükkânı yananlara ve hem nûrdan mahrûm ve gāfil olanlara göstererek onları da gayrete getirip nûra bağlamak istiyor.

20 Risâle-i Nûr, nûrun nâra olan galebe ve zaferini ve fütûhâtını şüpheli olanlara ve inanmayanlara açıkça gösteriyor. Yıldırım, yangın, sel ve isâbetten hakîkî ve en emîn çâre ve en kavî sedd ve siper-i sâika ve sıyânet, nûrun tâ kendisi olduğunu i‘lân ve isbat ediyor.

21 Risâle-i Nûr, her ateşi ve her yangını söndürür. İnsanlardaki israf ateşini, İktisâd Risâlesi’nin nûru ile; ve ateşler ve alevler içinde yanıp kıvranan zavâllı hastaların hastalık ateşini, Hastalık Risâlesi’nin nûrlarından akan, yirmi beş devâlı çeşmesinden fışkıran âb-ı hayât ve şifâ suyu ile;

Kalbi ve kafayı ve bütün a‘zâ ve a‘sâbı saran ve sarsan vehim ve hayâl, vesvese ve tasa, korku ve merâk yangınının dehşetli ateşini, Vesvese Risâlesi’nin nûru ve feyzî ile; riyâ ve sum‘a, kibir ve gurur hastalıklarının hummâlı ateşini, İhlâs Risâlesi’nin imdâd ve inâyetiyle; benlik ve varlık ve zorbalık ve küstâhlık kal‘asının hedmi ise Ene adlı, yani Otuzuncu Söz ve Altıncı Söz’ün irşâdı ile kābil olur.

279

Tabiatın madde ve zerreler çukurundan çıkamayan kör ve sersem ve serseri kimseleri de, ancak Risâle-i Nûr’un Tabiat, Zerre ve Maddeler adlı risâlelerinin güçlü ve kuvvetli, uzun ve mevzûn, nûrlu ve şuûrlu elleri çıkarabilir. İhtiyârların ölüm korkusunun ateşini evhâm ve acılarını gidermeye ise, bu nâmdaki risâlenin teselli ve imdâdı, ma‘cun ve tiryâkı, feyiz ve nûru kâfî geldiği gibi; berzah ve dûzahın elemnâk ve sûznâk ateş ve azâbına karşı da, İ‘câz-ı Kur’ân ve Mu‘cizât-ı Ahmediye asm ve Îmân-ı Âhiret adlı âb-ı hayât dolu risâleler birer havz-ı kebîrdirler.

Yeryüzündekibütün şirkin ateşini Âyetü’l-Kübrâ, Asâ-yı Mûsâ adlı mübârek eser-i azîmin nûr-u azîmi söndürmeye kâfî geldiği gibi; bugün dünya ufuklarını saran ve şimdi de İslâm dünyasını tehdîde başlayan o kara dumanlı kızıl aleve karşı, bu nûrun şişip kabarmakta olduğunu görüyor ve o müdhiş kızılların fitnesini ve yangınını söndüreceğine candan inanıyoruz.

Hâsılı, Risâle-i Nûr’un mütâlaası ve feyz-i ma‘nevî-i dâimîsi, nefs-i emmârenin ateşini söndürmeye, azgın ve azılı sıfatları öldürmeye, yırtıcı, paralayıcı zâhir ve bâtın askerleri tepelemeye yetişir. Zâten Risâle-i Nûr, bu fitne ve bu fesâd ve bu yangınları söndürmeye me’mûrdur. Ve bunun için doğmuş ve gelmiştir, diyoruz.

280

Erenler, evliyâlar, şehîdler ve fâtihler yatağı olan bu mübârek vatanda yetişen, bu mübârek ve meymenetli, şecî‘ ve asîl milletin فَسَوْفَ یَاْتِی اللّٰهُ بِقَوْمٍ işaretiyle, indallâh ne kadar mergūb ve mahbûb ve cengâver olduklarına yine bel bağlıyoruz.

Risâle-i Nûr’a sâhib olanlarda hırs ve hiddet zevâle yüz tutar. Zulmet ve şehvet erir. Cehâlet ve şekāvet ateşi söner. Tabiat uykusu azalır. Gaflet uykusu kalkar. Kara ve çirkin, bozuk ve uyuşuk kanlar düzelir. Nefes ve kalp işler. Kan boruları birer mecrâ-yı nûr olur. Hubb-u dünyâ ve meyl-i mâsivâ kalmaz. Ene ve ente gider. Yetmiş bin diye söylenen perdeler kalkmaya ve varlık dağı delinmeye başlar. اِرْجِعٖٓی اِلٰی رَبِّكِ den sesler gelir. Vuslat yolu açılır. Misk ü anber saçılır. Yüzler sürülür. فَادْخُلٖی فٖی عِبَادٖی ile me’mûr, وَادْخُلٖی جَنَّتٖی nişânı ile me’cûr olur.

اَرِنَا یَا مَنْ اَطْفَأَ النَّارَ بِنُورِهٖ وَیَا مَنْ صَلّٰی عَلٰی حَبٖیبِهٖ

Hulâsadır Risâle-i Nûr, kendisinin bir levha-i Yâ Hâfız Bir sahîfe-i Mâşâallâh Bir nüsha-i Bârekallâh Bir kılâde-i ümmü’s-sıbyân Yangına bir tulumba-i nûr Derdliye bir reçete-i hikmet Bakana bir âyîne-i ibret Müslümanlara bir mühr-ü nübüvvet Mücrime bir vesîka-i necât Yolsuza bir râh-ı hidâyet Bîkeslere bir sigorta-i sıyânet

281

Antikacıya bir kenz-i sermediyet Evsize bir kâşâne-i ebediyet Münkire bir sille-i nedâmet Kâfire bir sehpâ-yı adâlet Ârife bir sahbâ-yı kudsiyet Âşıka bir saray-ı vuslat Ve serîr-i sohbet olduğunu bu yangın münâsebetiyle bir daha gösterdi.

Bütün âile efrâdımız ve kardeşlerimizle birlikte mübârek ellerinizden öper ve duâlarınızı bekleriz efendim hazretleri

Talebeniz bîçâre Hasan Feyzî

Yüz Mâşâallâh Şehîd merhûm Hâfız Alî’nin Risâle-i Nûr’a karşı fevkalâde sadâkat ve i‘tikādını bu Hasan Feyzî aynen taşıyor. Hem çokları îkāz eder. Risâle-i Nûr’a çalıştırır. İnşâallâh o mübârek Denizli’de merhûmun yazı cihetinde dahi hem Feyzî, hem arkadaşları vâris olacaklar. Asâ-yı Mûsâ mecmûasını taksîmü’l-a‘mâl ile aynı kıt‘ada onlar da yazsınlar. Sonra bir cild içine alsınlar. Feyzî’nin bu üçüncü şehnâmesi güzel bir kamçı-i teşvîktir. En son hulâsası ve yirmi birinci maddesi başta olsa daha şirindir. Ben üç maddesini yazdırmadım, gücenmesin. Âhir ki madde başta olsa idi daha iyi olurdu. O ma‘lûm zâbıt, büyük bir me’mûrdan aldığı emre binâen beni sebebsiz hükûmete istedi. Gerçi dostâne konuştu. Fakat hakkımda teveccühü kırmak ve bir nevi‘

282

ihânet olması cihetiyle çok sıkıldım. Odama geldim. Bir sâat sonra Feyzî’nin o ihânetten yüz derece ziyâde hürmetkâr bir teveccüh ve o adamdan bin derece yüksek bir mertebeden bu takdîrnâmesi elime verildi. Aynı Halîl İbrâhîm gibi o adamın on beş gün fâsıla ile iki ihânetine ikişer tevâfukları gördük. Umûmunuza selâm

Saîdü’n-Nûrsî

Yanan binânın ilk def‘a sönüş noktası, sevgili Üstâdımıza yakın ve nâzır köşesinden başlamıştır

Emirdağı kardeşleriniz

Husrev’in fıkrasından bir parçadır

(98)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz ve Mübârek Üstâdımız Efendimiz,

Bizi her vakit Risâle-i Nûr’un nûrlu beşâretleriyle kalplerimizi sürûrla doldurdukları hâlde, maalesef yüz yirmi bin şâkirdlerinizden hiç birimiz sevgili Üstâdımızın çekmekte oldukları sıkıntılarından hiç birisini tahfîf edemediğimizden çok müteessiriz. Bu hâl bizi çok eziyor. Demirden kafeslere konularak

283

enzâr-ı nâsta teşhîr edilen arslanların o demir çenberlerden kurtulmak için gösterdikleri hiddet ve şiddetlerini kendilerini hapseden demirlere yan taraflarıyla yüklenerek mukāvemet edemeyen kaburga kemiklerinden aldıkları gibi; yetmiş senelik hayatıyla her an hâfızalarda iyilikle yaşamış bulunan, âlî ve dînî eserleriyle beşerin saâdetine koştuğunu göstermekle ellerimiz üzerinde gezecek olan siz sevgili Üstâdımız, senelerden beri kendi etrafınızı saran demir çenberlerini kırmıyorlar.

Ma‘nen dünyayı isti‘lâya hazırlanan dinsizliğin Kur’ân’ın etrafına çevirdiği dehşetli ve şiddetli, îmânsız ve emânsız çelik çenberlerinin tam merkezinde oturup, o dinsiz mefkūrelerin gönderdiği zehirli oklarına mütemâdiyen mübârek vücûdlarınızı hedef ederek, bir taraftan o azametli Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsinin mümessil-i âlîsi haysiyetiyle Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ı ve onun parlak ve hem çok güzel bir veled-i ma‘nevîsi olan Risâle-i Nûr’u, diğer taraftan yüz bini mütecâviz şâkirdlerinizi o dinsiz mefkûrelerden gelen zehirli oklara karşı muhâfaza, müdâfaa ve himâye ederek arslanları dahi titreten ulvî cesâret ve metânetinizle zayıf ve âciz bizlerin imdâdımıza koşarak sîne-i hamiyetinizde taşıdığınız re’fet ve şefkatin müntehâlarını gösteriyorsunuz. Bütün ağırlıklarımızı, bütün ızdırâblarımızı, bütün zahmetlerimizi kendi mübârek vücûdunuza yükleniyorsunuz.

284

Talebelerinizi müsterih olunuz, müjdeler olsun size, hiç müteessir olmayınız. Hepsi de muvakkattir. Ben dinsizlerin her türlü işkencelerine tahammüle karar verdim. Sabra azmettim diyerek teselli ediyorsunuz ki, bu hâlleriniz bizi daha çok ağlatıyor. Yalnız şu on sene içinde geçen üç menfî ve iki hapishâne hayatınız, bu hâllerinize şâhid-i âdildir. Evet, azîz ve muhterem Üstâdımız, bizler size bakıp ağlıyoruz. Yüreklerimiz bu hâllerinize tahammül etmiyor. Meded Ya Sabûr

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Çok kusûrlu talebeniz Husrev

[99]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Salâhaddîn İnebolu sebâtkâr talebeleri nâmına bu mektûbu buraya göndermiş. Biz de o fedâkâr kardeşlerimizin hâtırları için Lâhika’ya yazdık. Siz dahi ondan münâsib gördüğünüz parçayı kayıt edersiniz. Hem bana yazıyor ki tab‘ için onların verdikleri masrafı bize iâde etmeyiniz. Risâle-i Nûr’un başka bir işine sarf edilsin. Siz ona yazınız, mâdem başkalarınki iâde edildi, sizinki de sizde kalsın. Siz muhâfaza ediniz.

285

Kardeşlerim,

Siz müteessir olmayınız, hem merâk etmeyiniz. Yalnız duâ ile bana yardım ediniz. Çünkü birkaç gündür sol kolum çok ağrıyor, gece râhatsız ediyor. Kimseyi yanıma bırakmadığımdan, oda içindeki zarûrî işlerimi zahmetle yapabilirim. Zannederim, eskiden beri bende bulunan kulunç illetinin bir şu‘besidir ki, buranın mizâcıma çok dokunan maddî havası ve kışı, o insafsızların evhâmlı tazyîkātları ve ma‘nevî kışı, damarıma dokunuyor. Âdetâ bir yarım nüzûl isâbeti gibi ızdırâb çektim. Fakat Lillâhi’l-hamd sizin makbûl duâlarınız, o tehlikeyi de hafîf bir sûrete çevirdi. İnşâallâh o sûret de geçer, çok sevâblı fâidesi yerinde kalır.

Kardeşlerim, Salâhaddîn’in yazısına göre, o havâlîde dahi Asâ-yı Mûsâ Mecmûası çok fa‘âliyettedir, fütûhât yapıyor. Demek o tarafta o çok ehemmiyetli vazîfe-i nûriyeyi yapıyor. Yüz bin Elhamdülillâh ve yazanlara da yüz Mâşâallâh, Bârekallaâh

Duânıza muhtâç ve her vakit duânızdan istifâde eden kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

286

(100)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Müstensihin Üstâdı hakkında edindiği kısa bir ma‘lûmât

İhtiyâr, bîçâre, eşsiz yaşamış, dostsuz bırakılmış, senelerdir inzivâya çekilmiş olduğu hâlde ikāmete me’mûr, dâimî tarassud altında bulundurulan yetmişlik bir fâtinü’l-asr, yirminci asrın hem Bedîüzzamân’ı, hem garîbüzzamânı, hem îmân kurtarıcısı Saîdü’n-Nûrsî Hazretleri.

[Tercüme-i hâline kısaca bir nazar]

1Bitlis’in Hizan kazâsının İsparit nâhiyesinin Nûrs köyünde doğmuştur. Anası Nûriye Hanım, babası Mîrzâ Efendi’dir. Kürt âilesine mensûb olmakla beraber, kendisi aslâ Türklük-Kürtlük, Araplık-Acemlik tanımaz. Milliyeti ancak dîn bakımından kabûl eder. Dünyadaki bütün Müslümanlar ve muhtelif dinlerden İslâmiyet’e girenler kardeşidir. Bu fikriyle, dünyadaki ikilikleri azaltan ve İslâm Âlemi’nde bir vahdet kurulmasına güzel bir numûne.

2 Tahsîl ve terbiyesi ümmîdir. Çocukluğunda, hastalığını okuyan hocadan dönerken merdivenden yuvarlanıyor. Ağzından burnundan dehşetli sûrette akan kandan sonra, min tarafillâh fazîlet, ismet, fetânet, şefkat, zekâvet hâsseleri peydâ oluyor. Fikren mevcûdâttan ders alıyor. Ulûm-u dîniye ile fünûn-u asriyeyi

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç