
SAYFA 461
mektûbunuzu alınca binlerce şükürler olsun. Kalplerimizde yanan mufârakat ateşleri teskîn olmuştur. هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی
Karye-i irfân nâmıyla isim vermiş olduğunuz bizler, çok kusûrlu talebeleriniz, rûh u cânımızla severek hasretlik çeken iştiyâkli gönüller selâmetlerinizi diler, pâk ellerinizi öperek hürmetlerimizi takdîm edip selâmlarımızı sunarız.
Çok kusûrlu, çok müştâk, çok günâhkâr ve çok duâlarınıza muhtâç talebeleriniz karye-i irfân nâmına Mustafâ Ertuğrul
(Bu mektûb Lâhika’ya girmemiştir, girecek. Yeri buralardır.)
(160)
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,
Kusura bakmayınız. Kendi hattımla vakit bulamıyorum ki, yazayım. Eski yazı bilenler de yanıma gelmiyor. Mecbûriyetle yeni hurûfla yazdırıyorum. Siz eski hurâfa çeviriniz. Tashîh ve ıslâh ediniz, sonra gösteriniz.
SAYFA 462
Sava nâmındaki ehemmiyetli Medrese-i Nûriyenin ehemmiyetli talebelerinden Hacı Hâfız imzasıyla elden gönderilmiş bir mektûb aldım. Eğer o zât Hacı Hâfız Mehmed olan o medresenin üstâdı ve nazarımda çok ehemmiyetli kardeşimiz ise bilsin ki, çoktandır ben onu da, aynen Hâfız Alî ve Mehmed Zühdü ve Hâfız Mehmed’le beraber her vakit hâs duâlarımda ve onunla beraber o köyün talebelerini de yâd ediyorum. Eğer o nâmda başka bir zât ise, o da aynen o sistemde bir kardeşimizdir ki, altı sene evvel imâmmış, müezzin ile geçinememiş. Benim tarafımdan nasıl münâsib görürseniz, o müezzin o mübârek köyde Risâle-i Nûr’a karşı bir tarafgîrlik cereyânı uyandırmasın. Mümkün olduğu kadar onu Risâle-i Nûr lehine çeviriniz. Çünkü Risâle-i Nûr dâiresi içinde yeni ezân okuyanlar ve imamlar çoklar var. Bid‘alara kalben tarafdâr olmamak yeter.
Umûm İslâm’ın ma‘bedi olan câmi‘ler, mescidler, ehl-i bid‘aya bırakılmaz. Gerçi İmâm-ı Rabbânî ks gibi zâtlar demişler ki: Bid‘a olan yerlere girmeyiniz. Fakat o zaman husûsîydi. Şimdi böyle taammüm eden yerlerde câmi‘ler ehl-i sünnet’i içinde bulmak ister. Bid‘aya iştirâkla değil, câmi‘in ve cemâatin fazîletini kazanmak iktizâ eder. Ben de burada câmiye hâlî vakitte gidip o ma‘nevî emre tevfîk-i hareket ediyorum. Bizim de câmi‘mizdir kalben ehl-i bid‘aya derim
SAYFA 463
Bu mübârek aylarda câmi‘lere mümkün olduğu kadar sünnet-i seniye dâiresinde fazîletinden istifâde etmek, hâfızları dinlemek, İnşâallâh mecbûrî bid‘alara karşı gelebilir. Zararı dokunmaz. لَا یَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَیْتُمْ Fermân-ı İlâhî te’mînât verir.
Hem o zât Âtıf’ın oraya gelmesini istiyor. Ben muhâbere edemiyorum. Hem Âtıf nerede olduğunu bilemiyorum. Hem Âtıf başka yerlerde nûra âit vazîfesi belki var. Hem geçen mes’elede nazar-ı dikkati celbettiği için böyle parlak bir Medrese-i Nûriye’de, câmi‘de, âşikâr, umûm hizmet-i nûriyede bulunmasından râkiblerin istifâdesi olmazsa iyidir.
Sizleri tevkîl ediyorum. Nasıl maslahat ve münâsib görürseniz, siz benim bedelime Hacı Hâfız’ı çağırıp konuşursunuz. Hatta o mübârek köyden olduğu için, o müezzine de selâmımı söyleyiniz. Deyiniz ki: o mübârek köyde mümkün olduğu kadar husûsî fikirlerinizi, meşrebinizi medâr-ı münâkaşa yapmayınız.
اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی
Kardeşiniz S Nûrsî
SAYFA 464
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
یَٓا اَللّٰهُ یَا رَحْمٰنُ یَا رَحٖیمُ یَا فَرْدُ یَا حَیُّ یَا قُیُّومُ یَا حَكَمُ یَا عَدْلُ یَا قُدُّوسُ
İsm-i A‘zam'ın hakkına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın hürmetine ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şerefine, bir kalem ile binler nüsha yazan Husrev’i ve mübârek yardımcılarını ve Nûrcu arkadaşlarını Cennetü’l-Firdevs’te saâdet-i ebediyeye mazhar eyle. Âmîn Ve hizmet-i îmâniye ve Kur’âniyede dâimâ muvaffak eyle. Âmîn Ve defter-i hasenâtlarına bu Mecmûanın her bir harfine mukābil bin hasene yazdır. Âmîn Ve Nûrların neşrinde sebât ve devam ve ihlâs ihsân eyle. Âmîn Âmîn Âmîn
Yâ Erhame’r-râhimîn Umûm Risâle-i Nûr şâkirdlerini iki cihânda mes‘ûd eyle. Âmîn İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhâfaza eyle. Âmîn Ve bu âciz ve bîçâre Saîd’in kusûrâtını affeyle. Âmîn Âmîn Âmîn
Umûm Nûr Şâkirdleri Nâmına Saîdü’n-Nûrsî