EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

458

(Karye-i İrfân’dan Mustafâ Ertuğrul’un mektûbudur.)

(159)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Kalplerimizi nûrlandıran, gönüllerimizi sürûrlandıran, hayatıyla bizleri dâimâ müferrah ve mütesellî eden, çok Azîz, çok Sevgili, çok Muhterem Üstâd-ı Ekremimiz Efendimiz Hazretleri,

Şu çok hatâlı, pek kusûrlu, perişan sözlerle yüksek huzûrunuza yazılan şu mektûb-u âcizânemi kabûl buyurunuz efendim. Evvelâ dest-i şerîflerinizi ve kadem-i şerîflerinizi tekrar tekrar öper, ekser duâlarınızı bekleriz. Binler kere şükürler olsun güzel Allâh’ımıza, kendi kelâm-ı kudsîsi ile bütün kullarının hayatlarında yapacakları îmânî hareketleri ve idâre-i taayyüş hareketleri ve her türlü vazîfe-i uhreviye ve dünyeviyelerini ta‘rîf ve emreden; ve zî-şuûrlara hitâb edecek ve kendi lisânlarına uyacak bir zât-ı Zîşan Resûl-ü Ekrem Sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem Hazretleri’ni halk ederek, o nûrlu Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın ahkâmı bin üç yüz kırk senedir ki, on dördüncü asra kadar devam ederek bu asrın zulmetli ve karanlıklı ve derin bataklarında kalan birtakım zî-şuûrlarına

459

kendilerinin âciz fakîr zayıf bir kul olup, bu batak, bu zulmet, bu karanlık derelerden aydınlığa ve nûrlu yollara çıkmaları için Risâle-i Nûr isminde o mübârek kudsî Kelâmullâh’ın tefsîri olarak yüz elli aded Sözler, Lemeâtlar, Şuâ‘lar, Mektûbâtlar isimleriyle risâleler te’lîf edilerek, bu zulmetli asırda dalâlette kalan kullarına hidâyet etmek üzere duyurmak ve okutmak ve okutturmak ve yazdırmak sûretiyle îmânlarının takviye ve nûrlanması için Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz Hazretleri’ne bir vâris olan siz Üstâdımız ise, bu emr-i İlâhîyi tamâmen teblîğ etmektesiniz.

Her türlü işkence ve sıkıntılara ve her türlü zahmetlere ve her türlü meşakkatlere tahammül ederek dünya yüzünü ve kalplerimizi dahi kaplayan bütün dalâlet ateşini söndürmek ve her zî-şuûru dâr-ı saâdete vâsıl etmek emeliyle bütün hayatını sefâletle geçirip canını dahi fedâ etmekte olan Üstâdımıza, Cenâb-ı Zülcelâl Hazretleri hıfz-ı inâyet ile Hazret-i ResûlullâhEfendimizin asm himâye ve himmetleri; ve diğer Üstâdlarımız İmâm-ı Gazâlî ks ve İmâm-ı Rabbânî ks ve Şâh-ı Geylânî ks gibi aktâbların himmet ve yardımlarıyla bu kudsî vazîfenizi bihakkın îfâ ve intişâr ettirmektesiniz. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn siz Üstâdımıza tûl-ü ömürler ve vücûd-u pâkinize âfiyetler versin. Âmîn.

Bizlere bu mübârek nûrlu yolları ta‘rîf edici Risâle-i Nûr olmasa idi, şu zulmetli asırda acaba hangi derelerde ve hangi bataklıklarda saplanacaktık?

460

Cenâb-ı Hakk’a, çok şükürler olsun Rabbimize, bu nûrlu yolları bizler gibi günâhkâr kullarına nasîb ederek böyle Risâle-i Nûr’u tefsîr eden Üstâddan dahi güzel Allâh’ım râzı olsun. Ve bizleri dâimâ o zât-ı pâke hizmetçi ederek duâ ve himmetlerine mazhar eylesin. Âmîn.

Ey mukaddes Risâle-i Nûr, her beldede, her memlekette senin her derdlere şifâ, her yaralara merhem olduğunu ve her talebeni hıfz ve sıyânet ettiğin gibi kalplerde dahi yanan dalâlet ve fesâd ateşlerini söndürücü bir ma‘nevî tulumba olduğunu her an görüyoruz. Hatta hayırlı rızıklara dahi bereketsin. Ve Emirdağı yangını büyük bir delîl ve şâhid. Ey Risâle-i Nûr, senin kuvvetin, senin kudretin, senin kerâmetin gibi âlî ve ulvî bir şeye şu asırda Kur’ân-ı Azîmü’ş-şândan mâadâ tesâdüf edilemez ve tasavvur olunamaz. Ne yazılmanda, ne de okunmanda senelerce, aylarca, günlerce, saatlerce çalışan şâkirdler ve talebeler hiç usanç vermediğini söylemektedirler ve görüyoruz. Ne kudret ve ne kerâmet Yâ Rabbî sen hâdimine ve vâsıta-i necâtlarına şahsî ve ma‘nevî sıyânetler ve selâmetler ihsân eyle.

Bundan bir hafta evvel vasiyetnâmeniz yedimize geldi. Bütün bu havâlî kardeşlerimiz okurken kalplerimiz hicrân ateşiyle, gözlerimiz ummân gölü oldu. Üstâdımız hazretleri, bizler câhil ve çiftçi, çok kusûrlu talebeleriniz, ikinci âfiyet haberinizi bildirir

461

mektûbunuzu alınca binlerce şükürler olsun. Kalplerimizde yanan mufârakat ateşleri teskîn olmuştur. هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Karye-i irfân nâmıyla isim vermiş olduğunuz bizler, çok kusûrlu talebeleriniz, rûh u cânımızla severek hasretlik çeken iştiyâkli gönüller selâmetlerinizi diler, pâk ellerinizi öperek hürmetlerimizi takdîm edip selâmlarımızı sunarız.

Çok kusûrlu, çok müştâk, çok günâhkâr ve çok duâlarınıza muhtâç talebeleriniz karye-i irfân nâmına Mustafâ Ertuğrul

(Bu mektûb Lâhika’ya girmemiştir, girecek. Yeri buralardır.)

(160)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Kusura bakmayınız. Kendi hattımla vakit bulamıyorum ki, yazayım. Eski yazı bilenler de yanıma gelmiyor. Mecbûriyetle yeni hurûfla yazdırıyorum. Siz eski hurâfa çeviriniz. Tashîh ve ıslâh ediniz, sonra gösteriniz.

462

Sava nâmındaki ehemmiyetli Medrese-i Nûriyenin ehemmiyetli talebelerinden Hacı Hâfız imzasıyla elden gönderilmiş bir mektûb aldım. Eğer o zât Hacı Hâfız Mehmed olan o medresenin üstâdı ve nazarımda çok ehemmiyetli kardeşimiz ise bilsin ki, çoktandır ben onu da, aynen Hâfız Alî ve Mehmed Zühdü ve Hâfız Mehmed’le beraber her vakit hâs duâlarımda ve onunla beraber o köyün talebelerini de yâd ediyorum. Eğer o nâmda başka bir zât ise, o da aynen o sistemde bir kardeşimizdir ki, altı sene evvel imâmmış, müezzin ile geçinememiş. Benim tarafımdan nasıl münâsib görürseniz, o müezzin o mübârek köyde Risâle-i Nûr’a karşı bir tarafgîrlik cereyânı uyandırmasın. Mümkün olduğu kadar onu Risâle-i Nûr lehine çeviriniz. Çünkü Risâle-i Nûr dâiresi içinde yeni ezân okuyanlar ve imamlar çoklar var. Bid‘alara kalben tarafdâr olmamak yeter.

Umûm İslâm’ın ma‘bedi olan câmi‘ler, mescidler, ehl-i bid‘aya bırakılmaz. Gerçi İmâm-ı Rabbânî ks gibi zâtlar demişler ki: Bid‘a olan yerlere girmeyiniz. Fakat o zaman husûsîydi. Şimdi böyle taammüm eden yerlerde câmi‘ler ehl-i sünnet’i içinde bulmak ister. Bid‘aya iştirâkla değil, câmi‘in ve cemâatin fazîletini kazanmak iktizâ eder. Ben de burada câmiye hâlî vakitte gidip o ma‘nevî emre tevfîk-i hareket ediyorum. Bizim de câmi‘mizdir kalben ehl-i bid‘aya derim

463

Bu mübârek aylarda câmi‘lere mümkün olduğu kadar sünnet-i seniye dâiresinde fazîletinden istifâde etmek, hâfızları dinlemek, İnşâallâh mecbûrî bid‘alara karşı gelebilir. Zararı dokunmaz. لَا یَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَیْتُمْ Fermân-ı İlâhî te’mînât verir.

Hem o zât Âtıf’ın oraya gelmesini istiyor. Ben muhâbere edemiyorum. Hem Âtıf nerede olduğunu bilemiyorum. Hem Âtıf başka yerlerde nûra âit vazîfesi belki var. Hem geçen mes’elede nazar-ı dikkati celbettiği için böyle parlak bir Medrese-i Nûriye’de, câmi‘de, âşikâr, umûm hizmet-i nûriyede bulunmasından râkiblerin istifâdesi olmazsa iyidir.

Sizleri tevkîl ediyorum. Nasıl maslahat ve münâsib görürseniz, siz benim bedelime Hacı Hâfız’ı çağırıp konuşursunuz. Hatta o mübârek köyden olduğu için, o müezzine de selâmımı söyleyiniz. Deyiniz ki: o mübârek köyde mümkün olduğu kadar husûsî fikirlerinizi, meşrebinizi medâr-ı münâkaşa yapmayınız.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz S Nûrsî

464

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ

یَٓا اَللّٰهُ یَا رَحْمٰنُ یَا رَحٖیمُ یَا فَرْدُ یَا حَیُّ یَا قُیُّومُ یَا حَكَمُ یَا عَدْلُ یَا قُدُّوسُ

İsm-i A‘zam'ın hakkına ve Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın hürmetine ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şerefine, bir kalem ile binler nüsha yazan Husrev’i ve mübârek yardımcılarını ve Nûrcu arkadaşlarını Cennetü’l-Firdevs’te saâdet-i ebediyeye mazhar eyle. Âmîn Ve hizmet-i îmâniye ve Kur’âniyede dâimâ muvaffak eyle. Âmîn Ve defter-i hasenâtlarına bu Mecmûanın her bir harfine mukābil bin hasene yazdır. Âmîn Ve Nûrların neşrinde sebât ve devam ve ihlâs ihsân eyle. Âmîn Âmîn Âmîn

Yâ Erhame’r-râhimîn Umûm Risâle-i Nûr şâkirdlerini iki cihânda mes‘ûd eyle. Âmîn İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhâfaza eyle. Âmîn Ve bu âciz ve bîçâre Saîd’in kusûrâtını affeyle. Âmîn Âmîn Âmîn

Umûm Nûr Şâkirdleri Nâmına Saîdü’n-Nûrsî

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç