EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

441

adâlet perverliğinizi halka ve âcizleri gibi bacağı kesilmiş, köşede kalmış hür fikirli vak‘a-nüvîslere duyurmuş olursunuz efendim.

Milletini, memleketini candan seven; teninde, kanında, Kürdlük, Arnavutluk, Boşnaklık kanı kokusu olmayan, Erzurûm’un eski milletvekîllerinden, bacağı kesik Yeşiloğlu Mehmed Sâlih

(152)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ acîbdir ki, ben Dâhiliye Vekîli ile Hasbihâl fıkrasıyla o vekîli en büyük hasım görüp, o çok intişâr etmiş fıkra ile mahkemeye vererek başına da‘vâ açtığım hâlde, Yeşil Sâlih size sûretini gönderdiğim mektûbla o vekîli bana dost yapmaya çalışıyor. Ben de burada kaymakam vâsıtasıyla ona kısa bir cevâb yazdım. Ve dedim: Gerçi vaz‘iyetim çok ağırdır. Fakat hem sevâblı, hem geçici olmasından sabır ve tahammüle karar verdim. Onları görmek istemem. Ben onları görmeden bir çâre bulunuz. Her ne ise, sizin re’yinize bırakıyorum. Maslahat ne ise yaparsınız.

442

Sâniyen: Asâ-yı Mûsâ’daki iktisâdın âhirinde tevâfuk hâşiyesinin âhirindeki bu seneye sene-i iktisâd tesmiyesi lâyıktır. cümlesine Evet, zaman iki sene sonra bu kerâmet-i iktisâdiyeyi İkinci Harb-i Umûmî’de, her taraftaki açlık ve tahrîbât ve israfatla ve nev‘-i beşer ve herkes iktisâda mecbûr olması ile isbat etti fıkrasını ilhâk ediniz.

Sâlisen: Kastamonu’da me’mûr bulunan Siirtli Yusuf ve Tahsîn ve Devrekânili Hoca Osmân ve damadı Ahmed gibi nûrlarla ciddî alâkadâr çok kardeşlerimiz vardı. Ben onları merâk ediyorum, ne hâldedirler?

Kardeşiniz Saîd

(153)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk, Mübârek, Muktedir, Hâlis Kardeşlerim,

Bu def‘a beş hâs şâkirdlerden her biri, çok arkadaşları nâmına yazdıkları beş güzel mektûb aldım. Hâlim müsâadesizliği cihetiyle husûsî cevâb yazamadığımdan gücenmesinler.

Evvelâ merhûm Lütfü vârislerinden ve kahraman Tâhirî’nin pek ciddî kardeşlerinden Abdullâh Çavuş’un bütün endişesi ve meşgalesi nûrların hizmeti olduğunu

443

ve vefâtlarını haber verdiği merhûme Medîne ve ihtiyâr merhûm Hâfız Mehmed’in âhir ömürlerinde nûrlarla alâkadârlıkları ve Burdurlu Mehmed Usta’nın ümmîliğiyle beraber nûrlara ehemmiyetli hizmetini, hem Asâ-yı Mûsâ, hem Mu‘cizât Mecmûalarını kendine yazdırması, bizi çok mesrûr eyledi. Cenâb-ı Hakk o mektûbda nâmları bulunanlardan râzı olsun. Âmîn.

Sâniyen: Şehîd merhûm Hâfız Alî’nin rh vârislerinden ve talebelerinden Halîl İbrâhîm’in nûrun ciddî çalışkan on altı şâkirdlerin ve İslâmköyü’nün mübârek hocaların nâmına yazdığı mektûb, beni beş cihetle müferrah eyledi. Cenâb-ı Hakk onları hizmet-i nûriyede dâimâ muvaffak eylesin. Hâfız Alî’nin rh ruhunu onların gayretleriyle şâdeylesin. Âmîn.

Sâlisen: Denizli Husrev’i Hasan Feyzî’nin çalışkan ve muhlis arkadaşlarından Ahmed Emîrî’nin nûrlara pek ciddî ve samîmî ve fedâkârâne çalışmasını haber veren mektûbu, beni Denizli’ye ve Feyzî’ye ve oradaki hakîkî kardeşlerime çok minnetdâr eyledi. Cenâb-ı Hakk onlardan râzı olsun. Âmîn. Ve hizmet-i îmâniyede dâimâ muvaffak eylesin. Âmîn.

Râbian: Karye-i irfân şâkirdlerinden yazısı güzel, fikrî güzel, nûrlara alâkası kuvvetli Mehmed Âsân’ın manzûm mektûbu parlak olmakla beraber, benim sönük şahsımı nazara alması ve mevzû‘ yapması cihetinde, şimdilik size göndermesini te’hîr ettim.

444

Ben onun o tavsîfnâmesini ve mersiyesini oradaki umûm arkadaşları nâmına kabûl ettim. Nûrlar hakkındaki beyânâtını tasdîk ve tahsîn edip, Üstâdı hakkındaki haddimden bin derece ziyâde senâlarını Risâle-i Nûr’un ve şâkirdlerinin şahs-ı ma‘nevîsi ve hakîkî Üstâdı ve Üstâdımız hesabına bakıyorum. Cenâb-ı Hakk onun gibi oralarda çokları yetiştirsin ve onları muvaffak eylesin. Âmîn.

Umûm kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

(154)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا تَكْتُبُونَ مِنَ الرَّسَٓائِلِ النُّورِیَّةِ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Mübârek Husrev’in mektûblarında Lâhika’ya girecek çok parçalar var. Ben onları muhâfaza edip müsâid zaman bekliyorum. Şimdilik bu yeni mektûbunu numûne için gönderdik.

Sâniyen: Bir zahmet içinde bir cilve-i rahmettir ki, ben Asâ-yı Mûsâ’dan başında Süleymân nâmını gördüğüm için onu tashîhe başladım. Hâlbuki hem tashîhsiz,

445

hem birkaç zâtın kalemi ile eski ve tashîh görmemiş nüshalardan istinsâh edildiğinden, ben çok yoruldum, zahmet çektim. Hem za‘fiyet, hem sâir işlerin çokluğundan dedim: Süleymânlar dâimâ beni incitmeden istirâhatime çalışmışlar. Neden bu Süleymân bir parça zahmet verdi? Birden kuvvetli bir ihtâr ile kalbe geldi ki, senin bu küçük zahmetin büyük bir rahmet ve inâyet olup, sana dahi o yazanlar derecesinde bu birinci vazîfede tâm bir kâtib fazîletini ve sevâbını kazandırıyor. Ben de kemâl-i şükrânla mesrûr oldum. Zahmet noktasını sildim. Ve Süleymânlar her vakit iyidirler dedim.

Sâlisen: Yeşil Sâlih’in dediği gibi, Risâle-i Nûr’un nûrlarını en evvel merkez-i ulemâ ve meşîhat-ı İslâmiyenin vazîfesiyle alâkadâr İstanbul fetvâ dâiresindeki hocalar tedkîk etmişler. Ve Ankara ehl-i vukūfundan evvel o vazîfe onlara havâle edilmiş. O zâtlar dahi değil tenkîd ve i‘tirâz, belki tâm takdîr ve tahsîn ederek İstanbul âlimlerinin insaf ve hakperestliklerini isbat etmişler. Ben onlardan çok minnetdâr oldum. Cenâb-ı Hakk onlardan râzı olsun. O koca merkezde her çeşit rakîbler varken, benim de ifadede çok kusurlarım bulunurken, bu zâtların ilişmemeleri, hakîkaten büyük bir insaniyet ve dindârâne bir insâftır. Benim tarafımdan onlara teşekkürlerimi teblîğ ediniz. Umûm kardeşlerime selâm

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

446

(155)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا

Çok Azîz, çok Mübârek, çok Kıymetdâr, çok Sevgili Üstâdımız Efendimiz Hazretleri,

Isparta Medresetü’z-Zehrâ’sında parlak bir Medrese-i Nûriye olan Sava’nın kahraman şâkirdleri ve ma‘sûm talebeleri nâmına kabûl buyurularak Lâhikalarımıza yazılması emir buyurulan bu mübârek medresenin mübârek Üstâdının mübârek hafîdi Ahmed’in ta‘rîfnâmesi zîrinde, sevgili Üstâdımızın üç fıkralık kıymetdâr mübârek yazılarını aldık. Bu mübârek mektûbun üçüncü fıkrası ki, bu şiddetli kışta sebebsiz Üstâdımıza verilen elîm sıkıntıların bir sebebi, Selâniklilerin istibdâd-ı mutlaklarının kırılmasına çalışan serbest fırkanın sevgili Üstâdımızdan yardım almaması için sevgili Üstâdımızı herkesten tecrîd ettikleri bildirilmekte; ve mukābilinde Risâle-i Nûr binler diller ile sevgili Üstâdımıza bedel konuşmakta, küfrü, irtidâdı kırmakta, anarşiliği bozmakta olduğu i‘lâm edilmektedir. Elhak, azîz Üstâdımız, güzel konuşurlar ve güzel konuşmuşlar. Ve o güzel konuşmalar yeri olan mübârek kudsî güzel kalbinizde, güzel tulû‘ eden İlâhî melek-i ilhâmın eseri güzel Risâle-i Nûr’a bugün herkes meftûn,

447

herkes müştâk. Çok yerlerden okumak ve feyz almak için isteniyor ve aranıyor. Heyhât Şu on sene içerisinde bir kısım risâlelerimizin nâehiller elinde ziyâ‘ına ve bir kısmının toprak altında bozulmasına ve bir kısmının suver-i sâire ile imhâsına sebep olan ehl-i garazın hücûmları olmasa idi.

Lillâhi’l-hamd bu hâllere rağmen, talebe-i nûr hizmet-i nûriyede devamda ve her istenen yere ihtiyâç ve lüzûm mikdârını tedârik edip göndermekten geri kalmıyor. Ve siz azîz Üstâdımızın bundan sonra bize hücûm eden gizli münâfık komitelerinin Risâle-i Nûr ve şâkirdlerinin sû’-i niyetleri var. diye hiç bir kimseyi kandıramazlar diye olan tebşîrleri aynen gözükmekte ve talebeleriniz yalnız Isparta’da değil, her yerde sevgili mübârek Üstâdımızın sevimli ve mübârek lisânları vesîle olan Risâle-i Nûr’un lisânını pervâsız konuşmaktadırlar. Cenâb-ı Hakk azîz ve mübârek Üstâdımızdan ebediyen râzı olsun. Ve bizleri dünya ve âhirette cenâh-ı lütfunuzdan baîd etmesin. Âmîn. Âmîn. Âmîn.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kusûrlu talebeniz Husrev

448

[156]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ الْحُرُوفِ الْقُرْاٰنِیَّةِ اٰمٖینَ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Bu def‘a yedi sekiz mektûbu birden aldım. Husûsî ve tafsîlli cevâba hâlim ve vaktim müsâade etmediği için muhtasar bir mektûba iktifâya mecbûrum.

Evvelâ: Hadsiz şükür olsun ki, Medresetü’z-Zehrâ’nın talebeleri benim bedelime nûrlara âit vazîfeleri yapıyorlar. Sizin meşveretle re’yinize havâle ediyorum.

Eğer kahraman Tâhirî İstanbul’a gitse ve kolay tab‘ çâresi bulsa, tashîhli başta hasta olarak ve ihtiyâr ve Âyet-i Hasbiye birinci mertebesi derin olduğundan şimdilik o mertebe beraber olmasın ve Hikmetü’l-İstiâze Lem‘aları bir cild içinde tab‘edilsin. Daha siz münâsib gördüğünüz risâleleri de ilhâk edersiniz.

Sâniyen: Re’fet ve Kâtib Osmân ve Zekâî hem kendilerine, hem bana Asâ-yı Mûsâ Risâlesi’ni yazmaları ve tashîhâtta ve sâir vazîfelerde Husrev’e yardımları, çok takdîr ve tebrîke şâyândırlar. Cenâb-ı Hakk onlardan ve onlar gibi çalışanlardan râzı olsun. Âmîn.

449

Sâlisen: Nazîf kardeşimizin mektûbu, ehemmiyetlidir. Hakîkaten Amerika’da, siyâsete âlet değil, belki dînî, dîn için mutaassıbâne iltizâm edenler çok vardı. İnşâallâh Asâ-yı Mûsâ’yı alan, o dîndârlardandır. Keçeli Salâhaddîn tâm bir Abdurrahmân’dır. Kahramanlıkta babasından geri kalmak istemiyor. Bizi de arasıra âdetimize muhâlif olarak dünyaya baktırıyor. Eğer o Amerikalı ehemmiyetli âlim bütün Risâle-i Nûr’u istese ve neşrine söz verse, sizin meşveretinizle bir mükemmel takım ona vereceğiz.

Nazîf’in mektûbuyla beraber, bir mütekāid efendinin vesveseye dâir bir suâli var. Eğer o adam ciddî olarak nûrlarla alâkadâr ise, böyle suâllere hiç ihtiyacı olmaz. Hikmetü’l-İstiâze Lem‘asını ve Yirmi dokuzuncu Söz’ün melâike ve rûhânîlerin vücûdlarına dâir kısmını okusun. Onun o ma‘nâsız ve yüz yerde cevâbı bulunan vesvesesi ise, zındık maddiyyûnların şimdiki dehşetli vaz‘iyetten fırsat bulup bir aşılamalarıdır ki, o adam dahi, ondan müteessir olmuş, o suâli sormuş. Ona selâm ederim. Risâle-i Nûr onun her müşkilini hâlledebilir. Hâlisâne ve teslîmkârâne ona çalışsın, onu dinlesin.

Râbian: Medrese-i Nûriyenin eski ve yeni kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektûbu, üç dört cihetten beni mesrûr ve minnetdâr eyledi. O medresenin baş talebesi nâmını verdiği Ahmed ise, hem şehîd Hâfız Alî’nin vazîfesini yaptığı,

450

hem Süleymân gibi kıymetli kardeşiyle ve küçük kerîmesiyle üç tane Asâ-yı Mûsâ’yı yazmaları ve mübârek ihtiyâr Hasan Dayı’nın hafîdi olması, beni merâktan kurtardı, hem çok memnûn eyledi. Cenâb-ı Hakk ona şifâ ve onlara muvaffakiyet ve saâdet versin. Âmîn Âmîn.

Merhûm Hâfız Mehmed’in iki kardeşi o merhûmun vazîfesini yapmaları ve Mustafâ’nın yazısı, Husrev’in tatlı hattına mutâbık gelmesi, benim nazarımda, yeniden iki Hâfız Mehmed’i bulmuş kadar memnûn oldum. Kahraman marangozun gayretiyle Gökdereli Hatîb, Risâle-i Nûr’a üç oğluyla beraber talebe olup yazmaya başlamalarıyla, hem onları, hem marangozu, hem köylerini tebrîk ederiz. Ve marangozun onlara söylediği manzûmesini Lâhika’ya geçirdik.

Hâmisen: Atabeyli alîl Alî Osmân’ın yazdığı uzun mektûbu ve Asâ-yı Mûsâ Risâlesi ve nûrların neşrinde cidden te’sîrli çalışması ve hizmet-i nûriyede çok çalışkan Çilingir Alî ile ve dayısı Hasan’ın ona yardım etmesi ve mübârek hülyalârı ve tevâfukları bizleri ferâhlandırdı. Eğirdir Kasabası’nı bana ziyâde sevdirdi. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn onlardan râzı olsun. Âmîn.

Sâdisen: Nûrların birinci ve ibtidâî medresesinin birinci talebelerinden Muhâcir Hâfız Ahmet’in mübârek mahdûmu Hâfız Kâzım’ın güzel mektûbunu, hem onun, hem Nûrlarla

451

alâkadâr peder ve vâlidesinin, hem hemşirelerinin, hem eniştesi Bahrî’nin, hem mübârek Barla’nın hesabına kabûl edip, Kâzım’a da Mâşâallâh, Bârekallâh derim.

Sâbian: Karye-i İrfân talebeleri nâmına kardeşimiz Mustafâ’nın mektûbunu Lâhikaya geçirdik. Yazısı güzel, fakat imlâsı bir parça noksândır.

Ma‘nîdâr bir tevâfuktur ki, ben bu günlerde o havâlînin ve Homa ve Kızıl Vîrân’ın tâm sebâtkâr ve metîn ve hâlis şâkirdlerini merâk ettim. Haber alamıyordum. Husûsen bu Mustafâ ve Kahraman Sâmî ve hapiste bana çok hizmet eden Kadrî, birden hem Sâmî’nin, hem Mustafâ’nın, hem Kadrî’nin mektûblarını aldım. Cenâb-ı Hakk onlardan râzı olsun. Âmîn.

Tavaslı a‘mâ Mehmet’in küçük mektûbunu umûm Tavaslı kardeşlerimizin nâmına bir ta’ziyenâme ve geçmiş olsun makamında kabûl ettim, Allâh râzı olsun.

Umûm kardeşlerimize selâm ve duâ

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

452

(Ahmed Nazîf Çelebi’nin mektûbudur)

(157)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ عَصَا مُوسٰیؑ وَالْمُعْجِزَاتِ الْاَحْمَدِیَّةِؐ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ

Çok Azîz, çok Kıymetli ve Emsâlsiz Cefâkâr ve Fedâkâr ve Mütehammil ve çok Müşfik Üstâdım Efendim Hazretleri,

Son zamanlarda şiddetlenen hâdisât-ı müessife-i mezâlime münâsebetiyle müteessir olan kardeşlerimiz tarafından bu mezâlim ve işkencelere bir çâre-i hall bulmak için, kimi maddî, kimi ma‘nevî fikren yardıma koşmak istedikleri, her taraftan yazılan mektûblardan anlaşılıyor. Heyhât, kimi kimden şekvâ edelim?

İlâhî Yâ Rabbî, biz âciz kullarına seni ve îmânı ve hidâyet yolunu öğreten ve gösteren Üstâdımızın imdâdına yetişmek değil, belki ufak bir hizmetine dahi uzanamadığımızdan teessürümüz şiddetlenmektedir. Hakîkî kurtarıcı ve muhâfaza edici sensin. Ve ancak sana mürâcaat ve şikâyet ediyoruz. Üstâdımıza merhamet, inâyet ve ömrüne bereket ve vücûduna sıhhat ve âfiyet ve eserlerine musahhariyet ihsân buyur. Ve düşmanlarına korku ve

453

teslîmiyet ve acz ve mağlûbiyet ver. Ve Risâle-i Nûr’un Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’na muzafferiyet ve gālibiyet ver. Âmîn.

Azîz Üstâdım, bizim Abdurrahmân ile bilmüşâvere evvelen hasbihâlden bir parçayı sâbık Erzurûm meb‘ûsu ve Erzurûm ulemâsından Hoca Sâlih Yeşil Efendiye verip, o da Allâh râzı olsun sûreti melfûf mektûbu kaleme alarak yazacağını va‘dettiler.

Sâniyen: Bundan evvel yazdığım mektûbumda bir nebze bahsettiğim gibi, bu işe Asâ-yı Mûsâ’nın müessir olabileceği kanâatiyle; hakîkî Îsevî dîndarlarının İslâmiyet ile ittifâk edecek işaretine istinâden, Üstâdımıza hediye etmek üzere tanzîm ve ikmâl ettiğim Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı ve buna Mu‘cizât-ı Ahmediye’yi asm terfîk ederek her ikisini birlikte Risâle-i Nûr’un neşriyâtına me’zûniyetimize binâen ve Üstâdımız nâmına ve Risâle-i Nûr hesabına olarak Hristiyan ve dîn-i Îsevî âlimlerinden Amerikalı bir zâta şu şekilde verilmiştir. Abdurrahmân konuşuyor dinsizliğin sür‘atle yayıldığı şu zamanda, beşeriyetin saâdet ve selâmeti için Müslüman ve Hristiyan dindârların ittihâd ederek dinsizliğe karşı cephe almaları mecbûriyeti hâsıl olduğundan, bu ma‘nevî mes’ûliyetten kurtulmak için, Îsevîlik dininin mümessili sıfatını sizde görerek bu kudsî hizmet için sizinle görüşüyorum. Risâle-i Nûr Kur’ân-ı Kerîm’den tereşşuh etmiş hikmetli, kıymetli bir eserdir. Bu eser istenilirse verilir.

454

Kitabı açtım: Bakınız, bu bir kütübhânedir. İsterseniz maa’l-memnûniye bedelsiz, menfaatsiz, sırf Allâh rızâsı için vereceğiz. diye verilmiştir. Kitabların bedelsiz ve sırf el yazısıyla yazılmış olmasını hayretle takdîr ederek memnûniyetle kabûl ve iki ay kadar tedkîk ve mütâlaadan sonra eserlerde görülecek kıymet ve hakîkatin göstereceği îcâbâta göre Risâle-i Nûr’un tamamını isteyeceklerini söylediler.

Ey Azîz Üstâdımız, şu zerrecik hizmetin sümbüller ve meyveler vermesini ve âlem-i beşeriyeti dinsizlikten kurtarmak için Cenâb-ı Hakk’tan müstecâb duâlarınızla, Risâle-i Nûr’un muzafferiyetle, gālibiyetle, umûm kalpleri teshîr ve fikirleri nûrlandırmasını niyâz etmenizi ta‘zîm ve hürmetlerimizle mübârek el ve ayaklarınızdan öperek diliyoruz. Efendim hazretleri.

وَمِنَ اللّٰهِ التَّوْفٖیقُ اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُٓ اَبَدَ الْاٰبِدٖینَ

Günâhkâr ve âciz ve fakîr ve dâimâ yardım, himmet ve duâlarınıza çok muhtâç çok kusûrlu talebe ve hizmetkârınız Nazîf Çelebi

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç