EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

421

Isparta Medresetü’z-Zehrâsı’nın parlak bir Medrese-i Nûriyesi olan Sava’da o medresenin mübârek Üstâdının hafîdi Ahmed’in samîmî bir târifnâmesidir. Lâhika’ya geçirilsin.

(145)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

1

Her eserden daha nûrlu Sözleri

Her kitabdan daha şevkli Lem‘aları

Bu asırda bulunmaz bunların hiç değeri

Zîrâ meşgūl olanlardan giderir gamı, kederi.

2

Tek bir kelimesi bin elmasa bedeldir

Nûr eserler bütün eserlerden güzeldir

Görünmüyor bunların şimdi benzeri

Nûr bahridir hep Sözleri, Mektûbât’la Lem‘aları.

3

Bu nûrların te’sîrlidir sözleri

Her birisi semâ-yı Kur’ânın parıldayan yıldızı

Türk vatanı bu nûrların zuhûr eden menba‘ı

Üstâdımın hediyesi, hem Kur’ân’ın tefsîri.

422

4

İlimlerin kaynağıdır bu nûrlar elbet

Îmânların miftâhıdır bu eserler elbet

Görmek istemeyenler dîvânedir elbet

Îmân ile hizmet edeni mes‘ûd eder elbet.

5

Ey nûrlar, gözüm açıp gördüm sizi

Hem yazdım okuyarak sevdim sizi

Nûrunla açtın gözümüzü, ettin iknâ‘ kalbimizi

Budur emelimiz, râh-ı hidâyetten ayırma bizi.

6

Yoluna kurban olayım ey güzel nûrlar

Seninle kalbimize doluyor îmânla sürûrlar

Muvakkat bir zaman hicrânınla oldumsa mahzûn

Yakında bahr-ı ummânına girip olurum memnûn.

7

Âh, ben küçükten beridir nûr içinde yaşadım

Âh, ne çâre asker olup ağlayarak ayrıldım

Kırk bir aydır bu nûrları düşündükçe özledim

Kavuştur Allâh’ım bu nûrlara diye gözledim.

8

Sakın arkadaş çirkin ellere kaptırma, tanı

Düşün ki çoktur arayıp da bulamayanı

423

Bulmak isteyen dolaşsın Konya Afyon’u

İ‘mâlâthânesini Isparta’da bulur menba‘ını.

9

Ey bu zamanda gaflet zulmetinde kalan vatandaş

Ey bu nûrlardan mahrûm kalan arkadaş

Derdine dermân, kalbine îmân bulmak istersen

Bu nûrları her yerde arayıp bulmaya çalış.

10

Gezme sergerdân, nûr dâiresinde tahkîkî îmân

Buna şâhid kalb-i selîm, hem de bozulmayan vicdân

Her zulmete ziyâ, her derde devâdır güyâ bir Lokmân

İçinde istif edilmiş eczâcısı Üstâd Bedîüzzamân.

11

Buna şâhid başta Hazret-i Kur’ân-ı Azîmüş-şân

Ediyor isbat otuz üç âyâtıyla ayân

Gösterdi bize Hazret-i Alî ra şecâatte aslan

Hem pîr-i muazzam كُنْ قَادِرِیَّ الْوَقْتِ ile ediyor i‘lân

12

Hem bunları te’yîd ediyor binlerce velî

Ediyor kanâat Allâh’ın sevgili kulu

Bakıp da göremiyor başka doğru bir yolu

Allâh’ın emrini tutmayanlar hepsi de deli.

424

13

Canım fedâdır ey Risâle-i Nûr senin yoluna

Hakîkî olayım kardeş nâşirine hâdimlerine

Hiç görülmüyor benzeyen senin hakîkatlerine

Canım fedâ olsun Risâle-i Nûr, hem de müellifine.

14

Derdlere dermân, kalplere îmân nûru

Her tarafa şân verir, düşmanın kalbine sızı

Bir seher yıldızı bu nûrların yüzü

Kırk bir aydan beridir rûhum arzular sizi.

15

Anadolu sînesinde doğup parladın

Ehl-i îmâna müjdeler verip etrafına topladın

Ehl-i gaflet dehşet alıp zulümlerle saldırdı

Nihâyette mağlûb edip onları da susturdun.

16

Her yerde hayretle zikrolunur nâmın

Gökyüzüne çıkmak mıdır muradın

Şüphe yok ki bir urvetü’l-vüskāsın

Hep yolunda can vermektir muradım.

17

Fedâ edeceğim yolunda cismimi elbet

Fânî cismim seninle bâkîleşir elbet

425

Ey mübârek Risâle-i Nûr lübb-ü şerîat

Azmimiz Allâh’a kulluk, hem Peygambere ümmet.

18

Hayatımdan kıymetlidir Risâle-i Nûr

Hem rûhumdan izzetlidir Üstâdım

Ne hoştur sizinle kavuşmak Üstâdım

Mukadder olursa terhîste varmaktır muradım.

19

Aklaşmış saçlarının her teli nûrlar saçar

Her görünüşte yeni nûrlu bir ufuk açar

Sana hakîkî talebe olanlar ey nûr, nefs-i emmâreden geçer

Münâfıklar nûrdan kaçar, mütehayyirler hayretle bakar.

20

Çok büyük ni‘metsin İslâm denen millete

Hâdimlerini tattırıyorsun elemsiz bir lezzete

Elbette uhrâda kavuşturacaksın hüsn-ü âkıbete

Budur gelmekten maksûd bu dâr-ı mihnete.

21

Mâdem ki hep Allâh’a kul, Peygambere ümmetiz

Cümlemizi Risâle-i Nûr dâiresine çiz

Neler çektik bu nûrları görmeden biz

Şimdi eriştik nihâyetsiz bir nûra biz.

426

22

Bundan sonra ölsek de hiç gam yemeyiz

Taklîd iken oldu tahkîk îmânımız

Nûrlar ile oldu rehber Üstâdımız

İnâyetlerle ömrünü etsin müzdâd yezdânımız.

Çok muhterem Azîz Üstâdım,

Kırk bir aydan beri Risâle-i Nûr’un dersinden nîm mahrûm olduğumdan çok müteessirim. Binâenaleyh zihnimde kalan bâkiye-i nûrun şevkiyle ve kardeşlerimizin kasîdelerinden pederimin bana mektûb yerine göndermesiyle akl-ı perişanımla şu müşevveş, perişan vecîzelerimi yazıp sunuyorum.

Kusurumun affıyla kabûlünü temennî ile kemâl-i hürmetle el ve ayaklarınızı öperek duânızı taleb ederim efendimiz hazretleri.

Medrese-i Nûriye Üstâdının torunu Risâle-i Nûr şâkirdlerinden Ahmed

427

[146]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Medrese-i Nûriyenin eski ma‘sûmlarından Ahmed’in bu güzel ve hâlis fıkrasını, umûm Sava ma‘sûmlarının ve kahramanlarının nâmına Lâhika’ya yazdık. Mâşâallâh, Bârekallâh Mübârek Hâcı Hâfız Mehmed’in tâm ona benzer bir kıymetli hafîdi olduğunu gösterdi.

Sâniyen: Safranbolu’da nûrun ehemmiyetli şâkirdlerinden Hıfzı’nın iki ma‘sûm mahdûmları biri on bir, biri de sekiz yaşlarında, Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yazdıkları ve bitmek üzere diye o ma‘sûmlar bana bir mektûb yazmaları, beni fevkalâde sevindirdi.

Sâlisen: Bu kışta bana verilen elîm sıkıntıların bir sebebi: Selâniklilerin istibdâd-ı mutlakları, serbest fırkalarla kırılmasına yardımım olmasın diye beni herkesten tecrîd ettiler. Hâlbuki Risâle-i Nûr, binler diller ile benim bedelime konuşuyor, küfrü, irtidâdı kırıyor, anarşiliği bozuyor. Umûma selâm.

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

428

(147)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رِسَالَةِ عَصَا مُوسٰٓی اٰمٖینَ

Çok Azîz, tâm Sıddîk, Hakîkî Kardeşlerim,

Evvelâ: Sizin gönderdiğiniz Asâ-yı Mûsâ nüshalarını tashîh ederken gördüm ki, pek çok ma‘nevî bahçeleri içine almış bir büyük ve kudsî bahçedir. Herkes her bir hakîkatine muhtâç olmazsa da, herhalde her tâife ondan istifâde edebilir ve hisse alır. Sonra tenkîd nazarıyla baktım. İlmen ve aklen ve mantıken bir medâr-ı i‘tirâz bulmadım. Yalnız bazı müşevveş hâletlerde ve acelelikle te’lîf edilmesinden ve müstensihlerin sehivlerinden gelen bazı kusurlar var. Fakat o koca cennet bahçesinde o kusurları affettirecek çok parlak mehâsini var. İnşâallâh bu risâle yazıcılarına pek çok sevâbları ve dâimî hasenâtları onların defter-i a‘mâllerine yazacak.

Sâniyen: İlm-i mantıkta kaziye-i makbûle, yani avâm-ı nâs, mu‘temed ve makbûl zâtların bir mes’elede kabûllerini huccet ve bürhân yerinde o mes’elenin tasdîkine kâfî görüp îmân eder. O hâlde o zâtlara hüsn-ü zan kırılmamak lâzımdır. Ama Risâle-i Nûr ve bilhassa bu risâle ise, mantıkın en kuvvetli ve en yakînî olan bürhânlı ve

429

mantıkça evveliyât ve yakîniyât kaziyelerindendir ki, müellifine bakmaz. Yalnız huccetlerine bakar. Onu söyleyen adam bozulsa veya çürütülse ve ne olsa olsun hiç zarar vermez. Ve bu hakîkate binâendir ki, bu ehemmiyetsiz ve çok kusûrlu şahsımı düşmanlar tarafından çürütülmesi ve benim de bilâ-pervâ şahsen âdîliğimi ve kusurlarımı i‘tirâf etmekle, Risâle-i Nûr’un yüksek kıymetine bir zarar vermiyor.

Sâlisen: Risâle-i Nûr başka kitablara benzemez. Kelimelerinde, hatta bazen harfler ve noktalarında ehemmiyetli mes’eleler bulunur. Bir harfin veya bir noktanın yanlışıyla bozulur, mes’ele değişir. Bunun için tashîhe çok dikkat lâzımdır. Belki kitabet kadar mühimdir. Ben çok zayıf düştüğümden yoruluyorum. Benim bedelime, yazan zât bir def‘a güzelce mukābele etsin, sonra bana göndersin.

Kardeşlerimin hâs kısmı çoğu Arabî bilmediğinden, hem telaffuzca bazen ح خ okunmasından harekelerde ve ح خ yazılmasından ben zahmet çekiyorum. Meselâ bir tek nüshada kırk def‘a محتاج veya احتیاج احتیاط, مختاج ve اختیاج ve اختیاط yazılmış. ح خ olmuş. Asâ-yı Mûsâ’nın âhirindeki Arabînin âhir sahîfesinde بِاَنَّا نَشْهَدُ بِاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَنَبِیُّكَ den tâ حَبٖیبُكَ وَرَسُولُكَ ye kadar yirmi sıfatlar zamme ister. Hâlbuki kesre yazılmış. Ve bu küçücük kusur ile beraber, hakîkaten bu nûr yazıcıları pek hârika bir şevkle ve dikkatle eski zaman kahraman mücâhidlere omuz omuza ve kalemleri o mücâhidlerin kılınçlarına müsâvî gelecek

430

bir fedâkârlık gösteriyorlar, sarsılmıyorlar. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn onların sahîfe-i hasenâtlarına yazdıkları her bir harf-i nûrînin bedeline bin hasene yazdırsın. Âmîn.

Râbian: Bizi tahammül fevkinde sıkan istibdâd-ı mutlak, şimdi hâricî te’sîriyle ayrılmış, iki parça olmuş gibidir. Nûrculardan hem korkuyorlar, bahâneler arıyorlar. Hem yardımını kazanmak fikriyle belki okşayacaklar. Fakat biz dünyaya siyâsete bakmadığımızdan yalnız hangi parça şeâir-i İslâmiyenin ta‘mîrine ve dehşetli bid‘aların tahfîfine ve nûrların tab‘ına çalışsa, elbette nûrcular îmân ve Kur’ân hizmeti cihetiyle ona yardımcı olacak. Burada hatîât netîcesinde bereket kalkmasıyla çok bîçâreler aç ekmeksiz kalıp gizli bir komite, bir ecnebî hesabına onları bir cihette isti‘mâl etmeleri ihtimâli var ki, burada yüzer kadın çocuklar toplama sûretinde ekmek için musırrâne hükûmete mürâcaat ettiklerinden anladım. Onun için temkînli ve ihtiyâtlı bulunmak gerektir.

Hâmisen: Ahmed Nazîf’in arkadaşlarının yazdıkları Asâ-yı Mûsâ nüshalarını güzelce tashîhten sonra size ve siz dahi bana gönderiniz. Onun harâretli ve samîmî mektûbunun çizgiler içindeki kısmını Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderiyoruz. Umûmunuza selâm ve duâ

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

431

Ahmet Nazîf’in mektûbudur.

(148)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ رِسَالَةِ النُّورِ وَعَصَا مُوسٰی

Ey sabır ve tahammülde bî-misâl, şefkat ve merhamette yektâ, bütün ömür ve hayatını hizmet-i Kur’âna hasretmekle mûrislerinin hakîkî vârisi olduğunu onuncu def‘a olarak zehirlenmekle fütûrsuz kahramânâne isbat eden büyük Üstâd Bu kudsî gāye uğrundaki son kazânızın mübârek ve İnşâallâh sonuncusu olmasını ve artık her nevi‘ tecrübelerinin hile ve hud‘a ve desîselerinin fâidesizliğini anlayan münâfık mel‘ûnların ya ıslâh veya helâkini Kahhâr, Cebbâr olan Kādir-i Mutlak hazretleri’nden niyâz ediyoruz.

İştiyâkla hasretini çektiğim sevgili Üstâdım, vasiyetnâmenin tevlîd ettiği teessür ve acılarıyla sûikastlerin tevâlîsi elem ve kederleriyle müteellim ve kederli iken, yaptıkları her türlü zulüm ve mel‘anetleri memleketin her tarafında perde altında yapılmakta ve bu havâlîde de fa‘âliyetleri görülmektedir. Aldırış edilmemekle beraber, iki kardeşimizle bir araya gelmek imkânını bırakmamaktadırlar.

432

Zamanın şu zulmetli devrinde bir misli daha ağır zulümlerini Üstâdımızın omuzlarına yükletmelerine tahammülümüz kalmıyor. Fakat ne çâre Çâresiz derdlere düştüm, Lokmân bîhaber işte şu hâller karşısında Üstâdımızın yardımına maddeten koşmak velev ki sözle olsun yarasına merhem olmak çâresini ancak یَا صَبُورُ da görmekteyiz. Ve bu müdhiş ızdırâbın pençesi altında ezilmekteyiz. Buna bir çâre var, arıyoruz, arıyoruz, Ama bulamıyoruz. Çalışıyoruz, hem dört el, dört dil, sekiz gözle arıyoruz, çalışıyoruz. İnşâallâh Cenâb-ı Hakk lütf u kereminden ihsân edinceye kadar bu ince hastalığın tedâvisine sabır ve tahammülü ilaç ve tiryâk yapmaktan ve usanmamaktan şimdilik başka çâremiz olmadığını anlıyorum. Yalnız bir ümîdimiz vardır, İnşâallâh muvaffak oluruz. Duânızla intişâra çıkarılan Asâ-yı Mûsâ Mecmûası ve Mu‘cizât-ı Ahmediye asm Risâlesi yakında İnşâallâh inâyet ve kerem-i İlâhî ile Âyetü’l-Kübrâ’nın kazandığı zaferden daha büyük zafer-i ma‘nevîye mazhar edeceğine îmân etmekteyim. O mübârek Asâ-yı Mûsâ aleyhisselâm’ın gösterdiği o büyük zaferi Üstâdımız efendimize de ihsân buyurmasını, bir haftadan beri gece gündüz Cenâb-ı Hakk’tan duâ ve niyâz ediyorum. Siz Üstâdımın da bu kudsî hizmet uğrunda selâmet ve muvaffakiyet ve İnşâallâh İncîl-i Şerîf’in Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’a dehâlet ve ittifâkına büyük bir vesîle olmasını müstecâb duâlarınızı diliyorum

وَمِنَ اللّٰهِ التَّوْفٖیقُ

433

Azîz ve çok kıymetli Üstâdım, birâderzâdeniz İstanbul’dadır. Sâlih Efendi’yi görecek. Bi’l-istişâre, belki nâmınıza Ankara’ya bir istid‘â verecekler. Nakil meselesine de çalışacak. Fakat kıymetli Üstâdım, her yer karanlık İnşâallâh bu zulmeti artık Asâ-yı Mûsâ’nın parçalamasını temennî ve niyâz edelim İnşâallâh. Ey şefkatli Üstâdım, sizin o mübârek pîr-i fânî vücûdunuzu ortadan kaldırmak isteyen ahmak, şaşkın dînsizler ki, ifnâsını istemekle meydanı boş bulacağız mı zannediyorlar? Heyhât behey âbdâllar kendinize daha fazla fenâlık yapıyorsunuz. Eliniz ile başınıza bin türlü belâyı geçiriyorsunuz. Behey mel‘ûnlar Saîd’in ölümü dirisinden pek fazla başınıza belâdır. Hem fikr-i mel‘anetinizle o kudsî ve mübârek ve yegâne ve dünyaca tanınmış olan Bedîüzzamân’ın yeniden bütün dünyaya kudsiyetini, haseb ve nesebini, hizmet ve kudsî vazîfesini cihâna i‘lân etmiş oluyorsunuz. Bu mel‘anetiniz sizin aleyhinizdedir. Lehinize olan ancak o mübâreği taltîf etmekle, takdîr etmekle, tarziye vermekle, emrini tutmak şöyle dursun, belki ona karışmamakla olur.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Günâhkâr, kasîrü’l-fikir, çok kusûrlu ve dâimâ ıslâh ve duânıza muhtâç talebe ve hizmetkârınız Ahmet Nazîf Çelebi

434

(149)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Bu yeni kardeşimiz Yeşil Sâlih, hem ihtiyâr, hem hasta olmasından Risâle-i Nûr’a samîmî bir şâkird olabilir. Benim bedelime siz ona yazınız ki, senin bu hâlis alâkadârlığın için, Saîd seni umûm ma‘nevî kazancına hâs nûr şâkirdleri içinde her gün müteaddid def‘a hissedâr ediyor. Ve teşekkür ve selâmlarımı teblîğ ediniz. Ve dâhiliye vekîline yazdığı mektûbun dünyaca ehemmiyetsiz olan istirâhatim cihetinde değil, belki yalnız nûrların intişârına ve serbestiyetine hizmet noktasında siz ne lâzımsa düşünürsünüz, yaparsınız.

Sâniyen: İkinci vazîfe-i nûriyeye başlayanlar, iki zeyilli Mu‘cizâtların âhirlerinde Onuncu Söz’ü zeyli ile beraber yazsınlar. İnşâallâh bu ikinci vazîfe-i kudsiye mu‘cizâne fütûhât yapacak.

Sâlisen: Bana gönderdiğiniz Asâ-yı Mûsâ’dan bir nüsha cildsiz, yalnız sarı kâğıt cild olmuş. Husrev’in yazısına bir parça benzer, fakat üstünde Mustafâ ismi var. O kimdir? Hangi Mustafâ’dır? Hem nüshanın üstünde on üç yaşında Hatîce, Ahmed’in kızı yazılmış. Bu Ahmed hangi Ahmeddir? Hem ona, hem kızına bin Bârekallâh bu yaşta bu koca kitabı, hem dikkatli, tevâfuklu,

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç