EMİRDAĞ LÂHİKASI 1. CİLD

416

gördüm. Hem ona, hem hapiste görüştüğüm kardeşlerimize, hem Hasan Feyzî ve Hâfız Mustafâ ve arkadaşlarına binler selâm.

اَلْبَاقٖی هُوَ الْبَاقٖی

Umûm kardeşlere selâm ve duâ eden ve duâlarınızın tiryâk gibi te’sîrini gören kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

Mehmed Feyzî ve Emîn’in mektûbudur.

(144)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz ve çok Mübârek ve çok Sevgili Üstâdım Efendim Hazretleri,

Evvelâ hürmetle el ve ayaklarınızdan öper, saâdetler içinde hayırlı ömürler ve âfiyetlerinizi Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn’den niyâz eder, kusurumun affını istirhâm ederim. Sâniyen hayâtımda sevgili Üstâdımdan sonra ziyâde sevdiğim ve husûsî hizmetini yapmakla mütelezziz olduğum merhûme vâlide, iki senedir dağdağa-i dünyâdan âlem-i nûra istirâhate geçmeye şevkle hazırlanıyordu. Rebîü’l-evvelin on ikinci Cum'a gecesinde Rahmet-i Rahmâna kanat açarak, mübârek kardeşimizin Ahmed Husrev

417

ve şehîd Merhûm Hâfız Alî rh Efendi kardeşimizin mübârek vâlidelerinin gittiği âleme bu üçüncü Âişe ismindeki rahmetullâhi aleyhâ vâlide dahi tayerân etti.

Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn, başta sevgili mübârek Üstâdımız olarak umûm Risâle-i Nûr şâkirdlerine hizmet-i nûriyeye müsâid hayırlı ömürler ihsân buyursun. Âmîn.

Sevgili Üstâdım, her zaman Risâle-i Nûr, talebelerinin imdâdına yetiştiği gibi, bu def‘a dahi hem ma‘sûme ve ihtiyâre bir şâkirdi ve hem bu miskîn, âciz, tembel, kusûrlu, bîçâre bir talebesinin vâlidesi olması münâsebetiyle, öyle hârika bir sûrette yetişti, imdâdına koştu ki, bizi hayretler içinde bıraktı. Şöyle ki: Bu iki senedir çok teselliye muhtâç olan hastalığının imtidâdında, şifâ-yı hakîkîyi ve nûr-u tesellîyi veren derslerini, husûsen Hastalar ve İhtiyârlar Risâleleri ve Yirminci Mektûb ve Yirmi Birinci Mektûb ve On Yedinci Söz’ün Birinci Makamı gibi hakîkat-i mevti bildiren nûrlu derslerini âb-ı zemzem gibi mükerreren ders alıp hâline tâm bir sabır içinde şükretmesi; ve sekerâtında yine Risâle-i Nûr’un hâlis şâkirdleri haber verilmediği hâlde, birden bire gelip Sûre-i Yâsîn ve Sûre-i İhlâs ve سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖیمٍ tilâvetleri ve tevhîd sadâları içinde hiç şaşırmadan beraber okuyarak tekmîl-i enfâs etmesi; ve hatta o gece sabaha kadar Risâle-i Nûr şâkirdleri tarafından kefeni üzerinde Sûre-i Yâsînler ve Cevşenü’l-Kebîrler, Hizb-i Nûrîler ve salavât-ı şerîfeler ve Duâ-yı Rahmânlar

418

okunup hem Üstâdımıza, hem merhûme vâlideye, hem bütün Risâle-i Nûr şâkirdlerine duâlar edilmesi; ve sabahta yine haber verilmediği hâlde İnebolu’dan Salâhaddîn, Devrekânî’den Ahmed Kureyşî, Daday’dan Fuâd kardeşlerimiz Asâ-yı Mûsâ’ya âit vazîfe ile gelip defninde hazır olmaları gibi çok alâmetler emâreler var ki, Üstâdına ve Risâle-i Nûr şâkirdlerine kesretle duâ eden, hatta uykuda iki eli mütemâdiyen açık yatmayı bizim hapsimizden sonra kendine âdet eden o vâlideye bu bîçâreler muîni olan Risâle-i Nûr imdâdına yetişip hüsn-ü âkıbetine vesîle olduğuna şüphemiz kalmadı. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّٖی

Sevgili kıymetdâr müşfik Üstâdım, zât-ı âlînizin hayatı bana her şeye bedel, kâfî ve vâfî ve medâr-ı tesellîdir diye vâlidenin müfârakatinden gelen teessürü izâleye çalışıp, hemen Risâle-i Nûr’un nûr-u tesellîyi veren derslerine mürâcaat ettiğim bir hengâmda, birden bire sevgili Üstâdımızın vasiyet etmekte olduğunu haber veren ve bir bedbaht tarafından zehir vermeye cesâret edildiğini iş‘âr eden gāyet heyecanlı ve acıklı ve hüzünlü bir nâmelerini aldık. Hüzün hüzün üstüne, musîbet musîbet üstüne geldi. Âh, öyle mahzûn olduk ki, sanki bütün âlem hüzünle dolmuş gibi oldu. Gözlerimiz kanlı yaşlarla doldu. Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn sevgili Üstâdımızın firkatini göstermesin. Âmîn Âmîn Âmîn.

419

Ey sevgili Üstâdımız; ve ey ism-i Nûr’a mazhar Saîdü’n-Nûrsî, اَلسَّیّدْ بدیع الزّمان سَلَّمَهُ اللّٰهُ تَعَالٰی; ve ey otuz üç âyât-ı Kur’âniyenin husûsî iltifâtına nâil

ve ey یَكَادُ زَیْتُهَا یُضٖٓئُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰی نُورٍ âyetinin bir sırrına ve وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْیُنِنَا âyetinin bir iltifâtına mazhar; ve ey اَقِدْ كَوْكَبٖی بِالْاِسْمِ نُورًا وَبَهْجَةً مَدَی الدَّهْرِ وَالْاَیَّامِ یَا نُورُ جَلْجَلَتْ münâcât-ı haydarîyeye bir mâsadak; ve ey فَیَا مُنْشِدًا نَظْمٖی فَقُلْهُ وَلَا تَخَفْ فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَیْنِ الْعِنَایَةِ ile müeyyed; ve ey فَالْوَاصِلُ اِلٰی سَاحِلِ السَّلَامَةِ هُوَ السَّعٖیدُ الْمُقَرَّبُ tebşîriyle mübeşşer; ve ey yüz elliyi mütecâviz âsâr-ı bedîa-i i’câzkârânenle tabîiyyûnluk ve maddiyyûnluk fikr-i küfrîsini öldürüp nev‘-i beşeri küfr-ü mutlak bataklığından sâhil-i selâmete çıkaran hârika-i kudret; ve ey münevver kalbi ağrâz-ı dünyâdan pâk olduğu hâlde, yetmiş sene bu dine hizmet eden Muhyiddîn;

Ve ey vâris-i kitabullah; ve ey vâris-i Resûlullâh; ve ey اٰیَةٌ خَارِقَةٌ مِنْ اٰیَاتِ اللّٰهِ; ve ey قُرَّةَ الْعُیُونِ لِطَلَبَةِ رَسَائِلِ النُّورِ; ve ey ilmen, ahlâken, etvâren, ahvâlen ve ef‘âlen bir hazîne-i maârif ve bir sefîne-i kemâlât ve bir numûne-i imtisâl; ve ey Risâle-i Nûr şâkirdlerine bir mir’ât-ı tecelliyât; ey Allâme-i muhakkik; ey ma’den-i hamiyet ve şefkat; ve ey Eflâtûnlara ve Fârâbîlere ve İbn-i Sînâlara bir kütübhâne-i hikmet ve hakîkat olan Sevgili Üstâd, اَلسَّیّدْ سَعٖیدُ النُّورْسِی, Risâle-i Nûr isminde sende tulû‘ eden

420

şemsü’ş-şümûs-u ma‘nevî kemâl-i haşmetle tele’lü edip ebeden parlayacak. Hem senin mâ-i hayâta kanmış ve bekā-yı billâha mazhar olmuş hakîkî vücûduna aslâ gelmez fenâ

Eğer kabûl olursa rûh u cânımız olsun sana kurban. Rabb, bihakk-ı sırr-ı Furkān, gelmesin Üstâdımıza ziyân. O nûru söndürmek isteyen şakî, müba‘id, muazzib, İsm-i Kahhâr hürmetine kahrolsun. O zehir vermeye cesâret eden el kurusun. Yâ Rab, بِحَقِّ اسْمِكَ الْاَعْظَمِ ve بِحَقِّ حقائقِ رسائلِ النور, Üstâdımızı سَلَّمَهُ اللّٰهُ تَعَالٰٓی اِلَی الْاَبَدِ maddî ve ma‘nevî her türlü taarruzdan masûn eyle. Âmîn Âmîn Âmîn.

Orada bulunan umûm kardeşlerimize ayrı ayrı selâmlar ve duâlar eder ve duâlarını ister ve tekrar sevgili Üstâdımızın el ve ayaklarından öper, hayır duâlarını gözler, âfiyetlerini Cenâb-ı Erhamü’r-râhimîn'den niyâz ederiz. Abdülmecîd Efendi’ye gönderilecek nûrlar hakkındaki emîrnâmenizi aldık. Bundan sonra da aldığımız nûrları kendisine göndereceğiz inşâallâh.

Çok kusûrlu fakat üstâdlarının affını bekleyen bîçâre âciz talebelerinizden Feyzî ve Emîn

421

Isparta Medresetü’z-Zehrâsı’nın parlak bir Medrese-i Nûriyesi olan Sava’da o medresenin mübârek Üstâdının hafîdi Ahmed’in samîmî bir târifnâmesidir. Lâhika’ya geçirilsin.

(145)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

1

Her eserden daha nûrlu Sözleri

Her kitabdan daha şevkli Lem‘aları

Bu asırda bulunmaz bunların hiç değeri

Zîrâ meşgūl olanlardan giderir gamı, kederi.

2

Tek bir kelimesi bin elmasa bedeldir

Nûr eserler bütün eserlerden güzeldir

Görünmüyor bunların şimdi benzeri

Nûr bahridir hep Sözleri, Mektûbât’la Lem‘aları.

3

Bu nûrların te’sîrlidir sözleri

Her birisi semâ-yı Kur’ânın parıldayan yıldızı

Türk vatanı bu nûrların zuhûr eden menba‘ı

Üstâdımın hediyesi, hem Kur’ân’ın tefsîri.

422

4

İlimlerin kaynağıdır bu nûrlar elbet

Îmânların miftâhıdır bu eserler elbet

Görmek istemeyenler dîvânedir elbet

Îmân ile hizmet edeni mes‘ûd eder elbet.

5

Ey nûrlar, gözüm açıp gördüm sizi

Hem yazdım okuyarak sevdim sizi

Nûrunla açtın gözümüzü, ettin iknâ‘ kalbimizi

Budur emelimiz, râh-ı hidâyetten ayırma bizi.

6

Yoluna kurban olayım ey güzel nûrlar

Seninle kalbimize doluyor îmânla sürûrlar

Muvakkat bir zaman hicrânınla oldumsa mahzûn

Yakında bahr-ı ummânına girip olurum memnûn.

7

Âh, ben küçükten beridir nûr içinde yaşadım

Âh, ne çâre asker olup ağlayarak ayrıldım

Kırk bir aydır bu nûrları düşündükçe özledim

Kavuştur Allâh’ım bu nûrlara diye gözledim.

8

Sakın arkadaş çirkin ellere kaptırma, tanı

Düşün ki çoktur arayıp da bulamayanı

423

Bulmak isteyen dolaşsın Konya Afyon’u

İ‘mâlâthânesini Isparta’da bulur menba‘ını.

9

Ey bu zamanda gaflet zulmetinde kalan vatandaş

Ey bu nûrlardan mahrûm kalan arkadaş

Derdine dermân, kalbine îmân bulmak istersen

Bu nûrları her yerde arayıp bulmaya çalış.

10

Gezme sergerdân, nûr dâiresinde tahkîkî îmân

Buna şâhid kalb-i selîm, hem de bozulmayan vicdân

Her zulmete ziyâ, her derde devâdır güyâ bir Lokmân

İçinde istif edilmiş eczâcısı Üstâd Bedîüzzamân.

11

Buna şâhid başta Hazret-i Kur’ân-ı Azîmüş-şân

Ediyor isbat otuz üç âyâtıyla ayân

Gösterdi bize Hazret-i Alî ra şecâatte aslan

Hem pîr-i muazzam كُنْ قَادِرِیَّ الْوَقْتِ ile ediyor i‘lân

12

Hem bunları te’yîd ediyor binlerce velî

Ediyor kanâat Allâh’ın sevgili kulu

Bakıp da göremiyor başka doğru bir yolu

Allâh’ın emrini tutmayanlar hepsi de deli.

424

13

Canım fedâdır ey Risâle-i Nûr senin yoluna

Hakîkî olayım kardeş nâşirine hâdimlerine

Hiç görülmüyor benzeyen senin hakîkatlerine

Canım fedâ olsun Risâle-i Nûr, hem de müellifine.

14

Derdlere dermân, kalplere îmân nûru

Her tarafa şân verir, düşmanın kalbine sızı

Bir seher yıldızı bu nûrların yüzü

Kırk bir aydan beridir rûhum arzular sizi.

15

Anadolu sînesinde doğup parladın

Ehl-i îmâna müjdeler verip etrafına topladın

Ehl-i gaflet dehşet alıp zulümlerle saldırdı

Nihâyette mağlûb edip onları da susturdun.

16

Her yerde hayretle zikrolunur nâmın

Gökyüzüne çıkmak mıdır muradın

Şüphe yok ki bir urvetü’l-vüskāsın

Hep yolunda can vermektir muradım.

17

Fedâ edeceğim yolunda cismimi elbet

Fânî cismim seninle bâkîleşir elbet

425

Ey mübârek Risâle-i Nûr lübb-ü şerîat

Azmimiz Allâh’a kulluk, hem Peygambere ümmet.

18

Hayatımdan kıymetlidir Risâle-i Nûr

Hem rûhumdan izzetlidir Üstâdım

Ne hoştur sizinle kavuşmak Üstâdım

Mukadder olursa terhîste varmaktır muradım.

19

Aklaşmış saçlarının her teli nûrlar saçar

Her görünüşte yeni nûrlu bir ufuk açar

Sana hakîkî talebe olanlar ey nûr, nefs-i emmâreden geçer

Münâfıklar nûrdan kaçar, mütehayyirler hayretle bakar.

20

Çok büyük ni‘metsin İslâm denen millete

Hâdimlerini tattırıyorsun elemsiz bir lezzete

Elbette uhrâda kavuşturacaksın hüsn-ü âkıbete

Budur gelmekten maksûd bu dâr-ı mihnete.

21

Mâdem ki hep Allâh’a kul, Peygambere ümmetiz

Cümlemizi Risâle-i Nûr dâiresine çiz

Neler çektik bu nûrları görmeden biz

Şimdi eriştik nihâyetsiz bir nûra biz.

426

22

Bundan sonra ölsek de hiç gam yemeyiz

Taklîd iken oldu tahkîk îmânımız

Nûrlar ile oldu rehber Üstâdımız

İnâyetlerle ömrünü etsin müzdâd yezdânımız.

Çok muhterem Azîz Üstâdım,

Kırk bir aydan beri Risâle-i Nûr’un dersinden nîm mahrûm olduğumdan çok müteessirim. Binâenaleyh zihnimde kalan bâkiye-i nûrun şevkiyle ve kardeşlerimizin kasîdelerinden pederimin bana mektûb yerine göndermesiyle akl-ı perişanımla şu müşevveş, perişan vecîzelerimi yazıp sunuyorum.

Kusurumun affıyla kabûlünü temennî ile kemâl-i hürmetle el ve ayaklarınızı öperek duânızı taleb ederim efendimiz hazretleri.

Medrese-i Nûriye Üstâdının torunu Risâle-i Nûr şâkirdlerinden Ahmed

427

[146]

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ دَٓائِمًا

Azîz, Sıddîk Kardeşlerim,

Evvelâ: Medrese-i Nûriyenin eski ma‘sûmlarından Ahmed’in bu güzel ve hâlis fıkrasını, umûm Sava ma‘sûmlarının ve kahramanlarının nâmına Lâhika’ya yazdık. Mâşâallâh, Bârekallâh Mübârek Hâcı Hâfız Mehmed’in tâm ona benzer bir kıymetli hafîdi olduğunu gösterdi.

Sâniyen: Safranbolu’da nûrun ehemmiyetli şâkirdlerinden Hıfzı’nın iki ma‘sûm mahdûmları biri on bir, biri de sekiz yaşlarında, Asâ-yı Mûsâ Mecmûası’nı yazdıkları ve bitmek üzere diye o ma‘sûmlar bana bir mektûb yazmaları, beni fevkalâde sevindirdi.

Sâlisen: Bu kışta bana verilen elîm sıkıntıların bir sebebi: Selâniklilerin istibdâd-ı mutlakları, serbest fırkalarla kırılmasına yardımım olmasın diye beni herkesten tecrîd ettiler. Hâlbuki Risâle-i Nûr, binler diller ile benim bedelime konuşuyor, küfrü, irtidâdı kırıyor, anarşiliği bozuyor. Umûma selâm.

Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî

428

(147)

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ

اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رِسَالَةِ عَصَا مُوسٰٓی اٰمٖینَ

Çok Azîz, tâm Sıddîk, Hakîkî Kardeşlerim,

Evvelâ: Sizin gönderdiğiniz Asâ-yı Mûsâ nüshalarını tashîh ederken gördüm ki, pek çok ma‘nevî bahçeleri içine almış bir büyük ve kudsî bahçedir. Herkes her bir hakîkatine muhtâç olmazsa da, herhalde her tâife ondan istifâde edebilir ve hisse alır. Sonra tenkîd nazarıyla baktım. İlmen ve aklen ve mantıken bir medâr-ı i‘tirâz bulmadım. Yalnız bazı müşevveş hâletlerde ve acelelikle te’lîf edilmesinden ve müstensihlerin sehivlerinden gelen bazı kusurlar var. Fakat o koca cennet bahçesinde o kusurları affettirecek çok parlak mehâsini var. İnşâallâh bu risâle yazıcılarına pek çok sevâbları ve dâimî hasenâtları onların defter-i a‘mâllerine yazacak.

Sâniyen: İlm-i mantıkta kaziye-i makbûle, yani avâm-ı nâs, mu‘temed ve makbûl zâtların bir mes’elede kabûllerini huccet ve bürhân yerinde o mes’elenin tasdîkine kâfî görüp îmân eder. O hâlde o zâtlara hüsn-ü zan kırılmamak lâzımdır. Ama Risâle-i Nûr ve bilhassa bu risâle ise, mantıkın en kuvvetli ve en yakînî olan bürhânlı ve

429

mantıkça evveliyât ve yakîniyât kaziyelerindendir ki, müellifine bakmaz. Yalnız huccetlerine bakar. Onu söyleyen adam bozulsa veya çürütülse ve ne olsa olsun hiç zarar vermez. Ve bu hakîkate binâendir ki, bu ehemmiyetsiz ve çok kusûrlu şahsımı düşmanlar tarafından çürütülmesi ve benim de bilâ-pervâ şahsen âdîliğimi ve kusurlarımı i‘tirâf etmekle, Risâle-i Nûr’un yüksek kıymetine bir zarar vermiyor.

Sâlisen: Risâle-i Nûr başka kitablara benzemez. Kelimelerinde, hatta bazen harfler ve noktalarında ehemmiyetli mes’eleler bulunur. Bir harfin veya bir noktanın yanlışıyla bozulur, mes’ele değişir. Bunun için tashîhe çok dikkat lâzımdır. Belki kitabet kadar mühimdir. Ben çok zayıf düştüğümden yoruluyorum. Benim bedelime, yazan zât bir def‘a güzelce mukābele etsin, sonra bana göndersin.

Kardeşlerimin hâs kısmı çoğu Arabî bilmediğinden, hem telaffuzca bazen ح خ okunmasından harekelerde ve ح خ yazılmasından ben zahmet çekiyorum. Meselâ bir tek nüshada kırk def‘a محتاج veya احتیاج احتیاط, مختاج ve اختیاج ve اختیاط yazılmış. ح خ olmuş. Asâ-yı Mûsâ’nın âhirindeki Arabînin âhir sahîfesinde بِاَنَّا نَشْهَدُ بِاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَنَبِیُّكَ den tâ حَبٖیبُكَ وَرَسُولُكَ ye kadar yirmi sıfatlar zamme ister. Hâlbuki kesre yazılmış. Ve bu küçücük kusur ile beraber, hakîkaten bu nûr yazıcıları pek hârika bir şevkle ve dikkatle eski zaman kahraman mücâhidlere omuz omuza ve kalemleri o mücâhidlerin kılınçlarına müsâvî gelecek

Risale-i Nur'u uygulamada okuyunDaha iyi okuma deneyimi, kaldığınız yerden.
Uygulamada Aç